• 931
    --- alıntı ---
    uğur meleke: "okan buruk’un takımı sezonun en kötü futbolunu oynarken hocanın hakem atamalarından yakınması hayatının en talihsiz açıklamalarından biriydi."
    --- alıntı ---

    hakem hatası diyemiyorum ben, doğrusu şöyle olmalı: eğer hakem galatasaray'ı doğramasa; galatasaray bu sezon oynadığı en kötü oyunla kayseri'yi 2-1 yenecekti.

    okan hoca'nın açıklaması değil ama uğur meleke'nin yazısı oldukça talihsiz olmuş. satma kalemini uğur..
  • 576
    uğur meleke'nin "yabancı sınırı nasıl olmalı?" başlıklı yazısı:

    "ben 10 yıldır dilim döndüğünce mücadelesini veriyorum, bir sürü değerli spor yazarı abilerimiz var daha uzun süredir savaşan... nihayet bu mücadelenin sonucunu almaya çok yaklaştık; ülke futbolunun dibine dinamit koyan yabancı sınırının kalkması artık resmen futbol yöneticilerimizin gündeminde.
    özellikle son 10-15 yılda süper lig kulüplerinin gelirlerindeki geometrik artış, yerli futbolcu piyasasını alt üst etmişti. almanya’da-isviçre’de-avusturya’da 1 milyon euro alamayacak adam, yabancı sınırlaması yüzünden türkiye’de 3 milyon almaya başladı. yerli oyuncuların maaş bareminin bu düzeylere çıkması, avrupa’nın beş büyük ligine ihracatımızı sıfır noktasına getirdi. şu anda türkiye’de doğup avrupa’nın elit liglerinde top koşturan tek bir oyuncumuz var. hiçbir oyuncumuz elit liglere gitmeyince, yarı maaşlara ingiltere’ye ispanya’ya gitmeyi aptalca bulunca, gelişimleri durdu; vizyonları daraldı.

    üstelik bu yüksek maaşlar sadece türkiye’de doğan türkler’i değil, avrupa’da doğan türkler’i de olumsuz etkiledi. 19-20 yaşlarında, daha dortmund’un-leverkusen’in ikinci takımıyla 5 maça çıkmış adam süper lig’den milyonluk teklifleri alınca başı döndü; gelişimini önemsemeyip ankara’nın, kayseri’nin, istanbul’un yolunu tuttu. sonuçta orada kalıp ilkay, mesut, hakan çalhanoğlu olacakken, buraya gelip nizamettin çalışkan, tanju kayhan, yasin öztekin oldular. ve ne kendilerine, ne ülke futboluna, ne milli takıma katkısı olmadı bu gençlerin...

    50 yıllık bir ezberi bir türlü aşamadık: “yabancı sınırlamasını açarsak, türkler oynayamaz, milli takıma oyuncu bulamayız” dediler sözleşmişçesine... oysa bu yerli oyuncu bu ligde o yabancıyı yenip formayı alamıyorsa, uluslararası maçta zaten nasıl yenecekti ki aynı adamı? istanbul trafiğini mercedes’e, bmw’ye kapatmanız, tofaş’ı mı geliştirecekti? yasakçılıkla kim, hangi sektörde, ne zaman gelişti allah aşkına?

    sonuç hüsran oldu... milli takım, fifa sıralamasında 49, uefa sıralamasında 32’nciliğe düştü. uefa kulüpler sıralamasında da 2007’den beri ilk kez 12’nin dışına çıkma tehdidiyle karşı karşıyayız. bariz hastalık, teşhisi getirdi, şimdi de amaç, hep birlikte doğru tedaviyi bulmak...

    kriterler nasıl konmalı?

    fatih terim’in ve yıldırım demirören’in açıklamalarından anladığımız kadarıyla, yabancı sınırlamasını kriterli olarak açacağız ocak’ta... demirören, ntv’de “yüzde 10 barajı koymayı düşünüyoruz, ama o zaman da melo sınıra takılıyor” diye bahsetmiş planlarından. sanırım üzerine biraz daha kafa yorulursa, en doğru metot bulunacaktır. benim naçizane önerim şu şekilde:

    1) kulüpler sezon başında tff’ye 28’er kişilik oyuncu listeleri versinler. geniş listede 8, her maçın ilk 18’inde 4, ilk 11’inde de 2 altyapı oyun- cusu zorunluluğu getirilsin kulüplere... bu yöntemin maksadı şu: türkiye’ye bir yabancı oyuncu transfer olduğunda onun sabri’nin değil koray’ın, emre’nin değil salih’in önünü kesmesinden endişe ediyoruz. çünkü emre, sabri ya da ersan, belli bir yaşa geldikten sonra hâlâ formalarını yabancı rakiplerine kaptırıyorlarsa, zaten uluslarararası maçlarda da onu yenemeyeceklerdir.

    ama atınç’ın, salih’in, koray’ın durumu biraz farklı. onların gelişmesi için, potansiyellerini göstermeleri için, kapasitelerinin en tepesini izlememiz için oynamaya ihtiyaçları var. dolayısıyla yabancıyı sınırlamak yerine genç oyuncuyu oynatmaya teşvik etmek, daha mantıklı geliyor bana...
    2) altyapı oyuncusu tanımını da gerçekçi yapmak lazım. bir futbolcunun, altyapı oyuncusu sayılması için 23 yaşını doldurmaması ve türkiye’de herhangi bir kulüpte iki yıl eğitim alması yeterli olabilir.

    3) genç oyuncu teşvikini doğru biçimde yaptıktan sonra, yabancı oyuncuyu tanımlamaya gelecek sıra... tff başkanı demirören’in bahsettiği “yüzde 10 milli olma şartı” mantıklı. ama bu şartnameyi ülkenin fifa sıralamasına göre derecelendirmek gerek.

    a) oyuncu, 23 yaş altı ise herhangi bir milli kademede,23 yaş üstü ise a milli kademede oynama şartı aranacak.
    b) oyuncu, fifa sıralamasının ilk 15 ülkesinden geliyorsa hayatında 1 kez milli olması yeterli. eğer fifa sıralamasının ilk 15’inin dışında bir ülkeden geliyorsa, o zaman son iki yılda ulusal takımın maçlarının %10’unda (veya %20’sinde) oynama şartı aranabilir.
    türk futbolunda bu tarz bir değişiklik olur ve selçuklar, bekirler, cenkler burada forma bulamazlarsa diye düşünenler de lütfen şunu unutmasın: burada 3 büyüklerde forma bulamazlarsa, ispanya’nın orta sınıf veya hollanda’nın-belçika’nın üst sınıf takımlarına gidecekler. ve her halükarda gelişecekler. dünya görüşü açısından. vizyon açısından. lisan açısından. bir gün yine gelişmiş olarak dönecekler türkiye’ye, hatta milli takıma.
    daha vizyoner, daha yenilikçi bir gençlik umuduyla. mutlu haftalar."

    uğur meleke
  • 886
    22.08.19 tarihli köşe yazısı klasik tarzıdır. kaliteli gibi gözükür. biraz düşünmek gerekir üzerine ama.

    koca yazı 19-20 sezonundaki ilk hafta maçlarındaki diagne'ye yapılan net penaltıyı tartışmaya açmaya ve fb'nin kazandığı ilk penaltıda var'a gidilmemesini haklı çıkarmaya yarıyor. geçiniz. bu yazdıklarına doğru diyip fb'nin gazişehir maçında kullandığı ilk penaltıda neden var'a gidilmedi diye sormak insanın kendisiyle çelişmesidir. diagne'ye yapılanın bana göresi, sana göresi mi var? rakip ayağına basıyor. penaltı olması için başka ne olması lazım.

    var eğer %51 oranında hata görüyorsa uyarmalı. çünkü %51>%50. yani penaltıdır ya da kırmızıdır v.s. milyonlarca euro bir tane orta hakemin insiyatifine bırakılamaz.
  • 811
    (bkz: #2349963)

    --- alıntı ---

    peki geçen hafta malatya gibi ligin en dirençli takımlarından biri karşısında göğüs göğse çarpışan, son ana kadar savaşan ve rakibini farklı yenmeyi hak eden antalya’ya ne oldu da, istanbul’da bu kadar çaresiz kaldılar? sanırım bu sorunun cevabını en iyi hamzaoğlu bilecektir, zira sol açıkta sakıb tercihini yaparken ne düşündü, onun açıklaması lazım bunu... acaba neden malatya’ya karşı güzel bir oyunla kazanan takım böyle radikal biçimde değişir? neden orta sahadan zeki, santrfor arkasından deniz kesilir ve sol açığa orijini sol bek olan ve asla daha fazlası olamayacak sakıb konur?

    --- alıntı ---

    3 şubat 2018 antalyaspor yeni malatyaspor maçı maçını izlemeyip skora göre konuşmuş bence. maçın tek hakimi malatyaspor'du. antalyaspor kendi stadında ve seyircisinin önünde oynamasına rağmen sahasına hapsolmuştu. ama skor 1-1 iken chebake sağolsun olmadık yerde kırmızı kart yiyerek takımın emeğini hiç etti.

    uğur meleke cinlik yapmış ama yemedik.

    edit: düzeltme
  • 930
    --- alıntı ---
    uğur meleke: "okan buruk’un takımı sezonun en kötü futbolunu oynarken hocanın hakem atamalarından yakınması hayatının en talihsiz açıklamalarından biriydi."
    --- alıntı ---

    maçın birinci dakikası penaltısı verilmeyen, yediği il gol faul olan ve 2-0 yenik durumdayken bariz golü elli beşinci dakika vara gidilmeden iptal edilen bir takımın teknik direktörünün yapması gerektiği gibi hakemlere yüklenmiştir okan. kaldı ki sezon başından beri sistematik saldırı altında galatasaray futbol takımı. futbol anlık oyundur. penaltı verilmiş olsa ya da golümüz geçerli sayılsa kötü oyununun nerelere döneceğini kim bilebilirdi? demek uğur bey biliyormuş ki kötü oyundan bahsetmiş.
    madem öyle bir kere çıksın yeşil sahaya ve maç gazozuna olsun. hakem bile isteye maçı uğur beylerden alıp x beylere versin. o gazoz o saatten sonra acı, göz yaşı, kan ve ter olarak dolacaktır. emek hırsızlığı dini olarak günah, ahlaki olarak ayıp bir şeydir.
  • 869
    dayanamayacağım bir entry daha gireceğim hakkında.

    3 ocak 2019 manchester city liverpool maçında agüeorunun attığı gole fenerbahçenin galatasarayı 4-3 yendiği maçta aykutun attığı golün aynısı diye saçmaladı. hızını alamadı biraz önce de ozan olsaydı 3 tane penaltı yaptırırdı gibi bir şeyler dedi maçtaki bir pozisyon için.

    yahu sendeki bu galatasaray düşmanlığı nerden çıktı. efendi efendi baksana işine. nedir yani illa küfür yiyince mi rahatlıyorsunuz?
  • 883
    var uygulaması ile ilgili 22.08.2019 tarihinde güzel bir yazı kaleme almış köşe yazarı.

    --- alıntı ---

    türkiye'de var 'yüzde 51'le çalışıyor

    biz var statüsünü henüz tam olarak anlamadık.
    var statüsü, masadaki hakeme sadece “net ve bariz bir hata” olduğunda devreye girmesini salık vermiş. sadece yüzde yüz kesinliği olan bir hata. siyah-beyaz kadar net olan, herkesin görebileceği kadar bariz bir hata. ama maalesef süper lig’de var masası, “yüzde 100” değil “yüzde 51” kriteriyle hareket ediyor.

    geçtiğimiz çarşamba gecesi vodafone park’taki süper kupa finalinin 100’üncü dakikasında kaleci adrian’la abraham arasındaki mücadeleye hakem penaltı düdüğü çaldığında hepimiz gerilmiştik. hakem frappart’ın faul düdüğü doğru muydu? adrian’ın abraham’a penaltı gerektirecek net bir müdahalesi var mıydı? 30 saniye kadar var incelemesi olup olmayacağına kilitlendik (daha fazla değil)... sonuç: inceleme yok. penaltı atıldı. ve gol geldi.

    tartişma bitmiyor

    sebep şu: frappart pozisyona yakındı. pozisyonu net bir biçimde gördü ve bir karar verdi. masa pozisyonu izledi, net ve bariz diye tanımlanabilecek bir hata görmedi. bakınız, şu detay çok önemli: var, orta hakemin kararına katılmamış olabilir. pozisyonun %51 oranla temiz olduğunu düşünmüş olabilir. “ben vermezdim” diyebilir. bunların hiçbir önemi yok. net ve bariz bir hata yoksa var’a iş düşmüyor. var masası, tahkim masası değil. maçın yönetimi hâlâ koşulsuz orta hakemde.

    bu maçtan birkaç gün sonra süper lig’i ve premier lig’i izledik. her iki ligde uefa süper kupa finalindekilere benzer pozisyonlar yaşadık. galatasaray’ın diagne ile kazandığı, city’nin rodri ile kazanamadığı penaltıları hâlâ tartışıyoruz: diagne’ye yapılan temasta
    var’a gidilmeli miydi? ya da rodri’ye yapılanda? size göre şöyle, bana göre böyle olan pozisyonlar.

    niye davet etti?

    her iki pozisyonda hakemler doğru ya da yanlış, düdük çaldılar, kararlar verdiler. farklılıksa var uygulamasında. şimdi size soruyorum: denizlispor-galatasaray maçının var’ı, orta hakemi neden monitöre davet etti? eğer onun daveti doğruysa, city-tottenham maçının var’ı neden davet etmedi? zira iki pozisyon birbirine benziyor: hakemler görüp birer karar vermişler. aynen süper kupa finalinde frappart’ın yaptığı gibi. ortada yüzde yüz, net, bariz diyebileceğin türden bir tablo var mı? yoksa “sana göre, bana göre” pozisyonlar mı her ikisi de? bakınız, pozisyon maçın var’ı palabıyık’a göre %51 penaltı olabilir. yüzde 80 de olabilir. yüzde 99 da olabilir (ki bana göre de öyle). ancak var statüsü, var’a “sen pozisyonun %99 penaltı olduğunu düşünüyorsan hakemi davet et” demiyor. yüzde yüz, bariz, net bir hata (kural kitabındaki ifadeyle clear and obvious mistake) varsa davet et diyor.

    benim bu haftaki süper lig’den anladığım şu: uefa’ya ve premier lig’e göre var, %100, bariz, net hatalarda orta hakemi davet ediyor. bizim ligde ise var, yüzde 51 hata hissediyorsa orta hakemi monitöre çağırıyor. sanırım bu yıl premier lig ve süper lig’i izledikçe, bu ayrımın çok daha fazla varacağız farkına.

    haftanin istatistiği

    adil demirçubuk’un hürriyet’te yayınlanan araştırmasına göre 7 süper lig kulübü, sezon başı itibariyle forma sponsoru bulamadı. premier lig’de 10, championship’te 14 kulübün forma sponsoru bahis firmaları. sanırım futbolun reklamveren havuzu, sektörel anlamda daralıyor.

    haftanin takimi

    liverpool, istanbul’dan zaferle ayrılarak bu sezon 6 kupa kazanma ihtimalini canlı tuttu. jurgen klopp’un öğrencilerinin önünde hâlâ kazanabilecekleri 5 kupa daha var: premier lig, fa cup, carabao cup, şampiyonlar ligi ve kıtalararası kupa.

    bir başka kural tartişmasi

    bu hafta dünya spor kamuoyunun gündemindeyse bir başka kural tartışması vardı. manchester city-tottenham maçının son dakikalarında jesus’un attığı gol, pozisyonun gelişiminde top laporte’un eline temas ettiği için iptal edildi. yeni kurallara göre, bir gol elle atılıyorsa (ya da elle yaratılıyorsa) pozisyonda kasıt olmasa dahi iptal edilecek. yani iptal kararı, kitaba uydu. ancak vicdanlara uymadı. vicdanlara uymamasının sebebiyse şu: laporte hava topuna (örneğin) kane’le çıksa ve top tottenham’lının doğal durumdaki koluna bilinçsizce çarpsa penaltı yok. ama top laporte’un doğal durumdaki koluna bilinçsizce çarptığında hentbol var. sebebiyse ikili mücadele sonrasında jesus’un golünün gelmesi. sanırım futbol tarihinde ilk kez bir kural, savunmacıya ayrı, hücumcuya ayrı uygulanıyor. bunun da bence kabul edilebilir bir tarafı yok. vicdanlara asla sığmayan, son derece yanlış bir uygulama.

    --- alıntı ---
  • 1007
    https://www.youtube.com/watch?v=bSugvWg4mWM

    ya sen kendini deli gibi yaptın dediğim skor yorumcusudur.

    adam hakikaten jesus'un türk futboluna indiğine inanmış. jesus'u da ikiye ayırmış, dünya kupası öncesi ve sonrası olmak üzere. baba onu da buldular milattan önce, milattan sonra diye.

    yalnız senin çıkarımda şu hatalı oluyor, bu ecnebiler isa'nın doğduğu günü milat kabul etmişler. senin milat, dedeyi derin galatasarayın kaçırıp yerine yossi coheni geçirdiği gün oluyor.*

    dede de dede, ne kafa şişirdin be! harika ofsayt taktiğiyle daha ilk maçtan ümraniyespor'a puan kaybeden dede de dahil mi bu dünya kupası öncesinde gökten türk futboluna adete inen döneme?

    gerçi adam fenerbahçeli. ne bekleyebilirsin ki? basitçe kötü teknik direktör dememek için 40 takla atıyor. yahu arkadaş, sameti stoper diye alan, brumayı zorunlu opsiyonla kiralayan, gustavo henrique gibi hayatımda gördüğüm en kötü stoperi aldıran adam, iyi teknik direktör falan değildir.
  • 774
    melek görünümlü şeytan.

    tarzı, edası, üslubunu gören ilk başta yeni nesil adamlardan, futboldan, taktikten, teknikten anlayan bir yazar olduğunu zanneder. biraz tanıyınca ise ara ara birilerinin istediği gibi konuştuğunu/yazdığını, ağır saçmaladığını anlarsınız.

    şu yazısını okuyunca http://www.hurriyet.com.tr/...fatih-terim-40706140 ilk aklıma gelen cümle şudur: halanın da bıyıkları olsa amcan olurdu!

    başarıyı küçümsemek, tesadüfe bağlamak bu ülkede şikeci aziz'gillerin düşüncesidir. hatta başarıyı tesadüfe bağlamak için oradan buradan ilginç doneler toplayıp aaa tesadüfe bak şeklinde bir araya getirmeye çalışmak ise şeytani, art niyetli bir yaklaşımdır.

    başarı, isteyenin, çalışanın, tevekkül edenindir. şans, iyinin ve çalışanın yanındadır. fırsatları değerlendirmeyen, çalışmayan bir adam başarılı olabilir mi? peki bunu uğur meleke bilmiyor mu? elbette biliyor fakat böyle yazması gerekmiş olacak ki (!) böyle yazıyor. bir de yazıya övgü gibi başlayıp esas amacına sonradan geçmiyor mu, muazzam şeytani bir hamle. bizi aptal mı sanıyor acaba? ne yapalım? bunları okuyup inanacak, güdümlenecek olanlar da muhtemelen eğitimsiz, donanımsız yahut aziz'gillerin yolunun yolcusu olanlardır. ben kendi adıma bu tip şeytani hareketlere girenlere buradan, twitterdan gerekli tepkiyi veriyorum. meydan boş değil, herkes haddini bilsin!

    edit: herkes ali ece ya da bilgin gökberk değil tabi... ali ece daha yeni işten çıkarılmadı mı?..
  • 1057
    fred'in ingilizce bilmediğini, dolayısıyla küfür edemeyeceğini söylemiş. işte bu, zeka bu ya. bu adam zeki.

    kuntz, tuchel vs. çok iyi türkçe konuşabildiği için küfür biliyor mesela. ya da en basitinden f.ck off diyebilmek için a1 ingilizce gerektiriyor olabilir. misal ben de çeşit çeşit rusça sinkaflı kelimeler biliyorum ama troçki gibi rusça bilmiyorum. zeka bambaşka bir şey. herkeste bulunmuyor malesef.
  • 983
    ben sırf her inanışa saygı duyduğumdan uğur meleke hatrına jorge jesus'u eleştirmeyi bıraktım. yani sonuçta bu adam jesus'u peygamber katına koymuş mu? koymuş. o saatten sonra ben adamın kutsalını eleştiremem.

    ben bu konuda azami hassasiyet gösteriyorum da ama uğurcum sen de biraz peygamberine sahip çık be kardeşim. adamı saatlerdir yerlerde sürüyorlar.

    https://t24.com.tr/...ndiniz-adeta,1071152
  • 877
    3 temmuz dönemine kadar sevdiğim yorumcuydu. o gün kendisinin ayarı ciddi manada bozuldu ve toparlyamadı. dümeni de tamamen fenerbahçe lehine kırdı. gazete yazılarına da bakarsanız çok büyük bir kısmı fenebahçeyle ilgilidir.
    terim milli takıma gidince giydirmeye başladı, doymadı tazminat meselesine girdi. doymadı, lucescu'yu bilge adam yaptı. doymadı, lucescu daha da batırdı. ama meleke doymadan lucescu'yu korumaya almaya çalıştı. kendisinin ercan saatçi yorumculuğundan farkı yoktur. ciddiye alınacak bir tarafı kalmamıştır.
  • 929
    --- alıntı ---

    okan buruk’un takımı sezonun en kötü futbolunu oynarken hocanın hakem atamalarından yakınması hayatının en talihsiz açıklamalarından biriydi.

    --- alıntı ---

    ülkemizdeki en fenerli yazarlardan biridir. çünkü fenerlidir, gösteri maçında fener forması ile kadıköy'de top oynamışlığı vardır. 2022-2023 süper lig sezonunda 3 takım hariç diğer tüm takımların yöneticileri ve teknik adamları bir şeylerden sikayet ediyorlarsa gazeteci olarak bunu araştırmak yerine, hakem atamaları ile ilgili eleştirilere "iyi futbol oynama" şartını koşmuş yazardır.

    şimdi, hadi okan buruk'u geçelim, mke ankaragücü başkanı çıkıp da teknik direktörüne "hocam sen önce iyi futbol oynat, bizim hakemler ve atamalar ile ilgili söz söyleme hakkımız yok bu kötü futbolla" mı diyecektir ? adam, belki de o atanmış orta hakem ve var hakemleri yüzünden verilmeyen kırmızı kartlar, nizami olmayan goller, ofsayt yüzünden iptal edilmiş goller yüzünden ilk yarıda 2-0 geriye düşmüşken, iyi futbol oynamayı mı hedefleyecektir ?

    afedersiniz de, hep hedef biz miyiz tayfun ?
App Store'dan indirin Google Play'den alın