• 1
    her sezon bütün avrupa'da yaz ve kış olmak üzere 2 adet olan dönemdir. başlangıçları sezon veya devre sonlarıyla başlar. lakin bitim günleri genelde sezon veya devre başladıktan sonra olur.

    yani sezon başlar, maçlar oynanmaya başlanır ama transfer dönemleri hala devam eder. bu durum genelde pek içe sinmez. yani ligler başladıktan sonra alınan oyuncularla alakalı hep bir acaba sorusu sorulur. hocaların ise bahanesidir bu durum. daha takviye yapacağız falan diye konuşurlar.

    işte bu durumla ilgili ingilizler oturmuşlar, düşünmüşler ve şöyle bir fikir ortaya atmışlar; ligler başlamadan transfer dönemlerini kapatalım. takımlar kadrolarını oluşturup, kesinleştirdikten sonra sezonu başlatalım. transfer sirkülasyonu sezon içerisinde dikkati dağıtmasın. zaten planlamasını yapan takımlar için bu sorun olmaz.

    bence harika fikir. inşallah hayata geçirirler bu fikri ve avrupa'da bu akım yayılır hatta bize kadar ulaşır.
  • 4
    sözlük yazarlarının mali tablodan, kadrodaki yerli sayısından ve uefanın istediği hakiki yerli sayısından bi haber şekilde her yerli oyuncu adı gördüklerinde vizyon ve nefret saçtıkları dönem.

    hepimizin galatasaray'a o çok yakıştırdığı kadroyu kurarsak yine men edilecez beyler, bu sefer 1 yıl da değil üstelik.
  • 7
    sözlük yazarlarımızın her sene milyon euro'ların havada uçuşmasını istediği dönem. böyle dönemlerde kimse kulüp geleceğini düşünmez.

    mancini dönemi devre arası transferlerinde sözlüğün halini hatırlıyorum. dünyanın en mutlu taraftarları buradaydı. burdisso, umut gündoğan gibi transferler bile galatasaray sözlük yazarlarının mutlu olması için bir sebepti.

    avrupa'dan men cezası yedikten sonra lassana diarra'nın bize çok yüksek maliyetlere transfer olma ihtimali vardı. öyle ki bir ceza daha kaçınılmazdı. ''bu transfer çok önemli, ceza önemsiz'' diyenleri bile hatırlıyorum. böyle demeyenler bile transfere karşı çıkanları görmezden geliyorlardı.
  • 10
    taraftarın ciddi anlamda sabrını ve akli dengesini zorlayan dönemdir.

    şöyle ki, mesela geçenlerde ak parti hayranlarının olduğu bir sayfada birisi geyiğine johnny sins’in şu caps’ini paylaşmış;

    https://goo.gl/images/d7rbZo

    birisi de cidden tuzağa düşüp inanmış olsa gerek (profili o yöndeydi), demiş ki “en azından reise saygısından kravat takıp önünü iliklemiş” :(

    ailemin de aralarında bulunduğu fanatik chp’li emekliler grubunda fotoşoplu (bayrak, fors falan eklenmiş ama işçilik leş) bir zırhlı lüks cenaze aracı resmi paylaşılmış, neymiş efendim cumhurbaşkanlığı tarafından satın alınmışmış, zavallı babacığım da oturmuş ona bakıyor, “acaba gerçek mi?” diyor :(

    ekşi sözlükte zaman zaman şiddet temalı uygunsuz içerik taşıyan birtakım konulara yönelik hararetli tartışmalar dönüyor, onlarca amatör internet kullanıcısı açıktan link soruyor falan, ki bunlar bir de nispeten genç nesil olacaklar...

    yani özetle neymiş efendim o gelecekmiş bu gidecekmiş yok belhanda kalmak istiyorum demiş gomis göz kırpmış bunların çoğu çöp haber. taraftarın çoğu ne yazık ki sinekten yağ çıkarır gibi abuk subuk detaylara takılıp kendini yıpratıyor, bunu yaparken başkalarını da gaza getiriyor.

    yahu feghouli durup dururken niçin “ayrılmak istiyorum” desin? öyle olsa bile bunu basına mı desin? keza gomis basına en mahrem, en özel ne diyebilir? bir futbolcu şayet mal değilse basına %99’u cilalı, profesyonel röportajlar verir, tabi o da ortada eğer gerçekten bir röportaj varsa! mesela ozan tufan’ın baya mal bir bursa dönemi röportajı vardır, zaten sonrasında kadro dışı falan kalmıştır.

    öte yandan ulusal basında her gün saçma salak bir sürü isim yazılıp çiziliyor ve yaratılan infial sonucunda konu değil mustafa cengiz ya da fatih terim, ünal aysal’a kadar bağlanıyor ama safi zarar yani yok yere kavga gürültü. şampiyon mu olduk küme mi düştük belli değil.

    gelin öyle her gördüğüne inanan ya da interneti daha doğru düzgün kullanmasını dahi bilmeyen insanlardan olmayalım...

    ne demişti kaptanımız selçuk inan bir maç öncesi konuşmasında: “arkadaşlar! biz iyi takımız, seviyeli insanlarız...” :(

    https://mtc.cdn.vine.co/..._1a856ba8ee6.3.2.mp4
  • 14
    türkiye'de transfer dönemi mutlaka avrupa'dan daha geç bitmelidir. son günün 1 eylül olması türk futboluna zarar vermektedir. bu mesele de hem ekonomik hem sportif olarak çok önemlidir.

    bunun en önemli sebebi avrupa'da da transfer dönemi sürerken onlarla rekabet edemememiz ve rekabet etmeye çalıştığımızda çok daha yüksek paralara çıkma zorunluluğumuzdur. mesela ingiltere'de transfer dönemi bitti çok rahat ve uygun bir şekilde ndiaye'yi kadromuza kattık. eğer ingiltere'de transfer dönemi sürerken almaya çalışsak bundan çok daha maliyetli olacaktı ve oyuncu da gelmek istemeyecekti. benzer şekilde bizim transfer dönemi ingiltere ile beraber bitse yine alamayacaktık.

    her transfer sezonunda boşta kalan iyi oyuncular oluyor. onları bonservissiz toplayabiliriz. normalde alamayacağımız oyuncuların kafasında en azından "1 eylül geçerse boşta kalmam türkiye'ye giderim." oluşturabiliriz. her oyuncu böyle düşünmez ama düşünenlerin arasından uygun maliyete üst düzey oyuncular alabiliriz. şu an fifa haklı bulursa modeste'i alabilirdik örneğin.

    ingiltere transfer sezonu açıkken bir oyuncunun bonservisi tavan olur. sonra ingiltere'ninki kapanır ama avrupa transfer sezonu hala açıkken net bir şekilde düşer. daha sonrasında eğer bu oyuncu gönderilmek isteniyorsa ve avrupa transfer sezonu da kapalıysa maliyet dibi görür. çoğu takım kiralama bedeli bile istemeden sırf maaşına hatta maaşın bir kısmına bile oyuncusunu kiralamayı düşünebilir veya bonservissiz şekilde maaşından kurtulmak için satabilir...
  • 15
    bu dönemde galatasaray taraftarını manipüle etmek kadar kolay bir iş yok.

    1- )adı daha önce takımla anılmamış göz önündeki "büyük" avrupa takımlarında olmayan birkaç oyunuun ismini ortaya sal

    2-a)fm ya da fifa'da bu oyuncularla oynamış birileri hemen "oooo çok büyük topçu yakar yakarrrr çök çök çök" diye ilk görüşlerini paylaşsın

    2-b)fm ya da fifa'da bu oyuncularla oynamış birileri "çöp! vasat! eren daha iyi! vizyon yok!" diye yangın çıkarsın

    3-a) algoritmamızda 2-a stepi uygulandıysa --> galatasaray taraftarı: parası neyse verip alalım çağ atlatır! çağ kapatıp çağ açar! 60 gol altına inmez!

    3-b) algoritmamızda 2-b stepi uygulanmışsa --> galatasaray taraftarı: kulübün parasını çöpe atıyolleah, menecer kazığı! hani ffp vardı?

    sonuç: oyuncu alınsa da alınmasa da ortalık yangın yeri olur. çoğunlukla da oyuncu alınmaz, hatta görüşülmemiştir bile ama yine de adam gelmek istiyordu da biz almamışız gibi algı oluşur.
  • 17
    futbolun en hareketli dönemi ancak benim nefret ettiğim dönemdir. duyum veriyor diye zamanında yaptıkları ve söyledikleri bir anda hiçe sayılıyan bir takım kişilerin gereksiz yere göklere çıkarıldığı dönem bu. daha önce sözlük içi de böyle bir durum vardı. haberi 2 gün önceden almak için, hatta adı çıkan oyuncuların %90'ının gelmemesiyle boşa hayal kurup üzülmek de dahil buna, olmadık insanlara güzellemeler yapılması beni üzüyor.
  • 19
    etrafımdaki insanlar* yüzünden sevemediğim dönem. bir aralar çevremde hiç insan yoktu.* galatasaray hakkında, futbol hakkında sohbet etmek istiyor ya insan, işte o dönem edemiyordum. zaten sözlüğe gelmemin ve bu kadar bağlanmamın en büyük nedeni de oydu. ama şimdiki çevremi düşününce sanki o zamanlar daha mı iyiydi ne?

    - forvet yokkk forveeeeett
    - bu yönetimden bir bok olmaz
    - kesin birini bulamayıp seleznov alcak off yhaa offfff

    bütün günüm bunları dinlemekle geçiyor. susmuyorlar bir türlü. yok arakadaş adamlar zevk alıyor bence bu durumdan. sürekli memnunsuzluk, huzursuzluk hissi hoşlarına gidiyor olmalı. mesela hıncal uluçluk gibi bir şey.. otururken canları sıkılıyor kodumun yönetimi diye başlıyorlar saymaya.. adam o kadar üzülmek istiyor ki; alan gelecek haberine inanmayıp, sözleşmesi bitmemiş haberine şıp diye inanıyor.

    böyle davranarak, sabah akşam ağlayarak hiçbir yere varılmaz. sadece yönetimi panikletirsin. yaz transfer döneminde yönetimin başarısızlığı belki de yangın yüzünden bu kadar artmış olamaz mı? bunu inkar edebilir misin? oturup sessizce beklemekte fayda var. inanın kafa kalmadı. hiçbir şey yapmamama rağmen yorgun hissediyorum.