• 426
    işte itiraf gibi itiraf.
    hem d en sarı kırmızısından.
    27 ocak 2009 galatasaray sivasspor maçında sami yen'in kapısına sıkıştım, ezilip ölecektim.
    son bir güçle sıkıştığım yerden kurtulmayı başardım kendi çabamla.
    o gün babam, babamın arkadaşı, ki hep söylüyorum benim için kendisi amcadan farksızdır, beraber maça gitmeye karar verdik.
    numaralı tribünün giriş kapısına geldik.
    amcamla beraber kapıdan girecek ve tribündeki yerimize geçecektik.
    ben kapıdan girdim, o da arkamdan geliyordu ki kapı takıldı.
    ben kapının arasında kaldım resmen.
    göğsümden yukarısında hiç sıkıntı yoktu.
    ama bir anda heyecanlanıp acele etmeye başladım ve kapıyı itmeye başladım.
    bu sefer göğsüm iyice sıkışmaya başladı kapının arasında.
    "demek ki son nefesimi sami yen'de verecekmişim." dedim içimden.
    4-5 saniye boyunca göğüs kemiklerim kırılacak gibi hissettim.
    neyse daha fazla gerilim vermeden bitiriyorum. :)
    kapıyı tüm gücümle ittirip; aradan sıyrıldım ve derin bir nefes aldım.
    1-2 hafta kadar göğüs kafesim ağrıdı.
    hatta, çok zorlarsam göğsümü, hala çok hafif bir ağrı hissettiğim oluyor bazen.
    tüm bu yaşadığım zorluklar beni galatasaray maçlarına gitmekten soğutmadı.
    keşke imkan olsa da olabildiğince iç saha maçımıza gidebilsem.
    engellilerin, hayatları boyunca ne tür zorluklarla karşı karşıya kalabileceği konusunda da bir örnek olsun bu entry.
  • 428
    sol framede bu başlığı görmüşken bir itiraf daha yapayım.
    bütün galatasaray maçlarını ve sonucu galatasaray'ı ilgilendiren maçları ayakta takip ediyorum, tabii ki evdeysem.
    bir an bile oturmuyorum ve dahası kendi etrafımda dönüyorum 90 dakika boyunca.
    9 yaşımdan beri böyleyim. herkes alıştı.
    galatasaray maçı başlamadan önce annem maçın olduğunu öğrenince; "murat şimdi başlar yine dönmeye." diyor.
    her galatasaray maçının ertesi günü, ayaklarım inanılmaz derecede ağrıyor, maç gecesi yatağa girdiğimde canımı dizlerimde ve ayaklarımda hissediyorum.
    her maçımızda ter içinde kalıyorum. eğer sıkıntılı bir maçsa yüzümün sıcaklığı saatler boyu geçmiyor maçın ardından.
    maçlarda ellerimin buz kesmesi ve önemli maçlarda kalbimin dakikada en az 130'la atması da cabası.
    bütün maç ayakta durup kendi eksenim etrafımda dönünce, çoraplarım yırtılıyor. :)
    ben galatasaray'ı çok seviyorum sözlük.
  • 429
    sarı lacivert renkli bir atkıyla poz verdim...

    durun hemen taşlamayın la, anlatıyoruz amk :(

    2016 yazında çok sevdiğim tinerci bir arkadaşımla balkan turu yapmıştık sırt çantalarımızı takıp. turun bosna hersek ayağında dedim bir tane bosna milli takım forması, kapşonlusu vs. alayım. başkent saraybosna'da ara, tara bulduk milli takımın fan shop'unu. içeri bir girdik ki zaten sıcaktan s.kilmiş olan iflahımız, fan shop çalışanı ablaları görünce daha da yerlere düştü. bence dünyanın en güzel kızları balkan coğrafyasında yaşıyor beyler :( neyse bu entry'nin konusu o değil. biri beyaz, diğeri lacivert bosna milli takımı forması giymiş olan huri... aman pardon çalışanlara forma veya kapşonlu almak istediğimi belirttim. tabi falan dediler gülerek ve bedenime göre birkaç örnek çıkardılar. ablaların güzelliğine aldanarak tam kasaya ödeme yapmak için yönelmiştim ki tinerci arkadaşım fiyat etiketini işaret etti. ablalara bakarak ve sırıtarak dur lan falan diyordum ki, etiketi gözüme soktu. 169 öyro! yok lan bosna markıdır o diyordum ki baktığın zaman o da bizim paradan değerliydi amk! neyse, az önce gülen gözlerim ağlar bir vaziyete gelerekten fan shop çalışanı hanımlara geri verdim o formayı. tam mekanı ağlayarak terk etmek üzereydim ki, beyaz formalı abla atkıları işaret etti. ya bak işte ya. türk kızı olsa pis fakir, defol falan derdi di mi? değil işte abi. balkanlardan! hem güzel, hem anlayışlı! ben o an o ablaya evlilik teklifi yapabilirdim amk! bizim büyükelçilik ne yana düşüyor acaba? diye sordum arkadaşıma. saçmalama hadi alacaksan al çıkalım amk dedi ve dışarı çıkıp sigara yaktı! tinerci işte amk! sentetik solumaktan duygu mu kalmış? neyse ben atkıyı ödeyip çıktım. çıkarken ablaları da türkiye'ye davet ettim :(

    neyse işte malum bosna bayrağı sarı lacivert. normalde lacivert beyazdı da işte... savaştan sonra herkesin gönlü olsun diye ab bayrağı renklerinde bir bayrak tasarlamışlardı bosna için. neyse, satın aldığım atkı da dolayısıyla sarı lacivert. ben bosna'da gittiğim yerlerde bu atkıyla pozlar falan verip sosyal medya hesaplarımda paylaştım. atkının üstünde eşşek kadar bosna hersek yazdığı için de önemsemedim. derken mesajlar mesaj üzerine gelmeye başladı tabi. ooo aklın yolu bir kardeşim.* aramıza hoşgeldin :)* bu sene tribündeyiz o zaman?* olm ne içtin la?* ne iddiası kaybettin?* amk fotoğrafları çeken tinerci arkadaşım manzara da çıksın diye epey uzaktan almıştı fotoğrafları. haliyle üstündeki yazı da okunmamış.

    velhasıl, o yaz ayıklamıştık pirincin taşını.

    hayır tekrar soruyorum şimdi o dönem gaza gelen arkadaşlarıma... benden fenerli olur mu la?*

    işte o atkı.*

    https://gss.gs/jkF.jpg
  • 430
    (bkz: #2897516↓)
    galatasaray sözlük, yaşamakta olduğumuz bu karantina sürecinde benim en iyi arkadaşım oldu ve olmaya devam ediyor.
    kalbimden geçenleri, hislerimi, galatasarayla ve sporla ilgili görüşlerimi buraya yazıyorum ve mutlu oluyorum.
    sanki büyük bir arkadaş grubu olarak bir masanın etrafında oturmuşuz da sohbet ediyormuşuz gibi hissediyorum.
    iyi ki galatasaray sözlük var.
  • 431
    bazen galatasaray dahil futbola dair günümüzdeki her şeyden soğuyorum. bu birkaç senedir böyle. yalnızca nostaljiye hayır demiyorum böyle durumlarda o da geçmişe duyulan özlemden kaynaklı. bunun aynısını daha evvel f1'de yaşamıştım. 2000'lerde çılgın gibi f1 izleyen ve takip eden biriydim. 2010'larda da f1 izlemeyi ve takip etmeyi bırakmıştım ve uzun zamandır aklıma bile gelmiyor hatta denk geldiğimde sıkıcı bile buluyorum. aynısını futbolda da yaşar mıyım bilmiyorum. ama futbol sürekli göz önünde bir spor olduğu için zor gibi.

    bugünlerde de biraz pandemi etkisinden, biraz da ücretsiz izne çıkarılmış olmamdan kaynaklı sanırım, hiçbir futbol haberi ilgimi çekmiyor ve hatta oldukça soğudum ve uzaklaştım diyebilirim. halbuki iki buçuk ay önce çalıştığım iş yerinde kadıköyde attığımız gol bildirimine çılgınca sevinen biriydim.
  • 434
    kendimi bildim bileli tek bir gece bile kesintisiz bir uyku uyumadım.
    4 yaşımdan öncesini yarım yamalak, 4 yaşımdan sonrasını çok net bir biçimde hatırlıyorum.
    4 yaşımdan beri, her gece en az bir kere, ki çoğunlukla birkaç kere uyanıyorum.
    zaten uykum oldukça hafif. en küçük bir ses, tıkırtı duyduğumda uyanıyorum.
    "ikinci teki ne zaman atacaksın?" hikayesi gibi bir durum var ortada benim için. :)
    bir adam çok yorgunmuş ve dinlenmeye çekilmiş konakladığı otelde.
    kendisinin kaldığı odanın üst katında kalan kişi, ayakkabısını yere atınca alt kattaki odaya ses gitmiş.
    adam da "ikinci teki ne zaman atacak acaba?" diye düşünmüş saatlerce.
    zira uyusa, üst kattaki kişi ikinci teki atınca uyanacakmış. :)
    ben de yattıktan sonra hafif bir ses duysam, "eyvah, şimdi kesin devamı gelir bu gürültünün." diye düşünmekten dalamıyorum bir süre.
    gürültü duymamak için kulak tıkacı takıyorum mecburen.
    eskiden kulağım hiç hava almayacak şekilde tıkaç yerleştirdiğim için kulağıma, iltihap oluşmuştu kulağımda.
    şimdi hava alabileceği şekilde kapatmaya çalışıyorum kulağımı.
    odamın kapısını mutlaka kapatıyorum ses gelmesin diye.
    kendi evimin dışında bir yerde uyuyorsam, örneğin otelde veya herhangi bir akrabamda, kesinlikle rahat edemiyorum.
    yattığım odanın kapısını da evimdeki gibi her zaman kapatamadığım için strese giriyorum ev dışında bir yerde uyuyacağım zaman.
    "eyvah kesin şimdi ses olacak ve ben uyuyamayacağım." diye düşünüyorum.
    bu yüzden tatile gitmek benim için hep stresli oluyor.
    "acaba gideceğim yerde gece vakti gürültü olur mu?" diye tatile gitmeden önce günler boyu düşünüyorum.
    benim sese karşı bu denli yüksek bir hassasiyetim var sözlük.
    bu yüksek hassasiyet uyku kalitemi doğrudan etkiliyor.
    keşke bu kadar hassas olmasam da kulak tıkacına falan gerek kalmadan rahat rahat uyuyabilsem.
    biz görme engellilerin siz görenlerden bir farkı var.
    biz, sizin gibi gözümüzü kapattığımızda doğrudan dalamıyoruz uykuya.
    halbuki siz görenler, gece ışık olmadığı için; tamamen geceyle bağlantılı olarak uykuya dalıyorsunuz.
    ama görme engelliler, gün içindeki yorgunluklarının sonucu olarak uykuya dalıyorlar.
    bana budurumun böyle olduğunu, kulak burun boğaz doktorum söylemişti.
    mesela ben gün içinde yorulmazsam çok ama çok zor uyuyabiliyorum.
    zaten görme engellilerde genelde uyku sorunları yaşanabiliyor.
    ışık algılamadığımız için biyolojik saatimiz serbest kalıyor.
    benim için gündüz ve gecenin görsel açıdan bir farkı yok.
    geceyi gündüzden ışıkla ayırt etme şansım yok.
    gece olduğunu sessizlikle ve doğal olarak zamanın farkında olmamla anlayabiliyorum.
    yani ışıkla bağlantısı yok benim uykumun, gün içindeki yorgunluk derecemle bağlantısı var.
    ben hatırlamıyorum pek tabii ki, 4-5 aylıkken boston'a gitmişim göz ameliyatı olmak için, ileride yaşanabilecek bir gelişme olasılığını göz önünde bulundurarak; gözümü yerinde tutmak, gözümün alınmasını önlemek amacıyla.
    vücudum oranın saatine alışınca, türkiye'ye döndükten sonra da çok uzun bir süre boston saatine göre uyuyup uyanmışım.
    böyle bir durum var işte sözlük.
    bebekliğimden beri değişik bir uyku düzenim var hiç görmememden kaynaklı olarak, sese ve gün içindeki yorgunluğuma göre kalitesi değişiklik gösteren.
  • 435
    çocukluğumda fanatik fenerbahçeli akrabalarımın çok uzun uğraşları sonucunda bir kaç günlüğüne de olsa fenerbahçeli olmuştum, işin ilginç yanı istiyordum da, sadece babamın tepkisinden korkuyordum, biraz da kendime yediremiyordum, bir kaç gün sonra hiç yaşanmamış gibi aslımıza dönüp devam ettik. o zamanlar futbola fazla aklım da ermiyordu, sadece soran olursa galatasaraylıydık yani, bugün dönüp baktığımda neden o yaşlarda fenerbahçeli olmak istediğimi sorguladığımda aklıma gelen tek şey onların karşısında sürekli eziliyor olmamızdı, 2001-2010 arasındaki üstünlüklerinden bahsediyorum, daha iyi ve daha yeni bir stadları vardı, hep yıldız transferler yapıyorlardı, kadroları çok güçlüydü, bize karşı derbilerde hep üstünlük kuruyorlardı, bu sefer kazanacağız dediğimizde bile farklı kaybediyorduk, okula gittiğimizde fenerli arkadaşlarımız dalga geçiyordu, bu tarz sebeplerden büyük ihtimalle o şekilde düşünmüşüm o zamanlarda. bu durumdan bile çok büyük dersler çıkarılabilir, bir kulüp nasıl yönetilmez. 4 sene boyunca lige ambargo koymuşsun, iki tane avrupa kupası kazanmışsın, sadece 4-5 sene sonra dibi görüyorsun, arkandan gelen rakibin sana üstünlük kuruyor. neyse ki 2006 şampiyonluğu yaşandı ve o günlerden itibaren ivme bize dönmeye başladı, 2012 de ise tamamen üstünlüğümüzü kurduk, bu saatten sonra da kaybetmeyiz. eminim ki günümüzdeki fenerbahçeli çocukların bazıları da içten içe galatasaraylı olmak istiyordur. günümüzde 9-10 yaşlarında olan bir fenerbahçeli çocuğun ömrü galatasarayın başarılarını görerek geçti. neyse ki o dönem çocuk aklıma uyup öyle bir hata yapmamışım, allaha şükürler olsun. bu arada iyi bir galatasaraylı olan babamın tepkisinden çekinmemin de şöyle bir ironisi var, dedem sağlam beşiktaşlıdır, babam da 12-13 yaşlarına kadar beşiktaş taraftarıymış, ama içten içe galatasaray'a sempatisi varmış öyle anlatıyor, meşhur neuchatel xamax maçını izledikten sonra kararını vermiş, daha sonra formasını alıp galatasaraylı olmuş.
  • 436
    elime aldığım herhangi bir enstrümanı kendi kendime, uğraşarak çalabiliyorum.
    herhangi bir parçayı çıkarabiliyorum bir süre çalışarak.
    farklı enstrümanların kullanıldığı bir parçadaki her bir enstrümanı tek tek ayırt edebiliyorum.
    notalardaki 1 komalık farkları bile anlıyorum.
    herhangi bir parçayı tek başımayken genelde detone olmadan söyleyebiliyorum.
    ama bir türlü insan içine çıktığımda şarkı söyleyemiyorum.
    çekiniyorum.
    bu duruma üzülüyorum açıkçası ama şarkı söyleme konusundaki utangaçlığımı üstümden atamıyorum nedense.
    zaten oldukça çekingen ve kırılgan bir yapıya sahibim hayatımın her alanında.
  • 437
    tekrarlanan penaltılar konusunda fenerbahçe'nin bu sezon hakkının yendiğini düşünüyorum.

    24 kasım 2019 yeni malatyaspor fenerbahçe maçında emre belözoğlu'nun penaltısında yeni malatyaspor kalecisi farnolle, henüz topa vurulmadan bir metre ilerdeydi. yalnız o maçta penaltı öncesi yeni malatyaspor'un nizami golünün de yendiğini ekleyeyim. bu maçın ertesi haftası oynanan 30 kasım 2019 göztepe fenerbahçe maçında ise göztepe'nin alpaslan öztürk'le kaçırdığı penaltısı altay'ın çizgi ihlali gerekçesiyle haklı olarak tekrar edildi ve pozisyonun hemen sonrası fener'in rodrigues'le bulduğu gol de iptal edildi. yalnız, sen bir hafta önce lehine iptal edilmeyen penaltıyı bu hafta aleyhine tekrar edersen, bu hak yemek olur.

    kaldı ki söz konusu durum bu kez 8 şubat 2020 fenerbahçe alanyaspor maçında yine fenerbahçe'nin aleyhine işledi. cisse'nin kaçırdığı penaltıda altay yine çizgiyi topa vurulmadan önce terk ediyor ve haklı olarak penaltı tekrar ediliyor ama genele bakarsak; bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu durumu ortaya çıkıyor. benzer bir durum başımıza gelse çok isyan ederdik, bu açıdan fener'in bu konuda haklı olduğunu düşünüyorum.

    benim hayat mottom; yiğidi öldür hakkıını yeme üzerine kuruludur. yeryüzünün en azılı fener düşmanlarından biri olsam da bu böyle.