• 3
    abi-kardeş ilginç komplo teorileri üreten ve sonra da bunlara inanan fakat galatasaraylılığından ve galatasaray duruşundan zerre şüphe duymadığım spor yazarı.

    buyrun, yine döktürmüş ama bu sefer objektif bir gözlükle ve çok kibar bir dille eleştirmiş başkanı, itiraz edebilir misiniz?

    (alinti: daha dün “galatasaray’a karşı federasyon’un olumsuz tutumunun ardında fenerbahçe var” demeye getirirken, şimdi olayların paniği içinde, “fenerbahçe ile beraber galatasaray’ı düşürdüler” gülünçlüğüne sarıl, “hangisine inanalım” sevgili polat; bu nasıl başkanlık?..
    sayenizde “türk futbolunun gelmiş geçmiş en pahalı, en alternatifli, en geniş ve yıldızlarla dolu kadrosu”, bakın ne hâle geldi?..
    hiç olmazsa, susun bari, kendinizi ve galatasaray’ı daha da komik durumlara düşürmeyin!..)
  • 5
    bugünkü köşe yazısında ilginç bir önermede bulunmuştur, entarimin bundan sonraki bölümünü, kalp rahatsızlığı olanlar lütfen okumasın!

    --- alinti ---
    ....şimdi yazacağım öneriye, “çok kişi” karşı çıkacaktır, ama ben gene de yazacağım!.. galatasaray yönetimi, trabzonspor’da görevi bırakan ersun yanal ile anlaşmalı ve gelecek sezonun plânlamasına yapılmasına hemen başlamalıdır!.. yanal, hatasıyla, sevabıyla bugün mustafa denizli, fatih terim, şenol güneş ile beraber ülkenin “en kariyerli-bilgili-yetenekli-iddialı” dört türk teknik adamından biridir!.. trabzon’da çok uzun yıllardır “kaynayan kazan” onun kıymetini bilememiş ve “bir sezon daha” sabır gösterememiştir!.. yanal, galatasaray’da “iyi işler yapacaktır”; hatalarını görmüş, dersler almıştır; “başarıya olan açlığı” ve hırsı, sarı-kırmızılılara “2000’li yılların başarılı dönemini” geri getirebilir!.. olur mu; bilmem!..galatasaray camiasında “yanal’a karşı bir hava olduğunu” biliyorum; ama yönetim imkân sağlarsa, yanal “bu havayı kısa sürede dağılabilir”; mesele adnan polat’ın “böyle” bir adımı atacak cesareti gösterip göstermeyeceğinde; bekleyelim görelim!..
    --- alinti ---

    atma öcal abi, din kardeşiyiz! bu kadar da düşman olunmaz bir takıma yahu!

    http://www.sporyazarlari.com/...nal-icin/102363.aspx
  • 7
    17.06.2009 tarihinde kendi köşe yazısında, kutsal ittifak medyası, türk spor medyası ve bilumum "çayırsporlu kalemşörlere" ayarın allahını vermiş spor yazarıdır.

    basketbolda final karşılaşmalarının yapıldığı bir ortamda ortaya konan rezilliğin, verilen cezaların(!), takipsizliğin, vurdumduymazlığın, bilumum tüm bu "olayların" belli bir amaca hizmet ettiğini ortaya çok net bir biçimde koymuştur.

    --- alinti ---
    ......yedinci maçta da allah kerim!..
    nasılsa “bir gün herkes fenerbahçeli olacak!..”
    o maçta da “fenerbahçeli olma sırası” bakarsınız, hakemlere gelir!..
    “3 yıl şampiyonluk sözü” veren aziz başkan, “lig başlamadan” sahneye çıktı; herkese, “medyasıyla beraber” tam bir gözdağı verdi!..
    hayırlı olsun!..
    --- alinti ---

    yazının tamamı için;

    http://www.sporyazarlari.com/...n-misin-/118375.aspx
  • 9
    perşembe gecesi sevgili kardeşim hıncal uluç telefon etti; istanbula yeni döndüm, dünkü yazını şimdi okudum. kafka;nın hikâyesinin kahramanının adı neydi?..
    telefonda durakladım;;allah allah, yazımda da yazmışım adını, üstelik hıncal bilmez mi, bana neden soruyor, bunda bir cinlik var ama, nerede?;
    gene de cevap verdim; gregor samsa!..; kahkahayı patlattı;;gregor samsa;nın adının baş harfleri ne?..
    bu defa ben kahkahayı patlattım; g.s!.; vay canına sevgili okurlar, franz kafka ;bu ünlü hikâyesinde, benden çok önce, taaa o günlerden galatasarayı yazmış; galiba, şifre ile; ;gs!..

    ne isim koymuş be bey babanız, biriniz öç alıyor, biriniz hınç alıyorsunuz. hınç alanınız yıllardır bu ülkede bir numaralı bilirkişi olarak her konuda görüşünü kitlelere benimsetebilmektedir. aykırı görüşü esastır, kim neye karşıysa o taraftan olur. sezon başından beri bitirmeye uğraştığı galatasaray, 3 maçta 8 puan kaybedince yağları erimiştir. ne de olsa demişti, dedikleri çıktığı için de mutludur. servet'in götünü dayayarak top oynadığını bir tek o gözler görmüştür. yıllarca hakan şükür kaleciye doğru boş koşular attığında enerjisini gereksiz tüketiyor diye yırtınan hınç alıcı, iş kazım'a gelince büyük antrenör dehalığından söz etmektedir. aslında servet biraz akıllı olsa, kazım topa dokunmadan maçı bitirebilirdi. kaleciye uzatılan topu, tekrar alma riskine girmedikleri için kaleci topu kaptırdı bir kaç kere. köşe başları onun, o ne derse odur. bütün millet arda'ya çullanmışken şimdi aklı sıra arda tarafına geçmiştir. arda'ya mektup yazmış gaza getirmeye çalışıyor. arda gibi futbolcu üst üste maç kötü oynamaz, yakında bir maçta coşacak, bizim ünlü nonbertarafus durumdan vazife çıkarıp, kendiyle bir kez daha övünecektir.

    artık hınç alıcıya alıştık, okumadan da duramıyoruz. ne kadar sinir olursak o kadar iyi mantığıyla daha çok seneler okuyacağız. ancak son zamanlarda bir de öç alıcı çıktı. iki kardeş bir birinin aynı yazılarla muhtemel galatasaray başarısızlığı üzerine kurgularını yapıyorlar. aynı şeyleri fenerbahçe için yapsalar sonuç daha başarılı olur halbu ki. ben de buradan bir gün fenerbahçe'nin bir takımdan hezimet yiyeceğini yazayım gün be gün. elbet bir gün tutacak.

    bir gece kadıköy'de bir baktılar ki koskoca galatasaray, hamamböceği oluvermiş. ne komik, hem dediğiniz çıktı, hem de ulamalığınız devam ediyor hala. ben takip etmiyorum, öç alıcı da belki uzun zamandır yazıyor, ancak gündemdeki büyük gazetelerde olmadığından kardeşi kadar popüler değil.

    ne güzel iş aslında, galatasaray'lı olacaksın galatasaray'a saldıracaksın. galatasaray ezilirse dediğim çıktı diye sevineceksin, galatasaray ezerse galatasaray'lısın ya en güzel yazıları yine sen yazacak başka türlü sevineceksin.

    yok öyle yağma, ateş düştüğü yeri yakıyor, üzüntümüz de bizim, sevincimiz de. hıncınızı, öcünüzü aldınız yeter, bırakın şu takımı artık bize. sizler 10 senedir kadıköy'de galatasaray'ın neden hep kaybettiğine kafa yoracağınıza, devletin resmi takımının neden 25 senedir kupayı alamadığına da yorun biraz.

    bu neyin öç alışı, neyin hınç alışıdır.
  • 10
    yıllar sonra ilk kez bugün bir yazısını okudum ve ve yazdıklarına fazlasıyla hak verdim.

    --- alıntı ---

    her şey prof. dr. deniz gökçe’nin akşam gazetesi’nde 22 temmuz perşembe günü yazdığı “fenerbahçe’nin stadı ve bilançosu” başlıklı yazısı ile başladı.
    sonra fenerbahçe divan kurulu’nda “kerim kerimoğlu” adlı üyenin “yaptığı sert eleştirilere” fenerbahçe başkanı aziz yıldırım’ın verdiği “ağır” cevabı okuduk, spor basınımızda!..
    ne var ki, “ağır cevabın yer aldığı” spor basınımızda, kerim kerimoğlu’nun “divan toplantısına neler dediğine dair” tek cümle okuyamadık; spor basınımız “söyleneni” yazmıyor, ama “söylenene cevabı çarşaf çarşaf vermek için” yarışıyordu!..
    “allah allah, ne demiş bu kerim kerimoğlu” diye araştırırken, bu defa fenerbahçe “eski” yöneticisi hakan bilal kutlualp’ın açıklama ve iddiaları “gündeme düşüverdi”; kutlualp, açıklama ve iddialarında “ülkenin en tanınmış ekonomistlerinden ve uzmanlarından” prof. dr. deniz gökçe’nin “fenerbahçe stadı ve blançosu” başlığı ile yazdığı yazıda “anlattığı hususları”, sorular ve iddialar hâlinde fenerbahçe yönetimine soruyordu.
    kutlualp’ın iddia ve soruları üzerine kıyamet koptu; fenerbahçe yönetimi “çok kişili” bir basın toplantısı yaparak, “iddiaları cevapladı”; daha doğrusu yalanladı; söylenenlere, iddialara karşı “hukuki bütün hakların saklı olduğunu” duyurdu!..
    deniz gökçe hocamızın “ilk yazısından itibaren” , konunun “ne olduğunu” anlamaya çalıştım. hakan bilal kutlualp’ın açıklamalarını 4-5 gazeteden okudum; kerimoğlu’na aziz yıldırım’ın divan kurulu’nda verdiği cevabı, hakan bilal kutlualp’a “çok kişili basın toplantısında verilen” cevapları da fenerbahçe resmi sitesi’nden bütün detayları da okudum!..
    ama açıkça ifade edeyim ki; prof. dr. deniz gökçe’nin ortaya attığı “tapusu fenerbahçe’ye ait olmayan” fenerbahçe stadı’nın, faaliyet raporunda ve bilançoda “nasıl olup” da “artı değer” olarak yer aldığını ve de “büyük bir açığı kapattığını”, dahası bu sezon “bu artı değerin nerede ise nasıl ikiye katlandığını” anlayamadım!..
    dahası, “fenerbahçe kulübü’nün futbol federasyonu’na ve fenerbahçe sportif hizmetler aş nin sermaye piyasası kurulu’na verdikleri bilanço ve raporlarını uluslararası deloitte firmasına denetletildiğini” yazan hocamız, “fenerbahçe genel kurulu üyelerine dağıtılan faaliyet raporunun ve bilançonun, aynı kuruluşa denetlettirip denetlettirilmediğini” soruyor ve bizlerin anlayacağı şekildeki ifadesiyle, “denetletilmişse, o kuruluş, bu stat konusundaki ‘artı değer’ iç in ne demiştir” diye soruyordu!..
    hakan bilal kutlualp’ın açıklamalarının temelinde de “bu olay” yatıyordu ve “özetle” soruyordu, kutlualp; “fenerbahçe’nin üyelere dağıttığı faaliyet raporu ve bilanço denetlenmemişse, neden denetlenmiş gibi bir gösterilmeye çalışılmıştır?..”
    fenerbahçe’nin açıklamalarında “her şey vardı” ama, “bu temel sorunun cevabı açık olarak yoktu!..”
    denetleme kuruluşu’nun yöneticisi de “ortak” basın toplantısında “evet, fenerbahçe üyelerine dağıtılan faaliyet raporunu ve bilançosunu da denetledik” dememiş; yani “denetlemelerinin federasyona ve spk’ya verilenlerle sınırlı kaldığını” belirtmişti!..
    dahası, fenerbahçe asbaşkanı murat özaydınlı da, aynı basın toplantısında sözü, “bu durum, sadece bu yıl yapılmıyor, 2006’dan beri aynı şeyi yapıyoruz, ey kutlualp, çok şaşırdım, bu yapılan yanlışsa, yönetici olduğun dönemde de yapıldı, altında imzan var” demeye getiriyordu!..
    işte “şimdilik gelinen nokta burası”; ama nerede benim anlı ve de şanlı medyam ve de futbol federasyonumuz “bu iddialara karşı” ne yapıyor?..
    “bir-iki gazetenin internet sayfalarında” aynı günlerde aziz yıldırım’ın “şüpheli” iddiası ile “savcılıkça ifadesinin alındığı” ve dosyasının “özel yetkili savcılığa gönderildiğine dair” haberler okudum; nerede benim anlı ve şanlı medyam; yoksa, “türkiye’nin en büyük kulüplerinden birinin başkanının ‘şüpheli’ iddiası ile ifade verdiği haberi nereden çıktı, neler oluyor, işin esası nedir” diye araştırmak, haber “doğru değilse” yazmak, “basının görevi değil” mi?..
    manchester united ya da inter ya da bayern münih ya da real madrid başkanları savcılıkta “şüpheli” olarak ifade verirse, “oraların basını” kulağının üzerine yatar mı?..
    bu haber, “anında fenerbahçe resmi sitesi’nde yalanlanmadığına göre”, demek ki, “öyle ya da böyle bazı gelişmeler var”; gazetelerin internet sitelerinden “bir ajansın verdiği” bu haberi ben okuyorum da, spor sayfalarımızın, birinci sayfalarımızın sorumluları, yetkilileri, gazetelerimizin, tv’lerimizin “bu işlerle ilgili” muhabirleri ne yapıyorlar?..
    elbette ki, bu yazıda, buraya kadar “sorulan” bütün sorular önemli, hem de çok önemli, ama bir soru var ki, hepsinden önemli!..
    işte şimdi, “o” soruyu soruyorum; “bu” gelişmelerin kahramanı “aziz yıldırım ve fenerbahçe” değil de, “adnan polat ve galatasaray” ya da “yıldırım demirören ve beşiktaş” olsa idi, benim “tarafsız” spor medyam, pardon “spor da dahil” bütün medyam, “böyle mi davranırdı?..”
    “türkiye cumhuriyeti’nde her şey ortaya çıkmalıdır” düşünce ve yarışının içinde olan medyamın, iş “fenerbahçe cumhuriyeti’ne gelince” tam tersini yapmasının sebebi “acaba” ne ola ki?..

    --- alıntı ---
  • 12
    --- alıntı ---

    hâlâ aynı davulu çalmaya devam edenler var; galatasaray’da da, basketbol’da da!..
    “abd’yi bile yeneriz” ninnileri ile başlayan ve devam eden süreçte, “yarım almanya” demek olan “nowitski’siz” almanya önünde bile tam tabiri ile “rezil olan” bir takıma ulaştık, dünya kupası’na 10 gün kalmış, hâlâ “yok şu oyuncu, yok bu oyuncu” uyutmaları, “biraz” yüreklilerinin “tanjeviç’i işaret eden” eleştirileri ile günü geçiriyoruz!..
    asıl suçluyu, asıl sorumluyu, asıl “böylesine bir rezaletin” rejisörünü ramp ışıklarına çıkarmaktan kaçınanlar, tv’lerde, gazete sayfalarında, “bir-iki istisna hariç” her gün “büyüklere masallar” söylemeye devam ediyorlar!..
    milli takım antrenörlüğüne kadar yükselmiş koca koca adamlar işi “yorgunluğa bağlayacak” kadar “gülünç bir zavallılık” gösterisine soyunmaktan utanmıyorlar!..
    hiç düşünmüyorlar mı, “üç maçta yorulan (!) oyuncular” ile koca bir dünya şampiyonası’nı nasıl çıkaracak türk milli basketbol takımı, nerede kaldı “12 dev adam?..”
    ey, “seyahat sever ve de görev bekler” yorumcu takımı, hepiniz çok iyi biliyorsunuz ama yazamıyorsunuz ki; kendi ülkemizdeki dünya şampiyonası öncesi yaşanan “rezaletin tek sorumlusu” basketbol federasyonu başkanı turgay demirel’dir!..
    “ondan sonra gelen” sorumluların başında “bu zatı o koltuğa oturtan ve arkasında duran” aziz yıldırım gelir!..
    ondan sonraki sorumlular, “bu zatın ne olduğunu, federasyonun başına nasıl ve neden ve de kimler tarafından getirildiğini ve nasıl bugünlere kadar kaldığını bildikleri” hâlde hâlâ ve hâlâ kıllarını kıpırdatmayan spor teşkilatımızın “en tepesinde oturan” anı ve de şanlı devletlûlarımızdır!..
    daha sonra “tanjeviç” adlı “tam dağıtmış” bir hoca sorumlu olabilir, rezaletten; ama adam “kaleşnikofu yetkili ve de etkili sorumluların başına dayayıp, kendisini silah zoru ile milli takıma antrenör yaptırmadı” ya!.. “takımı çalıştıramayacak kadar ağır bir ameliyat geçirdiği” hâlde, hâlâ o “görevde tutulması için” avrupa insan hakları mahkemesi’nden karar da çıkarmadı!..
    eeee, “abd’yi bile yenecek (!) güçte” bir kadroyu “her önüne gelenin şamar oğlanı durumuna düşürenler” cascavlak ortada iken ve yıllardır “bu rezil trajedi sahneye konurken”, uyuyanlar, uyutanlar federasyonun yanında “koruma ve kollama nöbeti tutarlarken” ve de “bu derin gafletten faydalananlar, nemalananlar” düğün bayram ederken, “seyirci ve şakşakçı olmaktan öteye gidemeyenlerin” bugün “bir şey söylemeye hakları olur” mu?..
    işte “aynısının tıpkısı” bir tablo galatasaray’da da var!..
    “tanjeviç” adının yerine “rijkaard” adını koyunuz, “turgay demirel” yerine de “adnan polat” adını ve hatta turgay demirel’in yanında yıllar yılı “aynı” görevi yapan “doğan hakyemez’in adı” yerine “adnan sezgin” adını monte ediniz; işte “rezalet” senaryolarının sahneye çıkardığı “birbirine çok benzeyen” iki takım huzurlarınızda; galatasaray futbol takımı ile türkiye basketbol milli takımı!..
    insaf ediniz, “acı” tablo ortada, başkanlarıyla, yöneticileriyle, teknik adamlarıyla, basındaki “hınk deyicileri” ile hâlâ yüzleri kızarmadan “masallar, ninniler” söylemeye, kamuoyunu, camialarını uyutmaya çalışıyorlar!..
    söyleyin bana sevgili okurlarım; sivasspor önündeki zavallılıkla, almanya önündeki zavallılık arasında ne fark var?!..
    iki başkanın “gemlenemez” inatları, ihtirasları, “sadece kendilerince bilinen” niyetleri ve bu niyetlere “uğranılacak zararları ve ödenecek bedelleri zerre kadar düşünmeden kurban ettikleri” galatasaray kulübü ve türk basketbolu!..
    anlaşılıyor ki, ne galatasaray yönetim kurulu, ne galatasaray divan kurulu adnan polat’ı, ne spor teşkilâtı ve onun başında oturan “en yetkili kişiler” turgay demirel’i bunca olana rağmen, “doğruya, mantığa, insafa getiremeyecekler”; öyle bir niyetleri de yok ve de “seyirci olmaya” devam edecekler; öyleyse görev taraftara düşüyor; tribünlere “takımlarını alkışlamaya gelen” seyirciye düşüyor; öyle bir tepki koymalılar ki, ne adnan polat ve yönetimi, ne turgay demirel ve yönetimi “bugünlere gelişin baş sebebi olan” niyet ve uygulamalarını sürdürebilsin, sürdürmeye kalkışırlarsa da, “go home” sloganı sonları olsun!.. olsun!..

    öcal uluç

    http://www.turkiyegazetesi.com/...detay.aspx?id=458526

    --- alıntı ---
  • 15
    --- alıntı ---

    basketbolu, voleybolu “kulüpler bazında” türkiye’ye kim getirdi; galatasaray!..
    “yenilmez armada” olup, hatta “en büyük” rakibinin basketbol - voleybol şubeleri kurmasına “oyuncu - antrenör”bile vererek destek olan camia hangi camia; galatasaray!..
    peki, bu galatasaray’ın, kaç yıldır basketbolda ve voleybolda “en büyük rakibi” fenerbahçe, şampiyonluklardan şampiyonluklara koşarken bir tane bile “lig şampiyonluğu”neden yok?..
    dahası, üç gün önce “bunca para harcanan”kadınlar basketbol takımı’nın, rus rakibinin potasına, ancak fenerbahçeli taurus’un “son maçında attığı sayıyı biraz geçebilecek” kadar (34 taurus - 40 galatasaray) sayı bırakabilmesine ne demeli?..
    ve de fenerbahçe, hem de barcelona’da “bizleri tv başında hop oturtup hop kaldıran” bir müthiş ve göz yaşartıcı mücadele ile “avrupa şampiyonu” barcelona’yı yenecek bir basketbol takımı kurup, bütün ülkeyi “sarı-lâcivertli renklere hayran ve aşık ederken”, bugünün galatasaray başkanı ne yapıyor; “biz büyük işler yapıyoruz, başarı kale çizgisinden geçmeyen (ve tabii, basketbol potasından da geçmeyen) toplarla ölçülemez, birkaç kupa eksik oluversin” demeye devam ediyor ve bu defa da büyüklere “kurdukları sigorta şirketi masallarını” anlatıyor!..
    bitmedi; “büyük yanlışını”, rijkaard’ı, cebine “5 milyon euroluk teminat mektubu koyup”gönderdikten sonra, “bütün galatasaray camiasıyla alay edercesine”, ancak şimdi ağzından kaçırıyor; “kötü sonuçların sorumlusu yüzde 95 teknik direktördür!..”
    aslında “bu itiraf”açık açık “kötü sonuçların yüzde 100 sorumlusu, böyle hocaları gerçekleri görmeyerek ısrar ve inatla iş başında tutan başkanlar ve yönetimleridir”demektir!..
    tablo ortada; “yüzde 95’lik”rijkaard gitti, “yüzde 100’lük” polat ve yönetimi koltuklarında oturuyor!..

    öcal uluç

    http://www.turkiyegazetesi.com/...detay.aspx?id=467309

    --- alıntı ---
  • 19
    --- alıntı ---

    galatasaray, önümüzdeki 8-10 yılın iskeletini kurabileceği “genç” ve türk futbolcuları -yiğit gökoğlan hariç-, birer birer, üstelik “sudan bahaneler ile” kaçırdı!..
    alper’den olcan’a, manisaspor’un çifte yiğit’lerinden, turgut doğan’a kadar birçok genç, ama bugünün galatasaray’ında “doğrudan oynayabilecek” kapasite ve yetenekte futbolcu alınabilirdi.
    yapılmadı; “pahalıydı, ankaragücü’ne acıdık, kulüpteki dengeleri bozardı” gibi bahanelerle, tıpkı 2000’li yılların “o müthiş” ve “türk oyuncu iskeletli” takımın bir benzerinin sahalara sürülmesi şansı kaybedildi!..
    diyeceksiniz ki; “galatasaray onca parayı nereden bulacaktı?..”
    basel’e, arnavut asıllı futbolcusu shakiri için teklif edilen “bonservis bedeli” ne kadar; şu an için 8 milyon euro kesin, 2 milyon euro da bonusu var; yani, 20 milyon liranın üstünde bir para!..
    bu paraya galatasaray, alper’i de, olcan’ı da, turgut’u da, iki yiğit’leri de, serdar aziz’i de, umut’u da alır ve belki de kayserispor’un kapısını “doğru dürüst” çalarak, bu futbolculara amrabat’ı bile “bonus” diye ekleyebilirdi, ocak transferinde!..
    ama galatasaray’ın transferlerinde tıpkı mevsim başındaki gibi “üç başlılık” sürüyor; ünal aysal ve danışmanı bülent tulun cephesi, ali dürüst - abdürrahim albayrak cephesi, bunların arasında “iki arada bir derede kalan” fatih terim cephesi, zaman zaman işe müdahil olan adnan öztürk de cabası!..
    yazık, çok açık görülüyor ki, bugün “bonservis bedelleri pahalı görünen” ve de “kendilerine verilecek paralar itibariyle kulüpte dengeleri hiç de bozmayacak olan” bu genç yıldızlar, bir shakiri’ye ödenecek paraya alınmadılar, çok değil gelecek yıldan itibaren, “bir tanesini alabilmek için” kim bilir, “kaç para gözden çıkarılacak?..”
    yazalım bir kenara ve bekleyelim; yaşayıp, göreceğiz!..

    --- alıntı ---
  • 20
    19 ocak 2013 türkiye gazetesindeki yazısından.

    --- alıntı ---

    önce “maaşlı profesyonel” dedi, sonra “tepkiler gelince” lâfı çevirdi; “ben bütün profesyonelleri kastettim!..”
    tabii, galatasaray tv’deki söyleşiye katılan gazeteciler ve de tv başında programı seyredenler, kahkahalarla güldüler, zira “soru da, konu da fatih terim’di”, hatta gazetecilerin bazıları, galatasaray başkanı’na “fatih terim’in herhangi bir profesyonel olmadığını” anlattılar!..
    günler sonra, “fatih terim’le aramızda hiçbir sorun yok” açıklaması geldi, “niye olsun” sorusuna da “kendisi” cevap verdi:
    “fatih terim yararlı bir elemandı!..”
    “ünal aysal hiç ayağına kurşun sıkar mıydı?..”
    eh, başkan lütfetmiş, terim’i “maaşlı profesyonellikten yararlı elemanlığa terfi ettirmişti!..”
    dahası onunla da yetinmemiş; “kendisinin ayağı ile eşleştirmişti”; daha ne olsun, terim “ona teşekkür etmeliydi!..”
    ***
    ünal aysal, bilmez de, hatırlamaz da, bir zamanlar bir galatasaray başkanı (ismini biliyorum ama rahmetli olduğu için yazmayacağım), galatasaray’ın, “tıpkı fatih terim gibi” hem oyuncu, hem hoca olarak efsanelerinden gündüz kılıç için, gazetecilere böbürlenmiş ve “ben başkan kaldığım sürece, gündüz kılıç kulübün kapısından giremez” demişti!..
    gündüz kılıç, “hâlâ galatasaray’ın efsanelerinden biri” ve galatasaray kulübü yaşadıkça da “öyle” kalacak; aslan nihat’lar, metin oktay’lar ve daha niceleri gibi!..
    peki, “o galatasaray başkanı’nı hatırlayan, bilen” var mı?..
    işte gün gelecek, ünal aysal da “o başkanın durumuna düşecek”, ama fatih terim, galatasaray kulübü yaşadıkça “galatasaray’ın efsanelerinden biri olarak” hep hatırlanacak, galatasaray tarihinde de, türk spor tarihi’nde de “unutulmayan anıt adamlardan biri olarak” yer almaya devam edecek!..
    aysal iyi bilmeli ki, terim “bugün bu yapılanlara karşı” susuyorsa, “bu senaryonun arkasında kimlerin olduğunu” çok iyi bildiği hâlde “kendisinden beklenen tepkiyi” koymuyorsa, galatasaray’ı düşündüğü, takımın lig şampiyonluğu’nda ve şampiyonlar ligi’nde “çok hassas bir süreçten geçtiği” içindir!..
    keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner; aysal “bunu” hiç ama hiç unutmamalı!..

    --- alıntı ---

    http://www.turkiyegazetesi.com/...=562045#.UPp5sCeExqU
  • 21
    türkiye gazetesi yazarı öcal uluç, derbi öncesi bir yazı kaleme aldı.

    galatasaray’a “başkan olduğu” günlerde, “kendim için hedefe üç şart koydum; başarı, başarı, başarı... bu 3 şartı yerine getiremezsem, yerimi başaracak arkadaşa bırakır, giderim” anlamına gelen sözler söyleyen ünal aysal, şimdi “o sözlerini” hatırlamaz oldu!..
    hatta, “benimle beraber çalışacak olanlar da, kim olurlarsa olsunlar, bilmeliler ki, ‘kendine bu hedefi koyan’ bir başkanla çalışacaklar, başarılı olmayan gidecek, bu böyle bilinsin” anlamına gelen açıklamalar da yapıyordu; fatih terim’e “derin mesajlar” göndererek!..
    “mancini’nin ve takımının haline bakarsak”, aysal’ın “bu sözlerini de unuttuğunu” görmemek imkânsız!..
    başkan ve yönetimi hakkında “başarı” grafiğinde “üç ana bölüm” vardır; 1- idare, 2- mali durum, 3- sportif tablo!..
    şimdi bakalım “gerçekler” ne gösteriyor; yoo “büyütece ihtiyaç yok”, bir “numarasız gözlük” bile yeter!..
    1- galatasaray yönetim kurulunun “saklanmaya çalışılan” parçalanmış durumu ile, profesyonel kadrodaki tasfiyeler, “idari bakımdan” aysal yönetiminin ne kadar başarılı (!) olduğunu gösteriyor mu?..
    2- mali durum, galatasaraylıların tüylerini diken diken edecek halde, “korkmayın eski gümüşleri satmam” diyen aysal’ın “bunca gelir artışına rağmen, nasıl bir borç tablosu ile genel kurulun karşısına gittiğini” bilmeyen var mı?..
    hem de uefa’nın “finansal fair play uyarısı” masanın üzerinde iken!..
    sermaye artırımı yapılamasaydı, “eski gümüşler”, yani riva’lar başta, “pırlanta gibi” gayrı menkuller satılmayacak mıydı?..
    “vergilerini ödeyemeyen ve bunun için de vergi borcu kadar ceza yiyen kulüp” haberleri “kurumsallaşma aşığı” bir başkan’a yakışıyor mu?..
    3 - işin sportif yanı ise tam bir felâket; şu futbolun, “kadınlar hariç” şu basketbolun, şu voleybolun hâline bakın!..
    sporcuların “ödenemeyen paraları” iddiaları gazete haberleri olduğundan beri, tam bir “başıboşluk ve başıbozukluk tablosu ortada”; sayın başkan’ın “futbolu öğrenmesinin, biraz daha karışık olan basketbolu da öğrenmeye başlamasının sonucu” olmasın bu “acı” tablo?..
    “5 yılda onu yapacağım, bunu yapacağım” masallarını “büyükler dinleyebilir” ama, ortaokul çocuklarının “aman be aysal amca, beni uyutamazsın bu masallarla” dedikleri muhakkak!..
    mali genel kurul’da, “ünal aysal’ı mayısta yapılacak ‘seçimli’ bir genel kurula mecbur edecek” bir tablo ortaya çıkmalıdır!..
    aksi halde, galatasaraylılar iyi bilmeli ki, “yarınlar çok geç olabilir!..”
    ve “o yarınlarda”, birileri “bırakıp” gidebilir!..
    o zaman, “gelecek olana kalacak mirasın ne olacağı” ortada değil mi?..
    galatasaray gibi bir camia için “görünen köy” kılavuz ister mi?..

    kaynak: http://turkfutbol.com/...ur-edecek-34675.html
  • 22
    http://www.gsgazete.com/...lmalidir-h15845.html

    son olarak türkiye gazetesi yazarı öcal uluç yıldız oyuncu hakkında ağır ithamlarda bulundu…
    galatasaraylılığı ile bilinen yazar hıncal uluç’un ağabeyi öcal uluç, sneijder’in sözlerinin ardından yıldız ismi sert sözlerle eleştirdi.

    kendisi şöyle bir yazı yazmış, bunaklığını kanıtlarcasına.

    artık babası hınc-al ve öc-al isimlerin nasıl bir nefret ile koyduysa!

    (bkz: hıncal uluç )
  • 23
    uluç kardeşlerin yüreklerindeki kin ve nefret nasıl bir şey ki bütün türkiye'ye kusmaktan usanmıyorlar arkadaş.

    şimdi de sneijder'e kusmuş öcal olanı. bunlar aslen fenerli olmasına rağmen (ki fenere çok yakışıyorlar) galatasaray görünümlüdürler.

    öcal kardeşler için iki şey söyleyeceğim.

    -asla ciddiye alınmamalılar.
    -yüreklerindeki kin ve nefreti kusmaları için başka bir meslek seçmeliler.

    uluç kardeşler değil, cellat kardeşler.
  • 24
    --- alıntı ---
    ortada bir de gerçek var; bu yönetim, öyle ya da böyle “işığı bitmek üzere olan galatasaray mumunu, yeniden yanar hâle getirmiştir!..”

    türk dil kurumunun büyük sözlüğünde “fitne” kelimesine baktığınızda karşınıza çıkacak “anlamlar” tam da “galatasaray’daki durumu” ortaya koyar!..
    “ad” olarak fitne; karışıklık, kargaşa. / “sıfat” olarak fitneci; ara bozucu. / bir de “fitne fücur” var; çok fitneci.
    “fitne ve fitneciler için”, kur’ân-ı kerimde ve hazreti peygamberimizden nakil herkesin “ders alması gereken” ayetler ve hadisler vardır.
    sadece bir hadis bile, “fitnenin ne olduğunu” ve “galatasaray için” ne ifade ettiğini ortaya koymaya yeter; “fitneden sakının! söz ile çıkarılan fitne, kılıç ile çıkarılan fitne gibidir. - ibni mace”
    kimse darılmasın, gücenmesin, kızmasın, öfkelenmesin ve sadece düşünsün, şimdi yazacağımı; “galatasaray’da fitne vardır!..”
    her galatasaraylının, ister kulüp üyesi olsun, ister olmasın; “yönetimleri eleştirmek ve ‘doğru bildiklerini’ söylemek hakkı” vardır. başkanlar dâhil, herkes “bu eleştirilere, bu sözlere saygı duymak” zorundadır!..
    ama, “bir şart” ile; “bu eleştiriler, ‘doğru sebeplere dayanıyorsa’ ve de ‘doğru bilinenler doğru ise’; yoksa fitne başlar!..”
    sadece “görmüyor, duymuyor, okumuyor”, biliyorum ki; bugün “galatasaray futbol takımı’nın başarısız olmasını isteyenler, bekleyenler” ve “bu fırsatın ellerine geçmesi için” dua edenler vardır!..
    “bunun gerçekleşmesi için” dünlere kadar “açık açık” ellerinden geleni artlarına koymayanlar vardı, bugün de “soysal medyada” hâlâ fink atanlar var!..
    dursun özbek yönetiminin, göreve geldiğinden beri yaptığı “yüzlerce hata” var, elbette her galatasaraylı bu hataları eleştirecektir; buna kimse “neden eleştiriyorsunuz” diyemez!..
    amma, ortada bir de gerçek var; bu yönetim, öyle ya da böyle “işığı bitmek üzere olan galatasaray mumunu, yeniden yanar hâle getirmiştir!..”
    çok büyük sorunların birkaçı hariç (galatasaray adası ve son 15 yılın denetimin raporu / tüzük gibi) çoğunda önemli adımlar atılmış ve “ohh, dünya varmış” denilmese bile, “kulüp, bitkisel hayatın eşiğinden döndürülmüştür!..”
    hatırlayalım; daha dün gibi bir zamanda, “galatasaray kulübü iflas etti, bir çin dolar milyarderine, bir rus oligarkına, bir arap petrol şeyhine satılacak” iddialarını “ciddi ciddi” konuşmuyor, yazmıyor muyduk?..
    hatırlayalım; daha düne kadar, “bitirilecek” denilen borçlar ve “bilanço dönemi zararları” artmıyor muydu?..
    hatırlayalım; daha düne kadar galatasaray futbol takımı, 6’ncılık, 4’üncülük ile yetinip, ortalama 13-14 bin seyirciye oynamıyor muydu?..
    hatırlayalım; galatasaray store’lar sinek avlamıyor muydu?..
    hatırlayalım; “peşinde koşulan” sponsorlar, burun kıvırır hâle gelmemiş miydi?..
    hatırlayalım; “florya ne olacak, riva ne olacak, üç otuz paraya peşkeş çekildi” kavgaları gündemden düşmez hâle gelmemiş miydi?..
    bir de bugüne bakın ve elbette eleştirin ama, “sezar’ın hakkına” da saygı duyun!..
    “kürsüye bir lira bırakmak”, hangi amaçla ve sebeple de olsa, “galatasaray’a ve galatasaraylıya yakışmaz”; bu gösteriler, galatasaray’ı kurtarmaz!..
    “galatasaray’ı tümüyle ayağa kaldıracak” galatasaraylı adımı, “sosyal medyada fitnenin önlenmesi ve fitnecilerin seslerinin kısılması” olmalıdır!..
    “bunu yapmayanlara” ben “galatasaraylı” demem!..

    öcal uluç

    --- alıntı ---

    hıncal uluç'un ağabeyi. hık demiş hıncal'ın burnundan düşmüş pardon hıncal onun burnundan düşmüş. sosyal medyaya düşman. özgürlüklere karşı ve kendi fikirlerini dayatmacı bir dille aktaran narsist bir kişilik yapısına sahip. zaten ülkemizde iki tip ruh hastalığı çok yaygın biri narsizm diğeri şizofreni. ülkenin kaderinde söz sahibi olanlara bakın ne demek istediğimi anlayacaksınız.

    uluç kardeşlere nacizane bir önerim olacak. sosyal medyanın zararları var evet ama faydaları çok daha fazla. faydalarına odaklansınlar. belki o zaman fikir ve ifade özgürlüğünün ne denli önemli olduğunun farkına varırlar.

    sosyal medyada fitne çıkarılıyormuş. yazılı medyada çıkarılan fitnenin binde biri kadar bile değildir. üç kuruşluk maaşla kendilerini gazetelere atıp, futbolcu, menejer ve yöneticilerden tırtıkladıkları paralarla yalan haber yapan, yazı yazan medya mensuplarını görmezden gelerek, hiçbir menfaati olmaksızın tamamen özgür iradesiyle sosyal medyada yazan insanları fitnecilikle suçlamak en hafif tabiriyle insafsızlıktır.

    galatasaray yönetiminin yaptığı fahiş hataları buraya yazmaya kalksam işi gücü bırakıp üç gün uğraşmam lazım. çöp transferleri ve sokağa atılan milyonlarca euroyu hatırlamak bile yeterli. bu yönetimi eleştirmeyeceğiz de kimi eleştireceğiz. ben sosyal medyada sallama eleştiri yapanların oranını %1 bile görmüyorum. bu da gayet normaldir. ancak sosyal medya bir konuda konsensüs sağlamışsa onu tartışmak bile abestir. çünkü tekrar ediyorum, sosyal medya manfaat ve çıkar ilişkileri ile kirletilmemiş bir alandır. orada kahır ekseriyet saf ve temiz duygularıyla yazı yazar. (tiroller hariç tabi)

    eğer sosyal medya olmasa bugünkü galatasaray kadrosu asla kurulamazdı. en az 8-9 çöp takımdan gönderilemezdi. yıllardır uğraşıyoruz hala temizliği bitiremedik.

    dursun aydın özbek, galatasaray'ın sönmek üzere olan mumunu tekrar tutuşturmuş. yapma öcal amca etme öcal amca. o mumu sadece ve sadece galatasaray taraftarı, taraftarın sosyal medyadaki baskıları tutuşturdu. hiç olmazsa bunu gör.