resim
Renato Sam-Na Nhaga
Takım:Galatasaray
Mevki:Merkez Orta Saha
Yaş:18
Boy:1.72
Uyruk:Gine-Bissau
  • 401
    13 şubat 2026 galatasaray eyüpspor maçında görücüye çıkan genç futbolcumuz. öncelikle tekrar hayırlı olsun diyelim.

    şimdi... açılın ben tribündeydim!

    öncelikle şunu söyleyeyim ki beklediğimden iyi buldum. her şeyden önce özgüven noktasında beklediğimden iyi. topu ayağında saklamaktan çekinmeyen, topa bomba muamelesi yapmayan bir futbolcu. yani bu yaşta, böyle bir takımda ve böyle bir ortamda hiç ayaklarının titrediğini hissettirmedi. topla ilişkisi de beklediğimizden iyi çıkacak gibi. zaten birkaç defa da faule maruz kaldı bunun sonucu olarak.

    olumsuz olarak basit 1-2 basit pas hatası yaptığını söyleyebilirim. bir de baskıya özgüvenli gitse de henüz yıldırıcı değil, zaman zaman sırtı dönük rahat top aldırdı. buna rağmen yine de mücadelesini ve temposunu beğendim.

    tabii ki bu maç bir kıstas olamaz. çok rahat bir maçta girdi oyuna ancak 18 yaşında bir genç olarak böyle bir ortamda oynamak yine de kolay değil. bence geçer not aldı. umarım daha da iyi olur.

    tribünün tavrı da eğlenceliydi. eminim çocuğun da hoşuna gitmiştir ancak bunu uzatıp sulandırmamak lazım. dünde kalsın bu iş. bazen böyle şeyleri çok uzatıyoruz. aman diyeyim.
  • 402
    dün akşamki eyüpspor maçıyla birlikte siftah yapmış 2007 doğumlu "wonderkid" adayımız. hakkında birkaç kelam etmek gerekirse:

    fizik/kondisyon: 18 yaşında bir çocuktan beklenmeyecek bir özgüvenle çıktı sahaya. ikili mücadelelerde "ben buradayım" diyor. tabii ligin o kaotik ve sert yapısına tam alışması için biraz daha fırın ekmek yemesi lazım ama kumaşı çok kaliteli.

    teknik kapasite: top ayağına yakışıyor. dar alandan çıkışları, topu oyuna sokuşu ve pas önceliğini dikine kullanması heyecan verici. pas isabet oranı yanılmıyorsam %85 civarıydı, bir ön libero/merkez orta saha için gayet temiz başlangıç.
    oyun zekası: nerede duracağını biliyor. yaşının verdiği heyecanla bazen fazla risk alsa da pozisyon bilgisi sınıfı geçer.

    beklenti: kendisine 6.5 milyon euro gömdük diye hemen "yeni melo" ya da "yeni torreira" yüklemesi yapıp çocuğu yakmamak lazım. okan hoca'nın elinde doğru işlenirse 1-2 seneye avrupa'nın devlerine okuturuz.

    özetle; ilk maçında geçer not almıştır. yolu açık olsun aslanın.
  • 403
    ilk maçındaki* maceraları yüzyıllar sonra galatasaray tribününün organik bir tepki verdiği ilk olay olarak tarihe geçen aslan parçası.

    memur bıkkınlığıyla sahaya aldırış etmeden aynı playlisti sırasını bile değişmeden mırıldanan ultraslan, top rakipteyken yükselen ıslık, 65-70 arası herkesin en kıymetlisi cep telefonunu eline alıp ışık açması ve ara sıra 417 dolaylarında kalp masajıyla kendine gelir gibi olup geri dönen kapalı üst ruhu hariç böyle bir orta sınıf aktivitesi uzun zamandır denk gelmiyordu tribünümüzde.

    bizim gençlik yıllarımızda, yani bundan çeyrek asır önce falan; tribünler orta sınıf için bir eğlence ve kendini ifade alanı haline gelmişti. bilek, değnek hatta tüfek kavgaları ile sosyal medya arasındaki dönem bu açıdan eşsizdi. en yaratıcı pankartlar da, en yaratıcı tezahüratlar da, en unutulmaz tribün performansları da bu dönemde çıkmıştır. çünkü insanlar oyunun içine, içlerinden geldiği gibi dahil olabiliyordu. söyleyecek sözü varsa söyleyebiliyordu.

    aradan geçen çeyrek asırda her şey gibi tribünler de değişti. sosyal ve ekonomik çöküşün yansımaları ne yazık ki aşırı şekilde negatif oldu. fakirin olağan öfkesi zengine ya da godomana değil okumuş ve iyi insanlara yöneltildi. bunu yaparken de kötünün kucağına itildiler üstelik.

    yapılan toplum mühendisliği çalışmalarından bahsetmiyorum bile...

    entry tarihi itibarı ile dün akşam nhaga topu ayağına aldığında yaşanan eğlenceyi burada bile daha o dakikalarda asrın en büyük hatası ya da ayıbıymış gibi yerden yere vuranlar vardı. oysa hem samimi hem de düşündüren bir tepkiydi. en başta beklenmeyen bir şeydi. hakem hatası olunca 20 senedir aynı tezahüratın çıktığı bir tribünden böyle bir tepki çıkmasını kestirmek güçtü. çocuğa sevgi gösterisi mi yapıldı yoksa bütün transfer dönemi boyunca yapılmayan orta saha transferine dair tepkiler o şekilde mi tahvil edildi, düşünce kaldıran bir ikilem bence.

    bu tepki bana efsane koç aydan siyavuş'un anlattığı sakızlı muhallebi hikayesini hatırlatmıştır.

    --- alıntı ---

    sene 1993 ya da 1994 olmalı. galatasaray basketbol takımının başında aydan siyavuş var. kadro iyi ama bir türlü doğru kimya tutturamıyorlar, yabancıların biri gelip, biri gidiyor. ligin ilk yarısında fenerbahçe’yi yenerek taraftarlarını umutlandıran ve üst sıralara tutunabileceği mesajını veren sarı-kırmızılılar, ikinci yarıyla birlikte orta sıralarda yer alan yıldırımspor ve oyak renault gibi takımlar önünde yenilgiye uğrayarak, serbest düşüşe geçiyor. ve bu şartlar altında, fenerbahçe ile oynanacak rövanş gelip çatıyor. siyavuş, yakın çevresine “bu maçı da kaybedersek beni kovarlar” diye fısıldıyor.
    fenerbahçe maçı kaybediliyor. hem de çok farklı… maçtan sonraki pazartesi günü şubenin yöneticisi faruk süren, koç siyavuş’a telefon ediyor: “öğleden sonra benim ofisime bir uğrasana.”
    emektar antrenör, karısına, dostlarına durumu anlatıyor, “buraya kadarmış” diyor ve süren’in fındıklı’daki ofisinin yolunu tutuyor. tahmininin aksine, güleryüzle karşılıyor onu süren… dereden tepeden konuşuyorlar, laf bir türlü basketbola ve takımın durumuna gelmiyor. sonunda siyavuş, ayağa kalkıyor: “faruk bey, ben izninizi istemek durumundayım, florya’ya, antrenmana yetişmem lazım.”
    süren sekreterini çağırıyor ve “hani aydan beye bir şey ayırmıştık, onu getirsene buzdolabından kızım” diyor. siyavuş şaşkın, tecrübeli yönetici geniş bir gülümsemeyle açıklıyor: “geçen gün sakızlı muhallebi getirmişler, çok güzeldi. yerken senin de kulaklarını çınlattık. baban çok severdi, sen de seversin diye düşündüm ve bir tane ayırdım.”
    rahmetli siyavuş bu öyküyü anlatırken, oracıkta telaşla kaşıkladığı sakızlı muhallebiden hiçbir tat alamadığını, o gün yaşadığının, gerçek bir sevgi gösterisi mi, yoksa süren’e özgü ilginç bir uyarı biçimi mi olduğunu, asla anlayamadığını söylemişti.

    --- alıntı ---

    (bkz: #2007825)
  • 404
    evet, 20-30 dk bir şeyler izlemek genel sonuçlar çıkarmak için yetersiz fakat genel tecrübemizle de örtüştüğü için söylemekte tereddüt etmiyorum: galatasaray'daki altyapıdan sivrilmesini beklediğimiz genç oyuncular o renato'da hemen herkesin hemen gördüğü parıltıyı vermiyor. galatasaray ülkenin en iyisi olmanın verdiği sorumlulukla her maç çok iyi oyuncularla oynamak zorunda ve bu yüzden diğer takımlar kadar genç oynatmıyor. öte yandan, genç oyuncular hiç fırsat bulmuyor da değil. o gençlerden oyuncu olacak olanlar için çok az süre dahi hocaya da taraftara da şunu dedirtiyor "bu çocuk kesinlikle süre bulmalı, bu çocuğa süre vermek bir karar bile değil." arda turan'ı mleda boleslav maçında izleyen biri onun artık takımda bol şans bulacağını biliyordu. takımda gençlerden nefret eden, hatta bizzat kendisi 50 yaşında doğan bir hoca* bile olsa oynatacaktı. arda çok uç örnek tamam. yunus'un da süre bulacağı belliydi. oyuncunun olgunlaşması zaman aldı ve belki zaman en iyi şekilde yönetilmedi. sinan gümüş gibi bugün iyi oyuncu sayılmayacak gençler bile o ışığı verdiler oynayınca. bugün bir genç sahaya çıkınca o enerjiyi ve parıltıyı vermiyorsa bu şu sebepten: yetenekli çocuklar bulamıyoruz ve bulduklarımızı ülkece iyi işleyemiyoruz.
App Store'dan indirin Google Play'den alın