• 2
    özledim gerçekten...
    televizyon kanallarında cim bom galatasaray, galatasaray şampiyon marşı eşliğinde yanıp sönen 20 punto şampiyon galatasaray yazısını görmeyi,
    tunalı'da çılgınlar gibi zafer turu atmayı,
    tanımadığım her galatasaraylıyla yeri göğü inletircesine karşılıklı tezahürat yapmayı,
    arabasıyla geçen galatasaraylıları görünce yıllardır görmediğim eş, dost, akrabayı görmüşçesine mutlu olmayı,
    evimin penceresine, balkonuna bayrak asıp dışardan görünce gurur duymayı.
    şampiyonluk gecesi sonrasında sabah uyandığımda huzurla, gururla, göğsümü gere gere uyanmayı. *
  • 7
    fernando muslera, ufuk ceylan, emmanuel eboue, serkan kurtuluş, tomas ujfalusi, semih kaya, çağlar birinci, ceyhun gülselam, yekta kurtuluş, emre çolak, engin baytar, selçuk inan, yiğit gökoğlan, mehmet batdal.

    yukarıdaki oyuncuların ortak özelliği hiç şampiyonluk yaşayamamaları; hepsini aklım alıyor da, tomas ujfalusi gibi bir oyuncunun bu sevinci yaşamaması garibime gitti. yaşı da ilerledi baya, gerçi gelecek sezon* da bu sevinci yaşayacağını düşünüyorum ama geldiği ilk sezon, ilk şampiyonluğunu yaşaması onun için daha anlamlı olur.

    sokayım şikesine de, süper finali'ne de, her şeyden vazgeçtim ujfa için şu maçı* alalım, şampiyon olalım.

    http://www.hurriyet.com.tr/...p;utm_medium=twitter
  • 11
    garip bir şeydir. güzeldir ama bazen akıl tutulmasına yol açar, bir süre tamamen duygularınla hereket edersin. akıl kaybolur. normalde 2 hafta önce siktirsin gitsin dediğin bir adam bile, kutlamalarda gözüne sevimli gözükür. kalsın dersin. takımın aslında şampiyonlar ligi arenası için eksiktir ama şampiyon olduğun için unutursun onu.

    galatasaray taraftarının yarısından çoğu da bu şekilde şu sıralar. normalde ''selam dolusu kucaklar'' diyen 31 yaşındaki bir adama sevgiyle karışık gülünür mü? gülünmez. 5 yaşındaki çocuk aynı cümleyi kursa gülersin ama 31 yaşındaki adam kurunca gülünmez. ama biz şu sıralar gülüyoruz, sempatik buluyoruz.

    şampiyonluk böyle bir şeydir. 3-4 gün sevinin ama 3-4 ay sonra da şampiyonlar ligi olduğunu, bugün sevdiğiniz o adamlara o maçlar başlayınca küfür edeceğinizi unutmayın. o yüzden ben şimdiden birkaç ufak hatırlatmalarda bulunup kaçıyorum. görüşürüz;

    -takım hala yetersiz.
    -hakan balta, gayet sıradan bir sol bek.
    -emre çolak'la aydın yılmaz'la cl maçına çıkarsan adamlar sana gülerler.
    -melo alınmazsa, takım net olarak sınıf düşer.
    -baros maros'la bu iş olmaz.
    -imparator fatih terim.
  • 12
    ya bu iyi hoş da bunu olduktan sonra önümüzdeki sezon formanda türk bayrağı taşıyorsun ya, işte o kötü. kötü olan türk bayrağı değil, milliyetçi arkadaşlar yanlış anlamasın ama o türk bayrağını formaya öyle bir işliyorlar, o bayrak o formada öyle bir kötü duruyor ki, dünyanın en güzel tasarımı da olsa olmuyor.

    http://3.bp.blogspot.com/...ar%C3%A7al%C4%B1.jpg

    şurda gördüm ve bir kez daha aklıma geldi. şimdi bu olmuş mu allah aşkına? olmamış. olmamış yani. mahvetmiş formayı.

    not: bayrağımı, memleketimi, vatanımı ve toprağımı seviyorum. ulusal marşımız biraz daha iyi olabilirdi ama. neyse o da zamanında yapılmış bir kere. bir şey diyemezsin. sonuçta bizim marşımız.
  • 13
    bazı belirtileri ve tılsımları vardır.

    hani bir işi başarmak için çalışırken öyle bir an gelir de ''bu kez olacak galiba'' dersin ya...

    17 mayıs 2000

    maçın normal süresi 0-0 bitmiş. uzatmaların ikinci devresi oynanıyor. golü atan takım, altın gol uygulamasıyla kupayı müzesine götürecek. galatasaray kalesinde yaşanan tehlikede ray parlour sağ kanattan ortaladı, thierry henry normal bir insanın yükselemeyeceği bir noktaya zıplayarak kafayı vurdu...

    hani film şeridi gibi gözümün önünden geçti derler ya... bologna, dortmund, mallorca ve leeds maçları. yaşanan bu kadar maceraya, bu kadar mücadeleye gölge düşmemeliydi. işte tam da o sırada, 1998 yılında galatasaray'a gelen claudio taffarel, o an bir güneş gibi doğarak bu serüvene gölge düşmesine engel olacaktı.

    http://www.youtube.com/watch?v=k4uNvBVyf_M

    sonrası malum...

    http://i.milliyet.com.tr/.../fft16_mf303778.Jpeg

    7 mayıs 2006

    galatasaray tarihinde, kritik lig şampiyonlukları arasından bir tanesini söyle deseler, ekonomik durumlardan ötürü hiç düşünmeden 2006 yılını söylerdim. bırakın doğru düzgün transfer yapılmasını, daha eldeki mevcut futbolcuların maaşları düzenli bir şekilde ödenemiyordu. rakiplerle parasal anlamda fark git gide açılıyordu. kulübün uçan kuşa borcunun olduğu bu dönemlerde, tek kurtuluş yolu ligde şampiyonluk ve arkasından gelecek olan şampiyonlar ligi gelirleriydi.

    33. hafta. beşiktaş ile deplasmanda kritik bir maça çıkıyoruz. maçtan önce basın, beşiktaş'ın maçı bize peşkeş çekeceğini, fazla asılmayacağını yazıp çiziyordu. durum böyle olunca haliyle avrupa yakası'nın siyah beyaz kesimi maça normalden daha fazla bilenecekti. fenerbahçe ise kendi evinde kayseri erciyes ile maça çıkacaktı. puanlar ikili averajdan dolayı eşit durumda. zaten kimsenin fenerbahçe- erciyes maçına baktığı yoktu. sonuç malumdu herkesçe çünkü. bütün gözler bizim maçtaydı. maç başladı. beşiktaş takımı it gibi saldırıyordu. taraftar desen nasıl bilenmiş... ilk yarı oldukça tutuk olan oyunumuza necati ateş'in penaltı kaçırması tuz biber olmuştu. haliyle takım daha fazla baskı altına giriyordu. derken beşiktaş 51. dakika da tümer metin'in golüyle 1-0 öne geçmişti. istanbul'da renklerinin içinde kırmızı olmayan bütün büyük takım taraftarları coşku içindeydi nerdeyse. neyseki oyuna yeni giren hasan kabze 65. dakika da nefes aldıracaktı takıma. fakat bu sonuç sadece ligin son haftasında fenerbahçe'nin, ligin son haftasında küme düşmesi büyük olasılık olan denizlispor'a kaybetmesi durumunda işe yarayacaktı. maçı kazanmamız, denizlispor'un alacağı beraberliğin de lehimize olmasını sağlayacaktı. kısacası 25 dakikalık direniş başlamıştı.

    1 gol gerekiyordu. bunun için rakip kaleye olabildiğinde yükleniyorduk. e haliyle boşluklar vermeye başlamıştık defansta. beşiktaş ise dünyaları kaçırıyordu. iki arada bir derede kalmanın ne demek olduğunu sanırım o an en iyi galatasaralı futbolcular ve taraftarları yaşayarak öğreniyordu. gol atarsak son haftaya daha şanslı girecektik, yersek şampiyonluk komple gidecekti...

    açıkçası o ana kadar kola olsun, fanta olsun hep kapakların altından sadece bedava çıktığını düşünürdüm. beşiktaş taraftarı sağolsun hasan kabze kapaklarının altından şampiyonluk çıkıyormuş, öğrenmiş olduk. 92. dakikada zalad gelsin sizi kurtarsın diyenler, 92.30'da hasan kabze kapağıyla tanışacaktı.

    http://www.youtube.com/watch?v=htXs9nZ3MMo
    http://4.bp.blogspot.com/...1600/kabze-kapak.jpg

    2-1 kazanmıştık. hakan şükür yerde ağlıyordu, alkışlayın ulan ibneler diye bağıran fenerbahçe taraftarı göt oluyordu, zaladçılar sahaya şaşı şaşı bakıyordu... umutlar yeşermişti. geriye sadece 16 dakika daha sabretmek kalmıştı.

    http://www.youtube.com/watch?v=MOt0TTn32W0

    17 mart 2012

    aradan geçen kötü bir 3 yıl... kulüp, tarihinin en zor sezonlarından birini geride bıraktıktan sonra yepyeni bir sayfa açıyordu. yeni bir yönetim, yeni bir kadro, zaferlere olan inancı geri gelmiş taraftar kitleleri... suyun öbür yakasıyla şikeyle mahkemelerle uğraşmaktaydı. bundan dolayı playoff denen zımbırtı uygulamaya konmuştu bu sezon ve ligi ilk 4'te bitiren ekipler, puanları yarıya indirilmiş şekilde birbirleriyle maç yapacaktı. normal sezonun son derbisi. yer, medyanın ikide bir olmadığı halde gündeme getirdiği psikolojik olarak zayıf olduğumuz yer, kadıköy... beraberlik halinde normal sezonu şampiyon bitirmeyi garantileyecektik. şikeydi teşvikti rakibin bütün yıl beklediği maç bu maçtı. sözde intikam maçı. hatta bir çoğu bu sezon şampiyonluktan vazgeçmiş, şu maçta alınacak farklı bir skoru hayal ediyordu. kısacası çubuklular için sezonun maçıydı belkide...

    maça fenerbahçe resmen 2-0 önde başlamıştı. sow'un rövaşatası, alex'in uzaktan gönderdiği şut... taraftar gaza gelmiş, herkes yeni bir farklı skor bekliyordu. üst üste atlatılan pozisyonlar, rakip kaleye gidemeyişimiz... 30'lu dakikalardan sonra rakibin kondisyonu bizimkiyle başa gelemeyince, maç tek kaleye dönecekti. elmander'in ilk yarıdaki golü, ikinci yarıda rakip taraftarların farklı skor beklentilerini galip gelelim yetere dönüştürecekti.

    imparatorun bir sözü vardı sezon başı kulübe geldiğinde: '' kaybetsek bile helal olsun derdirtecek futbol oynayacağız.''

    ikinci yarı pozisyon üstüne pozisyon harcıyorduk. gaza gelmiş rakip taraftarlar, gazı alınmış şekilde öylece maça bakıyorlardı. derken hakan balta'nın golü durumu, fenerbahçelilerin en nefret ettikleri skora getiriyordu. 2-2...

    ve maçın son pozisyonu. selçuk ortalıyor ve milan baroş'un uzattığı ayak, direği aşamıyordu. bir tarafta derin bir oh çeken kitle, diğer tarafta galibiyeti kaçırdığı için üzülen futbolcular. imparator ise: ''bazen kaçan goller, rakip üzerinde gol olmuş etkisi bırakır.'' diyordu. normal sezonu şampiyon bitirmenin ve bunu saraçoğlu'nda ilan etmenin verdiği gururla florya'ya akın edecekti sarı kırmızılılar.

    http://www.youtube.com/watch?v=3ECoFm2KzrQ

    artık rakibin uydurduğu psikolojik üstünlük gibi laflar, gündeme daha az gelmeye başlayacaktı. bunun meyvelerini ise 12 mayıs 2012 fenerbahçe galatasaray maçı'nda sahalarında bir kez daha şampiyonluğumuzu ilan etmemizle toplayacaktık.

    http://www.youtube.com/watch?v=YlDaSk8LUYs

    bu sezon ise şu ana kadar melo'nun penaltı kurtarması dışında fazla bir belirti olmadı. ben daha büyük bir tılsım bekliyorum. ikinci devre ola, hayrola...

    kim bilir, belki de en büyük şanssızlığınız liglerin mayısta bitmesidir. çünkü demiştik size, mayıslar bizimdir diye.
  • 16
    insanda farklı bir duygu uyandırır. yalnız karşıladığında bile şampiyonluğu tek başına olsan bile sevinirsin. ailenin olduğu şehir kendinden geçerek sokaklara dökülüp kutlarken şampiyonluğu sen odanda oturmuş içindeki şampiyonluk sevincinle mutlusundur. ertesi gün formanı geçirip sırtına okula gidersin, okulda gördüğün 3 tanecik formalı insan sana mutluluk verir. onları tanımasan bile birbirlerinize bakıp sevinirsiniz. öğlen yemek yemek için çıkarsın, seni formanla görmüş yüksek ihtimal bir fenerbahçe taraftarının "galatasaray taraftarı futboldan anlamıyor." cümlesine bile kulak asmassın. oradan çıkarsın en yakın store'a gidersin, hem içindeki sevinci diğer bu armaya gönül vermiş insanlarla yaşamaktır amacın hem de etrafındaki galatasaray sevgisini görmektir. kapıdan girersin ama içeride adım atmak zordur, nefes almak ayrı bir zordur. bir yanda atkılar, formalar, bayraklar, günün fırsatı ürünleri, aksesuarlar varken arka fonda çalan müzikle kendini kaybetmektir o duygu. insanları izlersin sadece, içlerindeki heyecanı, galatasaray özlemini, birbirleriyle renk arkadaşlıklarını. sonra ürünlere dokunursun, belki maddi durumun olmadığı için alamayacaksındır ama dokunursun. hepsini tek tek incelersin, eline birkaç şey alırsın sonra yerine bırakırsın. hamit, muslera, sneijder atkılarını tek tek açıp incelersin, daha hiç ayak basmadığın türk telekom arena'da atkı show hayallerine dalarsın. tişörtleri tek tek okursun, dokunursun. dedim ya şampiyonluk ayrı bir duygu, galatasaraylılık ayrı bir yaşam tarzı olmuştur senin için.
  • 19
    2014 - 2015 sezonunda son 2 haftaya girilirken sinerji ile kazanacağımız ve 4. yıldızı takacağımız olgudur.
    sinerji için tarifi veriyorum.

    özellikle benim gibi bahis şanssızı arkadaşlar 100 tl 3,8 orandan beşiktaş maçına galibiyete parayı basıyor. bu kadar bahtsız bedevinin oynadığı kupon muhtemelen yatacaktır. yatmadığı taktirde cebe konulan 380 tl paraya dokunmadan hemen ertesi gün oynanacak başakşehir fenerbahçe maçında fenerbahçeye verilen 1,75 orana tüm parayı gömüyoruz. oradan çıkacak diğer iki sonuç nasıl olsa bizi mutlu edecek. tüm bunlara rağmen şampiyonluk giderse sezon sonunda cebimize 565 tl teselli ikramiyesi koyarız. *
  • 24
    gelmesi için dış ortamlar çok müsait. beşiktaş ve başakşehir eninde sonunda düşüşe geçecektirler belki de bu hafta başladı düşüşleri. onun dışında fikstürümüzde gerçekten çok avantajlı. derbileri içerde oynayacağız. ama iç dinamiklerimiz hiç umut verici değil. hoca gerçekten çok kötü, yönetim vasıfsız ve futbolcular gevşek. iyi bir kadromuz var ancak sneijder olmadığı zaman akhisar belediyespor ayarında bir takıma dönüşüyoruz. ve en kritik 2 maçı kaçıracak gibi gözüküyor. onun dışında selçuk tepki almamak için sakatlanmış numarası falan yapıyor. tabi işin diğer boyutunu es geçmemek lazım galatasaray potaya girdi mi kaybetmeyen bir takım.
  • 25
    2002 - luce
    2006 - gerets -
    2008 - hocasız
    2015 - hamza çapsız, mazlum ve sinsisi

    bu 4 yıl tamamen sahip olduğumuz elit mavi kan, dna'daki winner karakteri ile alınmış korsan şampiyonluklardır. fenere karşı sayılarda üstünlük, psikolojik avantajlardan buradan gelmektedir. kötüyken, underdogken şampiyon olabilen tek takım galatasaraydır.

    bu sezon o sezonlardan biri mi? o kadar çok "anti" var ki... hoca yok bir kere. yönetim de yok. takımın başında bir lider de yok. takıma sahip çıkan da yok.
    snayder ve muslera dışında 2 başka saha lideri de yok. bruma, yasin ve poldi atacak. şino yokken bjk maçına kadar 2'de 2 yapacaz. beşiktaş maçını taraftar alır.

    ama sonrasında daha 11 maç daha var. ben bjk maçını bekleyip görelim diyorum.

    üstelik şebekenin, şer cephesinin ve iktidarın takımı da potada.