• hangi başlığa yazacağımı bilemediğim için en uygun başlığın burası olduğunu düşündüm.
    malum kulübümüz akıllı telefonlar için yeni uygulama çıkardı ve henüz türkiye'de kullanıma açılmadı.
    yurt dışında olanlar uygulamayı indirdi ve güzel antrenman görüntüleri olduğunu söyleniyor. muhtemelen daha da kaliteli içerikler olacaktır.
    ama bizim geri zekalı bazı taraftar hesapları paylaşılan ilk videoları indirdiler ve instagram, twitter gibi mecralara yüklediler.
    e be geri zekalı arkadaşlar, kulüp maddi gelir sağlamak için o uygulamayı çıkardı ve siz 300-500 beğeni&rt almak için videoları paylaşıyorsunuz.
    muhtemelen telif atılacaktır ama kendine taraftar hesabı diyen bu sorumsuzların artık akıllanması gerekiyor.
    bu arada imkanı olan herkesin uygulamayı indirip yıllık üye olması kulübümüze katkı sağlayacaktır. sadece üyelik ücreti olarak bakmayın, reklam geliri de gelecektir.
  • insanların hayatlarını adamaya başladığı sanal mecra.

    kötü bir şey olur, sosyal medyadan tepki gösterilir. iyi bir şey olur, sosyal medyadan tebrik edilir. birisi hastalanır sosyal medyadan mesaj yayınlanır. daha çok sayarız böyle örnek.

    bunlar sorun değil ancak herkesin, özellikle belli bir yaşı geçmiş kesimin, kendi yaptığımız gibi sosyal medyayı hayatlarının merkezine koymasını istiyoruz.

    fatih terim, neden sosyal medya hesabından mustafa cengiz'e geçmiş olsun dileklerini iletmemiş? yahu adamın aklına sosyal medya mı geliyor.

    sosyal medya üzerinden geçmiş olsun demediği için başkanla hoca arasında soğukluk olabilirmiş, hoca saygısızlık yapmış. bak ya. nereden biliyorsun arayarak geçmiş olsun demediğini?
  • her ne kadar bok çukuru olsa da, bizim gibi ana akım medyası 3 maymunu oynayan ülkeler için varlığı önemlidir.
    öncelikle karamsar bir entry yazacağım, canı sıkılan okumasın.
    kayseri şehir hastanesinde üroloji uzmanıyım, eşim de erciyes üniversitesinde enfeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji bölümünde doktor. yani eşimden dolayı olayın merkezindeyim.
    yaklaşık 1 hafta önce covid-19 ve ülkemizdeki seyir hakkında bir entry yazmıştım;
    (bkz: #2879887)
    bu zamanlarda hastalığın yönetim seyri avrupa'dan daha iyi görünüyordu, zaten bu entry'de de parantez açmış, yanıltılıyor olma ihtimalimizden bahsetmiştim.
    öncelikle 17.3.2019'da karantinadan kaçırılan kız haberleri düştü sosyal medyaya;

    https://twitter.com/.../1240007895992991744

    sosyal medya olmasa asla haberdar alamayacağımız şeyler. yahu karantinanın torpili mi olur amk. kafalara bak.
    dün, yani 18.3.2020'de ankara üniversitesinden uzm. dr. güle çınar hanımın ekibine yaptığı koordinasyon toplantısının gizli çekimleri düştü sosyal medyaya. artık 1000'leri konuşalım diyordu doktor hanım. paylaşılma tarzı suç olsa da bu suç kesinlikle doktor hanımın değildi. bugün kendisine özür diletildi. utanç verici. mide bulandırıcı olaylar.
    bugün söyle bir haber yayıldı;
    https://twitter.com/.../1240354308882935809
    bir emekli paşamızın covid-19 nedeniyle öldüğü iddiası. daha sonra bu iddia ana akım medya tarafından onaylandı;
    https://www.sozcu.com.tr/...-kesinlesti-5689088/
    sağlık bakanı ülkemizde 2 ölümden bahsediyor, birisi 89 yaşında, diğeri 61 yaşında erkek. herhalde paşanın vefatını sağlık bakanımıza iletmemişler, aşk olsun.
    bir hekim olarak, belki covid-19 hastalarını takip etmem istenecek. fakat bakanlık ne hekimlere ne de halka türkiyedeki salgın hakkında bilgi vermiyor. yayılım hızı, vakaların yaşı, durumu, cinsiyeti, ek sağlık sorunları vb konuların hiçbiri hakkında fikrimiz yok. neyle karşı karşıya olduğumuzu bilmiyoruz bile. şu saatten sonra verilere inanma ihtimalimiz de yok, maalesef sosyal medya sayesinde yalanları ortaya çıkıyor. yine bilime sırtımızı dayamak yerine, sırtımızı döndük. sonumuzun iyi olmayacağı aşikar.
    vakaların patlak noktasında umrecilerin olması ve ekonomik beklentiler saklanmasındaki temel sebep neden. evanjelist bir grup salgının şiddetlenmesine sebep olsaydı emin olun çığlık kopardı müslümanları kırıyorlar diye.*
    bu saatten sonra kimseye güvenmeden işimizi sağlama almak temel stratejimiz olmalı. ve görünen o ki yine en hızlı bilgiyi bu salgın esnasında hep sosyal medyadan alcağız maalesef.
  • hakikaten boku çıktı. resmen boku çıktı.

    bizim taraftar zaten kullanmayı çok seviyor işsiz gibi. futbolcular da buna çanak tutuyor.

    falcao zaten son 1 haftadır galatasaray ile ilgili ne varsa beğeniyor. şimdi bi de bakayoko çıktı come to galatasaray yazılarını beğeniyor. ya arkadaşlar profesyonel oyuncularsınız. hoşunuza gidiyor olabilir böyle milletin kul köle olması ama atmayın beğeniyi de millet galeyana gelmesin.

    koca koca milyoner futbolcular bile tırrek kezbanlar gibi etkileşim kasıyor yazıklar olsun.
  • futbol kulüpleri için uçsuz bucaksız mecra.

    son olarak uefa'nın almanya twitter hesabında şapkadan tavşan çıkarabilir/sihirbaz methiyeli paylaşımına konu olmuş kaptanımız selçuk inan.

    https://twitter.com/...773879464841217?s=20

    yabancı hesapların türk sosyal medya kullanıcı kitlesi üzerinden like alma fetişliğinin son halkası.

    ------ uefa kurumsal iletişim departmanında haftalık paylaşım planları toplantısı. ---------------

    ---flashback efekti yer isviçre uefa genel merkezi 2 no'lu toplantı odası.----- (1'de infantino ve alexander ceferin yeni matchfixed işleriyle meşgul.)

    direktör: arkadaşlar planları hazırladınız mı? bakıp hemen onaylayalım.

    uefa offical yöneticisi: efendim biz pazartesi galatasaray'la başlayacağız. falcao kullanalım dedik ama sakat oynamıyor. fatih terim'le ilerleyebiliriz.

    uefa.de yöneticisi: efendim bizde kaptanları selçuk inan'ı tercih ettik. türk arkadaşlarıma sordum kendisini xavi'ye benzettikleri için adını xelçuk diye yazıyorlar. maestro diyende var. şapkalı tavşanlı bir şeyler yaparız.

    uefa europa: çarşamba galatasaray'ın 1934 balkan antantı kupası çeyrek final ilk maç galibiyet yıl dönümü, size de uygunsa did you remember diyelim? (merak edenler olursa böyle bir maç yok. uydurduk bir taraflardan. mevzu galatasaray ve avrupa maçı olunca acaba mı diyor insan haklısınız. * )

    direktör: tamamdır arkadaşlar arta kalan günlere de toplu sonuçları ve özetleri, maç fotoğraflarını paylaşırız. bu haftalık bu kadar yeterli. dağılabiliriz.
    ------
  • galatasaray taraftarının fazla ciddiye aldığı mecra. dönüp dolaşıp ekşi sözlük, twitter, facebook ya da antu'da yazılan abuk subuk şeylere ne diye bu derece takılıyoruz ben hiçbir anlam veremiyorum. kimseye zorla bir şey söyletemeyiz ya da zorla sosyal medya paylaşımlarına mani olamayız, hukuken yapılması gereken bir şey varsa da en başta kulübümüz harekete geçer zaten. biz bu saçmalıkları niye buraya taşıyıp ciddi ciddi yorum yapıyor, bir de üzerine sinirimizi yıpratıyoruz?
  • türk halkının asla beceremediği ve beceremeyeceği şeydir. muhakkak diğer ülkelerde de muhtelif örnekler vardır, ancak bizim ülkemiz bu fesatlık ile hiçbir zaman bir yerlere gelemez.

    https://twitter.com/...&src=trend_click

    şu linke tıklayın da ülke insanları ne denli zeka seviyesinde bir görün. kusura bakmayın, bu teknoloji bizim insanımızın içindeki gerçek fikirleri, bilinçaltında yatanları rahat rahat anonim ve gerçek dışı hesaplarda yansıtmasına sebep oldu. dünya ile entegrasyon ve hem ekonomik, hem sosyal, hem duygusal ilişki kurmak için geliştirilen bir icadın, bu denli pislik bir amaca hizmet etmesini ben kaldıramıyorum.

    oturun ve bir düşünün, bu kadar ahlaksız insanlarla mı dolu bu ülke?

    tunç üner denen dengesiz adamın kuyuya attığı bir taşın, kırk akıllı tarafından çıkarılamayıp, akabinde bütün ülke salaklarını etrafına toplaması ile yepyeni bir kaosumuz oldu, hayırlı olsun.

    kovid movid bir şekilde halledilir de, beyinlerdeki bu virüsün, irinin akıp kaybolması için nasıl bir çare bulacağız, hiçbir fikrim ve ümidim yok.
  • ülkemizde her şeyde olduğu gibi bokunu çıkararak kullanma eğilimi olduğundan çöplüğe dönmüştür. en tehlikelisi de gerçek hayatta ne kadar asosyal, niteliksiz, kültür yoksunu adam varsa onlara nickname'lerinin altında sahte bir kalkan olmuştur. internet bir haftalığına kesilse aklını yitirecek o kadar adam var ki. sebep ne biliyor musunuz? şu işim var bu işim var değil. kendini iyi, güçlü, karakterli hissedebildiği tek alan burası adamların. o kadar acıyorum ki bazen. bizim sözlükte de bolca görebilirsiniz bunlardan. "giremedim kafayı yiyecek gibi oldum bağımlılık yaptı bilmem ne" yazan bir sürü adam var malesef. hayatları buradan ibaret. galatasaray sözlük adamın hayatının anlamı olmuş; utanacağına gelip övünerek yazıyor bunu. yazık valla yazık. bırak galatasaray sözlük'ü, hayatının anlamı galatasaray olan adam bile benim için en hafif tabiriyle zavallıdır. keşfedin biraz dünyayı. bir şeyler katın kendinize.
  • arda turan'ın gelmemesi ve denayer'in gelmesi ile sosyal medyadaki galatasaray taraftarının gücünü ilk defa hissetmiş oldum.karınca gibi hepimiz bir tarafından tuttuk ve bu işi başardık. 

    aklıselim bir taraftar grubuyuz. tinerci fanatik veya sansasyonel transferlerle herşeyi unutan taraftar sayımız diğerlerine göre çok az. bu yüzden sosyal medyada mantıklı argümanlar üretiyoruz.

    daha yapacağımız çok iş var gençler. sadece transferler değil, belki hep beraber altyapıya odaklanma, scouting ve başarının pazarlanması konusunda yönetime katkı verebiliriz.

    yazdıklarımız asla boşa gitmiyor bilesiniz.

    edit: aydın yılmaz semih ve sabri'de de etkimiz olmuştur.
    ama sosyal medyanın en büyük etkisi arda ve denayer'de oldu kanımca.
  • sağlıklı düşünebilmek için ihtiyaç hali dışında kullanılmaması gereken medya sistemi.

    bu sistemde gün boyunca kabadayılar,gangsterler,mafya bozuntuları övülüyor.

    dün söylenilen cümle bugün hiç söylenilmemiş gibi davranılıyor.

    bir ayıp veya kusur normal karşılatılmak istenildiği zaman "başkasıda bunu yaptı ona niye ses çıkarmıyorsunuz" deniliyor.

    yapılan yanlış unutulsun diye konuyla alakasız doğrular gün boyu gözler önüne defalarca getiriliyor.

    toplumda itibar sahibi kişilerin farklı zamanlarda kullandığı cümleler bugün söylenilmiş gibi bugünkü konuyla alakalıymış gibi algı yaratma amacıyla kullanılıyor.

    son tahlilde toplumsal değerlerin yok edildiği,ahlaki değerlerin olumsuz yönde değişkenliğine sebep olan vasat altı insanlarla dolu olduğu sistem.

    not; sağlıklı omurga sistemine sahip olanlara selamlar,sağlıksız olanlara da allah şifa versin.
  • köylü kurnazı dursun özbek tarafından galatasaray sözlük dahil bir çok mecrada kiralık kalemler bulundurulan ortam.

    formül basit; savunulacak şahıs hariç çevresindeki herkese gömerek objektif görün ama asla lidere dokunma.

    siyasette de var bunlardan, adı aktroller. başbakanlık yapmış, dışişleri bakanlığı yapmış, hükümet sözcülüğü yapmış, cumhurbaşkanlığı yapmış, bilmem ne bakanlığı yapmış kimsenin dokunulmazlığı yok. kime saldırmak serbest? bir kişi hariç herkese. kim için? o bir kişinin bekası için.
    galatasarayda aktroll değil, öztroll var malesef. buradaki ve diğer mecralardaki öztroller'de yeri gelir can topsakal'ı gömer, yeri gelir, yönetim kurulu üyelerini gömer,i yeri gelir tudor'u gömer, yeri gelir inan kıraç'ı, yeri gelir ünal aysal'ı gömer. dursun mu? o saf ve temiz bir adam yaa! çok iyi niyetli, hep faydalanıyorlar onun iyi niyetinden.

    biz elbette yemiyoruz bunları, yediremezler de.
  • https://twitter.com/...773879464841217?s=20

    uefa'nın almanya twitter sayfasında selçuk inan şapka ve tavşanla birlikte paylaşılmış.

    eyyy almanya, bu selçuk sihirbaz olsa çıkarmak için o tavşanı önce bir dürter şapkanın içinde sonra yavaş yavaş önündeki masaya totosunu dayar en sonunda da tam tavşanı çıkaracakken yere düşer iki elini yana açar faul bekler :(

    david copperfield kendini şapkaya sokar orada ters döner, yapmayın aklına sokmayın selçuk'u fatih hocamın kandırmayın gaassaraylıları :(
  • 1940'lı yıllarda mao'ya 1789 yılında gerçekleşen fransız devrimi hakkında ne düşünüyorsun diye sormuşlar. sonuçlarını merakla bekliyorum diye cevap vermiş.

    sosyal medyanın zararlarını bugünlerde gördüğümüzü düşünenler yanılıyorlar. asıl toplumsal ve sportif zararları 10-20 yıl sonra ortaya çıkacak. belki daha geç. bir kaç fav, takipçi v.s. uğruna kendimize ne denli büyük zararlar verdiğimizi fark edeceğiz. çocuklarımızı uzak tutmanın bir yolunu bulmalıyız.
  • çok iyi fırsat veriyor... eline klavyeyi alanın istediğini yazması, düşüncesini önemli sanması sayesinde insanlar duygularını aktarabiliyor ve çok çok kolay bir şekilde fikirlerini öğrenebiliyorsunuz. fatih hocanın covid-19 pozitif çıkması sonucu kimin insan, kimin dost, kimin düşman olduğu birkez daha görülüyor. özellikle twitterda gördüklerime inanamıyorum. ben bile 100’ün üstünde nefret dolu içerik gördüm. terim ailesi bu dönemde telefonla ve sosyal medyayla lütfen meşgul olmasınlar ve böyle haberleri, yorumları okumasınlar. burak akkul ve eşi gördükleri haberler, okudukları saçma sapan şeyler yüzünden daha da kötüleştiler. umarım en kısa sürede bütün hastalar iyileşir ve sağlıklarına kavuşurlar...

    #evdekal
  • galatasaray sözlüğü de kapsayan, iletişim çağının belki de en önemli mecrasıdır.
    neresi sosyal, neresi medya, ne avantajları var, ne dezavantajları var, merak edilebilir.

    öncelikle, bu alanda uzman olmadığım için, bu bir ahkam kesme değil gözlem yazısıdır.
    ve konuyu olabildiğince daraltarak, ilgi alanımız içinde olması sağlanacaktır.

    bizim kuşak, mahalledeki büyük taşlardan ya da tuğlalardan, adım hesabıyla kaleler kuran ve kurduğu kalenin olmayan üst direğini bile görebilen bir kuşaktı.
    7 kat kameslerden, 9 kat kameslere geçiş süreci bir çağı kapatıp diğer çağı açsa da, gerçek futbol toplarına ilk temaslarımız ile aydınlanma çağı başlamıştı.

    gerçi bizden önceki nesil daha fenaymış, babamların mahallelerinde oynadıkları top yuvarlak bile değilmiş mesela...

    sokakta herkes kahramanı olan oyuncunun adını kendine takardı.
    ben gol atınca "arif" derdim, "arif erdem köşeye yazdı..."

    bir arkadaşım "hagi" derdi. bir başkası "sergen" diye haykırırdı, bir diğeri "büyük hakan".
    aralarında futboldan anlamayan tipler de olurdu, onlar genelde fenerbahçeli futbolcuların isimlerini sayarlardı zaten...

    futbolcular ile ilgili bildiğimiz bilgiler, mahalle bakkalından aldığımız "sporcu kartları"ndaki bilgilerden ibaretti.
    kolleksiyon yapardık o kartlardan.
    beşiktaşlı metin'i oradan hatırlarım mesela.

    futbol ile ilgili oynadığımız sanal oyunlar, atarideki 999999999 in 1 vb. kasetlerden çıkan soccer oyunları ile, 5 in 1 gibi özel sega kasetlerde bulunan tsubasa oyunları olurdu.
    ne pes, ne winning eleven, ne fifa bilinirdi...

    okuldaki arkadaşlarla yaptığımız futbol muhabbetlerinde, ne teknik direktörün geçmişi konuşulurdu, ne de herhangi bir futbolcunun şımarıklığı.

    ne zaman ki internet bağlantılı bilgisayarlar evlerimize girmeye başladı, biz de başladık arama sayfalarına bir şey yazmaya;
    galatasaray...

    çok sihirli, fevkalade ilginç bir sözcüktü internet. takımın ile ilgili bulduğun sayfalar da daha şaşırtıcıydı bir yandan.
    forum siteleri gelirdi önüne, ilk haliyle webaslan forumu örneğin.
    üye olunur, yazılar yazılır, rütbeler verilir, zaman geçirilirdi.

    benim için sosyal medya, işte bu noktada başladı. adının sosyal medya olduğunu da, 10 yıl kadar sonra öğrenecektim bu sitelerin kapsamlarının.
    ve benim gibi, bu mecraları keşfeden herkes bir anda futbolcuların ayak numaralarına kadar tonlarca gereksiz bilgiyi öğrenmeye başladı.

    ağırlık = m x g formülünü ezberlemem gerekliydi, hatta g 10 alınırdı düz olsun diye. ben o formül yerine, genç sabri'nin asker kaçağı gibi olan fotoğraflarına bakıp memleketini araştırırdım. çok lazımdı çünkü.

    sporcu kartlarının yerini, yavaş yavaş bu forumlar almaktaydı.

    sosyal medya, temelde insanların sanal dünyada bir araya gelerek iletişim sağladığı ve etkileştiği bir platformlar bütünü bana göre.
    kişisel tanımım budur. ve geçmişteki mahalle forumları, köy kahvelerindeki insanların toplanışına benzetirim.

    ekşi sözlük dünyadaki ilk örneklerindendir, yine bir konsept sözlüğü olan galatasaray sözlük de bu mecraya dahildir.
    en bilinen noktaya, facebook'un yayılması ile ulaşılmıştır.
    hatta "face" hesabı açan bizler, içinde galatasaray geçen her sayfayı beğenirdik. "ayşe özgün ve galatasaray" diye sayfa olsa, şerefsizim on binlerce taraftar o samimiyetsiz "like" butonuna tıklardı.
    hevesti, dünya'da en çok kullanıcıya sahip olan ülkemiz, her tüketim toplumu gibi, yeni maceralar aramaya başlamıştı.

    dannnn, twitter çıktı.
    "ünlüler, sporcular, siyasiler de kullanıyormuş" dediler. kapısında kuyruk olduk, takiplere başladık.
    artık sabri'nin ayak numarasını ve memleketini değil, bayram tebriklerini de okuyabiliyordum.
    işin garibi, artık genç de değil, kaptandı. zaman hızlı gidiyordu, biz de mal gibi yetişmeye çalışıyorduk hayata...

    instagram'lar, vine'lar, youtube'lar, vimeo'lar birbirini takip etti.

    sanki facebook osmanlı devleti'ydi, bir anda fotoğraf albümleri milliyetçilik akımı ile ayaklanıp instagramı, video albümleri dolduruşa gelip vine'ı, durum paylaşmayı seven dış güçler twitter'ı falan kurmaya kalktılar bağımsız olarak.

    sosyal medya, kimsenin hayal edemeyeceği kadar güç kazandı.
    spor kulüplerinin stratejilerini, siyasi partilerin tutumlarını değiştirebilecek kadar güçlüydü kullanıcıları ile.
    padişahın efendin, kafasına göre site yasaklayamıyordu örneğin. çünkü hukukun içine de sosyal medya kuralları girmişti artık.

    koskoca kulüp başkanı, "elinde tivit" diye tanımlıyordu bu mecrayı. halbuki aynı kanaldan, kulüp duyuruları da yapılmaktaydı.

    gecenin bir vakti sosyal medya konusu nerden esti peki?
    fenerbahçe sk'nın galatasaray sk hesabını takibe alıp, aradan yarım saat geçtikten sonra takipten çıkarması haber sitelerince haber yapılmıştı.
    ben de haberi görünce bozuldum, bunun neresi haber diye.

    çünkü elindeki en büyük sosyal medya ağı antu.com gibi bir ergen sitesi olan bu çubuklular, zaten 110 yıla yakındır camiamızı takip etmiyorlar mıydı?
    bunun neresiydi haber?

    şaşırdım, paylaşayım dedim...
  • çok güçlü bir mecradır. yerine göre çok faydalı, yerine göre yıkıcı etkisi vardır. ancak bütün bunların ötesinde artık hayatımızın her noktasına girdiği için de silinmeyen bir bellek görevi de görüyor. zira burada yaptıklarımız, paylaştıklarımız maalesef(?) ömür boyu yakamızı bırakmayabiliyor. şöyle ki; dün konya'da saldırıya uğrayan kardeşimize bunu yapanların kimlikleri muhtemelen tamamen ifşa olacak, ki olmalıdır da. hiç bir şekilde yanlarına kalmamalıdır. bundan sonrasında bu lüzumsuzlar hiç ceza almasalar bile, sosyal medya hafızası onlara yeterince sorun olacaktır. en basiti yarın öbür gün bir iş görüşmesine gitseler ve karşılarındaki iş veren bunların isimlerini google'da arattığı zaman ilk karşısına çıkacak sonuçlar bu yedikleri bok olacak. sosyal medyada zaten linç edilecekler ve ediliyorlar haklı olarak. bunların yansımaları da oldukça uzun bir süre hayatlarını etkileyecek. ceza aldıkları takdirde zaten sicillerine işlenecek gasp, darp gibi suçları saymıyorum bile. sadece internet özelinde hayatları oldukça zorlaşacak. böylelerine de hiç üzülmüyorum açıkçası. herkes yaptıklarının karşılığını bulmalı. böyle adilikler kimsenin yanına kalmamalı ve her fırsatta da gözlerine sokulmalı.
  • burada olan takım fark etmeksizin tüm taraftar hesaplarının ve takipçilerinin yüzde altmışı(adetten rakam vereyim, şahsi fikrim daha yüksek) bok çukuru seviyesidir. yazılanların neredeyse tamamına yakına kolpadır, bok çukuru içeriktir.

    serdar kuzuloğlu'nun sevdiğim bir tespitini de bırakayım:

    --- alıntı ---

    e biz zihnimizin ve zamanımızın kalanıyla ne yapacağız?

    “teknoloji size zaman kazandıracak, artık daha çok boş vaktiniz olacak” dediler ama biz kalan zamanı yine teknolojinin getirdikleriyle dolduruyoruz. ‘like’ peşinde koşarak ya da profilimize dönüp dönüp bakarak zamanı harcıyoruz. yakın gelecekte yeni bir zümre ve sınıf doğacak. bu sınıf teknolojiyle haşır neşir olmayanlardan oluşacak.

    buna ‘organik insan’ diyebilir miyiz?

    elbette. seçkin sınıf ‘organik insan’lardan oluşacak. yakın zamana kadar pastoral yaşamın unsurlarından olan organik beslenme bugün şehirli seçkinlerin ayrıcalığı oldu. köylüler gdo’lu besin alıyor. köylülerin organik yaşamla bağlantıları kalmadı. aynısı teknolojide de gerçekleşecek. alt sınıf teknolojiyle haşır neşir olacak. üst sınıf bu konuda hiç zaman harcamadan belki de gün boyunca telefonuna bakmadan bir hayat yaşayacak.

    ne zaman olacak bu?

    bizim göreceğimiz bir zamanda olacağı kesin. geleceğin en ayrıcalıklı ortamları internetten kopuk olacak. orta sınıfın seçkinlerini teknolojiyle ne kadar haşır neşir oldukları belirleyecek. tatildeyken instagram fotoğraflarınız için kiralanan fotoğrafçılar türedi örneğin. bunlar daha çok orta sınıfın meselesi olacak.

    ya en üst sınıf? instagram hesabı olmayacak mı?

    çoğunun olmayacak. mahremiyetin ve örtülü yaşamın yeni bir formu gelecek. sosyal medyayla meşgul olmak bir fakir eğlencesine dönüşecek.

    --- alıntı ---

    tamamı için:

    https://www.posta.com.tr/...ne-donusecek-2086055
  • nereye yazacağımı bilmediğimden buraya yazıyorum. son zamanlarda bazı kişiler var tek amaçları etkileşim almak. “reklamın iyisi kötüsü olmaz, yeter ki fazla etkileşim alıp piyasada kalayım.” kafasında ki insanları el birliği ile meşhur ediyoruz resmen. bu kişiler bu tıklar sayesinde mahkemede verecekleri 3 kuruşu fazlasıyla kazanıyorlar sonradan. bunlardan hukuki yoldan sessiz sedasız hesap sorulur ve emin olun bunların hiç konuşulmaması kendilerine en büyük ceza olacaktır zaten. şimdi tek tek isim vermeye gerek yok,bu kişiler belli.kısaca;
    (bkz: stop making stupid people famous )
  • bazı sosyal medya 'fenomen'leri görüyorum ellerinde kamera dışarı çıkıp yaşlıları uyarıyorlar güya, başlıklar yıkıldım :(, çok üzücü :( filan oluyor genelde.o insanların dışarıda bulunması tabiki yanlış ama aynı' fenomen' elinde kamera olmasa çıkıp bu davranışı gösterir miydi? hiç sanmıyorum. bu işlerden bile prim kasma peşinde olan insanları barındıran yeni nesil medya.
    edit:bahsettiğim durumların bi örneği (bkz: #2888114)