• 8
    avrupa’da başarılı olup ligde 13. olursun eleştirirler.
    ligde şampiyon olup, şampiyonlar liginde zor bir grupta 3. olursun eleştirirler.
    falcao sakatlık yüzünden oynamaz eleştirirler, icardi sakat sakat oynar yine eleştirirler.
    nelsson’u 17’ye satmak istesen eleştirirler, sonra artık 15 veren çıkmaz diye eleştirirler.
    neredeyse her büyük takımım takıldığı kopenhag deplasmanında kaybettik diye yine eleştirirler.
    galatasaray kültüründe eleştiri vardır ve bu güzeldir ama boku çıktı artık.
    icardi mevzusunu açmak gerekiyor bence.
    bakın bu adamın sakatlığı öyle 2 haftada düzelecek olsa kasım ayındaki milli arada düzelirdi.
    tamamen iyileşmesi için en az 1 ay dinlenmesi gerekiyor.
    fedakarlık yapıp iğne ile oynuyor ama o bile memnun etmiyor.
    o adamın 1 ay dinlenmesi demek, 2 ayda geri dönmesi anlamına gelir.
    hem oynayıp hem iyileşmeye çalışıyor.
    falcao’ya denmeyen kalmamıştı sakatlık yüzünden ama bakıyorum şimdi icardi oynamasın deniyor.
    şampiyonlar liginden elenip avrupa ligine düştük diye kıyamet kopacak.
    yahu 23 yıl evvel o kupayı alırkem yine şampiyonlar liginden elenmiştik.
    3 kasım 1999 galatasaray milan maçı bittiğinde stadda nasıl şampiyonlar liginden elendik diye ortalığı yıkmadık.
    avrupa ligine kalabildik diye mutluyduk.
    evet geliri çok önemliydi, prestiji çok iyiydi ama belki avrupa liginde çeyrek final yapacağız?
    o zaman memnun olmayacak mısınız?
    eleştiri değil bu, arsızlık doyumsuzluk ve artık sıkmaya başladı!!
  • 12
    https://x.com/...849017447633228?s=20

    --- alıntı ---

    okan buruk: "kötü olduğunda birinci sorumluluğu alacak kişi benim. ama ben şunu özellikle istiyorum; benim oyuncularımın kimse kafasını karıştırmasın. oyuncularımıza destek olsunlar... çok az süre kaldı. ligde lideriz, kupa'da birinciyiz, avrupa'da son 16'dayız.

    hatalar tamam ama oyuncular fazla etkileniyor eleştirilerin dozu arttığında... hakarete gittikçe... etkilendikleri yerler oluyor. biz alışığız ama oyuncular değil. ne olursa olsun takıma destek olmak gerekiyor. eğer eleştiri varsa kötü bir şey varsa bana söyleyebilirler..."

    --- alıntı ---

    galatasaray taraftarının sosyal medyada bi şey yazmadan önce hatırlaması gereken bi söz söylemiş.
    "hakarete gittikçe... etkilendikleri yerler oluyor."

    sen sözde eleştiri kültürü diye sırf bi şutu kaçırdığı için gidip oyuncu ile dalga geçiyorsun. bi sonraki maçta o oyuncu şutu kaçırırsa şut çekmesi gereken yerde pas arıyor pozisyonu kaybediyor. bu sefer pas verdiği için eleştiriyorsun, pas vermesi gereken yerde şuta etkileniyor. bu sözde eleştiri kültüründen kurtulmamız lazım. eleştirmeyin demiyorum. ama eğer eleştiriniz: "çok kötü oynadık, ben de seni eleştiriyorum" ise eleştirmeyin diyorum. eğer sosyal medyayı aktif kullanıyorsanız eleştirenlere etkileşim vermeyin. engelleyin. boşverin.

    yahu almanyadan e*kort geldi diye olay oldu, yarım saat sonra jakobs wallah its not me diye story attı. bu oyuncular her şeyi görüyor. sen sırf 2 maç kötü oynadı diye bi oyuncunun insta yorumlara koşunca oyuncu bu sefer 3. maçta da kötü oynuyor. "e 5 milyon para alıyorlar. insan değiller mi?" diyorsun. onların da psikolojisi var. yarın öbür gün sane emekli olup genç bi alman onu "gs beni istiyor ne tavsiye edersin" diye aradığında "kötü oynarsan sürekli eleştirirler" demesini ister misin istemez misin? ben istemiyorum.

    sosyal medyada fenerbahçe söz konusu olunca sürekli dalga geçiliyor. mesela 24-25 sezonu son maç hem kendi oyuncularını ıslıkladılar, hem de tribünler boştu. hadi tribünlerin boş olması belki anlaşılır hiçbir iddiaları yoktu. ama o gün oyuncu ıslıkladılar diye bugün forvetsiz kaldılar. allahtan bizim stadta benzer durum olmuyor da biz de bu konuma düşmüyoruz. ama sosyal medyada en az fb taraftarı kadar berbat haldeyiz. bi tarafta 12 senedir şampiyon olamayan taraftar. bi tarafta üst üste 3 senedir şampiyon olan ve şu an lider olan taraftar.

    https://x.com/...859123530797145?s=20
  • 13
    https://youtu.be/NKIqiXlMpcI?si=kS6nSTpWoH0bAdat

    sozlukteki 18-23 yas araligi gencler ozellikle izlesin.

    turk berberiyle tanisan frank rijkaard;

    yan toplari golle savusturan aykut;

    ayaginin disiyla pas atmaya calisip kaval kemigiyle vole vuran mustafa sarp;

    agzinda cak cak sakiz cigneyen pino;

    kendi kendine calim atan serdar ozkan;

    bos kaleye bile gol atamayacak gibi duran mehmet batdal;

    orta acmaya calisan sabri sarioglu;

    sigaradan tikanan hakan balta;

    bunlarin yaninda birseyler yapmaya calisan lucas neill, arda turan, ve harry kewell. boyle bir takimdik bundan 16 sene evvel.
  • 7
    yavaş yavaş 'filmin yarısında çıktım' diyen sinema seyircisine dönmek üzere olan taraftar grubu. günümüz dünyasında tüketim ve bunların geri bildirimi at başı gidiyor. geri bildirimsiz bir tüketim dikkate alınmazken, tüketmemek de kişiyi marjinalleştiriyor.

    maça giden bir taraftarın feda ettiği bir çok alternatif mevcut: evde elinde telefon ve bira maç izlemek, trafikte geçireceği zamanı evde ps oynayarak geçirmek, netflix'te yeni çıkan bir dizinin bütün bölümlerini herkesten önce iki katı hızda izlemek, tv8 masterşef te final bölümünü herkesle aynı anda izlemek ve yorum yapmak vs. kişi tüm bu alternatiflerin arasından seçilenden maksimum tatmini sağlamak zorunda. tatmin yoksunluğu ortaya çıktığında ve kaçırılan alternatifin moral bozukluğuyla kişi geri bildirimde önüne gelene basıyor sopayı. geri bildirimlerin şiddet dozunun artışı da deneyimden bağımsız bir biçimde artıyor. bildirimlerin farkındalığının artması için dozu sürekli olarak artık 'maaile' ye kadar arttırıyor. okan buruk'un oğlu için yapılan yorumlar insanlık dışı geri bildirim örneklerinden biridir.

    80'li ve belki 90'lı yılların bir kısmında tüketim ve bunlara erişme şartları kısıtlı olduğunda taraftarlık gerçekten bir ilk kimlik olarak öne çıkıyordu hatta erişimin daha da kısıtlı olduğu taşra bölgesinde galatasaray taraftarı (her ikisini de yaşayan biri olarak söyleyebilirim) maça gidebilen istanbul taraftarından daha katıydı. tüketim alternatiflerinin olmadığı bu dünyada tatminsizlik duygusu oluşmadığı için -e geri bildirim kanalları da ancak kahvehaneler olunca- memnuniyetsizlik ancak dağa küsen tavşan büyüklüğünde oluyordu. taraftarlık hayatımın en eğlenceli sezonu galatasaray'ın en kötü sezonlarından birini izlediğim sezondur. kapalı'da sayımız o kadar azalmıştı ki, tribünlerden futbolculara 'hadi oğlum, kaç oğlum' diye bağırmaktan, maça boş yere asılmaktan çok keyif alıyorduk çünkü yapacak başka eğlenceli bir aktivite yoktu.

    yeni dönem taraftarlarından, eski dönem taraftar davranışını beklemek hayal kırıklığı yaratmaktan başka bir işe yaratmayacak. ışınlanma keşfedilmiş olsa takım yenikken tribünden eve ışınlanıp survivor izleyecek, beraberlik golüyle birlikte pijamaları ile tekrar tribüne 'zoing' diye ışınlanacaklar. doksan dakika ve böyle bir oyun o dünya insanının tatmin gerçekleşme süresi oldukça uzun.
App Store'dan indirin Google Play'den alın