lige ambargo koyduğumuz ve 3 sene üst üste şampiyon olup yenilgi nedir unuttuğumuz, her gün yeni bir rekoru egale edip kırdığımız şu günlerde iyice çoğalan ve sesleri daha gür çıkan kitle.
galatasaray 120 yıllık bir kulüp ve bugüne kadar nice avrupa başarıları yaşamış olsak da bildiğim kadarıyla her sene yarı final/final yapan bir takım değiliz. son avrupa kupamız 25 sene önce. hal böyleyken 3 senedir avrupa'da yaşadığımız talihsizliklerden (burayı tercih hatalarını da koyabiliriz, oyuncuların o maçta gününde olmamalarını da, yediğimiz kırmızı kartları da) ötürü lig şampiyonluğunu domine eden, bu sayede şampiyonlar ligi futbolu izleten hocamıza karşı mantık sınırlarını zorlayan eleştiriler ve hatta istifa çağrıları görmek, tamamen şımarıklıktan ileri geliyor.
ligimiz çok sert deplasmanlara sahip, adaletin olmadığı, eyyamın kol gezdiği bir düzen. bu inkar edilemez bir durum. üstelik bu var geldikten sonra da artarak devam etti. skorların sahadan çok saha dışındaki lobilerden, hakem şikelerinden dolayı belirlendiği bir ortamda okan hoca hem oyuncu yönetimi hem oynattığı güçlü oyun ile lige ambargo koydu. bu hiç kolay bir şey değil ve takımın başına ceketimizi koysak yine aynı sonuçları alırız tavrını ve algısını saçma buluyorum.
gelelim avrupa serüvenimizdeki hayal kırıklıklarına.
ben bir çırpıda sayabileceğimiz tüm maçların (kopenhag
*, sparta prag
*, young boys
*, rigas
*, kiev
*, ajax
*, alkmaar maçları)
** bana göre kendi içlerinde bağımsız nedenleri var. kimisinde kadro seçimi hatası, kimisinde yanlış veya geç oyuncu değişikliği, kimisinde şanssız gol, kimisinde dikkat dağınıklığı ve rehavet, kimisinde de kırmızı kartlar. elbette senaryo farklı da olabilirdi ama hepsi bizim için bir kazanımdır bence.
bakalım, fatih terim, sonu avrupa şampiyoluğuna uzanan yolda hangi engellerle karşılaşmış?
96-97 sezonu: kupa galipleri kupasında psg ile 2. turda eşleşip 4-2 ve 0-4'lük skorlarla elendik.
97-98 sezonu: dortmund, parma, sparta prag ile eşleştiğimiz grupta 1g, 1b, 4y ile sonuncu bitirmişiz. tek galibiyetimiz içeride sparta prag'a karşı aldığımız 2-1'lik galibiyet.
* hatta ilk 3 maçı gol atamadan kaybettiğimizi belirtelim.
98-99 sezonu: juventus, rosenborg, bilbao ile kıyasıya mücadele ettiğimiz grup aşamasında averajla 2. olup üst turu kaçırmıştık. bu sezonki deplasmandaki 3-0'lık rosenborg yenilgimiz
* ve kaybettiğimiz son bilbao maçı
* hala içimde ukdedir çünkü çok ama çok iyi hatırlıyorum o anki hüsranımı.
99-00 sezonu: hepimizin bildiği chelsea, hertha berlin, milan grubundaki maceramız ve sonrasında uefa'daki serüvenimizi kupayla taçlandırmamız. bu bile oldukça zor bir yoldu. içeride chelsea'ye 5-0 kaybettiğimizde
* radikal bir karar alıp vazgeçsek bugün övünç kaynağımız olan o kupa müzemizde olabilir miydi?
velhasıl, inanıyorum ki aramızda böylesine kusursuz bir kimya uyumu ve bağ olan okan buruk ile ligin üzerine koyup avrupa başarısı da yaşayacağız. bunun için sadece biraz sabretmemiz gerekiyor inancındayım. bayern, manu, tottenham maçlarında ezici ve rakibi boğan oyunu oynatan da kendisinden başkası değildi çünkü.
ben de frankfurt'a karşı ağır hezimetten
* dolayı kırıldım, öfkelendim, sinirlendim ama genele baktığımızda 3 yıldır elde ettiğimiz kazanımları ve inşa ettiğimiz takım bütünlüğüne hem camia hem de taraftar olarak sahip çıkmalıyız.