• 1
    süper final'de fener'le 0-0 berabere kalıp, ışıkları kapattırdığımız, kupa kaldırdığımız günün hikayelerdir. bu maçın son 20 dakikası bende yok. ekrana kafamı kaldıramadığımı bakamadığımı hatırlıyorum. heyecandan hayvan gibi içilen, maç öncesi seslerin çoktan kısıldığı, ellerin titrediği dünyanın en garip günlerinden biriydi.

    yaklaşık 200 galatasaraylı odtü'de o dönem galatasaraylıların maç seyrettiği sunshine'da maçı seyretmiştik. maç sonu birbirini tanımayan insanların birbirine sarıldığını, ağladığını hatırlıyorum.

    ''we fuckin played great the whole season'' efsanesini bize ortaya çıkaran günün hikayeleridir ayrıca.
  • 2
    hayatımda tek ciddi totem yaptığım maçtır.

    süper final saçmalığının içerdeki fb maçına gitmiştim.. hani 100 pozisyona girdiğimiz ama sonunda 1-2 yenildiğimiz maç.. izmir'den arabayla gelip 4 arkadaş gitmiştik maça.. dönüş yolundaki hayal kırıklığını anlatamam..

    bu maçın olduğu gün de istanbul'da bir eğitim denk gelmişti. önce eğitim sonrası dönüş uçağını ya geç saate ya da ertesi güne alıp, beyoğlu'nda bir yerlerde maç izlemeyi düşündüm..

    sonra düşündükçe bu maçı izlemezsem ve maç sırasında hiç haber almazsam kazanacağız gibi gelmeye başladı.. dönüş uçağını 19,40'a aldım.. bu saate alırsam hiç maça denk gelmem diye yaptığım hesap tuttu.. 17,30 gibi havaalanına geldim, lounge'ta deli gibi viski içmeye başladım.. 18,50 gibi hafif sallanarak * uçağa gidecek otobüs için sıraya girdim.. otobüse girdiğimde maç başlamıştı.. birkaç kişi telefondan bilgi almaya başladı, kulaklığımı taktım duymamaya çalıştım onları.. uçağa bindim ve uçak kalkana kadar kulaklıklarımı hiç çıkarmadım.. 20.00 gibi havadaydık ve kimse hiç bir şekilde haber alamıyordu. sadece kaptan kalktıktan 15-20 dk sonra bilgilendirme anonsunun sonunda maç 0-0 devam ediyor dedi. bu anonstan sonra heyecan daha da arttı.. 20.50'de indiğimizde hostesler yerinizde kalın anonsunu yaparken hiç bir bilgi vermedi.. dayanamadım telefonu açtım.. abimi aradım.. en az benim kadar galatasaraylı olan abim ağlıyordu.. olum çabuk bize gel şampiyonuz diyordu. *

    uçağın içinde olduğum yerde oley oley oley oley şampiyon cimbombom tezahüratına başladım.. benim gibi galatasaraylı olanlar bağırmaya bana katılmaya başladı.. fenerlilerde bir hüsran tabii.. o dakikadan itibaren uçaktan nasıl çıktım, havaalanından eve nasıl gittim bilmiyorum *

    yazarken yine tüylerim diken diken oldu. sanırım bir benzerini 17 mart 2018 fenerbahçe galatasaray maçında da yapacağım.
  • 4
    askerde nizamiye inzibatı idim. galatasaraylı olan çavuşla konuşmuş ve o gün o saatte maçı izlemek için bana nöbet yazmaması konusunda anlaşmıştım. tabi böyle bir istekte bulunan bir tek ben değildim. bütün galatasaraylı askerler aynı talepte bulunmuştu.

    ve nöbet listesi açıklandı. tam olarak o saatte nöbetim vardı hatta galatasaraylı olan herkes o saatte nöbette idi. çavuşa neden diye sorduğumda sonunun güzel olacağını söylemişti, totem yaptım demişti.

    üstelik nöbet yerim bu sefer nizamiye inzibat değildi. inzibatın hemen karşısında bulunan 13 nolu kule idi. inzibattan niye aldın beni diye sorduğumda çavuşa, bu seferlik böyle olsun zaten 5 gün sonra terhis olacaksın dedi.

    inzibat da olsam, orada daha önce aldığım radyodan rahatlıkla maçı dinleyebilirdim. inzibat nöbetçisi de gündüz nöbetçilerinden bir diğer galatasaraylı arkadaş hanifi idi. o da kendince totem yaptı, radyonun sesini kendi duyacağı kadar açtı ve maç boyunca sorsam bile bana skoru söylemedi.

    maçın bitişi ile, 3 saatlik nöbet değişimi aynı dakika ya denk geldi. karanlıklar içinden gün doğdu aniden (:

    fenerli arkadaşların hepsi söve söve 3 saatlik nöbetlerine giderken biz ise güle güle maç sonundaki kutlamaları izlemeye gidiyorduk (:
  • 5
    üniversite üçüncü sınıftayım o zamanlar, arkadaşlarla problem yaşadığımız için üçümüz de farklı yerlere dağılmıştık. benim de iki aylık kısa bir yurt maceram oldu mecburen. tabi istanbul'dan uzak olduğum için maçlara gitme fırsatım pek yoktu. o yüzden bu kahvehane senin şu kafe benim her hafta farklı bir yerde maçı izliyorum. neyse tabi şampiyonluğun bu maça kaldığını anlayınca bir hafta öncesinden içim gıdıklanmaya başladı acaba izleyebilecek miyim, bedenim kaldırabilir mi emin değilim. çok şükür bir hastalığım yok ama bundan bile şüphe etmiştim. hafta boyunca çoğumuza olduğu gibi defalarca zihnimde oynuyorum maçı ama pek bir ümit yok tabi ümitli olmamamın sebebini de kısaca söyleyeyim 2010 yılındaki leo franco'nun 40 metreden yediği golle kaybettiğimiz maçta da ücra bir yere atmıştım kendimi maç sonuna kadar tabi sonucu görünce hüsrana uğramıştım. her neyse gün geldi çattı ama ben izlememe kararı aldım tıpkı youtube'da meşhur videodaki arkadaşlar gibi. tabi ben de araç yok öğrenciyiz o zamanlar odama çekildim. yurtta beşiktaşlılar bile maçı izlemeye gitmiş, topu görse karakola götürecek bir iki tip dışında bir ben varım yurtta.

    ilk yirmi dakika çok iyi geçti ondan sonrası işkence gibi. korna sesi gelse gole yoruyorum. o şekilde işkence haline direnirken artık maçın bitmiş olabileceğini düşündüğüm an açtım telefondan neti. o zamanlar twitterda gsgazetesi ve tribundergi gibi hesaplardan takip ediyordum izleyemediğim maçları anlık paylaşıyorlardı, şimdi yapıyorlar mı bilmiyorum ama konumuz da o değil. neyse açtım tribundergiyi işte maç başladı, sarı kart vs vs akıyor yazılar bir baktım 'issiar dia kırmızı' kalbim fırlayacak gibi oldu. gol görmemek için dua ediyorum sonra bir baktım 'ujfalusi kırmızı' dedim eyvah gitti şampiyonluk ine ine sona bir geldim şuan tam hatırlamıyorum ama son tweeti hakem x dakika maça ekledi yazıyordu, yani hesabım tutmamıştı ve asıl işkence ondan sonra başlamıştı çünkü artık sihri bozulmuştu bana göre ve takip etmeliydim. saniye başı yeniliyorum farklı sayfalara giriyorum ama televizyonu falan açmak gelmiyor aklıma. ve sonunda o muazzam tweeti (ve şampiyon galatasaray) görünce tribundergide elim ayağım titremeye başladı tabi çıktım lig tv bulana kadar koşuyorum deli danalar gibi sokakta caddede..

    devamı hepimizin malumu zaten.