UEFA Avrupa Ligi Son 32 Turu İlk Karşılaşması
22:05
1 - 1
  • kralın takımının façasının aşağı indirildiği yıllardı. royal madrid efsanesi, ispanya'yı gururlandırkça, halkların, bask'lıların, katalanya'lıların öfkesi durdurulamıyordu. madrid'de okuyan bask'lı, bibao'lu gençlerin kurduğu atletik'ler ispanya şampiyonu olana kadar elbette.

    aynı yıllarda benzeri şeyler, türkiye'de, istanbul'da yaşanıyordu. galatasaray bir seri yakalamış, ard arda şampiyonluklar kazanıyordu.

    ve 1973 ün tombalası, şampiyon kulüpler macerası, iki takımı karşı karşıya getirmişti. hoş, biz, o zamanlar bize kuralarda ünlü bir takım çıksa da, ünlü futbolcuları seyretsekin derdindeydik. bir tur atladığımız zaman, o maçın kalecisi panter olur çıkardı. atletico çıkıp ta madrid biletleri alındığında birch'ün kalbi yusuf yusuf atıyordu. olası bir hezimet kaçınılmazdı. bir önceki sezonun kupasında bavyera münih-ki dünya kupasını kazanmış alman milli takımıydı- 6-0 yenip paketlemişler, rövanşa turist olarak gelmişlerdi. iki sene üst üste hezimet, tamam bir iddiamız yok ama işin içinde kepaze olmak da vardı.

    gerçi o zamanlar, biz hezimete uğruyoruz diye, diğer takımlar zil takıp oynamıyorlardı ama olsun du. defansımızda tarık namlı bir futbolcu vardı. çoğu maçta oynamazdı. ben diyeyim o zamanın emre aşık'ı. askerdeydi tarık. ve brian birch belki, hezimete kılıf arayarak tutturmuştu.'' tarık'sız galatasaray'ın mesuliyetini taşımam'' atletico madrid'de luis adında bir futbolcu vardı. yani bizde ibrahim neyse, latinlerde luis oydu. 3 kişinin birinin adı luis'di. işte çocuklar luis muis ama devrin messi'si, zidane'siydi.

    tarık'a özel izin alınarak kafileye dahil ettiler. tarık şimdilerde bilmiyorum ama o zamanlar 15 günlüğüne, 210 dakikalığına luis'in ikiz kardeşiydi. maçlar madrid'de başladı, tarık, luis'e kene gibi yapıştı. takım kanije kalesi savunması yapıyordu. ve kalede de yasin panter ünvanını alıp ülkeye dönüyorlardı. cepte 0-0 lık bir beraberlik vardı.

    15 gece sonra mithatpaşa stadyumun gazhane tarafındaki açığında yerimiz almıştık. merak ettiğimiz meşhur luis'deydi dikkatlerimiz. tarık'ın en başta tabi. tac atmaya gitse yanında dikiliyordu. allah bilir otelde yatarken bile baş ucunda nöbet beklemişti tarık. maçın ilk yarısı 0-0 bitti. iddiacılar için bulunmaz bir alt maçıydı. bu maç üş gün üş gece oynansa bu şekilde gol olmayacak gibiydi. yani bizim için ballı ekmek kadayıfı. penaltılara el sıkışıyorduk. maç bitti, biz bir büyük takımı en az yarım saat daha seyredeceğiz, üstüne eleme ihtimalimiz belirdi diye zangır zangır titremeye başladık.

    birinci uzatma golsüz geçildiğinde, alel acele kaleler değişirken, amigo orhan açıktaki elektrik direğine gerilip milleti çökmeye çağırıyordu kısılmış sesiyle. ancak ''bir baba hindi, olsaydı şimdi'' çekebilecek derman kalmıştı. galatasaray'lılardan korkudan ses çıkamazken, ister inanın ister inanmayın, kapalının numaralıyla birleştiği köşeden sarı lacivert el bayraklıların ''re re re, ra ra ra'' tezahüratı sardı bütün boğazı. boğaz deyip abartmıyorum, o zamanlar mithatpaşa'dan çıkan gol sesi kadıköy'den duyulurdu.(gökmen'in maçın sonlarına doğru rapid wien ağlarına yolladığı kafa golü şahittir)

    ne güzel günlerdi onlar, biz de fener'lilere raşit'in gol atıp yendiği psv eindhoven maçında ödemiştik borcumuzu. artık küçücük kalplerimizin üstüne basarak yasin'e bakmaya başladık bütün stad. belli belirsiz bir tedirginlik vardı belki de kalecimizde. 4-5 dakika kala serbest vuruş kazandılar yaya bitişik noktadan. topun başına luis gitmese de, tarık'ın işi zordu. salgado adında bir virtiöz top başındaydı ve tarık o karambolde luis'in tepesinde. o görevini yaptı, top luis'le buluşmadı, ne yazık ki kimseyle buluşamadı.

    top, baraj boyundan, kaleci uçuş hattından, kimsenin hiç bir şey yapmasına imkan tanımadan 90 daki örümcek ağlarını aldı. o an, kadıköy'den duyuldu ruhumuzda ki ölüm karanlığının sesi. 45.000 taraftarın denize giden ahı, bir ekim gecesi, başlamadan bitirmişti ay doğarken mekteb-i sultaniyegahın saltanatını.

    ne zaman sevdiğim bir takım kurada bize düşerse eski zaman sevdalarına geri dönerim. hoş geleceksiniz hoş gideceksiniz, isyancı kırmızılı takım.

    edit; bu meşhur luis, bildiğimiz aragones luis'dir.
  • gotumuzu sikecekler, 5lik olacagiz, amimiza koyacaklar, bu isler neill servet ikilisi ile olmaz, leo franco maci satacak diyen bir grup malin, mac sonrasinda ne diyeceklerini cok merak ettigim karsilasmadir.

    bir de bulent timurkenk; "rijkaard basın toplantısında mağlubiyeti kabullenmiş bir havadaydı." diye tweet atmisti; ona da hediye edelim bu beraberligi.

    simdi samimiyetsizce sevinebilirsiniz, ilk maglubiyette nasilsa gene ayni teraneyi izleyecegiz.

    (bkz: frank rijkaard frank rijkaard oley oley oley)
  • - galatasaray -
    10 şubat 2010 çarşamba : galatasaray-antalyaspor maçı
    11 şubat 2010 perşembe : rejenerasyon çalışması yapıldı.
    12 şubat 2010 cuma : 1 günlük dinlenme.

    antalya kampı
    13 şubat 2010 cumartesi : koordinasyon çalışması ve atletico madrid maçının taktik çalışması gerçekleştirildi.
    14 şubat 2010 pazar (sabah) : kondisyon ve atletico madrid maçının taktik çalışması gerçekleştirildi.
    14 şubat 2010 pazar (akşam) : ilk bölümde teknik bir çalışma ve atletico madrid maçının taktik çalışması gerçekleştirildi.
    15 şubat 2010 pazartesi (sabah) : ilk bölümde teknik bir çalışma ve atletico madrid maçının taktik çalışması gerçekleştirildi.
    15 şubat 2010 pazartesi (akşam) : atletico madrid maçının taktik çalışması ve son bölümde teknik bir çalışma gerçekleştirildi.
    16 şubat 2010 salı : atletico madrid maçının taktik çalışması gerçekleştirildi.

    - atletico madrid -
    14 şubat 2010 pazar : atletico madrid - barcelona maçı
    15 şubat 2010 pazartesi : 1 günlük dinlenme.
    16 şubat 2010 salı : salonda ve sahada hafif kondisyon çalışması gerçekleştirildi.
    17 şubat 2010 çarşamba : galatasaray maçının taktik çalışması gerçekleştirildi.

    programa göre galatasaray 6 antrenmanda atletico madrid maçının taktik çalışmasını yaparken, atletico madrid sadece 1 antrenmanda taktik bir çalışma gerçekleştirdi. ayrıca galatasaray 8 gündür dinlenirken, atletico madrid dünyanın en iyi pas yapan takımına karşı oynadı. futboldan biraz anlayanlar pas yapmanın bir takımı nasıl yorduğunu bilirler. sözun özü futbolun adaleti varsa galatasaray bu maçı kazanır arkadaş.
  • işte bu kadar..şimdi maçı değerlendirelim arkadaşlar.

    rijkaard ; eleştirilse de gayet iyiydi,iyi değişiklikler yaptı. caner ileri çıkamıyordu çıkardı,ayhanı ve barışı almasını tartışmamıza bile gerek yok heralde ?

    arda ; helal olsun kaptan.. sakat sakat oynadın,harikaydın. diyecek laf yok. iyileş ve ali samiyen'de bir de sen çak bunlara.

    keita ; ilk yarıda görünmesen de ikinci yarıda aldın götürdün,süperdin.hareketlerinle,golünle,paslarınla.. hoşgeldin keita,iyi ki geri döndün..

    servet : hataları çoktu fakat iyi şeyler de yapmadı denilemez. ancak yine de emre güngör tercih edilmelidir. teknik kapasitesi 0 maalesef. sadece güç ve özveriyle de olmuyor bazı şeyler. olsun,sanada helal olsun be servet.

    neill : sana nasıl helal olsun diyeyim,bilemiyorum. maçı alan götüren kurtaran adam belki de.. o kadar kritik müdahaleleri vardı ki,ağzım açık kaldı. ayrıca soğukkanlılığını yine gösterdi,boşa top harcamadı,ayağa pasları ve havadan pasları çok iyiydi. ne diyeyim,süper transfer. nasıl buldunuz,aldınız bu adamı lan! bu adam defansı toparlayan adamdı işte.helal olsun.

    elano : fazla top gelmedi galiba ama gelince de işini iyi yaptı.uzun paslar yine müthişti.diyecek bir şey yok. helal olsun elano'm.

    uğur : çok beğendim,bi kaç hatası olsa da çok iyiydi. çok mücadele etti,herşeyini verdi maçta. helal.

    leo franco : son kurtarışların çok iyiydi. yüreğimizi ağzımıza getiren şutları çok iyi aldın.

    m.topal : bi kaç hata dışında eski m.topal'ı gördüm.top çalan,uzun paslar atan,kademeye çok iyi giren,hızlı bir m.topal vardı. bravo.

    m.sarp : iyiydin.fakat o yakaladığın pozisyonları keşke atabilseydin. hele hele o ilk dakikalarda ayağına indirsen,atardın. sağlık olsun.

    arkadaşlar,santraforsuz şu takıma karşı şu futbolu oynayabildiysek,şu takıma "helal olsun" demeliyiz. herkes demeli.

    baros dönüyor.. asıl o zaman görün siz gio'yu arda'yı keita'yı elano'yu..

    bu arada,avrupa fatihi geri döndü usta,boru mu ?
  • galatasaray'ın madrid'i hallaç pamuğu gibi fırlatıp böylelikle türkiye'de üzerinde spekülasyon yapan pezolara hadlerini bildirmesini istediğim maç. en büyük pezoların adını reklamlardan sonra açıklamayacağım, hemen şimdi açıklıyorum. nahmet çakık, nahcıl kuluç, kerhat suluveren gibi pezolar avuçlarını ovuşturmuşlar bakıyorlar. işte bu maç avuçlarını ovuşturup bakan bu pezolara kutudan çıkıp eliyle hareket çeken palyaço olacaktır.

    not: pezo, pezovengistan memleketi uyruğu kişiler için sarfedilir.

    (bkz: götümüze girmez artık)
  • sesini, görüntüsünü kesmişler bizi kurtarmışlardı. demek insan sülük olunca kolay kolay yapıştığı yerden kazınmıyor. bir delik bulup tekrar çıktı karşımıza. maç anlatıcısı ilker yasin ile yemek yedikleri kaba işediler maç boyu. bu adamların patronu salak değilse, maç sonunda kovması lazım. galatasaray elenirse ne kazanacaksınız ey sülük takımı, en azından kendi bol cepli pantolonlarınızı düşünün. bir tur daha atlarsa takım siz cebinizi biraz daha dolduracaksınız. türk takımının anlatıcıları, uğur iyi diyemedikleri için forlan kötü demekle geçiştiriyor. ustaları hıncal olan ulama takımına lanet olsun, keita'nın golü de uykularını kaçırsın.

    ben atletik madrid'i severim. slogana, saygıya bağlı kalarak maçı bitirdiler. pisliğe bulaşmadılar, hile yapmadılar. haftaya aynı saygıyı gösterip, eleyip gönderelim bu güzel takımı.

    emre güngör'ü göremeyip, servet'i görünce maçın başında endişelenmedim desem yalan olur. tabelaya bakıp servet'in iyi oynadığını yazacak değilim. hatta fazla pozisyon verdiğimize bakarsak kötü oynadı bile diyebilirim. rakip yakından şut pozisyonuna girince servet ayakta müdahale ediyor. 40 cm vücut, 25 cm. ayakla hedefi küçültemiyor. aynı pozisyonda yatarak, kayarak topa basan emre, hedefi tamamen kaybedip en azından 1.80 cm kapatıyor.

    mustafa sarp ile mehmet topal konusunda artık eminim ki ben hiç bir şey bilmiyorum. bu adamlar hayalet futbolu oynuyorlar, topla buluşmaya korkuyorlar, olumlu olumsuz somut katkıları yok. olsa da olur olmasa da futbolcular bana göre. ama bana göre işte. belki manyetik bir hünerleri var. bu kadar kötü iki futbolcusu olan takıma karşı, koskoca madrid takımı oyun üstünlüğü kuramıyorsa bu işte bir hikmet var. bu hikmeti bilsek zaten reykart'ı kovar, biz geçeriz takımın başına! hüner de bu olsa gerek. keyta gibi, arda gibi maçı seyreden herkes tarafından tanınabilecek bir futbol oynarsan, sana önlem almak kolay. görünmeyen adamlara karşı hoca evliya olsa ne yazar.

    leo franko, kaleye gelen ilk topu bizim gibi seyretti. artık kalecimiz için beklentim değişti. gol yediği zaman şaşırmıyor, kurtardığı zaman şaşırıyorum. kendisine gelen topları gelişi güzel şişirmesinin dışında golden sonra eski taraftarına nostalji yaşattı. bir çok kere yüreğimiz ağzımıza getirdiyse de, yürekler olması gereken yere geri döndüler. tecrübesiyle ikinci gole izin vermedi. kaleci değil diyenler, aykut geçsin diyenler en azından kusmuklarını başka maçlara saklayacaklar.

    reykart il defa bu kadar çabuk oyuncu değiştirdi. değişiklik anına kadar hiç de baskılı oynayamayan bir takıma yenilmeyi pek içine sindiremezdi. ilerde tek başına idare eden arda'ya sıkı bir destek vermesi gerektiğine karar verdi. caner kısa boyuyla fazla önde ezilecekti. ispanyolların tanıdığı bir adamı sokarak en azından ürküttü.

    ilk yarı galatasaray'lı iddiacıların tümünün kuponu yırtılarak kapandı. eller avuçta hezimet bekleyenler, umutlarını ikinci yarıtya sakladılar. biz ise 1 gol daha yemeye razı olarak mutlak bir golün peşine düştük. yılların tecrübeli taraftarı olarak dışarıda oynanan maçta ilk hedef, ali sami yen'e, taraftara turu teslim edecek bir skorla dönebilmektir. ve tur bize emanettir en başta artık. haftaya gereken yapılacaktır.

    anlatıcılar, atletik madrid'lilerin gününde olmadıklarından şikayetçi olduğu, kara şimşeğin gittikçe düşen formundan memnuniyetini kustuğu dakikalardan epey önceden kımıldamıştı aslında galatasaray. bu kez sağ taraf işliyordu. kara şimşek fantastik hareketlerle bir şeyler yapacağının sinyallerini veriyordu. çok zor bir açıdan topu ağlara gönderdiğinde takla atacak zaman ve makan bırakmadılar kendisine. bütün takım üstüne çullandı.

    elano çıkarken de artık ciddi, bilinçli gol girişiminde bulunmayacağımızı ilan etti kurmay heyeti. tabelanın yeterli olacağı konusunda hem fikiriz kendileriyle. ama insan doyumsuz oluyor işte. acaba bir hamle daha yapıp 2. yi bulsak da şu nevizade geceleri'ni endişe duymadan söyleyebilsek fena mı olurdu? neyse biz neler gördük, hazır bulgur pilavımız varken pirinç toplamaya midyad'a gitmenin alemi var mı?

    savunmada lukas neil büyük futbolculuğunu, büyük bir maçta da bizlere izlettirdi. taraflı yazarlar! bile artık gökhan varken niye bu adamı aldılar diye yorum yapıp bizim midemizi bulandırmaz umarım.

    kalecisiz, santrforsuz takım bu kadar oluyor işte sayın erman ile ilker. keşke siz ispanya yerine fransa'ya gitseymişiniz. bakın orada türkiye'nin en iyi kalecisinin, 3 gol kralının maçı vardı. ben seyretmedim, yenilmişler, yani santrforları, kalecilerin yediğinden fazlasını atamamışlar.aslında siz şimdi kusuyorsunuz ya, bunu bile bizim sayemizde yapıyorsunuz. sizi biz alıştırdık yıllar önce önümüze gelene geçirirken. ne var ki o günler geride kaldı. turlar ıkına sıkına atlanacak. tekrarı olacaksa da başka takım yapamayacak inanın, sizin beğenmediğiniz galatasaray gösterecek bir kez daha o büyük, şanlı günleri.

    bir endülüs gecesiydi, beraberliğe bayram edecek değiliz. derinden, sineden bir ''ole'' çekelim yeter.
  • kimisi uyumak için koyunları sayar, kimisinin bakkal ile ev arasının kaç adım olduğunu sayma takıntısı vardır, kimisi uzun yolda sıkılmamak için yanından geçen elektrik direklerini sayar; ben de son haftalarda leo franco için "tek bir maçta kahraman ilan edilemez, bu gün iyiydi ama güven vermiyor!!1!" denilen maçları sayıyorum, çok eğlenceli...

    maçı galatasaray'ın golüne çok sevinen bir ispanyol spikerden dinledim, arada bildiğim kelime çıkınca ya da anladığım birkaç cümle kurunca çok sevindim falan... benim anladığım kadarıyla; bizim uğur'u çok beğendi herif. bence de uğur, karl heinz feldkamp'lı 2007-2008 sezonunun ilk yarısında oynadığı maçlar da dahil olmak üzere, hayatının maçını oynadı. biliyorum; hücumda deli gibi yardırıp sürekli de alanını boş bırakmayan beke kız vermez bizim sözlük ahalisi ama, geçit vermeyen bir sağ beki de özlememiş miydik? uğur'un hücum performansı ile ilgili söyleyebileceğim şey; bariz bir zamanlama sorunu olduğu. ama onun dışında ayağına hakim bir adam ve sabri'den tek eksiği sürat...

    "geçit vermeyen bek" demişken, hakan balta sahadaydı; özlemişim... biliyorum, 5'ten şaşmaz 6'yı aşmaz bir oyunu var; çok göze batan bir icraatı olmaz maç içinde. ama güveniyorum bu adama ve beni şaşırtmadı. gözümün önünden gitmeyen performansı 7 haziran 2008 türkiye portekiz maçı'nda oynadığı oyundur. maça sağ açık başlayan cristiano ronaldo'yu kilitleyip 30 dakikada kanat değiştirmek zorunda bırakmıştı. tamam; çok üst düzey bir futbolcu değil ama, yıldız mıldız da dinlemiyor herif: "bizde böyle arkadaşım; geçmek yassah!" . maç öncesinde simao'dan hiç korkmamamın sebebiydi hakan balta.

    -----iç ses-----

    gerçi solda oynadı simao ama olsun, uğur'u da geçemedi lavuk; ehehe...

    -----iç ses-----

    "hiç korkmamak" demişken; gelelim korktuğum adama, agüero denen hayvan oğlu hayvan! ne işin var oğlum hala senin atletico'da? hayır; performansın düşecek, sezon sonuna kadar sakatlanacan belki, ne biliyon? git devre arasında, yap kontratını büyük bi kulüple; keyfine bak ondan sonra. te' allaam ya... şu demin bahsettiğim ispanyol spiker ve yorumcusu agüero-servet ikilisi ile de bildiğin t*şak geçti. bu maçtaki performansı, benim gözümde servet'i yükseltmiş ya da alçaltmış değilidir; servet yine servet gibi oynadı ama yetmez. agüero gibi adama karşı boğuşup top çalmaya çalışan stoper oynatmanın manası ne? ister puyol'u getir, ister ferdinand'ı; agüero gibi bi adam dribling yapma fırsatı buluyorsa, 5 denemeden en az 1'inde çalımını atar ve geçer. e bu durumda servet'in iyi ya da kötü oynamasının bir önemi yok; önemli olan, topu agüero'dan çalmak değil, top daha agüero'ya gelmeden uzaklaştırmak(yani markaj). markaj yapmak da bildiğiniz gibi; servet'in işi değil, servet'in işi top çalmak. yani yapmaya çalıştığımız şey vida sökmek, bize yıldız tornavida lazım; dünyanın en iyi çekicini de getirsen, vidayı sökmeye yaramaz. servet "çekiç" tir, emre güngör ise "tornavida" ! servet'in değeri gözümde ne azaldı ne de arttı; sadece, emre güngör'ün kıymetini anladım o kadar.

    -----iç ses-----

    şimdi bi daha düşündüm de; uğur-neill-güngör-hakan dörtlüsü, ilk defa 4'ü de markaj yapabilen bir savunmayla başlayacaktık oyuna belki de. kısfmet...

    -----iç ses-----

    "markaj" demişken, "ülen madem markajımız bu kadar kötüydü; neden sadece bir gol yedik ve az gol pozisyonu verdik o zaman?" diyebilirsiniz. ben de "lucas neill" derim; susarsınız. geride kurulu savunmayı terk edemezdi, savunma tamamen onun yer tutmasına göre pozisyon alıyordu ve bu yüzden fazla uzun pas yapamadı bu sefer. lucas neill gibi adam, topla ilerleyip diyagonal pasla kanat oyuncusunu pozisyona sokmak varken "ulan boşver, kontra yemeyelim şimdi, çıkarayım şu topu bi an önce ayağımdan; al yürü uğur'cum..." diyor, kendini alıkoyuyor, nefsine zar zor hakim oluyor, boşa çıkan caner'i, keita'yı gördükçe kafasına diğer yana çeviriyor; servet gibi adam da top ayağına her geldiğinde geriden oyun kurmaya çabalıyor ya! üstümü başımı yırtasım, yerlerde yuvarlanasım geliyor...

    "geride kurulu savunma" demişken; herkes buna çok kızmış, rijkaard teknik adam değil modu kısa bi süreliğine yeniden açılmış. şu anda, dizlerimin üstüne çöktüm ve sana yalvarıyorum sözlük; açıkla artık, nedir şu sihirli formül?! vicente calderon'a önde kurulu savunmayla çıkıyoruz ve rakibin süratli adamlarından birini bile kaçırmadığımız gibi, ön liberolarımız mehmet ve mustafa, yakınlarında pas verebilecekleri elano dışında kimse olmamasına rağmen, uzun pas atmayı kesinlikle becerememelerine rağmen, top saklayamadıkları için presi görünce sürekli top kaybetmelerine rağmen ayakta kalıyorlar ve önde kurulu savunmamız da böylelikle kontra manyağı olmuyor! kurbanın olam sözlük; şu sihirli formülü rijkaard'a mail at, mehmet ve mustafa aniden xavi ve iniesta'ya dönüşsün, hayat bayram olsun! ha eğer öyle bi sihirli formül yoksa ve her zamanki gibi "laf söyledi balkabaa..." modundaysan; git bi yüzünü yıka önce, gelince bi şey söylicem.

    yıkadın mı? hah... öyle önde kurulu savunmayla oynayabilmek için, rakibe üst düzey direnç gösterebilen ve kolay kolay top kaybetmeyen orta saha kurgun olması lazım. anladın mı; açıköğretim cm fakültesi 2003-2004 sezonundan terk çakma teknik direktör?! senin ön liberoların orta alanda karşılıklı top kayıpları ile yedi cihana nam salmışlar zaten; kardonda assunçao mu var da önde kurulu savunmaya heves ediyorsun? bu orta sahayla ancak süper ligde savunmayı önde kurarsın. o süper lig ki; şu an 1.'si ve 2.'si euro cup'ta mücadele ediyor, bala göte şampiyonlar ligi'nde (sözümona) oynayan temsilcisi şimdi tarumar ve avrupa'daki kalan temsilcilerinin turu geçme ihtimali de %50'nin üstünde değil. anladın mı?

    -----iç ses-----

    ama orta saha kurgusunu kalıcı olarak güçlendirip, savunmaya da avrupa maçlarında bile önde oynayabilme imkanı oluşturabilmenin bir yolu var gibi. hal-i hazırda "2 ön libero, 1 forvet arkası" şeklinde olan orta sahayı, "1 ön libero, 2 orta saha*" şeklinde değiştirmek. sezon ortasında ve liderlik yarışı da böyle kızışmışken yapılacak iş değil; ama benimki misalen işte. arda ve elano orta saha* oynayabilir. ikisi de doğma büyüme defans oyuncusunu aratmayacak kadar pres yapabiliyor, pozisyon bilgisine sahip ve top çalabiliyor, yani oyunu iki yönlü oynayabiliyor; hücum yönlerinin etkisinden bahsetmiyorum bile!!! ama arkalarında da, (çok yetenekli olması şart değil) deli gibi basan, faul yapmadan da top çalabilen, fiziği kuvvetli, seydou keita tipi bir ön libero lazım. bul afrika'dan bir yerden getir işte... önümüzdeki sezon, yabancı kontenjanı yaratabilirsek bir şekilde, o kontenjanı bu tarz bir ön libero için kullanıp; xavi-iniesta tadı yakalayan arda-elano ikilisinin orta sahada takımı orkestra şefi gibi yönetmesini izleyebiliriz... belki...

    -----iç ses-----

    umarım bu maçtan sonra, "ardasantırforrijkaardnasırereröröre" muhabbeti biter. santrafora maç içinde sırasıyla arda, keita, gio hatta bi ara yanlış görmediysem elano bile geçti, ama görünen o ki; geriden ne savunma ne de ön liberolar top çıkaramayınca + rakinin ön liberoları bu kadar dirençli olunca pozisyon üretilemiyor. santraforumuz olsaydı da bir şey değişmezdi demiyorum; ama şu an sahada oynayabilen(yani sakat olmayan) oyuncularımızdan hangisi santrafor oynarsa oynasın, bir şey değişmez diyorum. bizim şu eksik kadromuzun eskisi gibi "bol" pozisyon üretebilmesi için; geriden oyun kurabilecek en az bir kişiye ihtiyaç var. bu iş için de elano biçilmiş kaftan; kurban olayım al şu adamı ön liberoya rijkaard!

    caner - gio değişikliği ile ilgili beni endişelendiren tek şey, caner'in önümüzdeki haftalarda moralinin bozulması. maç sonu röportajlarında herkes rahat cevaplar verdi bu konu ile ilgili sorulara ama, böyle şeyler olunca çok tırsıyorum. ama kimse de caner'in o dakikaya kadar oynadığı futbolla gio'nun oynadığı futbol arasında zerre kadar fark görebildiğini söylemesin; şu form durumuyla caner'i gio ya her türlü tercih ederim ama bu maçta gününde değildi ve sahada kalmasının bir faydası yoktu. caner'in kötü oynadığı gözle görünüyorsa; düşük de olsa yavaş yavaş kendini bulma ihtimali olan giovani'yi oyuna almanın ne zararı var? zaten hal-i hazırda kötü oynayan bir adamın yerine oyuna girdi ve kötü oynadı; tamam de ne kaybettik ki? dediğim gibi, tek endişem caner'in moralinin bozulması...

    ulan keita; en az 2 sene daha kal ulan bizimle! ülkesinin afrika kupası'ndan elenmesine mi, yoksa afrika kupası'nda doğru dürüst şans bulamamasına mı bilmiyorum ama; kafası fena bozulmuş. belki de afrika kupası esnasında angola'da yaşanan terör olaylarına takmıştı kafayı; cehennem gibi memleketten geldi herif, kolay değil... ama belli ki devre arası motivasyonu artık nasıl uygulandıysa, keita'yı geçmişten bugüne taşımayı başarmış; ulan herif turu getirdi desek yeridir be! haha...

    bu kadar yaklaşmışken bırakmayın aslanlarım; bir hamburg faciasını daha kaldırmaz bu gönül...
  • futbolcularımızla ilgili nacizane değerlendirmelerim:

    leo franco: maç sonrası bütün eski takım arkadaşlarıyla hasret gidermesi güzel görüntülerdi. yediği gole lafım yok. baraj mevzusu tartışılabilir ama kalecinin kendi kararıdır. zamanında çılgın türk kaleci şenol, hooidonk'un frikiğinde baraj kurdurmamıştı; cordoba da baraja altı kişi dikip barajın ortasını özellikle açık bırakmıştı. kalecilerin bazen kafalarına esiyor, yapıveriyorlar böyle şeyler. yalnız dünkü pozisyonla ilgili bir karşılaştırma yapmak istiyorum eskiyi yad etmek açısından. leo'nun yerinde mondi olsa o topu pipo içerek çıkartırdı; taffarel ise (taffarel benim için dünyanın en büyük kalecisidir) yerdi diye düşünüyorum.

    uğur uçar: çoğu sözlük yazarı ve galatasaray taraftarının aksine ben uğur uçar'ın futbolunu pek beğenmiyorum. uzun süredir sağ bekte oynuyor. bir sağ bek daha atik olmalı. uğur, çalım atarken ne yapacağını belli ediyor. dün de heyecanlıydı, birkaç pozisyonda bocaladı ama genel olarak sırıtmadı diye düşünüyorum. gözlerim her ne kadar fazla haz etmediğim sabri'yi arasa da oynadığı sürece (iyi veya kötü) uğur'un destekçisiyim.

    lucas neill: hacı sen n'apıyon ya? hayranlıkla izliyorum arkadaş. o cüsseye o teknik, o çeviklik nedir? defanstaki o soğukkanlılık nedir? fazla söze gerek yok. boşlukları siz doldurun. fill in the blanks...

    servet çetin: ilk dakikada aguero'ya attığı omuzla kun'u yere indirmesi yardı. ama servet artık şu topa vuracakmış gibi yapıp topu sağ tarafa çizgiye doğru sürüklemeni;sonrasında bir hışımla vurduğun topun rakibe gitmesin görmek istemiyorum. ayrıca duvarsın, ayıboğansın ama savruk oynuyorsun be servetim. ayakların yere sağlam bassın lütfen. beni duyuyor musun servetim? beni duyuyor musun ha? duyuyor musun...???

    hakan balta: yine standart bir hakan balta oyunu izledik. gerçi bu seneki kötü performansının üzerinde oynadı, iyi oynadı. golde yaptığı orta tehlikeliydi. balta, o ortaları genelde yerden keser. bu defa ideal yükseklikte kesti, keita ve gool...

    mustafa sarp: heyecanlıydı. çok belliydi heyecanlı olduğu. sanırım futbol hayatında ilk kez avrupa'da böylesine bir deplasmana çıkıyor (ateşli panathinaikos taraftarları önünde de oynamıştı gerçi ama vicente calderon etkisi olsa gerek). özellikle ilk yarının son dakikasında o topu kontrol etmeyip alelacele kafayı vurması heyecanını net bir şekilde gözler önüne serdi. yine formasının hakkını verdi, terletti. bu adam kötü oynasa da koşuyor. yetenekleri kısıtlı olabilir ama koşuyor. yalnız maçlarda daha sakin olması lazım. hırsına yenik düştüğü anlar oluyor.

    mehmet topal: öncelikle söylemeliyim ki dün iyi oynadı. galatasaray kariyerinin çoğunda da iyi oynamıştır mehmet. arada tökezlediği de oluyor tabi. bu sezon gibi. birkaç yerde okudum; ne kadar doğrudur meçhul ama valencia ve sevilla dünkü maça topal'ı izletmek üzere kurmaylar yollamış. mehmet topal eğer orta sınıf üstü bir avrupa takımında oynamak istiyorsa yapacağı hamleyi veya topu nereye atacağını daha çabuk düşünmeli. bakın yavaş düşünüyor demiyorum, sadece daha çabuk düşünmeli diyorum. geçen senekinden daha çabuk...

    elano blumer: müthiş oynadı. bazı futbolcular çaktırmadan çok iyi savunma yapar. elano da onlardan biri izlenimi veriyor. ayrıca kendisinin uzun mesafeli milimetrik paslarını hayranlıkla izliyorum. elano eğer daha fazla ortaya çıkmıyorsa bunun tek sebebi malum pozisyondaki eksiğimizdir. bu çok net. son olarak çok profesyonelce fauller yapmakta. dün çok net 3-4 faul yaptı ve kart görmedi. bu başarıdır. bu tarz faulleri mehmet aurelio ve rigobert song yapardı ilk aklıma gelenlerden. yapacaksan böyle faul yapacaksın. ne kadar çok "faul" kelimesi kullandım son cümlelerde.

    arda turan: beklediğim gibiydi. zinedine zidane imzalı hareketten sonra (bir adı vardı ama unuttum)** atleticolu oyuncu sert daldığında korktum. zaten sakatlıklarla boğuşuyoruz. bunun farkında olan elano da atleticolu oyuncuya kayarak ufak bir gözdağı verdi. çakalsın elano çakaal... gitgide türkleşiyor bizim yabancılar. bu yazı arda'dan çok elano'nun gibi oldu ama olsun. idare et arda.

    giovani dos santos: kendisi ile ilgili söylemek istediğim tek bir şey var: golden sonra keita'ya koşuşu çok sevimliydi. yanağını sıkasım geldi keratanın.

    abdul kader keita: dün akşam atleticolu oyuncuların bazılarını rencide etti ikinci yarıda. toplulukla maç izlerken bu adamın yaptığı hareketlerden, yardırmalardan sonra salondan çıkan uğultu bana acayip haz veriyor. yalnız keita'da dikkatimi çeken birşey var. sanki bu adamın huyuna suyuna gitmek gerekiyor. neyse bu konuya girmeyelim, yoksa bu entry diğer sayfaya taşar. başka bir yazının konusu olsun bu. eğer 3 kişinin arasından ileriye doğru yardırıp gönderdiği füzeyi kaleci de gea kurtarmasaydı, o top köşeden şakkadanak giriverseydi önümdeki amca büyük ihtimalle çıplak bir şekilde parendeler atmaya başlardı.

    vicente calderon'da galatasaray'ı izlemek...

    günlerdir beklediğim maç dün oynandı. çok sevdiğim atletico madrid'le galatasarayımın maçını çok sevdiğim stadda izlemek keyifliydi. şimdi sıra atletico madrid taraftarlarının duygularında:

    ali sami yen'de atletico madrid'i izlemek...

    bekliyoruz...
  • endülüs'te halay

    ne zaman bir isyancı takımla karşılaşsak, gözlerim dolar, içerim sızlar. hele ki bu isyancı takım kırmızı formalıysa bir başka olurum. hele bir de beni çocukluk çığlığımı attığım tribünlere geri gönderebiliyorsa eğer, zamanı geldi işte şimdi raksın vaktidir. zil, şal ve gül, arda'nın çalımı, keyta'nın hızı ve perşembe gecesi endülüs'te sarı kırmızı.

    futbolun sihirli şarkısı yüzlerce dilde söylenir, bu gece şarkılarımız ispanyol ziliyledir.

    nerden nereye gelmişiz? 37 sene önce atletico madrid'le eşleştiğimizde, büyük ispanyol futbolcularını görmek için koştuğumuz tribünlere, bu gün onları yenmek elemek için koşuyoruz. en babalarına kan kusturduk. kral'ın takımından süper kupa'yı aldık, averajla yarı finalden döndük. katalonya prensine çeyrek finalde ofsayt golle geçildik. mallorka'larını, bilbaolarını saymıyoruz bile. alayına, ali sami yen'de harman dalı, kılıç kalkan oynattık.

    bu gece seferiyiz büyük endülüs'e. atalarımız tarık bin ziyad'ın cebbelleştiği kayalıklarda, yelpaze çevrilir gibi dönüşlerini, işveyle saçılış, örtünüşlerini seyredeceğiz.

    her rengi istemeyiz, bizim gözümüz, kalbimiz aldadır. ispanya, madrid, calderon'da çıldırmaya koşanlar, dalga dalga bu akşam şaldadır.

    televizyon başında bizlerin, orada olamayacak olanların kadehleri eldedir. galatasaray'lı nerdeyse gönülleri galatasaray'ın olduğu yerdedir. madrid, bu akşam galatasaray'lıların dünya'daki baş şehridir.

    arda başta, elinde mendil, halay ortasında bir durup bir zıplar gibi, bir baş çevirmesiyle elano, seyredeni mest eder gibi. gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü, sürmeli atletik madrid'li güzelleri. şeytan diyor ki kaptan, maç ne olursa olsun, sarmalı, yüz kere bin kere öpmeli.

    şeytanla ben diyoruz ki kaptan arda turan; atletico madrid çocukluk aşkımdır. elensek bile fazla kadar üzülmem. bırakın lan maçı, bırakın endülüste raksı. maç bittiğine, topla takımı çekin bir halay, oynayın bir kasap havası.

    gözler kamaştıran şala, meftun eden güle, her kalbi dolduran sarı kırmızı renklere, zile, her sineden, her kalpten, çekin bir ''oleeeeeee''
  • maç başlamadan galatasaray'ın kazandığı karşılaşma . kendinizi madrid'lilerin yerine koyun ; klübede kıvırcık saçlı bir korkulu rüya , eski kalecin , brezilya milli takımından bir kıvırcık daha , ufak bela giovani , yardırıp gelen bir keita . dinmez enerji mustafa sarp , ayıboğan bir adam , oha lucas neill , komple futbolcu hakan balta . kendilerinin fernando torres'i varsa bizim de arda turan'ımız var , onlar bizden iyi bilir bunun ne demek olduğunu çünkü biz ancak birbirimizi yiyoruz. çünkü biz hep onlara hayran büyüdük . hayır efendim biz galatasaray'ız , biz eleyecek tarafız .

    avrupa maçlarında hiç bir rakip galatasaray'ı kolay geçeceğini düşünemez , bu galatasaray korku saçmaya başlayacak düdük çaldığında . bu avrupa mücadelesinde galatasaray tecrübeli olan taraftır , atletico saldır babam saldırla oynamayacaktır . çünkü tecrübeli tarafın bulduğunu atacağını bilir .

    ha fotomaç gazetesinin söylediği gibi cristiano ronaldo'yu alacak kadar büyük değiliz( ! ) , ama maç başladığında futbolcuların suratında ki anadolu ateşini gördüklerinde sünnetten kaçan çocuklar gibi telaşlanacaklardır madridliler.

    hep biz derdik ya , şu adam bizde olsa orta sahada sorun kalmaz , forvette sorun kalmaz falan . bugün onlar söyleyecek bu lafları , la bu 9 numara bizde olsa ne güzel olur ya , bu keita ne aga böyle , bu lucas neill neden bizde değil , bu hakan balta'da ne yakışıklıymış , allahtan kewell ve baroş yok aga fark yerdik yahu...
  • vallaha, ne olacak, sonucu ne olur bilmem ama. yemin ediyorum dudaklarımı yiyiorum, o derece heycanlıyım, kalbimim güm güm be sözlük! şu an gerçekleri tarih yazar tarihi de galatasaray'ı dinliyorum bir yandan, üzerimde kewell tişörtüm var, ama muhtemelen az sonra yerini 2288'e bırakacak. rabbiimmmmmm... vallahi kalp dayanmaz, sanki uefa finali oynayacaz anasını satayım, ne bu heyecan anlamadım*
  • barfly madridden bildirir.

    şimdi önceden başlayalım nasıldı madrid. her tarafta galatasaray formalı avrupanın 4 bir yanından gelmiş bir dolu türk vardı. maçtan önce herkes birbirine sakin bir selam verip akşam ki toplantıyı düşünüyordu. herkesin kafasında saat 19.00 da plaza mayor dan yola çıkıcak olan kortej vardı.

    saat 18.40ta plaza mayor a geldiğimize ise sakin bir topluluk genelde bira içiyordu. etrafta güler yüzleriyle polisler joplarını dekoratif edalarda sallıyorlardı. biz onların misafiriydik onlarda bizi korumak istiyordu.

    sonra vicente calderon a doğru yola çıkmaya başladık ki bu yol yaklaşık 5 km sürüyor. kortejin arkasında olmamdan dolayı birden neden olduğun anlamadığım bir şekilde ortalık gerildi orospu çocuğu ispanyol polisleri önüne geleni kadın çocuk demeden joplamaya başladılar.

    biraz geri çekilip baktığımda ise kuru sıkı tabancalar ve ses bombaları gördüm. ıspanyol polisi birden kafayı yedi ve bize gerçekten dağdaki koyun muamelesi yapmaya başladı. stada 1 saat önce girmiş olmamıza rağmen maçın ilk 5 dakikasını kaçırmış olmam ise tamamen ispanyol polisinin götlüğüdür. aynı adamı 3 kere aradılar sürekli aşağıladılar insan olduğumuz unutturdular.

    tribündeki yerimi bulduğumda ise tek tesellim bu maçın sonucunun bize yarıyor olacağıydı.

    özellikle söylemek isterim ki vicente calderon tribünleri tam bir fıyasko. kale arkasında bizim eski açık kadar olmayan bir grup var, sadece onlar bağıryor ama stadın akustiği o kadar iyiki ortalık inliyor resmen. yani şöyle söyliyim deplasmana geldik çok da etkilenmedik ama onlar istanbula geldiklerinde çok fena bir atmosfer görücekler.

    maçla pek ilgilenemedim malum çok yukarlardaydık, söyleyebileceğim tek şey "yürü be lucas" olurdu. agüero yu mahallenin küçük veledi noktasına getirdi yaptıklarıyla.

    keita ilk yarı saç baş yoldurdu ama ikinci yarı gördüğüm kadarıyla çılgın attı. gol çok tatlıydı. tribün çok güzeldi.

    biz bu maçın rövanşında atletico yu yeriz dostlar yeriz. sol bekin de ujfalusi oynuyor. iki çapraz topta hemen yıkılıyorlar. ama artık bizim takımın savunması var. lucas neill gibi muhteşem bir adam var. çıplak gözle izlediğim 2. maçı oldu hayran kaldım vücudunu kullanmasına pozisyon alışına.

    neyse çok konuşmayalım ama şöyle söyliyim haftaya perşembe ortalığı yıkarız bir de baros gelirse tadından yenmez.
  • hayatımın en güzel 4 gününü bu maç sayesinde yaşamışımdır. maçın hikayesini siz yazalarımızla paylaşmak isterim. tarih 18 şubat 2010 büyük bir heyecanla atatürk havalimanına koştum. havaalanına girmemle parçalı formalıları görmem bir oldu. uçak kaltıktan sonra adeta gökyüzünü inlettik ve bağıra bağıra madrid e gittik. uçak indiğinde kalabalık bir taraftar ordusunu gören ispanyollar doğal olarak şaşırmıştı. havaalanından bizi alan otobüs madrid sokaklarında turlamaya başladı, tam madrid in sokaklarını izliyordumki solumda santiago barnebeu stadını gördüm. otobüs barnebeu nun önünde durdu ve burdada bir üçlü çekerek bir otobüs dolusu aslan şehri turlamaya devam ettik. tam içimden "ulan bizden başka kimse yokmu" diyordum ki ; ispanyolların kalesi olan mayor meydanı binlerce aslan tarafından kuşatılmış ve büyük bir coşkuyla inletiliyordu. hatta inletmekle kalınmamış moyar meydanının en görülür yerine birde galatasaray bayrağı asılmıştı. ispanyollar ve şehre gelen turistler büyük bir şok yaşamış ve bizim fotoğraflarımızı çekiyorlardı. binlerce aslanın arasında birde tanıdık yüz vardı ; (bkz: erman toroğlu). mayor meydanında deli gibi içip maçın başlamasına 2 saat kala hareketlenme başladı. vicente calderon stadı bu meydana yaklaşık 4 km uzaklıktaydı. binlerce aslan meydandan stada doğru yürümeye başladı. madrid in tarihi yapılarındanmıdır nedir binlerce kişinin sesi yapıların duvarlarına çarpıp dahada bir şiddetleniyordu. adeta madrid i fethetmiştik. stada varmamıza 1 km kala polis anlamsız bir şekilde taraftara sert mudahale yapmaya başladı ancak taraftar sinirlenince ispanya polisiyle aramızda tartışma çıktı ve kısa bir süre sonra kavgaya dönüştü. yaklaşık 5 dakika sonra etraftakı polisler destek istedi çünkü baş edilemeyecek kadar büyük bir kalabalık vardı. stada yaklaştığımızda bu sefer ispanyol polisi atlılarla karşıladı bizi atletico lular toplanmış hayranlıkla bizi izliyorlardı. stad gorevlileri kapıda yığılma olmasın diye gruplara ayırarak aldı bizi içeri. maçın başlamasına 15 dakika kala girdik içeri kale arkasında bize ayırılan bölümün tamamı dolmuştu. hatta yetmemiş sağ tarafımızda bulunan madrid tribünününde bir bölümünü parçalı formalılar esir almış ve maçın başlamasını beklemeye başlamıştık. maç başladı top bir madrid yarı alanında bir bizim yarı alanımızda derken madrid serbest vuruş kazandı aklıma direk madrid in barcelonaya attığı gol gelmiştiki top süzülerek ağlarımıza takıldı. golü yediğimizde sol tarafımızdaki madrid tribününün çıkış tünelinin üstünde şerefsiz terör örgütünün sözde bayrağı ve sözde liderinin posterleri ve pankartları açıldı. taraftar adeta çıldırdı. ispanyol polisinin bu duruma hiçbir müdahale etmemesi taraftarı iyice çıldırttı ve madrid tribününe geçmeye çalıştışmamıza neden oldu. bunu gören ispanyol polisi destek kuvvet istedi ancak pankartlar hala duruyordu. taraftarımız tepkiye devam edince bu pankartlar kaldırıldı. ilk yarı bittiğinde ortam gerildi ve bizde bu pankartlara karşılık viva catalunya diye bağırmaya başladık. bu sefer ispanyollar çıldırdı ve üstümüze yabancı madde atmaya başladılar. ikinci yarı başladığında olaylar yatıştı. coşkuyla bağırmaya başlamıştık ve beklediğimiz golü attık. müthiş bir sevinç vardı tribünde. madrid in atakları ve galatasarayın atakları derken maç bitti ve olaylar yeniden başladı. aramızda sadece polis engeli olduğu için madridlilerle gözgöze gelebiliyorduk. yaklasık 10 metre uzağımdaki bir madrid li çakmagı bana dogru salladı ve bende elimle çakmağı havada yakalayıp gözlerinin içine bakarak sigaramı yaktım. maç bittiğinde yaklaşık 20 dakika bekledikten sonra stadyumdan çıktık. sokaklarda polis dışında bir tane bile ispanyol yoktu tamamı üstünde sarı kırmızını formalarla galatasaraylıyla doluydu. hatta madrid in reina sı olarak kabul edilen sergio ramos un bir mankeni götürürken görüntüleri çıkan club joy bile galatasaraylıyla doluydu. nereden anladın demeyin, adamlar dans pistinde üçlü çekiyordu. hatta tuvalete girdiğimde (bkz: alayına gider istanbul) diye bağırıyorlardı. gece sokaklarda sırtında ultraslan yazılı 100 lerce grup aslanlar gibi madrid sokaklarında dolaşıyordu.