resim
Renato Sam-Na Nhaga
Takım:Galatasaray
Mevki:Merkez Orta Saha
Yaş:18
Boy:1.72
Uyruk:Gine-Bissau
  • 403
    ilk maçındaki* maceraları yüzyıllar sonra galatasaray tribününün organik bir tepki verdiği ilk olay olarak tarihe geçen aslan parçası.

    memur bıkkınlığıyla sahaya aldırış etmeden aynı playlisti sırasını bile değişmeden mırıldanan ultraslan, top rakipteyken yükselen ıslık, 65-70 arası herkesin en kıymetlisi cep telefonunu eline alıp ışık açması ve ara sıra 417 dolaylarında kalp masajıyla kendine gelir gibi olup geri dönen kapalı üst ruhu hariç böyle bir orta sınıf aktivitesi uzun zamandır denk gelmiyordu tribünümüzde.

    bizim gençlik yıllarımızda, yani bundan çeyrek asır önce falan; tribünler orta sınıf için bir eğlence ve kendini ifade alanı haline gelmişti. bilek, değnek hatta tüfek kavgaları ile sosyal medya arasındaki dönem bu açıdan eşsizdi. en yaratıcı pankartlar da, en yaratıcı tezahüratlar da, en unutulmaz tribün performansları da bu dönemde çıkmıştır. çünkü insanlar oyunun içine, içlerinden geldiği gibi dahil olabiliyordu. söyleyecek sözü varsa söyleyebiliyordu.

    aradan geçen çeyrek asırda her şey gibi tribünler de değişti. sosyal ve ekonomik çöküşün yansımaları ne yazık ki aşırı şekilde negatif oldu. fakirin olağan öfkesi zengine ya da godomana değil okumuş ve iyi insanlara yöneltildi. bunu yaparken de kötünün kucağına itildiler üstelik.

    yapılan toplum mühendisliği çalışmalarından bahsetmiyorum bile...

    entry tarihi itibarı ile dün akşam nhaga topu ayağına aldığında yaşanan eğlenceyi burada bile daha o dakikalarda asrın en büyük hatası ya da ayıbıymış gibi yerden yere vuranlar vardı. oysa hem samimi hem de düşündüren bir tepkiydi. en başta beklenmeyen bir şeydi. hakem hatası olunca 20 senedir aynı tezahüratın çıktığı bir tribünden böyle bir tepki çıkmasını kestirmek güçtü. çocuğa sevgi gösterisi mi yapıldı yoksa bütün transfer dönemi boyunca yapılmayan orta saha transferine dair tepkiler o şekilde mi tahvil edildi, düşünce kaldıran bir ikilem bence.

    bu tepki bana efsane koç aydan siyavuş'un anlattığı sakızlı muhallebi hikayesini hatırlatmıştır.

    --- alıntı ---

    sene 1993 ya da 1994 olmalı. galatasaray basketbol takımının başında aydan siyavuş var. kadro iyi ama bir türlü doğru kimya tutturamıyorlar, yabancıların biri gelip, biri gidiyor. ligin ilk yarısında fenerbahçe’yi yenerek taraftarlarını umutlandıran ve üst sıralara tutunabileceği mesajını veren sarı-kırmızılılar, ikinci yarıyla birlikte orta sıralarda yer alan yıldırımspor ve oyak renault gibi takımlar önünde yenilgiye uğrayarak, serbest düşüşe geçiyor. ve bu şartlar altında, fenerbahçe ile oynanacak rövanş gelip çatıyor. siyavuş, yakın çevresine “bu maçı da kaybedersek beni kovarlar” diye fısıldıyor.
    fenerbahçe maçı kaybediliyor. hem de çok farklı… maçtan sonraki pazartesi günü şubenin yöneticisi faruk süren, koç siyavuş’a telefon ediyor: “öğleden sonra benim ofisime bir uğrasana.”
    emektar antrenör, karısına, dostlarına durumu anlatıyor, “buraya kadarmış” diyor ve süren’in fındıklı’daki ofisinin yolunu tutuyor. tahmininin aksine, güleryüzle karşılıyor onu süren… dereden tepeden konuşuyorlar, laf bir türlü basketbola ve takımın durumuna gelmiyor. sonunda siyavuş, ayağa kalkıyor: “faruk bey, ben izninizi istemek durumundayım, florya’ya, antrenmana yetişmem lazım.”
    süren sekreterini çağırıyor ve “hani aydan beye bir şey ayırmıştık, onu getirsene buzdolabından kızım” diyor. siyavuş şaşkın, tecrübeli yönetici geniş bir gülümsemeyle açıklıyor: “geçen gün sakızlı muhallebi getirmişler, çok güzeldi. yerken senin de kulaklarını çınlattık. baban çok severdi, sen de seversin diye düşündüm ve bir tane ayırdım.”
    rahmetli siyavuş bu öyküyü anlatırken, oracıkta telaşla kaşıkladığı sakızlı muhallebiden hiçbir tat alamadığını, o gün yaşadığının, gerçek bir sevgi gösterisi mi, yoksa süren’e özgü ilginç bir uyarı biçimi mi olduğunu, asla anlayamadığını söylemişti.

    --- alıntı ---

    (bkz: #2007825)
App Store'dan indirin Google Play'den alın