• 1
    nba'de salary caplerin ciddi bir miktarda arttırılmasıyla aradaki fark günden güne iyice açılacaktır. hatta kapanması veya azalması imkansız hale geldi diyebiliriz. şöyle ki:
    önceden nba'in özellikle düşük maaşlı oyuncuları euroleague'e sık sık transfer olmaya başlamıştı. ayrıca daha çok maaş alıyorlardı. avrupa cazip geliyordu son senelerde.
    bundan sonra ise nba'in en düşük maaşlı oyuncuları bile euroleague takımından kazanacağı paranın 2 katından fazlasını falan kazanıyor olacak nba'de. haliyle nba'den euroleague'e göç ciddi şekilde azalacak.

    ayrıca euroleague yıldızlarının nba'e gitme oranı çok artacak. çünkü:
    1- hem avrupa'da kazandıklarının çok çok fazlasını kazanacaklar.
    2- hem nba avrupa pazarına çok daha önem vermeye başladı. birkaç tutucu takım dışında hepsi geniş çaplı avrupa taraması yapıyor. hem oyuncu sayısı hem roller git gide artıyor.
    3- hem de daha popüler bir lige gitmiş olacaklar.

    nba'den avrupa'ya göç çok azalırken avrupa'dan nba'e göç çok artacak. avrupa takımlarının yıldızlarını ellerinde tutması çok zorlaştı. bu yüzden hem nba'den adam almak zorlaşınca hem de kendi yıldızlarını kaybedince euroleague seviyesi ve doğal olarak izlenilirliği, kalitesi düşecek.
    buna karşı euroleague önlem alacak mı? pek sanmıyorum ama göreceğiz.
  • 2
    seyir zevki açısından euroleague izlemek bence çok daha keyifli. özellikle pana, galatasaray, kızılyıldız gibi müthiş atmosferlerle birlikte coşan iç saha takımları, birinci grupların fırtına oyuncularının top16'da ortalıkta görünmemesi, cska'nın final four kayboluşları, efes'in ne yaptığının belli olmaması, fenerbahçe'nin her sene bu sezon farklı olacak başlangıçları, ara ara katılan sassari gibi takımların değişik oyun düzeni, murat kosova'nın uluması, olympiakos'un efsane dönüşleri kesinlikle başka tatlar.

    işin bir kalite tarafı da var ki çok şey söylemeye lüzum yok. nba'de süre alamayan bir oyuncu bile avrupa'ya transfer olduğu an takımını iki, üç seviye yukarı taşıyabiliyor. tersi de böyle. bogdanovic, marjanovic, bjelica, sonny weems yakın zamanın örnekleri.

    işin heyecan ve seyir zevki kısmı kesinlikle euroleague tarafında. basketbol kalitesi olarak belki hiçbir üstün tarafı yok ama çok başka bir havası var. yeni format bu havayı sikip atmazsa iyi.
  • 3
    benim gorusum euroleague'i ozel kilan maclardaki ozellikle dogu avrupa'da oynanan maclardaki atmosferdir. bugun gelmis gecmis en buyuk basketbol takiminin macina gittiginizde oracle arena hayvan gibi buyuk bir salon, inanilmaz isik gosterileri, devre arasi sovlari, muzik, dans vs festival havasinda cok baska bir ortama giriyorsunuz. avrupa'da ise basketbol maclarinda havada dehset bir tansiyon oluyor ve nba'de bu heyecan biraz daha yapay kaliyor. yani bunlardan biri sentetik digeri organik bir atmosfer. haliyle euroleague'i bu gozle izlemek daha zevkli oluyor. lakin nba ile arasindaki kalite farkindan dolayi gercekten basketbol izlemek isteyen insanin tercihi bence her zaman nba olmalidir.
  • 7
    basketbolun oynandığı ligle basketbolun tamamen sonuç odaklı oynandığı ligin karşılaştırması.
    evet asıl basketbol nba'de oynanıyor. lakin hiç bir nba takımı hep ben kazanayım diye hareket edemez çünkü sistem bunu engeller. abd'nin gelişmişliğinin bir nedeni de budur. sürekli fırsat verir. bu yıl en kötü olabilirsin lakin biz senin eline sezon sonu kullanabileceğin genç yetenekler sağlayacağız der. adamların tüm sistemi bu. bir fikir tek başına hep en güçlü olmasın diyorlar. o yüzden bir başkan en fazla 2 dönem seçilebiliyor.
  • 8
    böyle bir kıyaslama yapmayı bile tuhaf buluyorum. avrupa'nın en iyi takımlarının dahi normal şartlarda nba'de olan 30 takımın herhangi birine saha fark etmeksizin ezile ezile yenileceği bir realitedir. daha açıklayıcı olmak için futboldan örnek vermek gerekirse nba ispanya , ingiltere, italya , almanya ve fransa'nın en iyi takımlarının oluşturduğu bir ligse euroleague en iyi iyimser bakış açısıyla copa libertadores'tir.
  • 10
    bu kıyas kalite bakımından arada ki farkın be kadar makul olduğu ile alakalı. yani tabi ki de nba çok daha üste. ve avrupa basketbolunun nba'ye yaklaşması imkansız. (1. spor değil.) ama aradaki fark ne kadar makul, ne kadar bu fark izleyiciyi rahatsız etmiyor ve avrupa ne kadad basketbola farklı bir tad katabiliyor. unutmadan işin içinde "benim" duygusu var ve bu çok önemli.

    bu sene nba'yde bir düşüş olduğuna inansamda (totalde ki bir kalite düşüşü) bundan çıkmanın yolunu zaten sistem buluyor. bir de üzerine yeni adımlarıyla eyvah diyeceğimiz bir noktaya gelebilirler. tek sıkıntıları koç eksikliği.

    bu arada nba de normal sezon maçlarını bazı yönlerden çok robotumsu bulduğumu söyliyeyim. ama bu kişisel bir şey.

    euroleague de takım oynatma şansı olacak iki lig söyliyeyim. alman be italya. almanya ligi gayet keyifli ve organizasyon gelişiyor. bunun yamında italya, konuşmaya değmez. dün euroleague maçlarını izliyorum. fener maçı her ne kadar (bence) hakemlerin yanlış yönetimi de olsa gayet güzel ve üst düzey. cska maçını izliyorum ve bana göre hiç iç açıcı değiş, bu cska fener karşısında ne yapar vallahi ilerisi gözükmüyor. tamam böyle maçlar olabilir. örneğin bizim eurocup finalinin ilk maçının ilk çeyreği. gerçekten tuhaftı. ama genel manada euroleague'in vasatlaşma hakkı yok. çünkü vasatı çok düşük.

    nba hamlelerini yapar ve istedği sonucu olırsa o zaman bittik. euroleague'te ki seviye d-league eşit olur.
  • 17
    tartışmasız, açık ara nba'dir. nba'in yanında euroleague, şampiyonlar ligi yanındaki ptt 1. ligdir; süper lig bile değildir. galatasaray oynamasa oturup 1-2 maç dışında izlemem. o kadar söyleyeyim.
    nedenleri;

    1) nba'de uygulanan kurallar rekabeti her zaman belirli bir seviyede tutar. euroleague'de ise bırak rekabeti belirli bir seviyede tutmayı, alenen kayırılan takımlar vardır ve kurallar belirsizliği hakimdir, bunun sonucunda da rekabet yoktur, arada sürpriz yapan takım vardır.
    nba'de ne gibi kurallar var?
    salary cap vardır mesela. takımların verebileceği maaşın üst sınırı bellidir. bu sınırı aştıklarında aştıkları oranda ekstra vergiler öderler. bu takımları çok zorlayan bir şeydir. "abi lakers'a dokunmaz ya." diye düşünebilirsiniz, öyle değil. çok büyük bir yük getirir. haliyle lakers da, celtics de, raptors da benzer bütçelerle oynarlar. euroleague'de ise böyle bir şey yoktur. bir yanda yüksek bütçelerle kurulu real madrid, cska varken diğer yanda bizim gibi çok kısıtlı bütçeleri olan takımlar vardır.
    bir diğer mesele draftta bir önceki sezonun sonuncusunun draftın en iyi oyuncusunu seçmede en yüksek şansa sahip olması. bazı takımlar sırf bu yüzden lotaryaya yatarlar. yani normal sezonda hiç kasmazlar. mümkünse sıralamada sonuncu olurlar. her sezon drafta girecek oyuncular ve seviyeleri aşağı yukarı bellidir. zayıf takımlar o sezon drafttaki oyunculara göre draftlara yönelirler. 2003 draftına kadar epey bir süre adı anılmayan cavaliers lebron'u seçiminden sonra tekrar gündeme gelmiştir. final oynamıştır, her sezon başa oynamıştır.
    takaslardaki kurallar, vs... birçok şey nba'de takımlar arasında bir denge oluşturmuştur. elbette doğru gm hamleleriyle, şehrin etkisiyle ön plana çıkan takımlar olmuştur. lakers, celtics, spurs, bulls, vs... ama 16 şampiyonluğu olan ve bu alanda 2. olan lakers 2 sezondur lotaryaya yatıyor. playofflara bile giremedi. yine geçen sene olması lazım hem celtics hem de lakers normal sezonu konferanslarında sonuncu ya da sondan ikinci sırada falan bitirdiler. celtics de 17 şampiyonlukla 1. dir bu konuda. bir zamanlar estiren bulls, rose'a kadar geçen dönemde hiçbir şey yapamadı. 80'lerin sonunda ya da fazla uzağa gitmeyelim; 2004'ün bad boys'u pistons ortada yok kaç senedir. gsw çıktı mesela bu gsw 9 sene önce 8. sıradan playoff yapınca seviniyordu. bu örnekler uzatılabilir. ama euroleague'de son 10 yılın f4'lerini yazsak ortaya çıkacak tabloda farklı takım ismi çok az olacaktır. onlar da muhtemelen bir şekilde parayı bastırmış* ya da iyi bir jenerasyon yakalamış bir takımdır.
    gelelim euroleague'nin adaletsiz uygulamalarına... bir kere en başta katılım kuralları bile başlı başına skandal. a lisans diye bir şey var, neye göre verildiği belli değil. eurocup'u kazanıyoruz, ertesi sene el'de oynayacağımız hala muallak. fenerbahçe'nin el'de bir başarısı yoktu 2 sene öncesi için düşünürsek. ligde de bırak şampiyonluğu, finale bile çıkamadıkları seneden sonra bile gittiler. wildcard diye bir şey çıkarmışlar; kafalarına göre takım alıyorlar. sponsor kimi desteklerse, işlerine hangi takım gelirse... maçlarda dönen kayırmaları saymıyorum. sonuç olarak, el'de f4'e kimin kalacağı sene başında az çok herkesin söyleyebildiği bir şey oluyor.

    2) nba'deki oyuncu kalitesi çok daha üst seviyededir. bunu uzun uzun yazmaya gerek yok ama bir örnek üzerinden açıklayayım. spanoulis el için mükemmel bir oyuncudur, rakipsiz diyebiliriz belki de skorerlik anlamında. spanoulis'in rockets günlerini kaç kişi biliyor? rockets'in pg'ye çok ihtiyacı olduğu dönemlerde oynamasına rağmen tutunamamıştır. buna benzer çok örnek vardır.

    3) nerden çıktı, kim çıkardı bilmiyorum ama tutturulmuş bir el'de basketbol daha taktik oynanıyor, nba'de taktik yok diye. normal sezonun bazı maçları dağınık oynanıyor gibi gözükse de playoffları izleyenler asıl taktiğin ne olduğunu bilirler. celtics'in savunması, lakers'ın üçgen hücumu, celtics-lakers serileri, bad boys savunması, spurs'ün adım attırmaması, spurs-pistons serisi, spurs'ün pas oyununda makineye bağlaması, gsw'nin 3 sayı atan oyuncuları bu kadar effektif kullanabilmesi, vs... hakkını yemeyelim; el'de de bazen müthiş taktik oynanan maçlar oluyor. mesela 2 sene önce olması lazım, bir oly-pana maçı oldu maç sonuna kadar ne spa ne dd adım atamadı. ama nba'de de en az o kadar taktik vardır, hele playofflarda. yapılan atletik hareketler mi basit gösteriyor bilmiyorum ama onlar da çizilen özel setler sonrası öyle kolayca yapılıyor.
    hatta tam aksine el'de taktik daha azdır. mesela el'nin bug'u atletik uzunlardır. olympiakos yıllardır bunun ekmeğini yemektedir. pathway, dunston, vs... nba'de ise bu atletik uzunların ağa babası dwight howard vardır, sadece 1 sezon dışında hiç ön plana çıkamamıştır. el'ye gelse eminim 35 sayı-20 ribaund ortalamasıyla oynar. nba'de şu an yüzüne bakan pek yok mesela.

    4) nba'de playoff statüsünün daha geçerli olması. bilmeyenler için söyleyeyim; nba'de ilk başta 82 maç oynanır. normal sezondur bu. doğu ve batı konferansları vardır. doğu ve batıda ilk 8'e giren takımlar kendi konferansları içinde 1-8, 2-7, 3-6, 4-5 şeklinde eşleşirler ve maksimum 7'şer maç üzerinden seriler oynanır. 4 galibiyete ulaşan takım tur atlar. bu finalde de ilk turda da böyledir. el'de ise ilk başta bir grup aşaması vardır. daha sonra top16 tekrar grup şeklindedir. sonra top8'de 3 galibiyete ulaşan takım f4'e kalır. ama o da ne? f4 tek maç üzerindendir. hatta final de tek maç üzerindendir. açıkçası top16'daki ve öncesindeki maçları kimse sallamıyordur zaten. hadi 7 maç yapamadın, yerel ligler dolayısıyla o zor oldu ama bak ne güzel 3 galibyete ulaşan f4'e yükseliyor, yapsana f4 ve finali de 3 maça ulaşan kazanır diye. asıl önemli maçlarda maç sayısını azaltmak garip.

    5) başka bir nokta daha; avrupa takımları daha çok ateşli. tek üstün olduğu nokta olabilir. ama şunu kabul edelim; el'de de galatasaray, kızıl yıldız, pana, oly gibi takımları çıkarınca sağlam tribünler yok. özellikle bizim abdi ipekçi tüm nba takımlarının salonlarını ayrı ayrı katlar ama nba'de de hiç azımsanacak seviyede değil bu salon meselesi. tabi yine bu playofflarda ortaya çıkar.
    ama her savunmada "defence" diye bağıran taraftar da iyi. atağa kalkarken arkada piyano sesi de güzel bence.

    daha şimdi yazmaya üşendiğim birçok nokta var, unuttuğum noktalar da vardır elbette. euroleague çok çok büyük eksikleri olan, şu haliyle çok başarısız bir organizasyondur. galatasaray var diye takip ediyoruz işte. yoksa çekilir dert değildir. ama yine de galatasaray dışı etkenlerden de sayacak olursak; spa, dd gibi adamlar bu ligi izlenir yapıyor bir miktar.
    nba ise basketbolun en üst seviyede oynandığı ligdir. gerek oyuncu profili gerekse nba-euroleague arasındaki organizasyon farkı dolayısıyla el'den nba seviyesinde maçlar beklemiyorum. ama en azından şu katılım kurallarını objektif hale getirebilirler, katılım bütçelerini düzenleyebilirler. adil bir lig, rekabeti ve izlenebilirliği artıracaktır. ben her sene ya ligde ya da el'de ec'de başarılı olan galatasaray'ın bir sonraki sene el'de oynayıp oynayamayacağı konusunda şüphe duymak istemiyorum. haksızlığa uğramak istemiyorum. miras değil, alın teri olsun istiyorum. sponsor desteğiyle el'ye wildcard alan takımlar değil, bileğinin hakkıyla ülkesinde o sene final oynayan takımın gitmesini istiyorum.
    el'nin bunlara çözüm bulması lazım önce. daha sonra oynanan basketbolun seviyesi otomatik olarak artacaktır zaten. ha nba'de taraflılık yok mu, elbette var. kollanan takımlar ve oyuncular her zaman olmuştur ama hiç el'deki kadar bariz ve sonucu etkileyecek kadar olmamıştır.

    o değil de nba'i de ne zamandır takip edemiyorum, çok özlemişim lan. geçmişten örnekler verirken sohbet ediyormuş gibi hissettim. nba'in de eski tadı yok tabi. 8-9 sene önceki t-mac ve yao'lu rockets, o 4-3 biten utah serisi*, kobe-gasol'lü lakers*, nash-marion-stoudemire'lı suns, spurs, suns-spurs çekişmesi, 67-15'lik mavs'ı eleyen davis'li gsw, vs...
    özledik amk.
  • 18
    euroleague, bence daha kaliteli ve daha üstündür.

    euroleague'de oynanan basketbol, özellikle savunmaya verilen önemi gördüğünüzde net olarak euroleague diyebilmelisiniz.

    nba tamamen şova yöneliktir, normal sezonda nerdeyse çoğu maçları önemsemezler, play off'larda bile çoğu zaman çoğu takımın savunma yaptığını göremezsiniz. ( bir dönemki memphis grizzlies'i ayırıyorum. ) hatta normal sezonda 4. çeyrekleri satmaya, pazarlamaya çalışırlar. bu bile bişeyleri gösteriyor sanırım.

    bunun dışında san antonio spurs gibi çok önemli bir takım mücadele ederken bu organizasyonda; çok gereksiz, aslında o organizasyonda yer alamayacak kadar kalitesiz takımlar görürsünüz. (kimleri, hangi takımları kastettiğimi az biraz takip eden biliyordur sanırım. )

    yani bir de şöyle örnek verelim; real madrid basketbol takımı mesela, nba'daki çoğu takımdan hem genel kalite olarak, hem de popülarite olarak daha iyidir. mücadele etse, yer alsa nba'de başarılı olur mu ? ben olacağını düşünüyorum, aynı şekilde geçen yılın anadolu efes'i - ki ergin hocada bu yönde bir açıklama yapmıştı. - vs. vs. gibi örnekleri çoğaltabiliriz.

    avrupa basketbolu, euroleague; kalite olarak, oynanan oyun olarak bence daha iyi ve daha keyifli.
  • 19
    belki oyuna konulan akıl bakımından euroleague’in daha üstün olabileceği versus. o da belki. ama ki bu ama öyle sıradan bir ama değil, nba’de oynanan oyunu ‘tamamen şova yönelik’ deyip de amerikan güreşi seviyesine indirgemek ya büyük gaflet ya da büyük trollüktür. bugün euroleague’nin en iyi oyuncularından ve koçundan bir karma yapıp nba’in en kıytırık takımıyla maç yaptırsan, sonuç o nba takımından yana olur zira arada muazzam bir fizik ve hız farkı var. bugün nba’de yüzüne bakılmayan shane larkin, 2-3 yıldır ligin içinden geçiyor. bunun birçok sebebi olmasıyla beraber en önemlilerinden biri de larkin’in ilk adımı. bugün o ilk adımı larkin’den daha iyi atıp sonunu çok daha iyi getiren (bakın sadece tek bir özellik sayıyorum) o kadar adam var ki nba’de, saymakla bitiremezsiniz. yani nba’de belki oyunun savunma ya da hücum setlerine euroleague’deki kadar itina gösterilmiyor olabilir ki bu da tartışılır, adamların atletizme verdikleri değer veya potansiyel olarak daha çocuk yaşta buldukları bebeleri geliştirip all-star moduna getirmeleri vb azımsanacak ya da gözardı edilebilecek şeyler değil. ki bu konuda daha bilgili eminim daha fazla yazar vardır buralarda. onlar bu versus’u çok daha iyi analiz edecektir.
  • 20
    bir ligin en iyi oyuncusu, diğer ligdeki her takımda oynayabilir.
    bir ligin en iyi oyuncusu ise, bazı takımlarda en fazla havlu sallar.

    komik bir kıyastır. euroleague'de parlayan nba'de şans dener. nba'de tutunamayan ise euroleague'de yıldız olabilir. nba'e kıyasla komik atletizm seviyeleriyle euroleague karması gelse, olsa olsa play-off yapıp ilk turda dayak yiyerek süpürülürler büyük ihtimalle.

    spanoulis houston'da bir sezon şamar oğlanı edildi. maç başı 2 sayıyla falan oynamıştı sanırım ki adam euroleague efsanesi.
    teodosic de rezil olmuştu.

    nando de colo, shane larkin gibi büyük euroleague oyuncuları nba'de geniş kadro için bile yeterli görülmeyip, avrupa'ya sürülen oyunculardır mesela.
  • 23
    çok iyi bir basket izleyicisi değilim, çok fazla anlamam, fakat nba'nin bir şov organizasyonu olduğunu soylemek için bunlari bilmeye de gerek yok. bunun sebebi de amerikan spor izleyicisinin bunu istemesi. soccer dedikleri futbola, bir türlü isinamama sebepleri de futbolun buna müsait olmaması. bu organizasyonun devamını sağlayacak maddi güçleri olduğu için, en iyilerin oralarda olması normaldir. euroleague, daha doğrusu avrupa mantığı ile, nba organizasyonu yaparlarsa, bu seferde seyirci izlemez. euroleague maçı izlerken, smaç vurmak için pozisyon beklenirken, nba'de atlet yapıları sayesinde, smaç vurmak sıradan bir olaya dönüyor. yanlış bilmiyorsam, nba'de alan savunması yapmak yasak. şov organizasyonu demek, nba için küçümseyici bir ifade değil.

    edit: anilkos ve aslan nihatin çalımları adlı arkadaslara teşekkür ederim, alan savunması yasağı kalkmış.
  • 24
    nba ‘da oynayan takımlar içinde şu anki hal ve kadrolarıyla chicago, new york, memphis, sacramento, cleveland gibi takımların euroleague’ deki devam eden formuyla csk moskova ve barcelona’yı hatta toparlanmış bir anadolu efes’i yenebileceklerine kanaat getiremiyorum. iki yapı arasındaki takım bütçeleri, kadro kaliteleri, tanınırlık, yayın geliri ve medya gücü arasındaki devasa fark parkeye beklenenden daha az etki ediyor.
  • 25
    ağır bir avrupa basketbolu sevici olarak ifade ediyorum ki, nba'in euroleague'i döveceği versus. he ama ben yine de euroleague'i seçerim ayrı. :(

    işin pazarlama, reklamcılık, ticaret vb. kısımlarına* hiç girmiyorum zira nba organizasyonu bu kulvarlarda sporun en üst noktalarından biri, haliyle euroleague bu alanlarda nba'in yanına bile yaklaşamaz. şu da var yalnız; euroleague pazarı düşünüldüğü, gömüldüğü kadar kötü bir pazar değil, uefa avrupa ligi pazarından daha güçlü bir ekonomiye sahip, yani en azından covid-19 öncesi durum buydu, (bkz: euroleague/#2699496).

    euroleague'in normal sezon rekabeti nba'in normal sezonundaki çekişmeyi -çoğu maçtaki sirk ortamını- tokatlar. nba'in anasını ağlatmaya başlayan ve ameno buna devam edecek olan luka doncic'ten gelsin:

    --- alıntı ---

    it's easier to score in the nba than in europe.

    --- alıntı ---

    https://www.eurohoops.net/...-nba-than-in-europe/

    kabul etmemiz gerekir ki (kıps levo tüzemen reyiz) nba'deki 30 takımdan 9-10 tanesi sezonun en azından yarısını tanking'le yiyip bitiriyor. takımların bu çabası -ya da çabasızlığı- da rekabetin köküne kibrit suyu döküyor. örneğin, tanking mekanizmasının olmadığı euroleague'in bilhassa bu sezon* sahip olduğu rekabet ciddi anlamda iç ferahlatıcı, khimki dışındaki 17 takımın da çeyrek final yapabilme ihtimali mevcut.

    geçtiğimiz sezonun* anadolu efes'i nba'deki 9-10 takımı altına alırdı. "nba'in en kötüsü euroleague'in en iyisini zikertir" teması gerçekçiliği olmayan bir kahvehane goygoyu kısacası. elbette bu farazi bir tartışma konusu, aynı potada olmadıklarından dolayı rasyonel bir yorumda bulunabilmek mümkansız (say hi to barney stinson); ancak şu detayı eklemek aydınlatıcı olabilir; son yıllarda nba europe live tour kapsamında oynanan birçok karşılaşmada euroleague takımları nba takımlarını mağlup etti ki söz konusu mücadelelerde nba takımları bayağı bayağı ana rotasyonla da oynamış idi. bilenmişlik, motivasyon gibi faktörler muhakkak farklıdır lakin istatistik bu.

    diğer bir konu; nikola mirotic, shane larkin gibi isimler avrupa'ya şutlanan isimler değil. misal mirotic'in olayı alenen tercih, herif ciddili şekilde euroleague'i tercih etti. larkin konusu ise çok bariz, berrak, net; adamı bu sezon* başında 6-7 nba takımı istedi, hatta bizzat kendi söylemine göre gidiyormuş da ama covid-19 sebebiyle bazı şeyler rötar yapmış. yine larkin'in bizzat ifadesine göre adam kendisine gelen "takımın 2., 3. guard'ı olacaksın" ana fikirli teklifleri reddetmiş, "ya orta ve alt sıra takımlarda 1. guard olurum ya da hedefi olan takımlarda en kötü 2. guard olurum" diyor, olayı bu. lütfen "larkin'i bile istemiyorlar arkadaş"çılıktan kurtulalım artık zira yanlış bir şeyin, olmayan bir durumun hatalı yorumu.

    ekol olmak müessesesi euroleague, daha doğrusu avrupa basketbolu ortamında daha baskındır esasen. nba'deki hiyerarşi, işleyiş farklı.

    açıkçası ikisinden de büyük keyif alıyorum ama avrupa basketbolunun yeri özellikle manevi açıdan farklı bende. euroleague izlerken basketbolda olan her şeyi görebiliyorum, yakalayabiliyorum. mesela nba'de tarihe karışan post up oyunları avrupa basketbolunda bolca mevcut, old school pivotların gözünü seveyim. <3 öte yandan canım atletizm çekiyorsa patlatıyorum bi' nba maç özeti mlg highlights'tan, mis. internetin de gözünü seveyim bu noktada, eskiden skip to my lou vcd'si bulacağız diye canımız çıkıyordu icabında.

    son olarak, nba'de maçlar 48 dk, euroleague'de maçlar 40 dk; tabii ki daha çok sayı olacak nba'de, yüce yaradanın emri gibi bi' şey bu yani, kafadan.

    dehlizlerde, dipsiz kuyularda kaybolmadan yatalım bence yoksa tweet savaşları benzeri nur topu gibi bir kavgamız olacak, hiç gerek yok. :(