• --- alıntı ---

    muslera, dün 3 kez hakeme itiraz için kalesinden ayrıldı. 3 kez sarı kart görmeliydi. volkan demirel, kaç kez çıkıp böyle sarı kart gördü. muslera’nın ekstra bir kredisi oluyor. emre’nin kartında çıktı, mariano’nun kartında çıktı, bir tane de verilmeyen kartta çıktı. o yüzden kaleci kaptan riskli.

    --- alıntı ---

    madem bu işi yapıyorsun, önce istatistikleri bir kontrol et !!! muslera'nın ekstra kredisi oluyormuş, bak bak bak... bu sezon muslera'nın 6 (altı) volkan'ın 2 (iki) sarı kartı var. kimin ekstra kredisi var bir daha düşün istersen (!)
  • 17 kasım 2015 türkiye yunanistan maçı'nda yunanistan milli marşı'nın ve/veya fransa'daki katliamda ölenler için yapılan saygı duruşunun ıslıklanması üzerine çok güzel konuşmuştur.

    "çek cumhuriyeti ile ümit milli maçı oynuyoruz. çek cumhuriyeti milli marşı ıslıklanıyor. ne alaka? "

    sorusunu sorduktan sonra muazzam bir tespiti yapıştırıyor.

    "biz birey olarak yetersiz bireyleriz genellikle. güzel değiliz, yakışıklı değiliz, uzun boylu değiliz, iyi eğitim sahibi değiliz, enstrüman çalmıyoruz. çok iyi okullarda okumadık, çok güzel kız arkadaşlarımız yok... birey olarak bir şey ifade etmeyince, sokaklardan bakıyor; kalabalıklardan ayrılamayınca ne oluyor? kalabalıklara katılıyor. ben fenerliyim, ben galatasaraylıyım; mahvederim sizi. ben şu partinin sempatizanıyım, nasıl yendik? ben ibrahim tatlıses fanıyım, ben beren saat'e bayılıyorum. kalabalıklara katılıyor bir şey ifade etmek için. birey olarak bir şey ifade etmediği için... birey kalitesi düşük toplumlar bu tarz sıkıntılar yaşamaya mahkumdur. bunun yolu*, toplumsal hareketlerden geçer...."
  • rezalet bir yazı yazmış ve terim düşmanlığını iyice ortaya dökmüştür.

    http://www.hurriyet.com.tr/...fatih-terim-40706140

    *98 yılında grupta ikinci olup, sadece tek takım çıktığı için elendiğimizi yok saymış alenen yalan söylemiştir.
    * 99-2000 senesi milan'ın grupta dakika 85'e kadar ikinci olduğunu, biz peş peşe golleri atınca avrupa'dan tamamen elendiğini hesaba bile katmamıştır.
    * ilk yıllarında rai'li psg'ye 4-2 ve 0-4 elendiğimizde hayrettin'in gelmiş geçmiş en abuk sabuk golleri yemesini de bu şansa mı bağlamaktadır?
    * milli takım'da da terim'in ballı olduğu söylemektedir. peki koskoca türkiye tarihinde furbol takımının 4 kere avrupa şampiyonası'na katılabildiğini ve üçünde terim olduğu konusuna ne diyecektir? ( kalan tek turnuva ise 2000 yılında 8 gs'li milli takım)
    * uefa kupası alınırken ve o sürece na mağlup gidilirken ve deplasmanda herkesi yenerken hangi şanslar vardı anlatabilir mi? emre'nin mallığı, hagi'nin dirseği, bülent'in çıkık omzu, leeds maçlarının politik atmosferi nasıl bir şansla ifade edilmektedir. ( o tarihte tekti namağlup kupayı kazanan)

    çık delikanlı gibi "ben gs ve terim düşmanıyım" de vallahi ses etmem. nasıl olsa terim ve gs seni de diğerlerinin üstüne koyup ezer geçer ve yoluna devam eder. içimizdeki düşmanları da yanınıza alın, elinizden geleni yapın. biz imparator'un arkasındayız. oyna ,devam)
  • kaleminden gene bal damlatmış.

    --- alıntı ---

    messi-ronaldo... ya sonrası?

    brezilyalı ronaldo, 1996’da “fıfa yılın futbolcusu”ödülünü aldığında yalnızca 20 yaşındaydı. messi 22, cristiano 23, ronaldinho 24’ünde aldılar bu unvanı. kaka, baggio, zidane, her biri 25-26 yaşlarındaydılar yeryüzünün zirvesine çıktıklarında.

    malumunuz, son 7 sezondur ödülü yalnızca cristiano ronaldo-messi ikilisi kazanıyorlar. şu anda ronaldo 30, messi 28 yaşında. ilk ikiyi bırakın, üçüncülük kürsüsüne çıkan herhangi bir genç oyuncu da yok uzun zamandır: 2014’ün üçüncüsü neuer 28, 2013’ün üçüncüsü ribery 30 yaşındalardı. onlardan önce kürsüyü tamamlayanlar da ıniesta ve xavi oluyorlardı. yani uzun zamandır bir genç oyuncu, altın top kürsüsüne üçüncü basamaktan dahi dahil olamıyor...
    denklemi şöyle de kurabiliriz: belki siz de, ronaldo’yla messi’nin bu gezegenden olmadığını düşünenlerdensiniz. peki onların dışında dünyanın en iyileri kimler sizce? ıbrahimovic mi? robben, ribery ya da ıniesta mı? neuer veya suarez mi? bunların herhangi biri de messi-ronaldo’dan küçük değiller ki zaten! 30’una gelmiş ronaldo ve 28’lik messi’den sonra en iyi üçüncüler arasında anılan genç oyuncular yalnızca neymar, bale ve hazard... onların da ıbrahimovic varken, robben, suarez, neuer varken o basamağa ne zaman çıkabilecekleri meçhul.
    ***
    halihazırda futbolda harika bir dönem yaşıyoruz. 21’inci yüzyıl sporseverleri, son 10 yılda futbolda neredeyse bütün rekorların yenilenmesine tanıklık ettiler: xaviesta’lı ispanya, 2008-2010-2012’de üç büyük turnuva üst üste kazanarak tarihte bunu yapan tek milli takım olmayı başardı. avrupa kupaları tarihinin en golcü oyuncusu cristiano ronaldo, kupa 1’in en golcüsü unvanını da messi ile paylaşıyor. sadece 28 yaşındaki messi, zaten hem la liga tarihinin hem de barcelona kulüp tarihinin en golcü oyuncusu... cristiano ronaldo’nun, koskoca real madrid tarihinin en golcü oyuncusu olması da sadece 6 sezon sürdü. mevcut rekortmen raul’ün 16 yılda attığı gol sayısına 6’ncı sezonun sonunda ulaşmaya çok yakın olan ronaldo’nun istemesi halinde bu fiziksel kalitesiyle en az 5 yıl daha real madrid’deoynayabileceği de aşikar. ıbrahimovic de yalnızca 3 sezonun sonunda psg tarihinin en golcüsü olmaya yakın.
    peki ya sonra? işte orası biraz netameli. messi, ronaldo, ıbrahimovic, robben, xavi ve ıniesta gibi tarih yazıcılardan sonrası bence meçhul...
    ***
    yaklaşık 15 gün önce, webo ile emenike’yi kıyaslarken değinmiştim bu konuya...
    amerikalı tarihçiler strauss ve howe’nin yaptığı muazzam bir nesil tarifi var: 1990’lardan sonra doğanlara “z jenerasyonu” diyorlar. bir diğer tanımlamayla “doğuştan dijital” onlar. evet, teknolojinin içine doğdular, bilgisayarlar, akıllı telefonlar, tüm bilgiye arama motorları yoluyla ulaşabilmek “z nesli” için çok sıradan. ama bu dijital doğuş, kendinden önceki nesillerde olan karakteristik özellikleri de bazılarında eksik bırakmış: bir şeye ulaşmak için çabalamak. sabretmek. toplum bilincine ya da ekip bilincine sahip olmak. bireysel faydanın yerine toplumsal faydayı koyabilmek.
    onların çoğu, 70’lerde doğanların çok zor elde ettiği bazı şeylere çabasız sahip oldukları için “değer bilme” konusunda sıkıntılılar. babaları anneleriyle tanışmak için olağanüstü çaba göstermiş, uğraşmış didinmiş, yüzü kızarmış-reddedilmiş olduğundan değer bilirken, onlar için her şey bilmemnebook’tan insan seçmeye indirgenmiş. kazanmak bu kadar kolay olunca, kaybetmek de sıradanlaşmış. ilk tercihleri genelde kendileri. mottoları, “dünyaya bir kez geliyorsun”a indirgenmiş. davranışlar, kendisi dışındaki 7 milyar insanın da dünyaya bir kez geldiğinden habersizmiş gibi!
    ***
    sene 2025... ronaldo bırakmış, messi bırakmış, ıbrahimovic artık dede kıvamında. ortalık “kral yapmayacaksın, kral olacaksın”lara kalmış. futbolcular onlar, avukatlar onlar, mühendisler onlar, doktorlar onlar. nasıl bir dünya olacak dersiniz z nesliyle baş başa kalındığında? acaba onlar da bu satırların yazarı 35’lik huysuz yazar abileri gibi, q neslinden mi şikayet ediyor olacaklar? bilinmez. ama siz yine de messi’yi, nowitzki’yi, pirlo’yu, drogba’yı, kuyt’ı daha bir dikkatle izleyin derim ben. çünkü belki de gelecekte bir pirlo daha, bir messi daha olmayacak.

    --- alıntı ---

    edit: kuşak muhabbetiyle ilgili bilgi.

    http://www.acikbilim.com/...-ve-z-nesilleri.html

    http://www.milliyet.com.tr/...detay-cocuk-1864431/

    http://www.cumhuriyet.com.tr/..._degil_Z_kusagi.html
  • --- alıntı ---
    c ligi’ne (ve elemelerde üçüncü torbaya) düşmeyi büyük bir yıkım olarak görmüyorum. bizi “adam gibi adamlar çetesi” dibe vurdurdu; bu gençlerle yeniden doğmaya çalışıyoruz. bu küçük çaplı bir devrim. devrimler sancılıdır. acı çekeceğiz belli. ama ben inatla, mart 2019 ‘da başlayacak elemeler için umutluyum.

    mircea lucescu, maç önü basın toplantısında “sanırım avrupa’nın en genç takımıyız” dedi. gerçekten de bu maça çıkan ilk 11’imizin yaş ortalaması yalnızca 25’ti. yalnız enteresandır, avrupa’nın en genç takımı, avrupa’nın en yaşlı teknik direktörüne sahip! bu sert nesil değişimini yaparken lucescu’nun deneyiminden çok faydalandık elbette.
    --- alıntı ---

    takımın başında terim olmayınca nasıl da iyimser, nasıl da pollyanna olmuş meleke. işte size türk spor basınının 'en tarafsız, objektif ve bilgili' yazarlarından biri. bu skorlar fatih terim döneminde olsa, aldığı maaşı 28 farklı döviz kurundan yazacağına şüphe yok. rezilsiniz ve rezil kalmaya devam edeceksiniz.
  • kendisi hakkında şike konusunda konuşmadı derken hiç mi yüzünüz kızar mıyor? bu kadar mı fanatik bu kadar mı körsünüz?

    al bu şike ile ilgili konuştuğu videolardan biri.

    http://www.youtube.com/watch?v=bKC-aQKk8Bg

    https://www.youtube.com/watch?v=Eo7sKrQWONM

    bu ahlaksızlıkların suratına vurduğu videolardan biri.

    https://www.youtube.com/watch?v=zvg1jVRIuec

    https://www.youtube.com/watch?v=QRrQFfwRWig

    kendisi başbakan'a, fatih terim'e, demirören'e, emre'ye, volkan'a devletin kanalında çatır çatır konuşan bu nedenle işten atılan bir adam.

    avrupaya 5 yıl gitmemek değil 7 takımı küme düşermek çözümdür diyen bir adam bu.

    boş yapmayın hadi.

    edit: şike ile ilgili verdiği demeçlerden biri daha eklendi. bunları sadace google araması ile buldum. siz de deneyin. cahil kalmayın.

    bu da başka bir video.

    tayyip'e ''çaldın mı çalmadın mı?'', aziz'e de ''şike yaptın mı yapmadın mı?'' diye açık açık soruyor.

    https://www.youtube.com/watch?v=xSoP34FUP4A
  • biraz geç olacak fakat anca toplayabildim kelimeleri.
    malum konu çetrefilli. e işin içinde uğur olunca çetrefilli olmaması mümkün değil..

    bir çok insan gibi bende bir zamanlar yarı objektif sandığım spor yazarlarındandı. "rıdvan'dan iyidir" dediğimiz kadronun ilk 11'inde yer alırdı. saftım, toydum..

    en son söylenecek şeyi en başta söyleyeyim ki konu daha net anlaşılsın. sayfa daha bir kristal parlaklığına bürünsün. çünkü, mustafa denizli'nin gelişi sonrası çıkmadığı atletico madrid maçından sonra, çakma galatasaray'lı serhat ulueren'in programında attığı uzun tiradı bilen bilir. bilmeyen için aşağıya kaynaklar kısmına linikini bırakacağım (1).

    o gün benden daha saf ve temiz duygulara sahip arkadaşlara rastlayınca, gece iyi uyumuştum. o rahatlık, "benden de safı varmış" düşüncesinin omuzlardan aldığı yükü paha biçilmezdi. ara ara sert bir dil ile eleştirdiği aziz yıldırım muhalifliği de onun objektifmiş gibi görünmesine yardımcı olduğunu söylemek gerek. 3 temmuz olaylarından sonra oluşan kaos ortamında çıkıp, aziz yıldırım'a verip veriştirmişliği vardı. ama sadece aziz yıldırım'a...

    konu sonra el birliği ile "sahaya yansımayan şike" kılıfına sokuldu da rahat ettik hepimiz.
    malum, arkasından da komplo teorileri üretildi. mel gibson'ın başrolünü julia roberts ile paylaştığı filmden bile beterleri bir bir döküldü. onun muhalifliği devam etti ama fenerbahçe'ye değil, şahıslara kondurdu her zaman. o yüzden azılı bir fenerbahçe taraftarı profilinden sıyrıldı bir süre. dick advacot'ın fenerbahçe'de çalıştığı dönemde, bir gazetede devre arası değerlendirmesi yaptığı bir dönemde "fenerbahçe'yi şampiyonluğun en büyük adaylarından biri olarak" gördüğü gün, futbol bilgisini buruşturup çöpe attığım gündür. bir fanatiğin elinden çıkması mümkün olabilecek derecede taraflı gözlemlerle dolu yazıyı bitiremedim. lens'ten başka dönen hiç bir çarkı olmayan takıma, şampiyonluğun adayı demek cahil cesareti ile yazılabilir ancak.

    uzun uzun anlatıyorum ama umarım sıkılmıyorsunuzdur.

    aziz yıldırım muhalifliği onu saadettin saran'ın yanına gönderdi.
    onun radyosunda, kanalında konuşmaya başladı. milliyet'ten kovuldu, hürriyet'e geçti. onun nasıl olduğunu merak ediyorsanız, hürriyet spor servisinin başında kim var bakmanızı öneririm..

    bir galatasaray maçı öncesi, antalyaspor'lu zeki yıldırım'ın neden oynamadığını anlatıp durduğu bir yazısına denk gelmiştim. oysa zeki sakattı. yani algı kasıyordu uğur abimiz. sorarsanız, dünya futboluna son derece hakim bir adamdır kendisi. görevli olduğu maçın yazısını yazarken bir gogila bakıp "zeki sakat mı ki?" demeyen bir adam. konu galatasaray ise tabi ki...

    her fenerbahçeli gibi o da galatasaray ve fatih terim nefreti ile yaşıyor.
    şimdi bir insan birinden nefret edebiliyorsa zaten konu kapanmıştır benim için. fatih terim konu olunca sayfalarca "bal" temalı kura şanslarına, rakip oyuncuların sakatlanmasına, şuna buna bağlamayı sever... öyle ki sen bile inanamazsın.

    neyse, ben konuya geleyim.
    borges'in bloğunda uzun zaman önce paylaşılan bir yazı vardı (2).
    bu yazıda, sivasspor vs fenerbahçe maçını izlemek üzere sivas'a gelen uğur meleke'nin fenerbahçe takımı ile aynı otelde kalması ve sonra fenerbahçe'li yöneticiler tarafından kovulması hadisesini anlatıyor.

    bunu bir yerde duydunuz mu?
    borges yazmasa duyabilir miyiz?
    fatih terim, uğur meleke'yi otelden kovdursa, sağır sultan duyar mı?

    bu noktadan sonra kendisine (spor dünyası içinde) methiyeler düzenlerin ruh halini merak etmekteyim. zira ayık kafa ile söylenmesi mümkün olmayan sözler bunlar. fanatik her fenerbahçe'li gibi kantarın topuzu kaçmış durumda. lucescu'nun yaptığı volkan şen'lerden medet uman açıklamayı fatih terim yapsaydı?

    kendisi adına çok üzülüyorum.
    formasını çıkarmadan konuşmayı beceremeyen, galatasaray'ın büyük oynadığı zamanlarda geçirdiği çocukluk travmalarından kurtulamamış, fatih terim'den nefret eden bir kesimin kanıyla beslenen bir adam... derinlerde nasıl birisi olduğu yavaş yavaş ortaya çıktığı için mutluyum. umarım, herkes en kısa sürede eğriyi/doğruyu anlar ve olması gerektiği gibi olur her şey..

    (1) https://www.youtube.com/watch?v=6ckIFJ7q_9Y
    (2) http://devrimderki.blogspot.com/...g-otelden-neden.html
  • 12 kasım 2014 türkiye brezilya maçını yorumlarken jenerasyon konusunda yine lafı gediğine oturtmuş yazar.

    --- alıntı ---

    brezilya, kendi evindeki dünya kupası’nda almanya-hollanda hezimetlerini yaşayınca scolari anlayışına neşteri vurmuş: takıntılı hocanın dünya kupası’na gitmeyi hak etmelerine rağmen geniş kadroda düşünmediği filipe luis, miranda, coutinho, lucas moura gibi isimler artık esas adamlar. 20’lik talisca, fred, marquinhos gibileri de artık seleçao’da. zaten 1990 ve üstü doğumlu tam 13 oyuncuyla geldiler türkiye’ye. doğru yere doğru neşteri vurdukları ortada.
    türkiye ise son 6 büyük turnuvanın yalnızca birine gidebilmiş. 2008’den beri milli takım uluslararası arenada yok; kulüpler seviyesinde de ilk kez ilk 12’nin dışına çıkıp şampiyonlar ligi’ne direkt katılamama tehdidiyle karşı karşıyayız. euro 2016 için de işleri fena halde zora sokmuşuz, bugün nesil değişikliği yapılmayacaksa hangi gün yapılacak; bugün ihtiyaç yoksa hangi gün var insan merak ediyor doğrusu...
    peki brezilya, türkiye’ye tamamı 30 yaş altı 23 oyuncuyla gelirken biz ne yapmışız? ilk 11’de tam 5 adet (volkan, bekir, hamit, bilal, umut) 30 yaş üstü oyuncuyla çıkmışız. tabii ki 30 yaşına gelmiş futbolcuyu çöpe atamazsınız, kimsenin sizden böyle bir talebi de yok zaten. ama milli takımla 7 yıllık kontrat yaptıysanız, 2018’in ekibini kurduğunuzu iddia ediyorsanız, 2018’de olma ihtimali olmayan adamlara hiç olmazsa daha kısıtlı şans vermek doğru değil mi? 2018’de 37 olacak volkan, 36 olacak hamit, 35 olacak umut’la mı oynayacağız allah aşkına? yoksa kaan’la, adem’le, oğuzhan’la, alper’le mi? takdir sizin.
    takdir demişken, akla hakan çalhanoğlu’nun “takdir-i ilahi” yorumu geliyor ister istemez... hakan, 2018’de, hatta gidebilirsek 2016’da da milli takımın esas adamlarından biri olmaya aday şüphesiz. sezon başından beri leverkusen’da tamamı ilk 11’de olmak üzere 19 maç oynamış, 5 harika gol, 6 süper asist yapmış. ve şu kötü milli takıma çağırılmamasını, “takdir-i ilahi” olarak yorumlamış genç futbolcu.
    “takdir-i ilahi” değil, “takdir-i fâni”dir o nazik adam.
    takdir-i fâni...
    bunu asla unutma ve umudunu hiç kaybetme olur mu genç adam...
    çünkü bizim hâlâ, adaletten yana umudumuz var.

    --- alıntı ---
  • ne harika bir tespittir

    --- alıntı ---

    gençler, kaldırımlarında sağdan yürünen, yaya geçidinde yayaya saygı gösterilen bir ülke istiyorsanız... kırmızı ışıkta durulan, markette sıraya girmeyi becerebilen bir kent hayal ediyorsanız, deplase olunuz lütfen... yani yer değiştiriniz... şu anda hayatta bulunduğunuz yeri bir sorgulayınız: gerçekten de şu fani hayatta en önemli şey, beşiktaşlılık, fenerbahçelilik, galatasaraylılık olabilir mi? 4 milyar yıllık dünya tarihinde şu saçmasapan 21’inci yüzyıla denk geldik diye bütün bir ömrü, bütün bir etik anlayışını, bütün insani melekeleri tek bir spor kulübü uğruna heba etmeye değer mi gerçekten? hayattaki bütün meseleniz bir futbol takımının galibiyeti olacak kadar sığ mısınız sahi? gerçek amacı daha fazla tanınmak, şöhrete kavuşmak, dikta ettiği kurumu kişisel çiftliğine çevirmek olan holigan spor yöneticileriyle aynı yerden mi bakıyorsunuz dünyaya? kainatın hiçbir yerinde kazanamayacağı milyonları bu ülkede kazanmayı sürdürmek için bütün değerlerinden feragat etmiş bazı ahlaksız sporcuların hayranı olacak kadar mı dar vizyonunuz?

    ...

    gençler, deplase olunuz... yer değiştiriniz, güce tapmaktan vazgeçiniz lütfen. mülkün temeli adalettir arkadaşlar, güç değil... sarı-mavide, ak-karada, kırmızı-lacivertte değil, adalette birleşiniz. iyi olmak kolaydır aslında, zor olan âdil olmaktır.* varsın çoğunluk sizinle aynı fikirde olmasın; varsın adaletin tarafında yalnız kalın, varsın bu dünyada rahatınız bozulsun; “yaşanılabilir bir gezegende olmadıktan sonra, sarayda oturmak neye yarar ki?”**

    âdil, dürüst ve yaşanılabilir bir dünya umuduyla, mutlu haftalar...

    --- alıntı ---
  • trabzonspor maçından sonra birebir olmadı ama kısaca aşağıdakileri demiştir;

    --- alıntı ---

    sadece selçuk ve burağın maaşı yeni para ile 20 milyon lira, nedir kulüplerin geliri digitürk yayın havuzundan galibiyet başına 1 milyon lira öder, 3 büyükler yaklaşık 20 galibiyet alır, yani galatasaray tüm sezonu selçukla burağa yatıracak, ligde aldığı tüm galibiyetlerin toplam geliri sadece 2 oyuncunun maaşı, ekonomik tablonun kötülüğü ve maaşların astronomik olduğu ortada iken, bazı oyuncuları değerlendirmek normal ama 3.5 maaş alan ama geçen yıl şampiyonlar ligine sokan kasaya 15 milyon yuro getiren sneijder mı, türkiye kupasını alan sneijder mı yada fenerbahçeyi yenen. juventus'a gol atan sneijder mı yani getirdiği paralar bir sezonda 3-4 yıllık maaşını çıkarmış ama 1.5 yıldır görünmez olan selçuk var, formu her geçen gün düşen burak var.

    belli ki sneijder küstürülüp satılmak isteniyor ve burada da tercihlerin sportif olmadığı ortada, bugun galatasaray da adalet anlayışı da kaybedildi, 20 trilyon alıp verdikleri kısıtlı olan selçuk ve kulube de olmalı.

    --- alıntı ---
  • turkiye'deki en okunur spor yazarlarindan biri.

    6 temmuz 2017 tarihli yazisinin temel konusu sac kesme geleneginin sacmaligi degil. gelenek sacma ama o ayri bir konu. sac kesme geleneginin sacmaligi ve kisilik yikici ozellikleri burada temel dusunceyi guclendirmek icin ornek olarak kullaniliyor. yazinin konusu turkiye'de genc futbolculara yaklasimdaki hatalar. bu ornekten cikarak tumevarim yapiliyor ve bu durumla turkiye ligindeki ortalama yasin yuksekligi arasindaki iliski irdeleniyor.

    17 yasindaki cocuk da orada profesyonel bir meslektasi ve takim arkadasi olarak 35 yasindaki oyuncunun dengidir. hangisinin 11de oynayacagi hangisinin oynamayacagi hocanin verecegi bir karardir. oysa biz daha ilk gunden kadroya yeni giren genclere daha alt bir ture ait olduklari mesajini veriyoruz.

    http://www.bursasporluyuz.org/...dini-anlatti-n19589/
    "hiç kimsede kompleks yok, saygısızlık yok; genç oyuncu-eski oyuncu ayrımı diye bir şey zaten yok. "

    enes unal'in sozleri. yine ayni yazida soyle diyor: "örneğin; kaptan kompany karşısında bir topa çok sert bir tekme sallayarak girebiliyorsun ve o sadece işini yapıyor, sana dönüp bakmıyor bile. antrenmanın geri kalan kısmında arkanda birisi dolaşıyor mu diye sürekli tetikte olmana gerek yok! yine burada takıma henüz bir-iki hafta önce katılan genç bir oyuncu tartışmalı bir pozisyonda takımın gedikli oyuncularından herhangi birisine karşı “top sizden çıktı” diyebiliyor. bunun imkansız olduğu çok fazla yer var, bana inanın!"

    iste fark burada. bizdeki o manasiz geleneksel yapida yasa duyulan saygi, ozunde belli bir yasa gelip sahip oldugu konumu korumak isteyen insanlarin, bu dogrultuda gencler uzerinde kurduklari bir baski mekanizmasindan baska bir sey degil. "arkanda birisi dolasiyor mu diye tetikte olmana gerek yok" diyor cocuk, turkiye'deki genc futbolcularin icindeki korkuyu ne guzel yansitiyor. kompany'ye sert girebiliyor olmak, gedikli oyuncuya top senden cikti diyebilmek, bunlar uzerine azicik dusundugunuz zaman o kadar dehsete dusurucu ornekler ki...
  • zamanlaması manidar olan bir başka konuşmanın sahibi. kendisi aktif olarak uzunca süredir futbolun içinde bir isim. akıllı, futbol bilgisi piyasadakilere göre gerçekten iyi. 3 temmuzdan sonra ara ara tv programlarında konuk olarak bağlanıp, işi netleştiremedi pek. dedi ki, kesin bir delil yok. halbu ki herkes biliyor, spor hukuku için teşebbüs olması suç kabul edilir. meleke bunu bilmeyecek kadar aptal bir adam değil. bu durumda bile 1 kez olsun şikeciye şikeci diyememiş, trabzonspor'a hakkını verememiştir. hatta katıldığı bir programda beşiktaş fenerbahçe trabzonspor'dur bu işten sorumlu demişti. kayıtı bulursam eklerim. şikeciye şikeci diyemeyenler, uefa kararı yaklaştıkça ne hikmetse adaletin yanına, yakınına gelmeye başladılar. bir kez olsun trabzonspor'u, şenol hocayı köşesine mi taşımış? o kadar feryat etti şenol hoca, bir gün ona atıf yaparak adalete ses mi vermiş? yabancı dili olan meleke, yabancı kaynakları bugün mü okudu? tabii ki hayır... şimdi zamanını doğru buldu, şimdi konuştu. bu işten ekmek yiyen, yemek isteyen hiç kimse böyle bir ülkede mertçe ko-nu-şa-maz. ha yüreği olanlar zaten aç, halk onların yanında.

    gelelim başbakanla ilgili söylediklerine. bilen bilir,aynı zamanda ligtvde depar programında yorumcudur kendisi. orada defalarca kasımpaşaspor'un ne ihtişamlı tesislere sahip olduğundan bahsetti. bir kez olsun demedi? yahu arkadaş, dünyada bunun bir örneği yok, dernek yasaları ihlal edildi ve birileri geldi burada başkan-yönetici oldu. birileri bunlar için yasal zorunlulukları değiştirdi, nasıl olur da bu takım meşrudur diyemedi... 2.lig istatistiklerinde 3 maçta bir, rakiplerinin kırmızı kartlı olmasını, o kadar istatistiki bilgi tutmasına rağmen bir gün değinmedi... adamların stadının isminden, antreman sahalarına her yer başbakanın ismiyle donatıldı. hatta kemerburgaz tesislerinde fezadan görünen bir erdoğan vesikalığı asılı. bir gün olsun, ağzını açıp tek kelime etmedi. gazetenden bir gün olsun, emre belözoğlu hayasız, onursuz sahalara yakışmıyor diyemedi. mertlik mi? aydın kişilik mi? nazılı ılıcak'ı bilen, takip eden dostlar vardır. dünün şakşakçılığını yapanlar, bugün gemiyi terkedenler kervanında, ilk tekmeyi biz atıcaz yarışı içerisindeler.

    artık herkes kimin ne olduğunu görmüşken, televizyona çıkıp insani reflekslerle bir duruş sergilemesi sadece benim yüzümü gülümsetir. ortalama zekaya sahip her birey, türkiyede şu an olup bitenlerin farkında. yaptığı güzeldir, erdemdir. fakat ellerimiz parçalanırcasına alkışlarsak, adaletin daha önce üstünü örtenleri çabuk unutmuş oluruz.

    akıllı olun beyler. meleke'yi konudan ayrı tutarak söylüyorum; düşman sinsi, aydınlık aydınların elinden gelir, döneklerin, 3-5 kuruş için kalemini satanların elinden değil.
  • --- galatasaray kadıköy'de neden kazanamıyor? ---
    aslında bu tarz seriler çok olağanüstü değil, sporun içinde var: atletico madrid’in 2003-2013 arası 22 maç real madrid’i hiç yenememesi... ya da real madrid’in, tam 18 yıl deportivo deplasmanında kazanamaması gibi. üstelik o süreçte, yani 90’lar ve 2000’lerde 3 kez de şampiyonlar ligi şampiyonu olmalarına rağmen... lâkin, galatasaray’ın başakşehir maçındaki tavrı, meselenin sportif olmaktan çok psikolojik olduğunu hissettirdi bana. bu yazının çıkış noktası da, 10 gün gecikmeli kaleme alınma nedeni de bu zaten.

    bence bu tarz serilere yakalanmış takımların çıkış metodu şu olmalı: eğer siz, büyük bir engelle karşılaşacaksanız ve esasında bu engeli aşacak kadar iyi olduğunuzu düşünüyorsanız, en önemli sır, sakin kalmaktır. o müsabakaya herhangi bir müsabaka sükunetinde bakabilmektir. kadıköy’e giderken, bunun sivas’a, bursa’ya, kopenhag’a veya kasımpaşa’ya gitmekten çok farklı olmadığına inanmak ve ekibinizi inandırabilmektir.

    neden değişir?
    eğer hamzaoğlu da buna inanıyorsa ve ekibini inandırmak istiyorsa, kadıköy’de takımını en sıradan, en kanıksanmış haliyle, ezberlendiği formda sahaya sürmeliydi. bakınız, hamzaoğlu’nun sahaya sürdüğü takımın iyiliğini/kötülüğünü, doğruluğunu/yanlışlığını tartışmıyorum. aslında mesele, galatasaray-fenerbahçe meselesi de değil. misalimiz, celtic-rangers ya da anderlecht-brugge de olabilirdi. aşağıdaki bilgilere de belçika ligi’nin derbisine bakıyormuşçasına uzaktan bakmaya çalışın lütfen.

    ligde 21’inci hafta. galatasaray, sivas deplasmanında. muslera-sabri, chedjou, koray, olcan-hamit, selçuk-bruma, sneijder, yasin-burak 11’i ile sahaya çıkmış... 3-2 kazanmış...

    derbiden bir hafta önce... 22’nci hafta. sarı-kırmızılılar, içeride erciyes’i ağırlamış. takım değişmemiş, sadece sakat burak yerine umut 11’e girmiş. galatasaray 3-1 kazanmış.

    derbiden 1 hafta sonra... 24’üncü hafta. galatasaray, içeride başakşehir’i ağırlamış. iki hafta önceki erciyes maçının aynı 11’ini sahaya sürmüş hamza hoca...

    21’inci hafta zorlu sivas deplasmanında aynı takım. 22’nci hafta nispeten zayıf erciyes’e karşı aynı takım. 24’üncü hafta, lig beşincisi sükseli başakşehir’e karşı aynı takım.

    eğer siz 3 farklı seviyeden 3 rakibe karşı; biri dışarıda, ikisi içeride, ikisi hücumcu, biri savunmacı 3 rakibe karşı, bire bir aynı 11’leri çıkarıyorsanız, sizin olağan 11’iniz bu demektir. ve fenerbahçe maçının öncesindeki 11’le, sonrasındaki 11, bire bir aynıyken, kadıköy’de takımı yarı yarıya değiştirmenin tek açıklaması olabilir: fenerbahçe deplasmanını, diğer 33 maçtan bambaşka bir yere koyuyorsunuz. öyleyse belki de bu yüzden kaybediyorsunuz işte... kadıköy deplasmanında doğal davranamadığınız için.

    umut’tu telles’ti, hakan’dı koray’dı detaylarına inmeden; türk derbisine yabancı bir amerikalıymışçasına dışarıdan baktığımda bunu görüyorum ben. bir hoca, 21, 22 ve 24’üncü haftalarda aynı takımla oynuyor; 23’te bambaşka tercihler yapıyorsa... 21 ve 22’de galip geldiği halde 23’te takımı yarı yarıya değiştiriyor, 24’te yine eski tercihlerine dönüyorsa... 23’te sakin kalamamıştır bence. oyuncularına da bu sükuneti geçirememiştir. problemlerinden biri de, muhtemelen en büyüğü de budur zannımca...

    --- alıntı ---
  • --- alıntı ---
    "biz bitti demeden bitmez", güzel slogan...
    ama içinde biraz “kötü başlama ön kabulu” barındırmıyor muydu sizce de? henüz turnuvaya başlamamışız bile. hiçbir şey kaybetmemişiz henüz. ama “biz bitti demeden bitmez” nidalarıyla gittik fransa’ya nedense.

    sonra bu sloganın altında yatan ön kabuller yavaş yavaş döküldü ortaya. önce arda, “biz fransa’da ne yaparsak yapalım başarılıyız zaten. turnuvaya gelmemiz en büyük zaferdi” diye cevapladı bir soruyu. gerçekten de öyle mi yahu? 24’e genişleyen bir şampiyonaya, arnavutluk’un, k.irlanda’nın, izlanda’nın geldiği bir turnuvaya katılmak mıydı büyük başarı? zaten avrupa’da 28-30 yarışmacı ülke var, bu turnuvanın dışında kalan hollanda, danimarka, yunanistan ve bosna’yı ekleyebiliriz sanırım esas oyunculara. yani 30 yarışmacı ülke arasından ilk 24’e girmek mi zaferdi gerçekten? yoksa ligi avrupa’nın en pahalı altıncı turnuvası olan, uefa kulüp puanlarında da 11’inci basamakta yer alan türkiye için 24’lü turnuvaya katılmak artık sıradan mı sayılmalı?

    sonra başka ön kabuller döküldü önümüze: terim, “ispanya’ya karşı siz yaslanmasanız ne olacak, onlar zaten sizi yaslar” diyerek o maçı da oynamadan kaybettiğini itiraf etti kamuoyuna. maç sonu bir başka itiraf daha geldi: turnuva öncesi terim’in kafasındaki hedef puan 4’müş. hırvat maçı planlarını bozmuş. yani ispanyollar’a biz 17 haziran’da nice’te değil, aylar önce kuralar çekildiğinde kaybetmişiz de, haberimiz yokmuş! hangi ispanyollar’a? 2014 dünya kupası’nda gruptan çıkamamış, hırvatlar’ın pek de geriye yaslanmadan yendiği ispanyollar’a...

    kabullenmişlik eleştirildi

    tabii ki esas mesele, ispanyollar’a ya da hırvatlar’a kaybetmek değil. her iki takım da bizi yenebilirler, çok olağanüstü sonuçlar değildi bunlar. milli takımın kamuoyunda eleştirilme nedeni yenilgiler değildi zaten. kabullenmişlikti. savaşmamaktı. 31,5 yaş ortalamalı italya 120 km. koşarken bizim 102 koşmamızdı. hırvat badelj 16, modriç 15 top kazanırken, selçuk’un 5, ozan’ın 8’de kalmasıydı. arzulamamaktı, yüreğini ortaya koymamaktı. tablo böyleyken hem terim’in hem de arda’nın basın toplantılarındaki “hakkımız yeniyor, bu ülkede değerimiz bilinmiyor” temalı konuşmalarını ve mutsuz üsluplarını çok anlayamadım doğrusu. bu ülke terim’e 3 kez milli takım, 3 kez de galatasaray antrenörlüğü şansı vermiş. hiç kimseye verilmemiş “türkiye futbol direktörlüğü” payesini layık görmüş. arda’ya milli takımda hem 10 numara hem de kaptanlık teslim edilmiş. ismi genç yaşında sokaklara caddelere verilmiş. sevgiyse sevgi, saygıysa saygı, kazançsa kazanç... daha ne verebilir ki bu ülke size? eflak’la boğdan’ın anahtarını mı? sahada yürüyen, ilk iki maçın her ikisinde 50’de kontağı kapatan milli takımın mücadele etmediği için eleştirilmesinden daha doğal ne olabilir ki allah aşkına?

    emre’nin masum yüzü

    eğer şans bir kez daha yanımızda olsa ve ikinci tura çıksak, turnuvada nereye kadar gidebileceğimizi tahmin etmek kolay değil tabii. ama söz konusu olan dünya futbol tarihinin en şanslı takımı türkiye ise, ileri gitme şansımız olduğunu düşünmek çok iyimser sayılmazdı. euro 96 elemelerinde birinci torbada italya-almanya-fransa-hollanda varken isveç’i çekerek başladık şanslı maceramıza. finallerde de birinci torbadaki 4 ülke ingiltere, ispanya, almanya ve danimarka içinden yine danimarka’ydı şansımıza düşen.

    euro 2008 elemeleri birinci torbasından yine hollanda, portekiz, ingiltere, fransa’yı değil yunanistan’ı çektik biz. finallerde de birinci torbadan ev sahibini çekme şansımız, isviçre’yle eşleşerek sürdü. euro 2016’ya gelirken aldığımız son iki galibiyetin her ikisi de turnuvaya gitmeyi matematiksel olarak garantilemiş çekler ve izlandalılar’a karşıydı. sonrasını biliyorsunuz: kazaklar 12 yıl sonra bir deplasman galibiyeti aldı. yedek ispanya, ukrayna’yı ilk milli maçında ilk golünü atan gaspar’la geçti. biz de izlanda’yı 90’da selçuk’un frikiğiyle...

    belki de 20 yıl sonra ilk kez fransa’da gerçekten zor bir kura çektik, doğru... ama ilk iki maçta yürümesek, samimi bir mücadele versek yolumuz öyle açıktı ki, bu zor kuranın da bir sebebi varmış diye düşünmeden edemiyor insan! sadece bir galibiyet ve -2 averajla son 16’ya kalsaydık, bunun nedeni 24 takımdan 16’sını, yani fransa’ya gelenlerin yüzde 67’sini terfi ettiren düzenekti. başaramadık. başarsaydık rakibimiz galler olacaktı... sonrasında da finale kadar önümüze almanya, italya, ispanya, fransa ya da ingiltere çıkmayacaktı. çünkü her 5 favori de bizim bulunmadığımız yarım havuza düştüler şans eseri. ve finale bu beşliden sadece biri çıkabilecekti.

    yazık oldu gerçekten... her şey beklediğimiz gibi gitseydi, şans yine sonuna kadar yanımızda olsaydı 5 büyüğün yer almadığı bu havuzdan yürüyüp yarı final görebilirdik. yeter ki tek işimiz futbol olsaydı, birbirimizi dövmek değil. sahaya koyduğumuz yalnızca mücadele olsaydı, nefret ya da intikam değil. oysa milli takım deyince emre mor’un gol sevincindeki masum yüzünü hatırlamak istiyorduk biz. basın toplantılarındaki hesap görme konuşmalarını değil...

    --- alıntı ---
    http://sosyal.hurriyet.com.tr/...stiyorsunuz_40120953

    adam yazmis iste uzerine konusmaya bile gerek yok.
  • kendisine fernando francisco reges sorulduğunda sürekli manchester city'deki kırmızı kartlarından bahsediyor.ilk sorulduğunda "çok kırmızı kart görüyor " dedi sonra "çok değil belki ama kritik maçlarda görüyor " dedi.

    şöyle bir geçmişine baktım fernando'nun manchester city kariyerinde(epl,fa cup,şampiyonlar ligi) kırmızı kart sayısı 0.sarı kart sayısı da 102 maçta 19 tane.

    en son kırmızı kartını porto formasıyla görmüş.

    kendisini çok seviyorum fakat bu konuda biraz ezberden yorum yapıyor.
  • kendisi net söylüyorum şu dakikadan itibaren benim için bitmiştir.
    1-0, 2-0 yenilgiyi şerefli galibiyet olarak adlandırılan dönemi kendisi şüphem yok benden daha iyi bilir.

    terim öyle bir takım aldı işte. kadro iyi der kimisi ama tanju, rıdvan, metin ali feyyaz dönemi içinde iyi diyorlardı ama sonuç ortada neyse.

    ve 96'da o küçümsedigi isveç'in son dünya 3. olduğunu, yarı finalde brezilya ya elendiğini ve 3-4 maçında staickov'lu bulgaristan'ı 4-0 yendiğini benden daha iyi bilir.

    ve o dönemi isveç 'in fransa'dan iyi takım olduğunuda.

    bunları biliyor!

    bu yaptığı onurlu bir insanın yapacağı iş değil. cidden hayal kırıklığına uğradım. keşke bu kadar kuculmeseydi.
  • --- alıntı ---
    muslera, dün 3 kez hakeme itiraz için kalesinden ayrıldı. 3 kez sarı kart görmeliydi. volkan demirel, kaç kez çıkıp böyle sarı kart gördü. muslera’nın ekstra bir kredisi oluyor. emre’nin kartında çıktı, mariano’nun kartında çıktı, bir tane de verilmeyen kartta çıktı. o yüzden kaleci kaptan riskli.

    --- alıntı ---

    muslera bahsettiği pozisyonlarda hakeme itiraz etmek için değil kazanılan serbest vuruşları kullanmak için kaleden ayrıldı. üçünde de serbest vuruşu o kullandı. hakeme de öyle şiddetli bir itirazı olmadı.

    spor camiasında rüştü gibi, oğuz çetin gibi, nihat gibi fatih terim nefretinin gerçek yüzünü ortaya çıkardığı kişilerden sadece 1 tanesidir kendisi.
  • milli takımın başında terim varken ve kendisinin ipi çekilirken, hiç de adam gibi adamlar çetesi yüzünden bu hale geldik demiyordu. hatta o dönemde milli takımın dünya kupasına gitme ihtimalleri hala canlı idi. adam gibi adamlar çetesi istedi, fatih terim gönderildi dediğini görmedik, duymadık, ya da milli takımı bu hale onlar getirdi dediğini de. şu anda en futboldan anlamayan insanların bile lucescu'nun milli takımı rezil ettiğini görebildiği bu ortamda, belli ki kendisine lucescu'ya sahip çıkan bir yazı sipariş edilmiş.
  • --- alıntı --- (bkz: 2 aralık 2018 beşiktaş galatasaray maçı )

    43’te cüneyt çakır, medel-vida pozisyonunu izlemek üzere monitöre gitti. izleyip dönerken etrafını galatasaray’ın tercümanı dahil 7-8 kişi sardı. tercüman dahil! var izlemeleri, mobbing gösterilerine dönüşmemeli. hakemler bu konuda müsamahakar olmamalı.

    --- alıntı ---

    beşiktaş tarafında da herkes o bölümde ekrana bakan cüneyt çakır'a bir şeyler söylüyor ve itirazlarda bulunuyordu bu esnada.

    yine aynı şekilde ikinci yarıdaki iptal ettiği pozisyonda da aynı şey oldu. şenol güneş ve bjk ekibi oradaydılar, gördük.

    şimdi kendisinin bu yaptığı kısaca ayıptır. uzunca başka bir şeydir. yazmayayım şimdi.