• amk yerinde ne mesaj atacak bir sevgilimiz var ne de derdimizi paylaşacağımız bir dost.** çünkü ben dertlenemem, buna hakkım yok. etrafta dertlenen olursa onun yardımına koşarım, çözüm ararım. bu hiç şaşmadı. neyse ne diyorduk? peki biz ne yapıyoruz? ne yapıcaz amk "içiyoruz gündüz gece." hah o zaman ben bu duvara gelirim arkadaş. hani hiç birşey yoksa galatasarayım var be. mayhoşluk yaşayan tüm "cimbom bom" diye haykıranlara selam olsun. afiyet olsun.

    sen şampiyon olacaksın!!!

    https://www.youtube.com/watch?v=mLCWf0Lkz-c
    https://www.youtube.com/watch?v=spDJoeItIMk
    https://www.youtube.com/watch?v=GhvDv-B9PMs
  • eva cassidy dinliyorum.(https://www.youtube.com/...lkZHxNHN&index=3 ) kanserden vefat etmiş bu ablamız, ah üzücü, çok üzücü. böyle pamuk ruhlu insanlar nasıl ölebilir. ölüm genel olarak çok üzücü. ölüm kavramı sanırım bu dünyadaki en tuhaf ve en garip olgulardan birisi. biraz mayhoşluğun da etkisiyle az önce düşüncelere daldım. bu dünyada özlediğim şeyler... benim bir evcil hayvanım vardı muhabbet kuşum. ismi maviş'ti.(evet çok orjinal bir isim) kereta 8 yıl yaşadı. aile bireyi gibi olmuştu artık, o kadar yaşamasına inanamamıştık. hala çok özlerim, deliler gibi. keşke şu an yanımda olsaydı, benim canım arkadaşımdı. bakacak ve ilgi gösterecek durumdaysanız muhabbet kuşu sahiplenebilirsiniz ya da genel olarak evcil hayvan sahiplenebilirsiniz. gerçekten hayvanlar, insanlar gibi değiller. insan sanırım özü itibariyle biraz pis bir varlık. yani bilemem ama bana öyle geliyor. kibir, yalan, dolan tüm kötü huylar insanın özünde muhakkak var. ama hayvanlar gerçekten öyle değil. siz onu severseniz o da sizi sevecektir, ölüme dek. inanılmaz güzel bir duygu bu. gerçek bir dost. gerçek bir güzellik. mesela benim bir dostum dediğim insan vardı. severdim, sayardım. yeri gelir hatun meselelerinde yanında olurdum. bir gün ortada fol yok yumurta yok, ortada bir neden yokken telefonlarıma bakmamaya, cevap vermemeye başladı. ondan sonra bir kere dahi aramadı zaten. üzüldüm mü üzüldüm ama şaşırmadım. çünkü alışmıştım, insanların kaypaklığına. ama dostum maviş bana bir kere bile böyle kaypaklık yapmamıştı, ne zaman çağırdıysam kafamın üstüne tünemişti hep. sözün özü kendimize güzel bir dost, bir kedi, bir köpek, bir muhabbet kuşu, bir "maviş" bulmak renktaşlar güzel olabilir. esen günler dilerim.
  • insanın kafasını güzel yapan maddelere karşı olan ön yargıyı anlamakta çok zorluk çekiyorum. başka türlü gerçek hayatta ki pisliklere boğazımıza kadar batmışken hayatta kalmaya nasıl devam edebiliriz ki. tabi ki beynimizin işleyiş algısını değiştirerek . bu yüzden uyarıcı maddelere ihtiyaç duyuyoruz(alkol ve diğer başka şeyler). peki bu diğer başka şeyler(suç olduğundan isim vermiyorum) siyasiler tarafından propaganda yapılsa ve bunları içiniz dense neler olabilir. mesela ocb satış rakamları bence bir günde %1000 artar. insanlar ailelerinin yanında bu başka şeylerden içer. hemde şu an tü kaka lanet olsun gözüyle bakılan şeyden. alkol satışlarıda patlar ve insanlar daha rahat bir şekilde kafalarını rahatlatabilir.
    tabi benim diyeceğim başka bir şeydi aslında.

    bu kadar manipüleye yatkın bir halkın içinde yaşamak beni oldukça tedirgin ediyor hatta rahatsız ediyor. ailem ve kendi geleceğim için şüphe duyuyorum hatta benim gibi düşünen insanlar içinde. siyasetin insanları bu kadar kolay kandırabildiği bir ülkede yaşamak çok korkutucu. eskiden para politikalarını elinde tutanları şeytan gözüyle görürdüm şimdi ise din ve siyaseti iç içe sokanlara karşı nefretim var. eğitim sistemi parça pinçik edilirken kendi çocukları yurtdışında okuyanlara karşı nefretim var. siyasetin olmadığı bir ülkede yaşama fikri şu aralar kurtuluş reçetem gibi gözüküyor. avrupa treni çoktan kaçtı gibi. ne bileyim kamboçya,uruguay ve ya bolivya'da yaşamak ne tatlı olurdu. kopuk bir yazı oldu ama kafamın durumuda pek net değil sevgili dostlar mazur görün.

    ha birde bir şarkı koyayım şuraya: https://www.youtube.com/watch?v=gkLUa1PK0h0
  • sen, sınıfın sessiz cemal'i. değiştin be, okuldan sonra şiire düştün bir kere. şiir değiştirmez mi adamı? şimdi, seni tanıyan herkesin beklentisi, bir köşede oturman. çok konuşmadan, lafa karışmadan, sen de kendinden bunu bekliyorsun. ama öyle olmayacak; birden, kendini bir muhabbetin içinde bulacaksın. muhabbet, muhabbeti açacak, mezeler yenecek, bir şarkı söylenecek, bir özlem duyacaksın. aklına bir şiir gelecek, içinden bir ses; kalk ayağa oku ulan şu şiiri diyecek. bu gece herkes, sessiz cemal'in şiirini dinleyecek; gözler dolacak, kadehler kalkacak... burası böyledir işte... cemal gidersin... süreya çıkarsın... "

    https://www.youtube.com/watch?v=alOC4Yo4Ucw
  • sarhoş değilim. alkole bağlı bir mayhoşluk da yok. kısaca içmedim işte. aklım başımda. önümde bir bardak su var. böbreklerimde taş var benim. geçen yaz düşürdüm bir tane. çok canım yandı. artık bol bol su içmeye çalışıyorum. siz de için. yoksa ben gibi kıvranırsınız iki hafta. neyse lafı uzatmayalım. uzatmayalım da ne yazacağımı bilmiyorum pek aslında. burada bir sigara yakayım ben. dumanını ekrana üfleyelim. bu arada yazarken çalanları da ekleyeyim.

    https://www.youtube.com/watch?v=M2nTH5eszr0

    hayatım çok değişti benim. çok değişti derken, çok kere "çok" değişti. ani değişikliklerden, sürpriz kararlardan korkmadım hiç. o anki durumuma göre kafama ne estiyse yaptım. pişman olduklarım da oldu, olmadıklarım da. geçtiğimiz yıl, yani 2017'de başladığım yere dönmüş gibi hissettim. ki biraz da öyle oldu. ama başladığım yere dönen ben, başladığım yerdeki ben değildi. zaten değişim kaçınılmaz. her gün, her an değişiyoruz. iyi veya kötü mutlaka değişiyoruz. ben nasıl değiştiğimi bilmiyorum henüz. nedenini gayet iyi bildiğim bir boşluk var. ve aylardır dolduramadım. 32 yaşındayım ben sözlük. cahit sıtkı'nın dediği gibi yolun yarısına pek bişey kalmamış. gerçi cahit sıtkı'da yolun yarısı deyip 39 yaşında rahmetli olmuş ya, o ayrı bir konu. her neyse; önümde ne var pek bilmiyorum. daha doğrusu bakmıyorum. herhangi bir hedefim yok. herhangi bir amacım yok. sabahları zorla kalkıp işe gidiyorum. ama gerçekten zorla kalkıyorum bak, üç ayrı alarm kurup üçünü de en az bir defa erteliyorum. soluk soluğa yetişiyorum servise genelde. uyumayı da pek sevmiyorum aslında. ama uyuyunca geçiyor her şey. daha doğrusu hissetmiyorsun.

    https://www.youtube.com/watch?v=LieCp3_SOYk

    gerçi uyumadığım zamanlarda da pek bir şey hissedemiyorum artık. bol miktarda öfke, kırılmışlık, "ben bunu hak etmedim" duygusu. sakin bir adamdım ben. ani tepkiler vermezdim pek. şimdi afedersin ota boka kızıyorum. bir anda yükseliyorum gereksiz şeylere. 9 ay 7 gün oldu. bir çocuğun doğacağı bir süredir böyleyim ben. 3 gün sonra geçer mi bilmiyorum. tutuyorum kendimi. tutuyordum daha doğrusu. geçen perşembe akşamı iş yerinden bir kaç arkadaşımla dışarı çıktık. oturduk yiyip içip muhabbet ediyoruz, eğleniyoruz işte. söz döndü dolaştı uzak durmaya çalıştığım yerlere dokundu. tutmuştum ben kendimi oysa. güzel idare ediyordum. o ana kadar. insanların da keyfini kaçırdım. kalktım eve geldim. saklayacak bir şeyim yok evde. tek başına yaşıyorum. rahat böyle. o anda nasıl olmak istiyorsam öyle olabiliyorum. kitap okuyorum, oyun oynuyorum, film izliyorum, kaşınıyorsam bir şekilde, 9 ay 7 gündür arkamda duran bıçağı kurcalıyorum. biraz daha kanatıyorum belki sonunu bulurum diye. olmadı şimdiye kadar. ama saklamıştım herkesten. görmemişlerdi. cuma günü biraz sıkıntılı geçti. aynı odada çalıştığım insanları zor durumda bıraktım. "nasılsın" diye sormak istiyorlar ama soramıyorlar. farkındaydım. ki teşekkür ederim sormadıkları için. "iyiyim" diyebileceğim bir durumda değilim.

    https://www.youtube.com/watch?v=j-oUt3HV-SE

    eskişehirliyim ben. kendimi bildim bileli eskişehir'de yaşadım. 2013 yılına kadar. o an bir karar verdim ve her şeyimi arkamda bırakıp gittim. kendi kendime değil tabi. her şeyi arkamda bırakıp gidebileceğimi sandığım bir sebep için gittim. pişman da değilim. bugün öyle bir sebebim olsa yine giderim. zaten eskisi kadar çok şeye sahip değilim burada. o zaman işimi, ailemi, çevremi, arkadaşlarımı bırakıp gittim. döndüğümde sadece ailem ve bir kaç arkadaşım kalmış. hala şehir bile yabancı gelebiliyor. hala buraya ait değilmişim gibi hissediyorum. emanet gibiyim. bazı yerleri hatırlayamıyorum.

    https://www.youtube.com/watch?v=xtDnSkTjzIw

    yeni şeyler denemeye çalıştım. "artık yeni bir hayatım var, baştan başlıyorum ama yeni her şey" demeye çalıştım. henüz beceremedim. artık denemek de istemiyorum sanki. dedim ya değişiyoruz. değişmişim ben de. ama nasıl, hala bilmiyorum. hayatımda hep üzerine koyarak ilerlemeye çalıştım. bildiklerime, gördüklerime, okuduklarıma hep bir şeyler eklemeye çalıştım. daha düzgün bir insan olmaya, daha kendini bilen, daha geniş çerçeveden bakabilen, her durumda karşısındakini anlamaya-hak vermeye çalışan biri olmaya çalıştım. her şeyin altında bir sebep, bir gerekçe aradım. bunları öyle olması gerektiği için yapmaya çalışmadım. doğal olarak gelişti her şey açıkçası. yapay, üzerimde emanet duran hallerden, tavırlardan kaçınmaya çalıştım. başardığımı da sanıyorum. "ne kadar iyisin? gerçekten böyle mi düşünüyorsun? gerçekten bunları yaptın mı-yapar mısın?" ve benzeri soruları çok duydum. ama gerçekten böyle bir insan(d)ım ben. başkalarına ufacık da olsa bir şekilde bir katkım olduğu zaman iyi hissediyordum. şimdi yapamıyorum. içimden gelmiyor.

    https://www.youtube.com/watch?v=HDIBU25z6X4

    şarkı da tam yerine denk geldi sanki. bir sigara daha yakılır buna. her zaman insanlara inanmayı, güvenmeyi seçtim. kandırmak isterseniz çok kolay kandırabilirsiniz beni. daha doğrusu kandırabilirdiniz. şimdi güvenmiyorum kimseye. ne diyorduk? değişim. dedim ya değiştim ben de. nasıl olduğunu bilmiyorum. bildiklerim de var ama bu değişime dair. eksildi bir şeyler. belki hayatımdaki en önemli şeyler. güvenmiyorum artık kimseye. hayatıma kimseyi yanaştırmıyorum. denedim. onu da denedim. olmadı. işin aslı bundan sonra da olabileceğine ihtimal veremiyorum. neden veremiyorum? şimdi size anlatsam "hadi lan oradan, olmaz öyle şey!" diyeceğiniz şekilde kaybettim insanlara olan güvenimi. bu saatten sonra tekrar birine güvenmek imkansız görünüyor.

    https://www.youtube.com/watch?v=pfYU8hVQBaQ

    aslında çok isterdim. birine yüzümü dönüp tekrar her şeyi arkamda bırakıp gidebilmeyi. gitmek şart değil elbette. ama tekrar "bunu yapabilirim" diyecek birinin olmasını. ama oluru yok gibi geliyor bana.

    canımın çok yandığını hissediyorum sözlük. ismail abi sormuştu. şimdi ben de soruyorum ama cevabını veremiyorum. "bu acı geçiyor mu?" kötü bir şey yaşadım ben. hiç bir insanın yaşamasını istemeyeceğim, hiç kimsenin hak etmeyeceği bir şey. bana bunu yaşatanın bile yaşamasını istemeyeceğim kadar kötü bana göre. yok sanırım o kadar değil. istiyorum aslında bunu. benim canımın yandığından çok daha fazla canları yansın istiyorum. acı çektiklerini, süründüklerini görmek istiyorum.

    işin komik tarafı da bunları hissetmeye daha geç başlamış olmam. ne olduğunu net olarak anlayabilmem için ufak bir artçı şok daha yaşamam gerekiyormuş. ondan sonra tam olarak ne olduğunun farkına vardım.

    başıma hiç gelmedi bilmiyorum ama insan bıçaklandığında ilk başta acı hissetmezmiş. hatta fark etmezmiş bile bunu. bıçağı gördükten, kanını gördükten, yarasını gördükten sonra fark edermiş, ondan sonra hissetmeye başlarmış yarasının acısını. benim de o hesap sanırım.

    https://www.youtube.com/watch?v=24B8qOt7n_c

    hayatta daha büyük acılar vardır. eminim buna. çok daha kötü şeyler yaşayanlar, çok daha büyük acılar çekenler vardır. buna lafım yok. ama hiç kimse için "senin yaşadığın da bir şey mi?" diyemeyiz. richard linklater'ın before sunset filminde erkek karakterimiz jesse şöyle diyordu:

    "kendi hayatıma baktığımda, itiraf etmeliyim ki etrafında hiç silahlar ya da şiddet olmadı. ne siyasi bir entrika, ne de bir helikopter kazası oldu. ama kendi bakış açımdan hayatım acı doluydu."

    yani demem o ki; başkalarının daha büyük şeyler yaşaması, insanların yaşadıklarını küçültmüyor.

    çok kafa şişirmiş olabilirim. özür diliyorum. buraya kadar gelenler için özet geçeyim:

    birinin peşinden her şeyimi bırakıp gittim. evlendim. her şeyimi verdim, vermeye çalıştım. boşandım. geri döndüm. hiç bir şeyim kalmadı. başladığım yerde eksilmiş olarak yeniden başlamaya çalışıyorum...
  • yine ben, yine mayhoş değilim, sarhoş da değilim. en azından fiziksel olarak.

    https://www.youtube.com/watch?v=1qe0oggdynw

    insanın inancını kaybetmesi çok boktan bir şey. inanç derken; herhangi bir şeye olan inançtan bahsediyorum. ne olursa olsun. bu akşam yenildik. daha doğrusu dün akşam.

    (bkz: 4 şubat 2018 sivasspor galatasaray maçı)

    şampiyonluk için en önemli maçtı belki. kaybettik. canımız sağolsun. inancımızdan bir şey eksildi mi? hayır. en azından benim için. (bkz: o kupa buraya gelecek)

    neyse inancımızı kaybettiklerimize dönelim. insanlar. çok anlamsız da olsa keşke diyorum bazen. çocukluğumuzdaki gibi kandırılsak. verilen sözler o zaman bize verilen sözler gibi tutulmasa. çocuklukta kalan küçük şeyler. daha doğrusu o zaman için küçük olmasa da yaraları genelde küçük olan şeyler olsa. kavga ettiğimiz, küstüğümüz arkadaşlarımızla hep barıştık bir süre sonra. annemize kızdık geçti, babamıza kızdık geçti, kardeşimizle kavga ettik geçti.

    https://www.youtube.com/watch?v=aSPybHhXOjg

    şimdi küslüklerimiz de büyük bizler gibi, kavgalarımız da. barışmıyoruz, unutmuyoruz. o zamanlar elimize bir iğne batıyordu, biraz acıyıp geçiyordu. şimdi sırtımıza bıçaklar saplanıyor. doğal olarak da ne unutuyoruz ne de acısı geçiyor kolay kolay.

    hepimizin başına gelmiştir. unutamadığımız, acısı geçmeyen şeyler yaşamışızdır. küçük veya büyük olması da önemli değil. sevdiğimiz insanlar yaptı hep bunları da. veya sevdiğimiz takımlar. ama o geçiyor bak. bir gol, bir galibiyet düzeltebiliyor her şeyi. hayat da keşke futbol gibi olsa. 14 sene bile beklesek bir gün geçeceğinden emin olabilsek.

    neyse dağıldı biraz sanki. daha doğrusu inanç meselesini insan faktörüne indirgemiş gibi oldum da, öyle değil. herhangi bir şey olabilir. işimiz olabilir bu, ya da koyduğumuz herhangi bir hedef de olabilir. dinsel inancımız da olabilir.

    ben kaybettim sanki çoğunu. insanlara inancımı kaybettim. dünyanın anasını ağlattık. uzayın da ağlatmak için uğraşıyoruz. üstünde olduğumuz toprak parçasında hepimize yer varken, savaşlar çıkarıyoruz. birbirimizi öldürüyoruz. çocukları öldürüyoruz lan, daha ne olsun.

    https://www.youtube.com/watch?v=VJbBaYX3kgk

    üç kuruşluk çıkarlar için şehirleri, ülkeleri, yuvaları yakıp yıkıyoruz. ihanet ediyoruz birbirimize. yalanlar söylüyoruz. birbirimizin kuyusunu kazıyoruz. sonra bir de masum numarası yapıyoruz. herkes kötü biz iyiymişiz gibi davranıyoruz. her şeyin suçlusu "onlar" oğuz atay demişti zaten tutunamayanlar'da;

    “onlar utansın sonuçtan' diye kestirip attı. 'hangi onlar selim?' dedim. 'onlar işte,' dedi. 'onlar canım. onlar, onlar, onlar.' 'öyle ya,' dedim. 'onlar. yani biz değil.”

    biz değil hiç bir zaman. hep onlar.

    başka ne inancımız var? aşk? genelde inancını kaybettiğimiz ilk o oluyor zaten. fazla konuşmaya gerek yok. hepimiz biliyoruz. bilmeyen varsa gelsin alnından öperim. hatta bir de çay ısmarlarım.

    onlara da müntekim gıcırbey'in şebnem'e mektubundan gelsin:

    "şebnem her gülümseyişinde tüm ülkeye çay ısmarlayayım"

    her neyse; çok inandığımız, ya da inandığımızı sandığımız dinsel konular var tabi. en sıkıntılısı bu belki de. çoğunlukla inancı sağlam bir temele oturtamadığımız için sürekli sarsıntı halinde. kaybetmek çok olası.

    sanırım bunu da kaybettim veya kaybetmek üzereyim. kendimi bildim bileli öyle önüme konan şeye kayıtsız şartsız teslim olamadım. sorguladım. sorguladıkça da kendimce sorunlar gördüm. fakirliğe methiyeler düzen "zengin" hocalar gördüm. dediler ki; peygamberimiz bir hurmayla oruç açardı, açlıktan karnına taş bağlardı. bunu diyen hocanın(!) göbeğinden cami kubbesi olur. üzerindeki takım elbiseye 2 ay çalışan insanlara anlatıyor bir de.

    https://www.youtube.com/watch?v=q6UqYIp7d9Y

    üstüne bir de "inançlı" olanların iki yüzlülüklerini koyunca inanca olan inancımı da kaybettim. eskiden hiç olmazsa cuma namazlarına giderdim. artık onu da yapmıyorum. başıma gelen en büyük dertler "müslüman"lığını en ön sırada gösterenlerden geldi.

    işimle ilgili de inancım kalmadı. daha doğrusu inanç demeyelim de; hedef kalmadı. memura bağladım iyice. sabah gidiyorum, akşam dönüyorum. neyse ki çok sıkıcı bir işim de yok idare ediyorum.

    hayatla ilgili de kalmadı bir inanç. daha doğrusu beklenti diyelim. beklenti olmayınca inanmak isteyeceğin bir şey de olmuyor doğal olarak. ne gerek var diyorsun? ne lüzum var? kendimizi hırpalamaya, heyecanlanmaya ne gerek var. olmuyor işte istediklerimiz. olanlar da istediğimiz gibi olmuyor. her türlü hayal kırıklığı. ya idare edeceğiz, ya da temelli vazgeçeceğiz. ben vazgeçmedim. ama beklentim de yok. koşmuyorum artık bir şeylerin peşinden. denk gelirse kabulüm. gelmezse de rahvanizm.

    siz de çok şaapmayın. takılmayın. sonuçta ne kadar zorlarsak zorlayalım farkında bile olmadan, en iyi ihtimalle istediklerimizin çok küçük bir kısmını gerçekleştirerek ölüp gideceğiz.

    hazreti ömer zamanında meczubun birine her gün gelip ona "ölüm var" demesi için bir altın verirmiş. adam hergün gelir "ölüm var" der, altınını alır gidermiş. bir gün hazreti ömer "artık gelme" demiş. meczup nedenini sorduğunda "saçımda ak var artık, bana hatırlatıyor" demiş. böyle bir hikaye anlatılır. doğrudur, yalandır bilemiyorum ama böyle bir gerçek var. ölüm. o yüzden çok takılmamak lazım sanki.

    bu konuda bir de chuck palahniuk gösteri peygamberinde: “bu ömür boyu sahip olduğum altı yüz kırk birinci balık. tanrı'nın yarattığı başka bir canlıya bakmayı ve sevmeyi öğrenmem için ailem yıllar önce ilk balığımı almıştı. sahip olduğum altı yüz kırk balıktan sonra öğrendiğim tek şey, insanın sevdiği her şeyin bir gün öleceği oldu. o özel kişiyle karşılaştığın ilk anda, onun bir gün ölüp toprağın altına gireceğine emin olabilirsin." diyor.

    her neyse çok dağıldı bu sefer. inançtan girip ölümden çıkmayı başardım. sonuç olarak çok inanmamak sahiplenmemek lazım her şeyi. yaşasın rahvanizm.

    https://www.youtube.com/watch?v=uqROdKnNfQk
  • o değil de kafa güzelken arda turan'ın magazinel yönlerine bir bakayım dedim. oğlum, cok kolay bir çıkarımım var arda turanla ilgili. cok normal lan bu adamın psikolojsinin bozulması. bir dönem sinem kobal ile ilişkisi vardı ve o dönem kenan imirzalığlu için "ağbiiyaeaah" falan diyordu. lan herif abi olarak görüyordu kenan'ı. ve bugün kenan ile sinem beraberler, niyeyse de bu cok gündeme gelmiyor ama skandal bence.bu arabesk gencimizin psikolojisinin bozulmasının en büyük sebebi bu bana kalırsa. neyse böyle bir tespiti de sıçtığım için kendimden utanıyorum.

    leşleri sonra kaldırırsın hancı. evvela bana kımız arkadaşıma da kuzu budu getir...

    https://www.youtube.com/watch?v=sT7h728leRs