• 53
    söyledikleri doğru olmayan yazar ama önemli olan kısmı tamamen tabelacı olması.

    bütün yazdıklarının özeti hamza yada bülent hoca olsaydı da liderin 7-8 puan arkasında olsaydık, milletten 3-4 yemeseydik vs...

    hamza hoca gittiğinde, devre arası adam gibi transfer yapılır da düzgün bir takım kurulur diye sevindik, bülent korkmaz'ı yabancı ve uzun vadeli bir hoca gelsin ciddi revizyon yapsın diye istemedik.

    not: yanlış olanlarda, takımın saygısını kaybetmiş bir hamzaoğlu'nun her maç ecel terleri döktürüp 1 farka bağlamasının artık tutmayacağını görememesi, ha hamza hoca yine de mustafa denizli'yi de orhan atik'i de cebinden cıkarır, ama ben idare eden bir gs değil oynadığı her kupaya talip bir takım istiyorum.
  • 54
    aynen, hamza kalsaydı, şampiyonlar liginde son sürat devam ederdik.
    aynen, hamza kalsaydı, arka adale sakatlıkları rekor düzeye asla gelmezdi.
    aynen, hamza kalsaydı, takım çaykur rize'den 4 yemediği gibi eskişehir'den de 4 yemezdi.
    aynen, hamza kalsaydı, yeterli gördüğü bu kadroda sadece burak ve umut'tan oluşan forvet rotasyonu muhteşem iş yapardı, toplam 100 gol atardı.
    aynen, hamza kalsaydı, ne oynadığı belli olmayan bireysel performanslarla bir kaç oyuncunun öne çıkarak kazandığı maçlar değil, dünya futbolunda kuralları baştan yazacak olan sabri, umut, yasin öztekin, podolski tipindeki oyuncularla pas oyunu kuracaktı.
    aynen hamza kalsaydı, hiiç abuk subuk açıklamalar yapmayacak, "taraftar her maçı kazanmamızı bekliyor" gibi ultrasüpersonik açıklamalar olmayacak, kimse sinirden kendini sikmeyecekti.
    aynen, hamza kalsaydı, ortasahanın dolayısıyla takımın savunmasını düşürecek felipe melo'nun satılması olmazdı, takım "kg var" diye anılmazdı.
    aynen, hamza kalsaydı, kendisinin kurmadığı, oturtmadığı kadronun başarılarından güç zehirlenmesi yaşayıp, durmadan taraftarı azarlamaya, "3 kupa", "4. yıldız" diye her soruna bahane üretmezdi.
    aynen, hamza kalsaydı, semih'i barcelona, sabri'yi psg, bilal kısa'yı juventus'a veriyorduk. ama bayern münih'in devre arasında isteyeceği umut bulut asla satılmazdı çünkü her takım böyle bir forvet istiyor olurdu.
    aynen, hamza kalsaydı, mario gomez'e 9 milyon vermeden taş gibi forvetlerimizle yola devam ederdik.
    aynen, hamza kalsaydı, takımda öyle bir otoriter yapı kurardı ki, oyundan çıkan oyuncunun elini uzatmamasını geç, asker olurdu hepsi asker.
    aynen, hamza kalsaydı, takımda kutuplaşma ve gruplaşma olmazdı.
    aynen, hamza kalsaydı, konya'yla 8 puan ne kelime, fenerle beşiktaş'ın önünde 10 puandaydık.
    aynen, hamza kalsaydı, uefa'dan men cezası almıyorduk.
    aynen, hamza kalsaydı, seneye şampiyonlar ligi kupası kesindi.

    aynen kardeşim. bu çok temellendirdiğin, varsayımlara dayanmayan, söylediğin yargılar çok doğru. aynen.
    en haklı sensin bu sözlükte. her şeyi sen biliyormuşsun meğer.

    senin eşeğin kancık olsun.

    edit: bakkal hesabıyla, "şu kadar galibiyet bu kadar mağlubiyet olmuş demek ki şurada şu iyi" ya da "konya'nın kadrosu iyi değil, eee biz üstte olmamız lazım" gibi sığ ve subjektif mantıkla argümanlar sunması, ya da sadece 15 20 maçlık periyotlara projeksiyon yapıp, buna göre üstün körü, kendi düşüncesini destekleyecek varsayımlarda bulunduğu fikirlerinin mahiyeti problem değil. sen yaz yine "düz mantık basit işte yhaa" temalı entrylerini. anlamamışsın sen ana mesajı.

    mesele; senin amacının üzüm yemek değil, bağcı dövmek olması. sorun "fırsatını buldum, dur yabıştırayım her başlığa -ben demiştim- temalı entryleri" davranışı, "hamza'yı biz savunduk haklıydık, çünkü ben geleceği gördüm ve bu söylediklerimin doğruluğu çıktı. aha bana ofsayt verenler alın bunu!" minvalinde entryler girmesi. sözlük benim değil elbet. ama ortalık bu kadar gerginken "saçını taramak" istiyorsa tepki görmeyi normal karşılaması gerek.
  • 55
    bülent korkmaz ile ilgili söylediklerine katılmıyorum. teknik direktör falan olmadı bülent korkmaz'dan, olamaz da ama hamza hamzaoğlu konusunda sonuna kadar haklı. adam bir şeyler oturtmaya başlamışken sabırsız tüketim taraftarı dursun çöpüne adamı kovması için çanak tuttu. her takıma çatır çatır baskı kuruyor, gol atıyorduk, kazandığımız her derbi ise bal diye nitelendiriliyordu. kondisyon yüklenmedi denilen takım kondisyon takımı fenerbahçe'ye karşı saraçoğlu'nda 90 dakika diri durduğu için olcan'ın golü geldi.

    hamza topladığı incirleri savunmayı oturtamamasıyla berbat ediyordu ama bu çözülebilir bir şeydi. iç sahada ezdiğimiz, dış sahada ise kötü defans yüzünden tokat yediğimiz benfica şu an nerede, biz neredeyiz? aradaki farkı ben söyleyeyim. sabır, sabır, sabır.

    ben götümle gülmekten bıktım, götüm de yoruldu, ama tüketim taraftarı yorulmadı. tobias'a da diyorum ki hamza konusunda anlatmayı bıraksın. işi gücü öğütmek olan bir kulüp ve taraftarından uzun vadeli başarı gelmez. getirdiği altyapı hocasını as takımı çalıştırmak zorunda bırakan bir kulüten uzun vadeli hiçbir sikim olmaz. dilini boşuna yorma.
  • 56
    mesele galibiyet bölü maç sayısı ise prandelli'nin ligde trabzon maçına kadar 9'da 6 yaptığı gerçeğini hatırlatmak istediğim yazar.

    bir de kendisinin düşünce yapısına göre 2015 ocak ayında 90 dakika boyunca deli gibi koşabilen, son dakika golleriyle şampiyonluk kazanan takımın sadece bir sene sonra bunu yapamamasının kondisyonla ve sezon başı antrenmanlarıyla bir alakası yok.
  • 59
    5. nesil cezalı kardeşimiz. aldığı cezadan mütevellit bazı itirazları var moderasyona. twitter'da bu düşüncelerinin burada yansıtılmasını istemiş. kardeşimiz diyor ki;

    "galatasaray sözlükten ceza yemişim. insanlar bana sürekli imalı laflar çarparken cevap verdiğim için format dışına çıktığım iddia edilmiş."

    "hamza hamzaoğlu'na 7/24 sallamak, ithamlarda bulunmak serbest ama onu savunmak için entry girmemden sonra bana laf çarpılması normal."

    "bana laf çarpanlara cevap vermem için imkanlar dahilinde kendime yol aramam format dışına çıkmak. ee peki ben ne yapacağım sevgili modlar?"

    "susup kenardan sevdiğimiz saydığımız insanlara ithamlarda bulunulmasını, hakarete varan ifadeler kullanılmasını mı izleyeceğim?"

    "bana laf çarpanlara eyvallah edip köşeme mi çekileceğim? format benim kendimi savunma hakkımın önüne geçiyorsa sorun bende değil formattadır"
  • 60
    kışkırtıcı olduğunu düşündüğüm bir üslupla seri entry'ler girerek ortaya koyduğu fikirlere yönelik çeşitli yazarlar tarafından ileri sürülen karşı argümanlara yönelik ısrarlı bir cevap verme ihtiyacı hisseden, bunu yaparken de tartışmayı argüman ekseninden çıkartıp kişiselleştiren yazar. özellikle de mevzuyu nick altı yazarlığına taşıması ve de edit yoluyla sportif bir tartışmadan tamamen uzaklaşması sözlük formatını ihlal etmektir. sözlük kurallarına göre sorun teşkil eden bazı entry'lerinin silinmesine rağmen bu tutumunu aynı şekilde sürdürmesi de ceza almasına sebebiyet vermiştir.

    sözlüğün belli bir kesiminin düşüncelerine ters olduğu bariz bir ifadeyi dile getirirken kullandığımız üslup önemlidir, çünkü buna bağlı olarak doğal olarak alacağımız tepkiyi de şekillendirmek daha en baştan yine kendi elimizdedir. ortaya konan bir düşünceye yönelik sert eleştiriler almak da normaldir, hatta daha ilk ifade dile getirilirken gösterilen ya da ihmal edilen üslup özeni göz önüne alınırsa şaşırtıcı da değildir fakat o andan itibaren konuyu kişiselleştirip yazarlara sürekli olarak forum üslubu ile, başlıktaki entry'lere referans içeren, önceki entry'lere cevap niteliğinde yazılar yazılırsa ve nick altı yazarlığı yapılırsa sözlük kurallarına göre bu yanlıştır. ilgili entry'lerin bir kısmı haklı gerekçelerle silinmişse yapılması gereken şey formatı esnetmeye çalışarak yalnızca farklı başlıklara aynı şekilde entry girmek değil, daha az kışkırtıcı ve de tamamen argüman odaklı bir dil kullanmaktır.
  • 61
    --- alıntı ---

    ceza sahasneijder yazar kardeşim mesaj atmış ama cezalı olduğum cevap veremiyorum. entrysi gayet eğlenceli. sıkıntı yok :) ileten olur inş.

    --- alıntı ---

    --- alıntı ---

    kewell bi şeyler yazmış. olayı nick altı tartışmasına çevirmişim, kişiselleştirmişim, editlemişim falan filan. bunları söylemesi kolay.

    --- alıntı ---

    twitter'dan bunları yazmış. kendisine "laf çarpan", en azından eskişehir maçından sonra yaptığı hamzaoğlu güzellemelerinden sonra hamzaoğlu'nun abuk sabuk sözlerini hatırlatmak amacıyla sol frame'e taşıyan biri olarak hamzaoğlu konusunda ağır saçmaladığını düşünmekle beraber aldığı cezanın keyfi kaçtığını söyleyebilirim.
  • 63
    bu adam hakkında yeni moda da "kışkırtıcı" yorumlar yazdığını iddia edip manipülatör imasında bulunmak.

    yahu milli takımın kazandığı sıradan bir hazırlık maçından sonra kel alaka başlıkların altına "adaletin olduğu yerdedir.", "adaletin olduğu yerde olacaktır.", "adaletin olduğu yerin sahibidir.", "sana gelmediğim gün adaletin olmadığı gündür gülüm." minvalinde yorumlar yazanların başlığına "adaletin olduğu yerde, galatasaray sözlükte yazandır. yazadur koçum, aslanım, yiğidim." yazanlar, bu adamın yazdıklarını kışkırtıcı ve kasıtlı buluyorlarmış. ne güzel istanbul be! "vatanın, milletin, ülkenin, devletin tek milli takımının kazandığı maç sonrasında imalı imalı yorumlar giriliyor." deyip biz de "kışkıralım" o halde? benim bunu yapmam ne kadar saçma ve gereksiz ise bu yazara yöneltilenler de o kadar saçma.

    işin ilginç yanı tobias rieper'a giydirenler, yazdığı yorumların altına kendince cevap yazanlar, linç etmeye kalkanlar da itham ettikleri üslubu kendilerine rehber edinmiş yazarlar. hamza hamzaoğlu, fatih terim, selçuk inan, sabri sarıoğlu, semih kaya, burak yılmaz, ultraslan, kısmen albayrak, çokça bilal kısa vs. mevzubahis yazarların tabir-i caizse uyanır uyanmaz düşüncesinde ve nefretinde olup mütemadiyen bu başlıkları, çoğunlukla format sınırlarının dışına çıkarak, olabilecek en sert üslupla ziyaret etmekteler.

    sözgelimi sen her puan kaybı, her kötü oyun sonrasında tutup hamza hamzaoğlu'nun bir sözünü yazarsan adam da tutar sana onun döneminde yaşadağımız fakat şu an yaşamamızın imkansız olduğu şeyleri hatırlatır. senin hamza hamzaoğlu'nun kendince olumsuz gördüğün tavır, hareket ve sözlerinden sürekli bahsetmen ve nefretini kusman ne kadar kışkırtıcı ise bu adamın kendince olumlu bulduğu şeyleri yazması, şimdiki olumsuzluklarla kıyaslaması o kadar kışkırtıcı.

    sözlükte her gün onlarca örneğine şahit olduğumuz vak'a sebep gösterilerek ceza alması da zannımca biraz "tribünlerden etkilenmek". adam trolllük yapmıyor, hakaret etmiyor, şahsi nefretini kusmuyor. birtakım yazarlara, "sözlüğü kullanma amacı yukarıda örnek verdiğim başlıklarda nefret kusmak olmuş." denilmiyorsa hoşunuza gitmeyen yorumlar yazan yazarları lince kalkışmak da saçma.

    ha evet, yazdıklarını yazanlara da ceza verilsin. farklı düşünmekle övünüp bu hususta ahkam kesenler bundan bile rahatsız.
  • 65
    --- alıntı ---

    hamza'nın başlığına şöyle bir göz atsınlar bakalım. hangi ithamlar, hangi hakaretler orada duruyor? ya da denizli başlığına bakın?

    --- alıntı ---

    --- alıntı ---

    bak yeni sanctus nickli yazar "provokasyon" diye bir şeyler saçmalamış :) bunu diyen adam "zeka unsurundan yoksun, ergence" diyen adam.

    --- alıntı ---

    --- alıntı ---

    bunları da sözlüğe taşıyan çıkar mı bilmem ama çok da fark etmez :) ne de olsa millet rahat rahat bize istediği ithamda bulunuyor.

    --- alıntı ---

    silinme sonrası düzeltme: twitter hesabından yukarıdaki yazıları paylaşan cezalı yazar.
  • 67
    sözlüğün belli bir kesiminin düşüncelerine ters olduğu bariz bir ifadeyi dile getirirken kullandığı üslup yanlış olduğu için ceza alan yazar arkadaşımızdır.

    peki bu arkadaş gibi düşünen, sözlüğün diğer belli bir kesiminin düşüncelerine ters olduğu bariz ifadeleri dile getirirken kim ne kadar dikkat ediyor?

    belli kesimlerden biri nefretini rahatça kusabilirken, diğer belli kesim genelde sessiz kaldıkları için en ufak savunma yaptıklarında, nick altı girip, diğer belli kesimle tartışma yaşadıklarında, sözlüğün genel kanısına ters düşen, provokatif bir ifade kullanmış gibi algılanıyor kanımca.

    camia olarak zor günler geçirdiğimiz bu dönemde, her zaman savunduğu, kendi döneminde başarılı olduğunu düşündüğü hamza hamzaoğlu'nun gönderilmesinin ve ondan nefret edilmesinin yanlış olduğunu dile getirmesi provoke olarak algılanmıştır. ancak içinde bulunduğumuz durumda hamza hocanın gönderilmesinin payı olduğunu düşündüğü için başarısız olduğumuzda bunu dile getirmesini anlayabiliyorum.

    ben onun gibi düşünmüyorum. bence hamza hocanın yanlışlarının payı büyük bu hale gelmemizde. fakat ben kendisinin sözlüğü provoke etmek ya da trollük yapmak amacında olduğunu düşünmüyorum. düşüncesi bence yanlıştır fakat galatasaray sözlük yanlış düşünenlerin ceza aldığı bir yer olmamalı.
  • 68
    attığı twit'lerin paragraf şeklinde bir kez daha taşınmasını rica etmiş. noktasına, virgülüne dokunmadan paylaşayım:

    --- alıntı ---

    şimdi dikkat :) biraz uzun olabilir ama kısa bir özet olacak yazacaklarım. şu karakter sınırı da çok uyuz bi şey ayrıca :) olay şu aslında. sözlüğün büyük çoğunluğu hamza'yı sevmiyor. bunu da zaten sık sık yazdıkları ile gösteriyorlar. o çoğunluğun içindeki kişiler tek tek hamza için bir şeyler yazdığında bu, bütüne yayılmış bir fikir özgürlüğü olarak algılanıyor. e tabi 3-5 tane de hamza sever var benim gibi. ben tek tek girilen ve yığılan bu entrylerin aksi yönde bir şey yazdığımda o çoğunluğun hepsinin olmasa da bir kısmının konforu bozulmuş oluyor bir nevi. çünkü alışılmışın dışında bir içeriği oluyor yazdığımın. dolayısıyla dikkat çekiyor. aslında yazdıklarım(dünkülerin bazıları sadece) bu topluluğun yazdıkları ile zıt olsa bile üslup olarak paralel. bu belli kesim çoğunluk da paralelliğe değil zıtlığa bakıyor sadece. psikolojik baskı ve algı oluşturuyor hemen. yani çoğunluk ne derse desin ben tek olduğum için provokatif davranmışım algısı oluşturuluyor ve oluşuyor. zaten sözlüğün demokratlık derecesini gösteren durum da bu, "çoğunluk azınlıktan üstündür." anlayışı. benim yediğim ceza da sözlüğün demokratlıktan uzak olduğunu gösterdi. o yüzden yediğim bu ceza aslında hoşuma gitti. çünkü bu ceza, cezayı veren modun baskı altındaki azınlığın fikir mücadelesine olan bakış açısını göstermiş oldu. format işin önemsiz tarafı. zaten önceden de dedim. format benim bu tek başıma kalktıştığım fikir mücadelemin önüne geçiyorsa sorun bende değil formattadır.

    --- alıntı ---

    duaları alayım :(

    düzeltme: birkaç yazım hatası varmış. bir de twitter'ım yok benim.
  • 69
    galatasaray sözlük bence türkiyenin küçük bir kopyasıdır. ufak ölçekli bir maketi gibi.

    en son örneği tobias rieper örneğinde gördük ki türk insanının demokrasi anlayışı, "her türlü fikre saygılıyım, benim fikirlerimle paralel olduğu sürece" dir.

    genel toplumda yaygın ve hakim fikir ve görüş dışında yer almak tahrik sayılır. örneğin genel çoğunluk müslüman, ben taksim meydanında "ateistim" diyemem, bu insanları tahrik eder, saldırı olarak algılarlar. tobias rieper'in çoğu görüşüne ben katılmam ama merak ediyorum, galatasaray uefadan cesa aldığında bile hamza'nın suçu denen bir cinnetin dışında kalmanın dışında ve - bana da çok tuhaf gelen - bülent korkmaz hoca olsun sevdası dışında ne yapmış insanları tahrik eden?
  • 70
    her başarısız sonuçtan sonra hamza hamzaoğlu başlığına girilen aynı tip (genelin kanısı) gömmelerde "üsluba" dikkat edilmesi gerekmiyor ve kışkırtıcı olmuyor, bu arkadaş aynı başlığa tersi şeyler yazınca ooouuuvv. ner2de demokrasi?

    adamın yazdığı sana kışkırtıcı geliyorsa, senin yazdıkların da ona kışkırtıcı geliyordur. ne kadar ayıp.

    (bkz: hani avrupa birliği işkence kalkmıştı)
  • 71
    basligini gorunce yine hamzayi ovdu sandigim cezali yazar. bu sefer ovememisim uzuldum neyse ben oveyim. hamza superdi jpk transferi ihtiyacimiz olan hamleydi sabri ile sozlesmebve umutun sozlesmesini uzatmak istemesi cok mantikliydi. he birde bak real barcayi yendi luis enriquenin istatistik dustu hamza gitmese barca daha iyi olurdu.

    kulak arkasinida hallettim bro rahat olabilirsin artik.
  • 72
    zamanında hamza hamzaoğlu'ndan "hamza" diye bahsedilmesini yasaklamayı düşünen sözlük yönetimi tarafından hh'yi övdüğü için ceza alan yazar. bu bence bir şeyi çok güzel kanıtlıyor: tüzel kişiliğin ölçeği ne olursa olsun türkiye'de demokrasi, ifade özgürlüğü diye bir şey yok. memleketteki en büyük tüzel kurum dün sarmaş dolaş olduğu ve eleştirenlere hücum ettiği oluşumu nasıl ki şu an paralel, silahsız terör örgütü gibi yaftalarla lanetliyorsa, hakkında kara propaganda yapıyorsa aynısı sözlükte de son bir senede yaşandı. osmanlı bankası'nın reklamında "biz, bize benzeriz." diyordu ya hani, bu ülkede her bir bireyin kollektif bilinç dışında da "dediğim dedik, çaldığım düdük..." düsturu işli.

    şimdi sözlükte şöyle bir gerçek var: kaybedilen maçlardan sonra bazı yazar arkadaşlar, içip içip arayan eski sevgili misali belli başlı başlıklarda toplanıp ayin yapıyor, deşarj oluyor. geçen sene bu genelde fatih terim başlığında vuku bulan bir hadiseyken bu sene hh başlığında baş gösteriyor. eleştirilmesin mi peki? bana ne kardeşim, isteyen istediğini gömsün. ne demiş adam smith?: "laissez faire, laissez passer". bir anarko liberal olarak benim amentüm budur. ve fakat ne hikmetse metrekareye düşen her on hh yergisine mukabil bir tane bile hh övgüsü varsa ve bunu yapan adam da "kışkırtıcı, sözlüğün geneline aykırı olarak düşündüğü için üslubuna dikkat edecek..." minvalinde açıklamalarla pusturuluyorsa bu ne perhiz bu ne lahana turşusu, derler. tobias rieper'ı tanımam. zaten koca sözlükte ya iki ya üç yazarla sürekli muhabbetim var. tobias'la da sadece geçenlerde bir kez mesajlaştık, tüm ülfetimiz hepi topu bu kadardır. ama ben bu adamın son iki üç gündeki bütün entrylerini okudum kardeşim. hiçbirinde de en ufak bir trollük veyahut sözlüğün nizamına mugayir içerik yoktu. bu adam hh'yi seviyor ve gönderilmesini yanlış buluyor. bununla ilgili fikirlerini de düzgün bir türkçeyle gerekçelendirerek anlatıyor(du). nick altına yazması veya aynı başlığa defaatle yazması da bildiğim kadarıyla sözlük kurallarının dışında değil. bunların da kotası varsa o da benim cahilliğim olsun. hh'ye "korkak o... ç..." da denildi bu sözlükte ve yazarı uçurulmadı. tobias rieper ise sadece hh'yi övdüğü için cezalandırılıyorsa bu işte adalet yoktur. hele ki "görüşleri genelle çelişiyordu..." gibisinden nedenlerle cezalandırılıyorsa şunu hatırlatmak isterim ki doğru her zaman doğrudur ve nicelik, hiç bir zaman niteliğin önüne geçemez.

    hh konusunda kendisinin fikirleriyle örtüşen de çelişen de fikirlerim var. mesela bence 20. şampiyonluktan sonra kendisiyle yollar ayrılmalıydı. o zıttını düşünüyor. fakat mademki sezona onunla başladık 11. haftada göndermemeliydik, burada da kendisiyle aynı doğrultuda düşünüyorum. ama ne fark eder ki? bütün fikirlerimiz tenakuza düşse kaç yazar? bizden 250 sene evvel yaşamış voltaire kadar da mı gelişmiş değil müsamaha sınırlarımız: "size katılmıyorum ama fikirlerinizi savunma hakkını sonuna kadar destekleyeceğim..."

    ha, şunu da söyleyeyim şu son iki üç gündür sözlükte baş rollerinden birini üstlendiği "hh iyiydi/hh kötüydü" tartışmalarında karşı cenahta yer alan yazarlar bile cezalandırılmasını sanmıyorum ki hoş karşılasınlar. sonuçta bu adamın yazdıklarında hakaret, küfür, iftira veya yalan yoktu. sadece kendi görüşlerini açıkladı ve sonuçta görüşler nesnel değil özneldir. şunu da söyleyeyim, ben bu son iki üç günkü tartışmaları okurken zevk aldım. fikir teatisi denen şeyin resmiydi benim için. iki tarafa da hak verdiğim de yeni sentezlere yelken açtığım da oldu. ne isteniyor anlamıyorum ki? tek görüşten mürekkep bir yazarlar topluluğu mu? şayet öyleyse aynı yönetimin hh görevdeyken ve işler fena gitmiyorken "hamza" hitabını yasaklamaya kalkıştığını tekrar hatırlatmak istiyorum. o zaman rüzgar o taraftan eserken de bunun yanlış olduğunu yazıp çizmiştim. şu anda tobias'a yapılan da aynı raddede bir "ben yaptım oldu"culuk. orwell distopyasından fırlama bu zorlamalar sözlüğe sadece kan kaybettirir. asıl böyle farklılıkları savunan yazarlara sahip çıkmak gerekir ki tezler, antitezler ortaya çıksın; kalite artsın. mektepler olmadan maarif elbette kolay idare edilir, maharet mektepler varken maarifi idare etmektir.

    "demokrasi, iki kurtla bir kuzunun öğle yemeğinde ne yeneceğini oylamasıdır. özgürlük ise tam teçhizatlı bir kuzunun oylamaya karşı çıkmasıdır." demiş benjamin franklin. kuzuların soyunu tüketmemek gerek, burada da görev; "sansür" değil "özgürlük" sağlayıcısı olması gereken sözlük yönetimine düşüyor.
  • 74
    sanctus adlı yazar kardeşimizle ilgili düşüncelerini ifade etmiş cezalı yazar kardeşimiz. şunları belirtmemi istedi twitter hesabından;

    "şu sanctus denen arkadaş bi şeyler yazmış. adamın şöyle bir entrysi var: (bkz: #1932283)"

    ""zeka unsurundan yoksun, tamamen ergence laflara imza atmıştır." yazıyor entrysinde bana ithafen."

    "halbuki cevap verme ihtiyacı hissettiği entry tamamen öznel bir yorum içeren hiçbir hakaret veya yalan bilgi içermeyen bir entry."

    "adam alakasız bir şekilde beni provoke etmekle suçluyor. sonra üstüne zeka unsurundan yoksun ergence vs. lafları kullanıyor."

    "olay aslında o kadar basit ki. neyse prandelli kondisyon falan filan evet sdafsf" şu entry'imi provokatif bulmuş kendisi mesela."

    "kendisi hamza hamzaoğlu başlığına pek bakmamış sanırım. provokatif entry ne demek oradan daha iyi öğrenir keza."

    "ama işte çoğunluk yapınca bu fikir özgürlüğü, azınlık yapınca provokasyon."

    "eğer hassasiyet konusunda bu kadar takıntınız varsa sözlüğü tümden tarayın ve benim sevdiğim hamza hoca için söylenen bi ton lafı bulun."

    "sonra bi tane kişinin bi tane entry'sini seçip de "ama provokasyon yapiyür, zeka unsuru yok, ergen bik bik" diye konuşmayın."

    "mesela o sanctus arkadaşın şu tweeti ne kadar da sevimli değil mi? (bkz: #1923331)"

    "kışkırtmalara karşı bu kadar hassas olan sanctus denen arkadaşın bir başka entrysi: (bkz: hakan ünsal/#1913495)"

    "sanctus ile şirin entrylere devam edelim: (bkz: #1932462)"

    "sanctus'tan çok şirin bir entry daha: (bkz: #1928905)"