• 1
    tribünde var oluyorsan bilmen ve uygulaman gereken davranışlar bütünüdür. takımını son ana kadar gırtlağından kan gelesiye kadar desteklemek, kendi futbolcuna küfür etmemek, münferit takılmamak ve en önemlisi takımının bestelerini a'dan z'ye ezbere bilmek ve en yüksek sesinle haykırmak bunlardan bazılarıdır.

    tribün kültürü olan kişi sadece kendi tribününün değil diğer takımların tribünlerinin de gelişmesini, büyümesini destekler. diğer tribün gruplarının yaptığı * eylemleri destekler. yeri geldiğinde iki fenerbahçeli arasında taraf tutması gerektiğinde gfbyi, iki beşiktaşlı arasında ise çarşıyı ön plana çıkarır, korur. bilir ki tribüncülüğün gelişmesi tek taraflı olmaz.

    (bkz: no al calcio moderno )

    (bkz: tribün çocuğu olmak)
  • 2
    normalde vakko'dan beymen'den aşağı giyinmeyen, yemeği tikky mekanlarda yiyen, gömleği kırışsa söylenen bir arkadaşımla eski açık'ta karşılaşınca şok olmuştum, parası olduğuna göre numaralıda filan olmalıydı kombinesi diye düşünüyor insan. o zaman yanımdaki arkadaş da "bu bir kültür" demişti. şimdi her gittiğim maçta daha da iyi anlıyorum, gerçekten başka bir şeymiş tribün kültürü, tv den izlemeye benzemiyormuş hiç, alakasız insanları bir araya getirirmiş, keşke ben de eskiden beri tribün çocuğu olsaydım diyor insan ister istemez.*
  • 11
    memlekette can çekişen, suni tenefüsle ayakta durmaya çalışan kültürdür.

    toplumun tribünlere ayna tuttuğu günümüzde, toplum içindeki keşmekeş yozlaşmalar mevcutken bu durumun tribüne yansımaması olanaksızdır. devlet gelir meşale yakana 1 ila 3 sene arasında hapis cezası verir ancak tepkisizleştirilmiş toplumun yansıması olan tribün buna tepki gösteremez.
  • 12
    eskiden siyasete bulaşmasınlar yeter ki diyerek tribünlerde kan gövdeyi götürürken insanlar enerjilerini öfkelerini ihtiraslarını orada renkler vasıtasıyla sergilerken ses çıkarmayanlar, gün gelip tüm demokratik hakların kullanılmaya korkulduğu yurdumda bir başkaldırı aracı olmasın diye süt liman hale getirmeye çalışmaktadır tribünleri "sporda şiddet yasası" gibi sikimsonik, samimiyetsiz bir yasayla.

    bugün tribün bu haldeyse ülke gençliğinin yönelimlerini 5 yıllık periyotlarla sunsalar herkes anlar gerçekleri. çakma demokrasi yurdumun son düşmeye yüz tutmuş kalesi olan tribünler de bittiği zaman işte tek tip olacağız.

    bakın görün son beş yılda birbirinden beste çalmayan tribün kaldı mı? takımları renkleri renk yapan öğelerden hangi kulüp taraftarı ödün vermedi. o renkleri kaç tane adam savundu. hangisi dayak yemiş arkadaşının intikamını aldığı için savunduğu takımın namusunu kirletmemek için gitti kavga etti. şimdi sadece her horoz kendi çöplüğünde ötüyor ve horozların içi aynı dışı farklı sadece.

    o yüzden çok da üzülmeyin. eğer boşvermişlik ve kabullenmişlik kültürü hepimize bir şekilde enjekte edildiyse bu tribünlere laf etmenin de fazla manası yok.
  • 13
    tribün kültürü deyince aklıma ali sami yen kapalısı gelir, orada her şey vardır. orada her kesimden insan vardır. bence diğer tribünlerden kapalı’yı ayıran yegane özellik, gerçek anlamda bir elit kesim ve gerçek anlamda bir gariban kesimin bir arada olması ve bu iki kesimin sinerjisinde ortaya çıkan eşsiz muhabbetler, besteler, hikayeler, hayatlar.

    tabi bir diğer aklıma gelen ise ali sami yen sokak
  • 14
    tribün kültürü yanındakinin kim olduğuna bakmadan omuz omuza verip takıma destek olmaktır. tribün kültürü yarın konuşamayacağını bile bile tüm gücüyle haykırarak takıma destek olmaktır. tribün kültürü kişinin bilmediği herhangi bir beste söylenirken kişinin kendisine neden bilmiyorum diyerek kızmasıdır. tribün kültürü sonuca bakmadan takıma destek olmaktır. tribün kültürü takımından sonra stadı terketmektir. eğer taraftar bunları yapmıyorsa bilinmelidir ki taraftar kültürsüz değildir sadece tepkisini belli etmek için yönetimi/takımı protesto ediyordur.
  • 15
    zaman geçtikçe yok olmaya yüz tutmuş kültürdür. kale arkalarında her yer numaralıdır, evet. neden peki? çünkü yasal prosedür cart curt. ama kale arkasında hiç kimse yerine oturmaz ya da böyle bir istekte bulunmaz(dı). işte kültürün yazılı olmayan kurallarından biri daha yok olmaya yüz tutmuş durumda.

    ondan sonra yok koltuklar kaldırılsın, yok dortmund tribünleri, yok schalke tribünleri, yok arjantin maçları falan...

    geçmiş olsun.
  • 17
    ülkede iyiye, güzele, kollektiviteye, yaratıcılığa, paylaşıma, sevgiye dair herşey gibi tarihin tozlu sayfalarındaki yerini almış olan kültür. yerini vasatlığa, çıkarcılığa, şekilciliğe, çekememezliğe, tahammülsüzlüğe ve arabeske bırakmıştır. dünyanın en büyük derbisinde birilerine sövülen anlar dışında resmen çıt çıkmıyor. "büyük" takımlarımızın iç saha maçlarında 35-40 dakika aynı bayık tezahürat söylenerek "dostlar alışverişte görsün" hesabı mesai dolduruluyor. "adamlar ne tribün yaptı be" denilecek maç sayısı çoğu hafta bir elin baş parmağı sayısını geçmiyor.
  • 18
    10 kasım 2019 liverpool machester city maçı öncesi liverpool tribünleri önce muazzam bir senkron ile you will never walk alone söyledi. sonra bir saygı duruşu sebebiyle hakem ve oyuncular orta yuvarlakta toplandı. hakemin düdüğü ile beraber 54.000 kişilik stadyumda çıt çıkmadı. öyle ki tvde ses olmayınca alt kattaki daireden gelen sesleri duymaya başladım. o derece, çıt yoktu stadyumda. hakem düdüğü ile saygı duruşu bitince yeniden çılgın bir gürültü başladı. tribün tıklım tıklımdı, hiç boşluk yoktu. taraftar maç boyu maçın içindeydi ve rakibin en ufak nahoş hareketinde taç çizgisi kenarından ayağa kalkıp çılgınca psikolojik baskı yapıyorlardı.

    biz ise kendimizi kandırıyoruz. sorsanız çok iyi tribünümüz var. peki gerçekten öyle mi? rakip adı verilen bir kaç kulüp taraftarıyla kıyaslarsanız evet olabilir ama kendimizi dünya devleriyle kıyaslarsak çok gerideyiz. senkron ve kalabalık şekilde beste söyleyemiyoruz, çünkü ultraslan sürekli yeni bir arabesk besteyi az sayıda katılımla söylüyor. you will never walk alone gibi kökleşmiş bir besteyi yıllarca söylesek herkes hakim olur. saygı duruşlarında ya slogan atılıyor, ya ıslık oluyor, ya alkış, ya da vır vır eden taraftarlar oluyor. bir dakika susamıyor ya adam! adı üzerinde "saygı" ama saygıdan bihaberiz. bizim stadlarda asla öyle sessizlik olmuyor. dikkat edin tribünler dolu dediğimizde bile bazı boşluklar kalabiliyor. tıklım tıklım olduğumuz maçlar azdır. sürekli maçın içinde olmuyoruz. sözde taraftar grubu kendi aleminde takılıyor. çekirdekçi tayfa ayrı takılıyor. biz de belli sayıda zavallı, top rakipteyken ıslık çalmak için kendimizi parçalıyoruz. taç çizgisi dibinde rakip türlü türlü hareket yapıyor. bir grup taraftar çıldırırken, diğer bir kesim fotoğraf falan çekiyor. bu gözler, rakip forvetten forma almak için birbirini parçalayan tipler gördü.

    sözün özü, tribün kültürü bambaşka bir şey. toplu hareket etmek, taraftar olmak, rakibi ürkütmek, saygılı olmak vb.

    bizim bunlara sahip olduğumuzu düşünenlerin gerçeği kabul etmediğini düşünüyorum. bir de değinmeden geçmeyim. hep koreografilerimizle övünürüz. fena yapmıyoruz tamam da, varşova, dortmund düzeyinde falan da değiliz. kendimizi kandırmayalım. problemleri çözmek için önce problemlerin varlığını kabul etmek gerekiyor. gerçekleri görelim ki, en iyi olmak istiyorsak bu uğurda çalışalım.