*

  • 864
    transfer dönemi biteli daha 1-2 gün olmuşken, kulüpte para olmadığı belliyken, ihtiyacımız olmasına rağmen transfer yapmadığımız ortadayken, mevcut yönetimin geçici olduğu ve radikal kararlar alamayacağı herkesçe bilinirken, hamza hoca'nın devam edip etmeyeceği netlik kazanmamışken* hala ısrarla sene sonundaki transferleri şimdiden planladığımız ve görüşmeler yaptığımızı iddia eden basın.

    hani çok planlı programlı yönetilen bir kulüpsündür anlarım da son birkaç senedir kaç kere yönetim değişti, kaç kere teknik yönetim değişti belli değil yani. transfer döneminde çıkan isimlerin bile çoğu sallamasyon, daha şimdiden çıkan isimlerin nesine güvenelim. hadi sözleşmesi sezon sonu bitecek olanları bir nebze anlarım, yanılmıyorsam elmander'e de adnan polat giderayak imzalatmıştı, da bu kadar bilinmeyenimizin olduğu ortamda bir de bonservis ücreti yazanlar falan var, aman aman..
  • 1745
    saha içiyle alakalı bir halt bilmeyenlerin çoğunlukta olduğu topluluk. bu yüzden basın toplantılarında veya röportajlarda saçma sapan sorular soruyorlar. ülkemizde her alanda olduğu gibi bu alanda da torpille belirli mevkilere gelip, yaptıkları bütün rezilliklere rağmen görevlerinden alınmayanlar var. örneğin, a spor gs muhabiri emre kaplan bundan yıllar önce taylan antalyalı için maçı sattı gibi bir paylaşım yapmıştı. sonradan kıvırsa da ne demek istediği belliydi. buna rağmen görevine devam etti. diğer muhabirler de sık sık yalan haber yapıp, yönetim veya menajer maşası oldukları halde hala utanmadan işlerine devam ediyorlar.
  • 1392
    durumu hiç iç açıcı olmayan basın. fenerbahçe her sene 20 oyuncu gönderip 20 tane geri alıyor. gönderilen oyuncuların ne kadar maliyetle elden çıkarıldığına dair tek bir haber göremezsiniz veya bjknin. galatasaray'ın kapa bildikleri dışında kesin ya bonus ya başka bir şey vardır hep haber olur ama fenerin olmaz. fener ne açıkladıysa o gerçi pek bir şey açıklamıyorlardı doğru.

    fener, bjk muhabirlerinin büyük çoğunluğu kulübün borazanlığını, amigoluğunu yapar. dertleri bilgilendirme yapmak değildir. galatasaray'da ise tam tersi. eğer bir haber değeri varsa galatasaray muhabiri olsa da galatasaray'a zarar verebilecek haberleri yapar. doğrusu da budur.

    türk insanının çoğunluğu böyle maalesef. artık adını siz koyun ben söylemeyeyim. işini 1. sıraya koymaz. küçük hesaplar peşinde koşar. en kötü fener muhabirinin twitterdaki takipçi sayısına ve etkileşimine bakın. heriflerin derdi taraftara hoş görünüp takipçisini arttırmak ve daha iyi bir iş bulmak. beş para etmeyecek insanlar muhabirlik yapıp acayip paralar kazanıyor. taraftara hoş görünmek derdinde oldukları için maaşı roma'ya da ödetirler, kulübün açıklamadığı bonservis bedellerini, katakullileri açıklamazlar da. ülkenin durumu bu işte. işini iyi yapan çoğu firmada sevilmez zaten. böyle olmak lazım, birilerine yaranmak lazım. güçlünün tarafını tutmak lazım. iş, ahlak hep 2. planla olmalıdır.
  • 1648
    transferlerimizi konuşurken oyuncunun profilinden çok maliyetini konuşan topluluk. fb son kontratını kovalayan, kariyerinde top class seviyeye çıkamamış 27 yaşındaki bir oyuncuya 19,5 milyon bonservis ödeyince mourinho çok istedi, şöyle iyi oyuncu gibi yorumlar yapılır. arabistan'dan 1 yıllığına kiraladıkları oyuncuya 8 milyon euro ödeyeceklerini konuşmadılar bile. biz 21 yaşında ciddi bir şampiyonlar ligi tecrübesi olan jelert'i alınca bonservisinin yüksek olduğunu konuşuyorlar. bu neredeyse her transferimizde yapılıyor. fb 3 milyon bonservis verdiği levent mercanı oynatmadan göndermek isteyince, 1 yıl önce 15 milyon bonservis verdiği cengiz ünder'i avrupa listesine yazmayınca üç maymunu oynuyorlar.
    batshuayı transferinde de aynısı söz konusu. biz fb'nin ellinden alınca çok maliyetli diyorlar. aynı kişiler bats fb'de kalsaydı böyle faydalı bir oyuncunun takımda tutulmasının büyük bir başarı olduğunu söylerlerdi.
  • 1480
    3 ocak 2023 var kayıtlarının açıklanmasının ardından televizyonda zapping yaparken denk geldiğim bir kanalda, "bu işe de bir kural getirilmeli ama yoksa herkes her zaman ister." diyerek niyetlerini belli eden insanları barındıran camiadir.
    allah'ın adaleti sasmayacak inşallah yine. yine hüsranla mendillerinizle birbirinizin sümüklerini sileceksiniz. rezil herifler.
  • 370
    yazılarını yazarken " bu maskeli balo ve onun sahte yüzleri " sözlerinin geçtiği yeni türkü şarkısını arka fonda dinlemesi gereken bazı kimsecikleri içinde barındıran camia. birde afedersiniz de o nasıl bir türkçe lanet olsun dedirtenler vardır , futbol seviyoruz diye bok gibi türkçe konuşuyoruz zannetmeyin demek istediğim kimseler vardır ki pöhöy pöhöy.
  • 133
    görüyoruz ki sevgili(!) medyamız galatasaray'ın aldığı bir beraberlik ile gemileri yakmış durumda. fc twente takımı karşısında kendi evinde rezil olmuş bir fenerbahçe için aynı duyarlılığı(!) gösteremeyen medyamız konu galatasaray olunca frank rijkaard'ın idmanda sinirli olduğundan, elano blumer'in olay çıkarabileceğinden, daha önce defalarca yedek oturmuş ya da sonradan oyuna girmiş harry kewell'dan dem vurmuş. yazarların söylediklerini saymıyorum bile.

    tanım: daha iyi olanı alkışlamak yerine olmayacak duaya amin diyen, kraldan çok kralcı yapıya sahip, 4'te 3'ü resimlerden oluşan, haber kaynaklarının üzerinde oturan güzide oluşum.
  • 1270
    dün başkanımız mustafa cengizin basınla ilgili açıklamaları üzerine yorumumu belirtmek istedim. aslında galatasaray gerek taraftarıyla, gerek basınıyla, gerek yönetimiyle ve divanıyla sorgulama kültürünü benimsemiş bir camiadır. gerçek demokrasilerde bu aslında her kurumu/ülkeyi ileri götüren bir olgudur. bugün ülkede hem sporda hemde diğer etkinliklerde* özellikle avrupanın gerisinde olmasının en büyük nedeni ne insanımız ne de basın yeterli düzeyde sorgulama kültürünü kaybettiğinden dolayıdır. kimse sorgulamayınca da icraati yapmakla sorumlu olan kişiler de sürekli doğru yolda olduğunu zannetmektedir ve büyük bir yanılgıya düşmektedir. yapıcı sorgulamalar yapılsa idi ülkemiz bir çok alanında çok daha iyi bir konumda olacağı şüphesizdir.
    diğer rakiplerimizde* bu kültür türkiye gerçekleri ile paralel gitmektedir. yani bir sorgulama kültürü direkt olarak düşmanlık olarak algılanmaktadır ve hatta bazen camialarından kapı dışarı bile edilmektedir. o yüzden genelde bu kulüpler galatasaraya göre daha başarısız olmaktadır. galatasarayın bana göre en büyük farkı bu sorgulama kültüründen gelmektedir. galatasarayda muhalefet en sert eleştirileri yapar, eleştiriye maruz kalan kişi ile hiç bir şey olmamış gibi gülerek/eğlenerek kahve içebilecek bilince de sahip bir camiadır. çünkü herkes bilir ki bu yapıcı eleştiriler yönetimi de camiayıda her zaman ileri götürmüştür.
    her neyse son zamanlarda dikkatimi çeken ise genelde eleştiriler yapıcılıktan çıkıp, daha çok yıkıcı amacı güden eleştirilere dönüşmüştür. * gerek bazı sosyal medya taraftarlarında, örneğin şu transfer edilmezse istifa edin, şunu alamadık beceriksiz yönetim gibi transferlerin maddi ve manevi boyutlarını hiç bilmedikleri halde bir çok yıkıcı eleştiri getiren taraftar mevcuttur. hadi bunları genelde gençlik ateşiyle/gazıyla yazan çoğunluk olduğunu ve bilinçsizlik ve rakipleri transferde de ezme psikolojisinin getirdiği gerginlikten kaynaklandığını varsayalım. ama bu işin eğitimini almış basın mensuplarının bazıları* son zamanlarda özellikle dikkatimi çeken yönetim başarısızmış imajı vermek için kasıtlı haberler yapıyorlar ve resmen birilerinin maşalığını yapıyorlar. bence başkanın bahsettiği basın mensupları direkt olarak bu kesimde kalan kişiler olduğunu düşünüyorum. yoksa başkan mustafa cengizde galatasaray kültüründe eleştiri ve sorgulama kültürünün her zaman kulübü ileri götüren bir olgu olduğunun bilincinde bir insan olduğunu düşünüyorum.
    tabi burada yönetime de bir eleştirim olacak. yönetimde bu tiplerden bunalmasından ve diğer camialarla çok iç içe olmaktan kaynaklı etkilenme ile, şu an ülkede çokça gördüğümüz ve rakip camiaların sıkça yaptığı, bazı haberleri sızdırma karşılığında sürekli yönetimi savunan basın mensupları da çokça göze çarpmakta. bu konuda yönetime eleştirim şu yönde olacak, galatasaray kültüründen uzak hareket ediyorlar ve nacizane tavsiyem bunu yapmamaları. aynı kişiler yarın bugün kalemlerini başka hesaplar için size de doğrultabişirler. çünkü aslında sizi savunanlarda sizin kalemşörlüğünüzü yapıyor, gazetecilik yapmıyor ve ilk bahsettiğim gruptan hiçbir farkları yok. gazeteci kalemini kullanırken eğer ki taraf ise objektifliğini kaybeder ve bu da gazetecilik değil başka bir şey olur.
    son olarak türk spor basını da gerçekten türk basını gibi rezil bir haldedir. gazeteci tarafsız olmalıdır. hem türkiye de hem de spor kulüplerinde basın mensupları şu anda çoğu taraf haldedir. tabi ki bir parti tutabilir veya takım tutabilir ama gazetecilik demek önüne haber geldiğinde savunduğun kuruma aykırı bile olsa doğruluğunu ispatladıktan sonra o haberi yapmaktan geçmektedir ama tüm bu koşullara ve gerçeklere rağmen işini gerektiği gibi yapan tüm basın emekçilerine selam olsun.
  • 1384
    arada bir bu başlıkta veya başka başlıklarda türk spor basınına gömüyorum. bir nevi benim için hobi. 12 ağustos 2021 st johnstone galatasaray maçının 11'i hakkında bir bilgim yok. demin soso'nun ilk 11 çıkacağına dair bir duyum olduğunu gördüm başlığında. ilk maçta da orta sahada aytaç oynamıştı. benim de içinde bulunduğum büyük bir kütle olarak emre kılınç'a ne olduğunu merak ediyoruz. emre'yi iç oynatma fikrini fatih hoca'nın yoktan çıkarttığını biliyoruz. sonra emre kesil ve onun için alan olduğunda bile çok giremez oldu.

    şimdi biri bana basının ne işe yaradığını anlatsın lütfen. yahu böyle bir durum var, gidip öğrenmeye çalışsanıza. bu teknik bir tercih mi? kaliteyle alakalı mı? emre'yle alakalı mı? ben galatasaray muhabiri olsam ilk kovalayacağım, merak edeceğim sorulardan biri bu olurdu. burada düzenli olarak emre üzerinden eleştiri görüyorum. o kadar eksik eleştiriler ki insan üzülüyor. son zamanlarda buradaki eleştiri kültürüyle alakalı sıkıntılarımı yazmıştım ama bu konuda sözlüğe gömmek herhalde yapacağım en son şey olacak. zira demin bahsettiğim üzücü durum bilgi eksikliğinden kaynaklanan bir durum. biz bir sonucu görüyoruz ve bu bize tuhaf geliyor. haliyle merak ediyoruz ve merakımız karşılanmayınca bu soru bir süre sonra eleştiriye dönüyor. oysa emre'nin neden oynamadığını öğrenebilsek bu sefer eleştiri yapacak bir malzememiz olacak. (atıyorum 18 içine girişleri hatalı olduğundan oynatılmıyor. biz de oturup bu analiz mantıklı mı mantıksız mı konuşabiliriz. ama analiz ne analiz? bilmiyoruz, alooo basın.)

    işin üzücü kısmı muhabirler bunu merak bile etmiyormuş gibi gözüküyor. yahu kulüp açıklamasa transfer tahtamızın bir ara kapalı olduğunu bile öğrenemeyecektik. evet ya, muazzam gazetecilik.
  • 1646
    muhabirleri özelinde takım fark etmeksizin alayının durumu aşağıdaki gibidir;

    https://www.instagram.com/...MXJsMXVjbjJpY2JqYg==

    menajer bağlantıları yüzünden yağız ve gerçekten işini yapan ertan süzgün bir nebze ayrılabilir. diğerlerinin alayı kolpacıdır. hele hele hiç haberleri olmadığı oyuncunun ismi yabancı basında haber olunca “onaylama makamı” triplerine girenler en ağır kolpacılardır.
  • 402
    sozlukten bi arkadasımızın yazdıgı benim de fazlaca şikayetçi oldugum ama dile getiremedigim bir yazısı var ki; yaradanın emriyle oku!

    --- alıntı ---

    kayserispor maçının bir bölümünü izleyebildim, sonra izlemeyi bırakıp maçın son bölümünü trt radyodan dinledim. mustafa sarp oyundan çıkarken ıslıklanınca -ki bana göre sarp sadece kötü futbolcudur, servet gibi hain olduğunu düşünmüyorum- spiker bir anda ''mustafa sarp elinden geleni yaptı, taraftar neden tepki verdi anlayamadım. daha önceden bir şeyler oldu herhalde'' dedi ve radyoyu kapattım. çünkü buna benzer tepkileri daha önceden de defalarca duymuş veya okumuştum. bu basit olay, ister istemez galatasaray da uzunca bir süredir konuşulan şu konuyu aklıma getirdi; malum sürekli olarak ''birileri'' denilen kim olduğu meçhul insanlar var, yerli oyuncuları yerin dibine sokan, fırsat bulduğu her an aşağılayıp, özellikle arda'yı bu hale getiren kişiler. kim onlar bilmiyorum ama sürekli olarak yerli oyuncuların hatalarını örtbas edip, bütün faturayı yabancılara kesenler var aslında. spikerin ''sarp savunması''nı duyunca aklıma gelen, yabancı hayranlığı veya bu eleştiriye maruz kalanların tepki gösterip söylediği ırkçılık üzerine bir kaç örnek sıralayayım.

    mesela, tobias linderoth'un az sayıda oynadığı maç esnasında veya ertesi gün gazetelerde tam sayfa linderoth'un oynadığı süre ve aldığı para hesaplanırken, gökhan zan için aynısı yapılmıyor, şanssız bir sakatlık geçirdi -yabancılar bilerek sakatlanıyor çünkü- ama yine bugün elinden geleni yaptı vurgusu fırsat bulunan her dakika kullanılabiliyor linderoth'un aksine. birine parazit muamelesi yapılırken, bir diğeri için ''elinden geleni yaptı'' deniliyor sürekli. zaten denilmesi gereken bu, kimse keyfi olarak sakatlanmaz. veya mustafa sarp oyundan çıkarken işi maçı anlatmak olan spikerler ''mustafa sarp yine her zaman ki gibi elinden geleni fazlasıyla yaptı'' derken, oyundan çıkan lorik cana olunca, yapılan yorumlar; ''bugün yine etkisizdi'' olabiliyor birden bire. veya fenerbahçe maçında son yıllardaki en iyi performansını sergileyen servet için ''servet yine her zamanki gibi savaşçıydı, takımını toparladı'' denirken, elano'nun iyi futbolu için alttan alta ''rijkaard'ın gidişi yaramış'' benzetmeleri yapılabiliyor. keza hakan balta için maç anlatanından tutun da, ertesi gün maçı yazanına kadar tek bir olumsuz yazı yazılmazken, en basit bir maç anlatımında bile insua için ''yine pek etkili değildi'' denilebiliyor.
    bu sene kaç maç hakan balta'nın etkili oynadığına dair bir bilgi verilmiyor haliyle, çünkü amaçlanan başka.

    örnek çok ama kısaca bir tane daha hatırlatayım; jo alves gibi bu ülkeye ve galatasaray'a aidiyeti olmayan, daha yeni gelmiş bir adam ıslıklanıp destek göremezken, arda turan ıslıklanınca yapılan ayıp olarak değerlendirilebiliyor. çünkü arda'yı kişisel çıkarlarından veya dostluklarından ötürü koruyacak çok kişi varken jo sahipsiz kalabiliyor. arda çok sevilen çok popüler bir oyuncu ve galatasaray kaptanı, uç bir örnek oldu, daha basit bir başka örnek vereyim. barış özbek hakkında da bu tür haberler çıkmıştı, gece alemleri vs. çok küçük haber olarak görülmüş ve üstelenmemişti. isminin jo veya giovani olduğunu düşünelim, o haberler hangi boyutta çıkardı? bu iki oyuncu da barış'ın aksine sahada elinden geleni yaparken yine de yerden yere vurulmuş, savunanlar da yabancı hayranı ilan edilmişti hatırlarsanız. şimdi medyanın dolduruşuna gelip yerlileri yerden yere vurma meselesi söyleniyor ya sürekli olarak; medya mustafa sarp'ı yerden yere vurdu mu? medya servet çetin'i yerden yere vurdu mu? medya barış özbek'i yerden yere vurdu mu? kaostan beslenen erman toroğlu, ahmet çakar, erhan telli gibi isimleri saymazsak doğru dürüst bu kişiler haricinde eleştiri gelmedi, ki tam tersi fırsat buldukları her dakika, galatasaray'ın yabancılarına veya frank rijkaard'a gönderme yaptılar. medyada bu isimler eleştiri almıyorken -arda çok istisnai bir durum. genelde eleştirenlerde bu isimler ve aklı başında hiç kimse bu kişileri ciddiye almaz. şayet saçmalamanın dozunu arttırırlarsa da tribünden gereken tepkiyi alıyorlar- galatasaray taraftarının büyük bir bölümü neden bu adamları eleştiriyor? madem medyanın dolduruşuna gelecek kadar aciz ve kendi fikirleri olmayan insanlarız sürekli savunulan yerlileri koruyup, her dakika eleştirilen yabancıları bizim daha da şevkle eleştirmemiz gerekmez miydi? soru işareti var ama soru değil tepsit sadece. kavramlar o kadar çok karıştırılıyor ve ezbere konuşuluyor ki, belli bir yerden sonra sorular da önemini yitiriyor çünkü.

    hakikaten artniyetsiz soruyorum, kim bu medyanın yalanlarına kanıp yerlileri yerden yere vuran özenti gençler? yoksa tam tersi köşebaşlarını tutanlara itibar etmeyip kendi gördüklerini yazıyorlar da, bu mu algılara, onlarca yıllık eğitime ve yetiştirilme tarzına ters geliyor? ''türk olmayanların türk vatanında bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmaktır, köle olmaktır'' sözünün benimsendiği bir yerde sahip çıkılması gerekenler kimler? sistem zaten kendi evlatlarına sahip çıkarken, asıl sahip çıkılması gerekenler bu ülkeye sadece bir şeyler yapmaya gelenler ve işini gerçekten iyi yapanlar olmalıyken neden tam tersi oluyor? eğer illa aidiyet arayacaksak galatasaray'a yabancı oyuncu transferi yasaklansın, herkes rahat etsin. sonuçta her dakika işgal korkusuyla paranoyak olmuş, ege'den içeri düşman girer diye yol yapmamış bir ülkeden bahsediyoruz. ama korkmaya gerek yok, geçti artık. sonuçta buraya gelen futbolcuların patronu biziz, dolayısıyla bize hizmet ediyorlar.
    bu saatten sonra işgal da olmaz, komünizm bu kış değil, hiçbir kış gelmez. şu kompleks ve ön yargılardan kurtulmanın zamanı geldi, geçti bile.

    --- alıntı ---
  • 756
    geldiği nokta içler acısıdır.

    10-11 galatasaray juventus maçları sırasında bir kez daha gördük ki yanlı tutumları artık iyice yoldan çıkmıştır. bundan 15 sene önce de galatasaray'ın türkiyede'ki rakipleri yurtdışı müsabakalarında yabancı takımları tuttuklarını dile getirirler, pankartlar, bayraklar açarlardı. ama bu son maçımız tarzındaki kriz durumlarında basın her zaman türk takımını desteklerdi. juventus maçı sonrası atılan manşetlerde açıkça görüyoruz ki bu destur kaybedilmiştir. ,

    ilk maç sonrası saha durumu nedeniyle yönetime saldıran basın, ikinci maç sonrası da italyan basınının sızlanmalarına genişçe yer ve daha da fazlası olarak destek vererek aldığı iğrenç pozisyonunu bir kez daha gözümüze sokmuştur. öyle ki, maçın saha durumu ile ilgili galatasaray'ın kasıtlı davrandığı yönünde uefa'ya başvuran juventus'un bu hareketini "maç iptal edilebilir" manşetiyle duyuruyorlar. eskiden olsa tepki gösterilir, "aciz italyan," "saçmaladılar" gibi manşetler atılırdı. o zamanlardan hatırladığımız "dingiltere" ve "yendik mi lan" gibi manşetleri düşünün.

    aslında bu işi bizim taraftar olarak temizlememiz lazım. yönetim ve camianın temsil organları yükümlülükleri olduğu için her türlü ceza ile yıldırılabiliyor. ama taraftar hem sorumlu oldukları, yönlendirebildikleri hem de kontrol etme zorunluluğu olmadıkları ve hareketlerinden sorumlu tutulamayacakları bir kitle. bu her kulüp için böyle. tribünde ceza verebilmelerine karşın, maç dışında kulübe resmi olarak ceza veremezler.

    gerek iktidar üyeleri gerek federasyon ve fenerbahçe yalakalarına sert tepki vermemiz gerekir. bu olanların çok azı fenerbahçe'ye yapılsa taraftarı bağdat caddesi'ni 2 gün kapar, sağı solu yakar yıkardı. tabii ki bunu yapmak doğru değil ama yıllar yılı gördükleri müsamaha ile bu raddeye geldiler. otoriteler "aman bi de bunların saçmalamasıyla uğraşmayalım, ne istiyolarsa yapsınlar bırakın" kafasına yerleştiler. bizim taraftarımızın bu karakterde olmadığını ve bu noktaya gelemeyeceklerini/getirtilmeyeceklerni bildiğimden bu opsiyonu geçiyorum.

    geriye tek bir seçenek alıyor. ülkenin üzerinde bir otorite: uefa. bugün türk futbolunu fenerbahçe rezilliğine kurban eden tüm organlar uefa'dan gelecek bir talimatla bertaraf edilebilirler. üzücü ama tek çözüm yolu bu adamlara verilecek küme düşürme cezası. bunun için uefa'dan hareket bekleyeceğiz ne yazık ki.
App Store'dan indirin Google Play'den alın