• http://gss.gs/SG1.jpg

    ismini veremeyeceğim biriyle bu formasyon üzerine konuşurken, bana nereden esinlendiğimi sordu.

    her zaman inandığım bir şey var. italya ligi dünyanın en iyi ligidir. yeşil çimlere italya sınırları içinde hangi futbolcuların ayak bastığı önemsizdir. çünkü italya’da iseniz bilirsiniz ki taktik, formasyon her şeydir.

    temas futbolu oynayıp, zekayı da işin içine katan bence tek yerdir italya. fatih terim’in italya’ya gittiği zaman aklımda bu düşünceler elbette yoktu. o zamanlar italya ligini seviyordum çünkü, neredeyse tüm süper starlar oradaydı.

    babamın anlattığı hollandalı canavarların yer aldığı efsane milan takımından sonrasına yetiştim ne yazık ki… ama bildiğim bir şey var ki o da italya ligi hiç değişmedi.. aradan geçen zamana, yaşanan tüm kötü olaylara rağmen ayakta kalmayı bildi.

    bunu neden anlatıyorum, her zaman fatih terim’in italyan futbolundan esintiler sunmasını isterdim. bekledim. onun olmadığı zamanlarda takımın başına bir italyan geçtiğinde ya da teknik direktörlük diplomasını italya’dan almış herhangi birini gördüğümde heyecanlandım.. vitor pereira fenerbahçe’de üçlü oynayacağını açıkladığı zaman koşarak izlemeye gittim bir galatasaray’lı olarak fenerbahçe maçlarını.

    üçlü demek (threesome değil tabi) futbol sahası içinde heyecan demekti. hücuma bu kadar yatkın bir formasyonun, savunma ağırlık bir formasyona olarak akıllarda kalması ayrı bir ironi tabi ama kazın ayağı öyle değil…

    maçın sonlarına doğru tolga ciğerci hamlesi sonrası orta sahayı kanatlara doğru 4’lerken, donk’u denayer’in sağına çekip savunmayı beklersiz üçlediğinde aklıma ilk geçen şey “hoca sen çok güzel bir detaysın” lafıydı.. aynı zamanda bu hamle hocanın nasıl değiştiğinin bir kanıtı… üçüncü gelişinde de benzer şeyler yapmıştı (sanırım ancelotti nefreti dışında demek lazım, zira real’e karşı içerideki hezimet biraz şansızlık, daha çok hocanın maçı çok istemesinden ileri geliyordu) ancak bu sefer bambaşka bir fatih terim izliyoruz.

    geçen hafta, beşli savunmaya karşı iki kanat oyuncusunun salak saçma oyunu yüzünden (fatih terim’in arkadaşlar çizgiye basalım, oyunu enine genişletelim bekler, kanatların boşalattığı alana deplase olsun demediğini düşünen varsa terk etsin burayı) kaybettiği 3 puan sonrası çok ince bir işçilik ile hazırlanmış maça.

    önce maicon kağnısını kenara aldı.
    kendini fernando hierro sandığı için 70 metre terse top atıyordu zat-ı muhterem. neyse, konumuz maicon değil. denayer’i oraya koymasının iki nedeni vardı ki birincisi hızı.

    maçın hemen başında adebayor’un, denayer’in yanından atıp gitmeye çalıştığı ama bırakın geçmeyi iki metre arkasında kaldığı pozisyonu hatırlayanlar elbet olacaktır. işte o birinci nedendi.. ikinci neden ise orta saha baskı yerse daha sağlam oynayan bir stoperle maça başlamak istemesiydi. rakibin oyun kurgusu tamamen adebayor ve onun indirdiği toplar üzerine olduğu için onun vurduğu her top tehlike olma potansiyeli taşıyordu. fenerbahçe gibi oynamak lazımdı az, biraz..

    hoca, ilk hamlesi ile aslında maça 1-0 önde başlamıştı. ardından ikinci hamlesi geldi.. deplasmanda oynadığı maçlarda 4-2-3-1 gibi duruyordu takım, oysa hoca asimetrik diziyordu takımı içeride.

    bunu önlemek için selçuk’u kenara aldı. selçuk hem özgüven olarak yerlerde, hemde fiziksel olarak. zeki adamdır, futbolu iyi bilir ama bu ikisi olmadan, günümüz futbolunda durarak oynamak mümkün değil. bu yüzden sürekli ileri gitmesi gerekirken yani asimetriği bozmaması gerekirken o geriye, donk'un ya da fernando'nun yanına geliyordu. böylece hücum alanında orta saha bir kişi eksiliyordu. selçuk olmayınca maça 2-0 önde başlamış oldu fatih hoca.. donk’un teknik becerisini kullanıp 6,5 gibi oynatınca, hem fiziksel, hemde teknik olarak orta saha bir kademe yükseldi. selçuk teknik olarak aynı seviyede olsada fiziksel olarak fernando-donk ikilisi ile mukayese kabul edilemezdi.

    http://gss.gs/30V.jpg

    takım asimetrik olarak dizilip oyunu 30-35 metre arasına sıkıştırınca, tek çare adebayor’un indirdiği toplar kalıyordu. hoca golü bulana kadar bu düzeni bozmadı. 4-1-4-1 asimetrik dizdi ve öyle oynadı.

    feghouli’nin bir sezon başı kampı görmesi şart. ayakları, beyninin verdiği komutları tam olarak yerine getiremiyor. bunun en büyük nedeni geç katıldığı sezon öncesi kampı. bu nedenle, içeri doğru girmeye çalışıyor. çizgiye kaçarsa toparlaması mümkün olmayacak, bunun bilincinde. kendini ve vücudunu iyi biliyor ona göre oynuyor. rezalet mi? kesinlikle ama zaten son üç sezondur çok farklı bir feghouli izlemiyorduk. herkes valencia günlerine dem vuruyor ama o günlere geri dönmesi şu an için mümkün değil. hem fiziksel hem mental olarak bunu yapmak istemeli. şu an o ışığı onda görmüyorum.

    hoca bunun farkında “bazı oyuncuları kenarda oturtarak, bazılarını oynatarak kazanırsın, belhanda oturtulunca kazanılan, feghouli ise oynayınca kazanılması gereken oyuncular. ancak artık sinan gümüş tercihi gelmeli. hatta bence asimetrik olarak dizilirken tolga’yı sol iç gibi kullanıp, nagatomo’yu kanat gibi kullanmakta bir opsiyon..

    http://gss.gs/XNw.jpg

    rodrigues’i feghouli’nin bölgesine atıp iki kanadı da çalışır hale getireceği gibi orta sahaya pres gücü ve dinamizm katabilir.

    http://gss.gs/l81.jpg

    hocanın feghouli ısrarı biraz sergen yalçın ısrarı gibi. her an her şeyi yapabilecek yetenekte olması. bir hareket, bir şut her şeyi değiştirebilir. o da valencia günlerinin suyu hürmetine katlanıyor bence ya neyse.

    abdullah “çakma pep” avcı arda ve emre’yi çıkarıp 4-2-3-1’den 4-1-4-1’e dönünce hoca orta saha üstünlüğünü korumak ve sayısal olarak üstünlüğünü kaybetmemek adına 5-4-1 hamlesi geldi.

    fatih terim’i diğerlerinden ayıran en önemli özellikle, hatasında ısrar etmemesi (herkes eren ısrarını söyleyecek ki onunla ilgili açıklamayı geçen hafta yapmıştım).

    donk-denayer-serdar’dan oluşan üçlü bloğun yanına, son derece hızlı, kademe almasını bilen, oyun ve pozisyon bilgisi üst düzey iki beki koyunca maçı kitledi.

    geçen hafta ümit özat’ın yaptığını yaptı hoca.
    bundan on yıl önce haldır haldır gider muhtemelen ikiyi bulur, bulmazsak 1-1 berabere kalır ve üzülürdük. artık durmasını biliyoruz. oyunu korumasını biliyoruz.

    3’lü temelli savunmada 5-4-1 hücumda ise aynı düzende kanatlara yayarak oyunu pozisyon aradı.

    savunmada ;

    http://gss.gs/p3q.jpg

    hücumda ;

    http://gss.gs/49y.jpg

    o dakikadan sonra atak üstünlüğü başakşehir’e geçmiş gibi gözüksede aslında olan kuru bir kalabalıktı.

    http://gss.gs/GKl.jpg

    bu şekilde kitlemişti hoca maçı. ve italyanlara selam çakmıştı… şu var abdullah avcı, yine italyanların sıklıkla yaptığı kısa boylu beklerin olduğu arka direğe orta yapma ve buraya arkadan gelme avantajını kullanan orta boylu kanat oyuncuları ve ya orta sahalar ile gol bulma taktiğini uyguladı.

    tüm ortalar arka direğe yapıldı. en iyi örneklerinden birini roma, barcelona karşısında sergilemişti. açık oyunda çok sayıda pozisyona girebilen bir takım olan, bunuda adebayor sayesinde başaran başakşehir, açık oyunda sadece 4 atak yapabilmiş bunlarında bir çoğu cılız bir biçimde sonlanmıştı. galatasaray ise 11 açık oyunda pozisyona girmiş. 16 şut çekmiş galatasaray, 6 şutu var başakşehir’in.

    galatasaray ise maça başladığı 4-1-4-1 asimetrik düzenden, 5-4-1 düzenine dönüp oyun üstünlüğünü kaptırmadan maçı bir 1-0 götürdü. hatta öyle bitmek üzere olan maç adebayor’un kendi kalesine attığı gol ile 2-0 bitti. normal bir zamanda oynanacak başakşehir maçı (mesela gelecek sezonun ilk yarısındaki maç) daha farklı bir skor ile bitebilir. şu anda tek şansı kazanmak olan bir takıma karşı berabere kalsada olurcu bir anlayış ile sahaya çıkmış bir takım vardı.

    neticede iki teknik direktörde başladıkları düzende bitirmediler maçı. maç bitmeden önce sahadaki onbir başakşehir’in başlaması gereken onbirdi. öte yandan galatasaray ise iki değişiklik ile maça önde başlamıştı zaten ve 2-0 önde başladığı maç 2-0 bitti.
  • sevmeyiz ama fenerbahçe ile olan şampiyonluk yarışları dünyanın en tatlı heyecanı, gerginliğini yaşatır. en yaratıcı küfürleri saydırır ve o yarışın nihayetinde sonsuza dek sürecek bir rekabet için yeni sezonlar beklenir. bu yıllardır süregelen bir akıştır. araya giren beşiktaşla bile rekabet tat vermez. beşiktaş şampiyon olunca camdan dışarıdan gelen korna seslerine aldırış edilmez, takılmaz.
    diyeceğim şu ki bu takım ve türevlerinin türlü türlü sebeplerle futbol ortamında rakibimiz olmasından tiksiniyorum. mazisi ve armasına cidden sevdalı taraftarı olmayan hangi takım olursa olsun hiç haz etmiyorum. dün bir tır gördüm ön camına kocaman "şampiyon bayburtspor" yazılı atkı çekmiş. asla küçümsemedim. çünkü şehridir, hisleri vardır o adamın. bize makara gelebilir. ama cidden o tırcı abimiz bir aidiyet hissiyle tırın ön camına germiş gururla.
    gelelim başakşehire... herhangi bir mazisi olmadan geniş imkanlarla bize ve diğer takımlara kafa tutan haksız rekabeti şiar edinmiş bir kulüp. olası bir şampiyonluğunda sevinecek olan bir avuç insan olacaktır. kimse armadan, tarihten, taraftarının aidiyet hissiyle sevineceği bir şampiyonluk sanmasın.
    özetle bu öyle bir maç ki mazisi, tarihi, hisleri, şanlı geçmişi, yurda ve dünyaya yayılmış hislerin takımıyla betonun gibi grinin, hissizliğin, ait olamamanın maçı olacaktır.
    kazanan biz olacağız ve kazanmak için ne gerekiyorsa yapacağız.
  • 0 gün kalan karşılaşma.

    sezon başından beri beklediğim karşılaşma geldi çattı. bu karşılaşma normal bir futbol maçından farklı bir maç. hükümet ve fedarasyon destekli bir takım nasıl tokatlanır? sorusunun cevabını vereceğiz.

    bu maça cok daha fazla motive oldum. eminim ki oyuncularımız ve teknik heyetimiz benden daha fazla motivedir. futbolda ''döve döve kazanmak'' diye bir terim vardır. bugün biz bu maçı döve döve kazanacağız, kazanmak zorundayız.

    bir tezim vardı fatih terim geldikten sonra. sosyal hayatımda çok dile getirdim. başakşehir ve beşiktaş maçlarına u19 takımı ile çıksak bile o sahada, o atmosferde, kenarda fatih hoca varken kazanırız diye. hala arkasındayım. bugün yasin de ilk 11 çıksa, ahmet çalık da ilk 11 çıksa, nefret ettiğim emre çolak bile gelip oynasa asla maçtan önce ve maç esnasında ''ne yapıyor bunlar'' diye düşünmücem. çünkü bu maç farklı renktaşlar.

    galatasaray'ın genlerinde şişirilmiş balonları patlatmak vardır. hele o balon hükümetin, fedarasyonun, mhk'nin helyum gazıyla uçabiliyorsa galatasaray o balona iğne sokmaya bayılır.

    bu karşılaşma sadece 3 puan alacağımız bir karşılaşma değil. bu maç yılların içlerde birikmişliğin gün yüzüne çıkacağı maç. fatih terim'den taraftara herkes bu maçta akbilspor'u tokatlayıp rahatlamak istiyor.

    iyiler eninde sonunda kazanır. ve biz bu yolun sonunda şampiyonluğa ulaşacağız. bu yol engebeli. gerekirse hakim olup şikeciye cezayı kesicez, gerekirse narkotik olup madde bağımlılarını içeri tıkıcaz, gerekirse de akbil basıcaz. bugün akbil basma günü, bugün intikam günü, bugün şampiyonun günü!

    allah yardımcınız olsun aslanlar!

    (bkz: sen şampiyon olacaksın)

    (bkz: hedef 21)
  • 7 yaşında bir oğlum var. uzun aralıklarla maça götürüyorum. bu hafta götüreceğim için söz vermiştim özellikle dikkat ettiğim şey stadın dolu olacağı o atmosferi ve o duyguyu alacağı maçlara götürmek. çocuk varken genelde alt katlardan bilet alırım girip çıkması daha kolay olduğundan. karaborsacılar yüzünden 300 tl vermek zorunda kaldım ama yavru aslanımın canı sağolsun. şu ana kadar 5 maça götürdüm hiç puan vermedik sözlük. umarım yine vermeyiz ve totem bozulmaz.
    tanım: karaborsacı o. çocuklarını zengin eden maç.
  • maçı ofiste 6-7 galatasaraylı arkadaşla birlikte izledik. artık büyük maçlardaki galibiyet özlemi mi yoksa başakşehir'e, üç adama * ve malum şahıslara bu kadar dolduğumuzdan mıdır nedir gollerde inanılmaz bi' sevinç yaşadık. ben resmen patladım. en yakın arkadaşıma 5 metre koşup üstüne atladım. delirdik adeta.

    çok ihtiyacımız varmış şöyle bi' galibiyete. darısı beşiktaş'a.
  • kadın basketbol takımımızı güzel bir galibiyetle italya'ya gönderdikten* ve şampiyonlar liginde yarı efsane** yarı şaibe* kokan heyecanlı bir haftayı geride bıraktıktan sonra hepimizin ful konsantrasyonunu vermesi gereken maç.

    öncelikle biletler geçen hafta yaşanan gençlerbirliği hüsranına rağmen peynir ekmek gibi satılıyor. hala almak isteyenler varsa sadece ilk üç kategoriden bilet kalmış ve fiyatları oldukça tuzlu*. karaborsacılar yine bayram ediyordur. bir dakika, passolig var, asrın buluşu, ne karaborsası, kedidir o kedi.

    maça gelecek olursak, namı diğer akbilspor sanırım şu an ülkenin en antipatik takımı. emre ve arda'nın takımda olması ve hükümet destekli bir kulüp olmaları temel nedenler. ancak benim için temel neden göksel gümüşdağ denen başkanlarının kulüp üyemiz olması ve tüzüğümüzdeki açık maddelere rağmen hala kulüp üyemiz olarak kalabiliyor olması. üstelik ilk yarıda oynanan maçta yediğimiz bir golden sonra düz duvara tırmanacak seviyede sevinç yaşaması da işin ayrı bir boyutu. sırf o sevincin intikamı için galibiyet istiyorum.

    akbilspor maçlarına bakıldığında oynadıkları futbol ve gol atma şekilleri kesinlikle şampiyonluğu hak eden bir takım görüntüsü vermiyor. zaten oyun içinde hakemlerden de bol bol destek gördükleri için, maç içinde düşseler bile ellerinden tutan oluyor. bu da oyun dışı avantajları. bu noktada içeride oynamanın avantajını kullanıp aynı trabzonspor maçında* yaptığımız gibi rakibi ve hakemi baskı altına almalıyız. takım zaten bizim desteğimizle içeride aç aslanlar gibi saldırıyor ve eminim ilk yarıdaki maçtan görülecek bir hesapları olduğunu biliyorlar.

    rakibin bir kaç tane kilit noktası var. ilki stoperleri ile pas yaparak çıkarken gereksiz zorlamalar yapabiliyorlar. bunu bir çok maçta gördük. ileri uç baskımız ile onları hataya zorlayarak pozsiyon üretebiliriz. bu bence önemli çünkü pozsiyon yaratmada oldukça sıkıntı yaşıyoruz. top ne kadar bizde kalsa da gomis'in ileride tek kalması ve belli düzenlerin oturmaması nedeniyle bu durum oluşuyor. çıkarken rakibi hataya zorlamak ve eksik yakalamak mühim. diğer kilit noktası emre. orta alanda pas bağlantılarını sağlamada ve ileriye topu taşımada önemli rol oynuyor. belhanda, selçuk ve fernando gerekirse ona tatlı sert oynayarak sinirlendirmeli. emre ne kadar dokunulmaz olsa da sahamızda taraftarın baskısı ile kart görmesini sağlayabiliriz. son kilit nokta ise adebayor. ilk yarıdaki maçta bizi denize döken adam. denayer'i her sırtına aldığında tehlike yaratmaları için olumlu işler yapmıştı. maicon ve serdar denayer kadar yumuşak değiller. adebayor'u yıpratacaklardır. ancak kart görmemeleri önemli. itiş kakış arasında ikinci sarıyı görüp eksik kalmamıza neden olabilirler.

    bizim açımızdan ise ileride baskı ile rakibi bozmak mühim. bu noktada adebayor'a uzun oynayabilirler. yukarıda dediğim gibi maicon ve serdar bu topları almalı ve orta alan bu anlarda stoperlere yaklaşarak seken topları toplamalı. beklerden ise verim almak mühim. geçen haftadan sonra hoca linnes'i tercih ederse şaşırmam açıkçası. muslera'nın gomis'e yollayacağı uzun toplar oyunun merkezini ileri taşımamız için kritik. bunu iç sahada yapabiliyoruz. umarım devamı gelir. en zayıf noktamız ise sağ savunmamız. mariano eğer oynarsa maicon ile o bölgede çok ağır kalıyor. oraya hızlı oyuncu sokan herkes kalemizde tehlike yaratıyor. bu nedenle linnes'in oynaması olası geliyor. gerçi onunda tersten gelen ortalarda kademe hatası çok oluyor ama fatih hoca hızı tekniğe tercih edecek gibi geliyor.

    bu yazdıklarım dışında her şeyden daha önemli bir faktör var. galatasaray'ın buralardaki kazanma alışkanlığı. bunu devreye sokmamız çok önemli. istediğimiz kadar teknik taktik kasalım, her şeyi en ince ayrıntısına kadar analiz edelim. bu kazanma ruhunu sahada ve tribünde göremezsek bu maçı değil şampiyonluğu da elimizle veririz. deplasmanda bir çoğumuz her maçı sanki barcelona ile oynuyormuşuz gibi görüyoruz. açıkçası çok haklı nedenlerimiz de var. ancak iç saha çok farklı. evimizde bu sezon sadece bir kez berabere kaldık. her maçta üstün olan taraftık, bazı maçlarımız pozisyon zenginliği açısından da oldukça tatmin ediciydi. bu avantajı bu maçta köküne kadar kullanmamız lazım. tribünlerde bir dakika dahi susulmamalı. akbilspor ve hakemler anamıza küfretmiş gibi ıslıklanmalı ve baskı altına alınmalı. 2 metre ötesine pas atarken ya da bariz faulü çalarken bile tedirgin olmalılar. şampiyon olacaksak bizim tribünlerde takıma vereceğimiz destek ile olacağız.

    unutmayalım bülent kaptanın dediği gibi biz zor günlerin adamıyız. şampiyonluk için şu an en zorlu viraja girdik. önümüzdeki 3 maçın 3'ünü de kazanırsak bizi kimse tutamaz. bu maç da bu serinin ilk ayağı. istediğimiz kadar takımı eksik görelim, alınan kararları yanlış bulalım. bize düşen şu aşamada koşulsuz destek. sezon sonu gelince oturur gereken tüm yanlışları konuşuruz.

    maça kaldı 3 gün. florya'da hocamız ve takım maça en iyi şekilde konsatre olacak, biz de tirbünlerde onlara katkı vereceğiz. bu maçı alacağız. akbilspor'u ali sami yen arena'nın çimlerine gömeceğiz. şüpheye, korkuya yer yok. tek hedef ve tek sonuç var bizim için. şampiyonluk için direk rakibimize şamarı vurup yolumaza bakacağız. kafasında soru işaretleri olanlar biz değil, rakiplerimiz olacak. tarihimiz boyunca böyle oldu, bundan sonra da böyle olacak ve bu takım bu sezon herkesi üst üste koyup şampiyon olacak!

    sen şampiyon olacaksın

    hedef 21

    inan edin şampiyon olacağız
  • mariano ayaklarına kurban olayım. gece gece bu maç aklıma geldi. şöyle bir düşündüm de gerçekten bir mucizeydi bizim bu maçı kazanmamız.

    yanlış anlaşılma olmadan açıklayayım. mucize olmasının sebebi futbolcu kalitesi, oyun kalitesi veya teknik heyet kalitesi değildi. yönetimle de ilgisi yoktu. karşımızda sadece başakşehir yoktu.

    başakşehirli bir futbolcu kart görünce hakemi kenarda birilerine şikayet ediyordu. o pozisyona kadar 3 kez kart görmesi gerekmesine rağmen.

    hakem ilk yarı boyunca kelimenin tam anlamıyla bizi, galatasarayı doğramıştı. liğme liğme doğrandık biz bu maç.

    üçüncü ve son olarak da; dönemin cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan, maçtan bir gün önce bir mitingde(yanlış hatırlamıyorsam) başta seçmenini olmak üzere bütün halka başakşehir’i şampiyonluk yolunda desteklemelerini, başta bu maçın deplasman tribünü olmak üzere her maç stadı doldurmalarını emretmişti. evet emretmişti. yanlış bir tanım olduğunu düşünmüyorum emir kelimesinin.

    bakın olay siyasi görüşler, iktidar-muhalefet partileri veya kişiler değil. x kişi y ülkesinin cumhurbaşkanı ve alenen devletin imkanlarıyla şampiyonluk yarışına giren ve her türlü kayırmalarla yarışta desteklenen bir kulübe bütün halkı destek olmaya davet ediyor. hafifletelim biraz ifadeyi.

    bakın başakşehir bir proje takımıdır. ancak amaç kesinlikle sportif veya mali başarı değil. amaç mevcut hükumetin sporu da ele geçirmesi tamamen. geçmişte bunun örnekleri mevcut.

    zamanında çavuşesku neredeyse aynı şekilde bir steaua bükreş yarattı. ismini bilmeyen yok sanırım. hatta bizim efsanemiz var bi tane, hagi ismi. sol ayağına zeval gelmesin. hagi bile bükreş’ten çıkma bir oyuncu.

    sonra adolf hitler’in gelsenkirchen’i var. schalke ya da bizim bildiğimiz ismiyle. aynen aynen, 2018-2019 şampiyonlar ligi sezonunda grup aşamasındaki rakibimiz schalke.

    başakşehir de bu yolda ilerliyordu. bayağı da yakınlardı. ama biz böyle bir maç geçirdik, böyle bir maçı kazandık. benim için şampiyonluğun en önemli maçıydı. beşiktaş’ı trabzon’u akhisar’ı göztepe’yi yenersin de, böyle bir başakşehir’i yenmek için ancak üstünde sarı kırmızı parçalı olması gerekliydi. biz de yendik zaten.

    tekrar ayağına sağlık mariano...

    son olarak;

    http://gss.gs/rLB.jpeg

    yaz, en büyük cimbom yaz.
  • rakiplerimizin** büyük ihtimalle 3 puan ile kapatacakları bu haftada bu maç ekstra önem kazanıyor. rakiplerimizin puan kaybı yaşaması akbilspor'un beraberliği yeterli görecek şekilde oynamasına neden olabilirdi. ancak beşiktaş ve fenerbahçe'nin üçer puan alması halinde farkı kapatacak olmaları onları da galibiyet için oynamaya itebilir. bu demek değil ki komple açık bir futbol oynasınlar. ancak bazı riskleri alacaklardır. hücumu daha çok düşünen rakiplere karışı daha rahat oynadığımız, hele de içerideki maçlarda bir gerçek. bu durumları bir arada düşünürsek bizim açımızdan hem avantaj hem de dezavantajlar mevcut. rakiplerin kazanması olası puan kaybımız için dezavantaj iken akbilspor'un açık oynamaya yönelmesi kazanmamız adına avantaj.

    maçın anahtarları belli; ileride rakibin rahat çıkmasını engelleyecek baskı ve geride adebayor'un etkinliğini mümkün olduğunca azaltmak. burada abdullah avcı gençlerbirliği'nden esinlenerek kapalı bir oyun tercih edip, solda elia, sağda visca ile kontra atak futbolu oynar mı acaba diye düşünmeden edemiyorum. bu bizim için en zorlayıcı senaryo olacaktır. bu durumda içeride taraftar baskısı ile takımımızın daha istekli ve baskın bir futbol oynaması pozisyon üretmemizde etkili olabilir. burada en önemli nokta sezon başından beri hepimizin belirttiği gibi; hızlı futbolu acele futbol ile karıştırmamak olmalı. sakin bir şekilde, topu hızlı dolaştırırsak iç sahada açamayacağımız savunma yok. kaybedilen toplarda da topun olduğu bölgede doğru baskı hızlı çıkışları kesebilir. anında verilecek tepki burada önemli. gençlerbirliği maçındaki gibi topu kaybedince yapılan duraksamalar olmamalı.

    çoğu taraftarımızın tepki gösterdiği hatta çoğu zaman aşırıya kaçtığı belhanda, mariano ve feghouli'nin sahne alması gerekiyor bu maçta. yaratıcı oyuncu sayımız çok sınırlı. bu üç oyucu bu eksikliği gidermeli. gerçi mariano kesik yiyebilir. hoca hızlı geri dönüşler için linnes'i tercih edebilir. oynarsa da geçen haftanın üstüne çıkmalı kesinlikle. diğer nokta gomis ileride çok yalnız kalıyor. yanına garry, feghouli, belhanda ve selçuk koşular yapmalı. yoksa gomis stoperlerin ve orta saha oyuncularının arasında kalıp yine topla bulaşamayacaktır. gomis de zaman zaman stoperlerin kucağından çıkıp pas alış verişlerine katılarak koşu yapacak oyuncular için alan açmalı.

    ne kadar istemsizce kendi çapımda teknik taktik yoruma kaçsam da olay yine oyuncularımızın ve teknik heyetin maç konsantrasyonuna kalacaktır. kanatlarda oynanan üçgenlerle beklerimizi ya da kanat oyuncularımızı kaçırma planımız ve zaman zaman gomis ile sırtı dönük oynayarak bir şeyler üretmeye çalışmamız dışında oturmuş bir hücum planımız yok. bu nedenle oyuncuların hırsı, isteği, konsantrasyonu ekstra işler üretmelerinde etkili olacak. maça ne kadar motive çıkarlarsa akbilspor'u şaşırtma olasılıkları o kadar artacaktır.

    takımın arkasında onlara inanan ve koşulsuz desteklemek için gelecek olan 45-50 bin arası taraftar olacak. ilk dakikadan itibaren tribünlerden sahaya, sahadan tribünlere akan bir coşku olacaktır. bu coşkuyla akbilspor'u bunaltmamız, hakemi de baskı altına almamız kaçınılmaz. galibiyetin tek hedef olduğu hepimizin malumu. tribünde yer almak ve o atmosferi yaşamak için içimdeki heyecan sürekli artıyor. ait olduğumuz yere, liderliğe çıkmak için sabırsızlanıyorum.

    birinci dakikadan doksanıncı dakikaya kadar sahada sadece bizim hüküm sürdüğümüz, galibiyeti sökerek aldığımız bir maç bekliyorum. teknik taktik olarak iyi ya da kötü olsak da, evimizde oluşturduğumuz atmosfer ile bu maçı kazanmamamız sürpriz olur. hedef belli 6'da 6 ve 21'inci şampiyonluk. yara aldık, örselendik ama hedeften vazgeçmedik.

    hedef 21

    sen şampiyon olacaksın