• 2014 yılında türkiye basketbol ligi finalindeki galatasaray fenerbahçe serisinde büyük olaylar olmuştu hatta son maça çıkmamıştık. hatırlarsınız diyeceğim ama bilmeyeniniz bile vardır. kendisi de o sırada ntv spor'da yorumcuydu.

    ntv spor'da yayına bağlanıp: "4. maç yüzünden galatasaray 2 maç seyircisiz ceza alıyorsa 5. maç yüzünden fenerbahçe'nin de kesinlikle seyircisiz oynama cezası alması gerekiyordu. hatta ben kesin seyircisiz oynama kararı çıkacak diye beklerken öyle bir karar çıkmadı" demiştii. sonrasında da gerçekleri herkesin yüzüne vura vura bunun nedenlerini sıralamıştı. ek olarak fenerbahçe ile tapesi olan hakemin atanmasıyla alakalı da konuşmuştu. bunların yanında bizim de maça çıkmamız gerektiğini, sloganı son topa kadar olan takımın her koşulda sahada kalıp sonuna kadar mücadele etmesi gerektiğini ve çekilmemizin basketbolun ruhuna aykırı olduğunu söylemişti.
    bu olaydan fenerbahçe yöneticisi murat özaydınlı kaan kural'a şöyle bir söz söylemişti: http://gss.gs/2P9.jpg ve hemen ardından ntv spor'un sahibi ve fanatik fenerbahçeli(sow'un bonservisini cebinden verecek kadar) olan ferit şahenk de kaan kuralı kovmuştu.

    yani bu olay sonucunda ülkenin en iyi basketbol yorumcusu kovulmuştu ve hiçbir kanalda da iş bulamadı. gitti league of legends oyununu 6 ay boyunca çalıştı ve lol yorumcusu oldu. ek olarak da youtube üzerinden program yapan düşük izlenmeli basketball.com.tr tarzı kanallarda anca yorumculuk yapabildi. olaydan aylar sonraki röportajında da şunları söyledi:

    "benim görüşüm 7. maçın seyircisiz oynanması gerektiğiydi. federasyon burada fenerbahçe’ye yeterli cezayı vermedi. ama hiçbir şey galatasaray’ın o maça çıkmamasını haklı göstermez. sloganı 'son topa kadar' olan takıma son maçı oynatmamak olur mu? bu takım kurulduğu yıllarda 1. dünya savaşı sırasında ne durumlarda maça çıkmış. bunu nasıl izah edersin? ha sonrasında yine ceza meza verilmedi tabi. o da federasyonun klasik 'neyse geçti gitti' yaklaşımı. ama geçip gitmiyor işte. yara aldıkça alıyor spor. cepheleştikçe cepheleşiyor. yapanın yanına kalıyor. o zaman adalet aramak anlamsızlaşıyor herkes güçlü olup adaleti kendi lehine sağlamaya çalışıyor. aziz yıldırım da öyle, diğerleri de. güçlü olmanın haklı olmak anlamına geldiği bir dünyada adaletten nasıl bahsedilebilir ki? fenerbahçe – san antonio maçını ben anlatmadım.. niye? o maçta salona çıksam tatsız bir durum oluşacaktı. nba avrupa direktörü ile bir sohbetimizde maçı neden benim anlatmadığımı sordu. ''sahaya çıkamıyorum, çıkarsam linç edeceklerdi dedim ve olayı anlattım.'' anlamadı, nasıl yani falan dedi. türkiye final serisi 7. maçı... ben teknik olarak o maçı galatasaray’ın kazanacağını düşünüyordum. 2. maçta markoishivli’ye yapılan hareket net faul. o maçın kaderini etkileyebilecek bir pozisyondu. ama yapacak bir şey yok... "
  • 25 temmuz 2018 ters köşe programında galatasaray ve beşiktaş, fenerbahçe gibi dürüst olsa daha fazla borcu ortaya çıkacak dedi.

    evet bunu dedi. dakika 4.57-5.05

    gibi. dürüst. fenerbahçe. kap bildirimi yapmamak. mali bilançoları bakkal hesabı yapmak. gibi. dürüst. fenerbahçe. kap. ben kendime gelemiyorum arkadaşlar. entry format dışına çıktıysa affola lakin cidden bu moddayım.
  • fenerbahçeli olmayan yorumcu, hatta koyu fenerbahçeli hiç değil.

    türkiye'de takım tutmamış veyahut yılar yıllar önce bırakmış biridir kendisi. arsenal sempatizanıdır. ali ece gibi saçma bir tutku değil kendi halinde yaşar ilgisini. hatta kendisinin söylediği gibi 4 tane futbol maçına gitmiş 3 tanesi liseli arkadaşlarının hepsi galatasaraylı olduğu için gittiği maçlarda galatasaray içi bayrak sallamıştır. gereksiz olacak ama ntvspor zamanında ise fenerbahçe-galatasaray 7.maçı seyircisiz oynanmalıdır demiştir. sonrasında bir daha ntv bünyesinde çalışmadı, çalıştırılmadı vs o kadarını bilemem.

    şimdi gelelim güncel konulara. türkiye'de kırk yılda bir maç izleyenler yine üşüşmüş birilerine laf atmaya çalışıyor. normalde kişiyi hiç tanımayan insanlar 2 yorum üzerinden insanlar hakkında saçma yorumlarda bulunuyor. şu an twitter türkiye'de 1 numaralı tt. %90 ı fenerbahçeliler yüzünden. "efes'ten kaç para aldın? bu üçlük sana girsin. ağlama yendik" vs tweetleri dolu. diğer taraftan sözlüklerde ise fener sevircisi olarak yorumlanıyor.

    yorumculuğu sevilir sevilmez çok ayrı konu. ben çok severim başkası hiç sevmez. ancak türk sporu ve spor medyasının çok üstünde ve alışmadığı bir tarafsızlığa sahiptir. o yüzdem lütfen biraz daha içi dolu yorumlarda bulunalım.
  • 2005 yılı nba playofflarında miami heat-washington wizards eşleşmesiyle ilgili eşi benzeri olmayan bir yorum yapmıştır; '' bu seride antawn jamison, gilbert arenas ve larry hughes aynı anda iyi bir günlerinde olurlar, etan thomas ve juan dixon da onlara kenardan katkı yapar ayrıca satürn'le jüpiter aynı hizaya gelip merkür de onlara 60 derece bir açı yaparsa washington, miami'den bir maç alabilir''. tanrı onu başımızdan ve basketboldan eksik etmesin.

    not : seriyi 4-0 miami heat rakibini süpürerek kazanmıştı.
  • şike çetesi ve kurmayları adamın işini nasıl bitirdilerse artık nba'i ülkeye sevdiren ve belki de ülkede nba'i en çok seven ve takip eden kişi olmasına rağmen iş alamıyor. o da gitmiş şimdi kafe açmış ve league of legends oyunu için yorumculuk yapmaya başlamış. şahsen oyunu bilmiyorum ama adam burada yorumculuk yapabilmek için 4 ay boyunca günde 5-6 saat ders çalışmış. şaka gibi.
  • mali konularda galatasaray’ın da tıpkı fenerbahçe gibi daha dürüst olması lazım demesinden daha saçması bu adama gs ve fb’nin mali yapılarını konuşturmaya mecbur bırakmak.*

    kaan kural’ın oturup da gs mali bilançolarını takip edecek hali yok. yaptığı şey belli, işlevi belli. dünya tatlısı bir adam. ama ekmek parası işte naparsın.
  • 25 temmuz 2018 ters köşe programını izledim. soru ve konu fenerbahçe ile ilgiliydi. kendisi fenerbahçe dürüst davranarak, teşhisi doğru koyarak iyi yaptı dedi. bunun üzerine belki beşiktaş ve galatasaray da böyle yapsa aynı tablo ortaya çıkacak dedi. aslında bir kıyaslama yapmadı. sadece fenerbahçe yorumlarının tam sonunda cümlesine bir sıkıştırma yaptı. tabi ki talihsiz bir yorum oldu ama bunu futbol gündemini pek takip etmeyen biri olarak sosyal medyanın çıkardığı gürültüye dayanarak yaptı.

    aslına bakarsanız aziz'in yaptıklarını dursun da galatasaray'a yaptı. tek fark onun hükümranlığının az sürmesi ve verdiği tahribatın daha az olması. o da yalan söyledi, o da basını iyi yemliyordu, o da gerçekleri gizliyordu ve nasıl bir bataklık içinde olduğumuzun farkında bu derece değildik. o da pislikleri ortaya çıkmasın diye taraftara rağmen aday oldu ama tokadı yedi. mustafa cengiz başkan seçilince o da ali koç gibi sudan çıkmış balığa döndü. kulübün durumunun iş hayatında yönettiği şirketler gibi olmadığını anladı. taraftarın baskısını daha az hissetmek ve herkesin ayağını yere indirmek için acı gerçekleri açıkladı. oyuncu maaşlarını ödemek ve hiç olmayan sıcak para girdisi için ndiaye'yi satmak zorunda kaldık. ndiaye'yi satmak belki de şampiyonluğu satmak demekti ama tek tük itirazlar dışında herkes bunu kabullendi. neyse ki terim donk'la onun eksikliğini hissettirmedi. şampiyonluğa kadar olanki süreçte başkan cengiz uefa'yı ffp konusunda ikna etmeye çalıştı. belki de imkansızı başardı. taraftara hayal satmadı. kimse seneye şampiyonlar ligi var, bu takıma ne yıldızlar gelecek modunda olmadı. hatta şampiyon kadrodan sürpriz eksilmeler olabileceğini anladı. kulübün borçlarını net bir şekilde açıkladı. taraftarı da arkasına aldı. bu süreçte dursun'un pisliklerini ortaya koymaya devam etti. peki bu dürüstlük değil de nedir? dürüst olmasaydık şampiyonlar ligine gitmemizin bir imkanı var mıydı?

    ali koç ve mustafa cengiz şüphesiz algı açısından farklı profilde başkanlar. göreve gelirken galatasaray taraftarı cengiz'den dürüstlük ve şeffaflık beklerken, ali koç mevcut başarısızlığa ve bıkkınlığa binaen elinde sihirli değnek olan yerli bir abrahamoviç edasıyla geldi. sonra aynı mustafa cengiz gibi ama daha büyük ölçekte şok geçirdi. kulüp batıktı, taraftara mükemmel şeyler vaat etmek ve popülist davranmak mümkün değildi. o da acı reçeteyi yavaş yavaş açıklamak zorunda kaldı. isminin popülaritesi ve beklentiler çok büyük olunca açıklamaları cengiz'in açıklamalarına göre daha büyük yankı uyandırdı. dolayısıyla kaan kural'ın galatasaray'ın fenerbahçe'den 6 ay önce bir değişim yaşadığından ve dürüstlük reçetesini çok önceden uygulamaya koyduğundan sanırım yeteri kadar haberi yoktu. ya da 4-5 saniyeliğine boş bulundu. yani talihsiz bir yorum yaptı.

    20 senedir çöplük dolu olan bir evin kokusunu düşünün. orayı temizlemek ne kadar zaman alır ya da ne kadar büyük bir fedakarlık ister. fener'in durumu da böyle. gerçekten dürüst olmak istedikleri için değil, dürüst olmak dışında bir seçenekleri kalmadığı için artık dürüst olacaklar. tabi becerebilirlerse... yakın bir zamanda uefa'nın radarına da feci şekilde girerler. bundan sonra hayal satma devri bitti. sadece fenerbahçe değil herkes için bu dediğim geçerli. döviz kurları da ortada. deniz bitti. dolayısıyla en iyi değişen, en sağlam mali yapıya sahip olan, kısaca en iyi yönetilen kulüp artık fark yaratacak.

    edit: video: https://www.youtube.com/watch?v=apbwlaBajQs
  • sormuşlardır, o da yorumunu yapmıştır. bu konulara hakim olmaması normal. art niyetli olarak görülebilecek son 1-2 kişiden biridir güzide medyamızda. yıllardır fb'nin şeffaflıktan en uzak kulüp olduğunu, hatta yasal olarak açıklamak zorunda olduğu şeyleri bile keyfi olarak açıklamadığını bilmiyor olabilir. takip etmek zorunda da değil. bir yanlışlık olmuş.
  • futbol taraftarlığının belli bir aşamadan sonra insanlarda yarattığı etkiyi göstermesi açısından güzel bir örnek kendisi.

    bizim maça çıkmadığımız final serisinde fbliler taraf olmakla suçlamıştı adamı çünkü fb de ceza almalıydı gibisinden bir şeyler demişti.

    şimdi de fbli olmakla itham ediliyor bizimkiler tarafından. takım fark etmiyor, bu kafa her yerde aynı.

    kim oyunu iyi oynarsa bu adam onun tarafında olur illa bir tarafa koymaya çalışacaksanız.

    haziran ayının ortasında bizimle alakası olmayan bir basketbol maçındaki yorumcunun ses tonundan hangi taraf olduğunu tespit etmeye çalışarak geçen hayatınıza yazık ya.
  • haksız yere eleştirilen yorumcu. galatasaray'a verilen -5 puanın geri verilmesine itiraz edip, efes-f.ülker serisi olaylarına ses çıkarmamakla suçlanıyor bazı yazar arkadaşlarımızca. oysaki ben "cumhuriyet tarihinde verilmemiş cezaların fenerbahçe'ye verilmesi gerekir." cümlelerini hem de birkaç kez duymuşumdur kendi ağzından. o zaman da fenerbahçe'nin federasyonca kollandığından bahsetmişti. ezbere asıp kesmemek lazım tabi.
  • basketbol yorumculuğunu hepimiz biliyoruz. kimi sever kimi nefret eder. fakat adamın yorumculuğu nba maçlarına farklı bir değer katıyor. kendisinin yokluğunda çok sevmeme rağmen nba maçlarını takip etmezdim fakat bir geldi pir geldi. yeniden takip etmemi sağladı sağ olsun.

    bu arada sadece nba maçlarını değil e-sport olarak spor mücadelesi diye kabul edilen ve ne kadar beğenmediğim bir oyun olsa da* league of legends oyununun karşılaşmalarını da yorumluyor. sırf o yüzden ben bile takip ediyorum league of legends karşılaşmalarını. bir şey anlamasam da adam yorumlayınca takip edesim geliyor. seven ve takip etmek isteyen varsa an itibariyle beşiktaş'ın msi grup maçını yorumluyor: http://www.twitch.tv/riotgamesturkish

    tanım: ntvspor ve önceki dönemlerinde beğenmediğim fakat artık maç yayınında olmazsa basketbol maçlarını takip etmediğim yorumcu.
  • nba'de dev pivotların oyuna katkılarının değişimiyle ilgili kasım 2016'da yazdığı yazı...

    http://www.basketball.com.tr/devlerin-evrimi/

    --- alıntı ---
    akılalmaz bir uzun istilası var nba'de. hiç tahmin edilemeyen ölçekte bir istila üstüne üstlük. her şeyden önce istatistik sınırları zorluyor bu istila

    nba’de gelecek 10 yıl için en heyecan verici oyuncular kimler? ya da diğer bir deyişle 25 yaşın altındaki en önemli oyuncular hangileri? kabaca bir liste yapmak gerekirse en öne çıkanlar kristaps porzingis, kyrie irving, andre drummond, giannis antetokounmpo, karl-anthony towns, andrew wiggins, anthony davis.

    bu tip listeleri yapmak zor. bazı oyuncular daha somut olarak fazla bir şey ortaya koyamadan sadece potansiyelleri nedeniyle öne çıkarken, bazıları da sınırda kalıyor “diğerleriyle aynı kategoriye almak doğru değil” diye göz ardı ediliyor. doğası gereği subjektif bu liste. asıl amaç da listenin geçerliliğini savunmak/ispatlamak değil. ama temelde görece sağlıklı bir 25 yaşaltı yıldızlar listesi olduğunda pek çok kişi hemfikir olabilir. asıl amaç başka bir noktaya dikkat çekmek.

    bu listede dikkatinizi çeken bir şey var mı? 7 oyuncudan 4’ü uzun. hoş antetokounmpo da uzun ama diğer 4’ü pota altı uzunu manasında uzun. “kısa” diye niteleyebileceğimiz sadece 2 isim var. listenin hemen sınırında kalan bazı isimler de var. misal nba’e çok geç adım atan daha yeni yeni verim veren ama 27 yaşına geldiği için dışarda kalan hassan whiteside, 1 yaşla kaçıran demarcus cousins. hücum anlamında yarattığı heyecanı henüz savunmada veremeyen nikola jokiç, tersi etkinlikte rudy gobert. henüz parke üzerinde çok azını sergilemiş olsalar da potansiyel açısından izleyenlerin ağzının suyunu akıtan joel embiid, myles turner.

    akılalmaz bir uzun istilası var nba’de. hiç tahmin edilemeyen ölçekte bir istila üstüne üstlük. her şeyden önce istatistik sınırları zorluyor bu istila. öncelikle tüm dünyada 2.10‘un üzerindeki insan sayısı yaklaşık 4000 olarak tahmin ediliyor. 4 milyar civarındaki yetişkin içinde 4000… milyonda 1. elbette bu kadar uzun olanların çok büyük bir oranı basketbola yönlendiriliyor ve bu sporun doğası gereği avantajlılar ama aralarında spora yatkın, vücut koordinasyonu olanların oranı tam olarak ne kadardır?

    tarih boyunca en zor bulunan pozisyon oldu uzun. her draft öncesi benzer ölçekte potansiyel gösteren oyuncular arasında hep uzun olana yöneldi takımlar. şu sözü ne kadar sık duyduk “böyle uzun 10 yılda 1 gelir“. doğruydu da. vücut koordinasyonu yüksek, ayaklarına hakim, zamanlaması üst düzey uzunlar her 10 yılda ancak 1-2 tane çıktı. şimdi bakıyoruz nba’de bir çırpıda 10 tane saymak mümkün. o kadar ki neredeyse bir uzun enflasyonu var. ligin en zengin pozisyonunun pivot olduğunu söylemek mümkün. 2020 sezonu için bir projeksiyon yapmak gerekirse kesinlikle pivot en zengin pozisyon olacak.

    peki ne oldu da bir anda 2.10’luk bu kadar adam türedi? nerede yetişti bunlar?

    elbette dönemsel olarak belli tip oyuncuların daha fazla yer aldığı olmuştur. bu biraz denk gelmekle alakalı. ama bu olsa olsa ikincil bir sebep olabilir. bundan daha önemlisi oyuncuların görev tanımlarında yapılan değişiklik. bundan 10 yıl öncesine kadar uzunlardan beklentiler temelde belliydi. boyalı alanı karartsın, sırtı dönük hücum etsin, yer kaplasın, dev bir duvar olsun, ribaund alsın…wilt chamberlain’den, kareem abdul-jabbar’a, patrick ewing’den hakeem olajuwon‘a kadar nba tarihinde ne kadar pivot varsa ilk büyük yıldız george mikan‘dan son örnek shaquille o’neal‘a kadar benzer görev tanımları ile oynadı. anthony davis’in shaq’le alakası var mı?

    towns’ın tim duncan‘la? porzingis bir başka knicks efsanesi patrick ewing‘den 7 santim uzun. ama bir ısı haritası çıkarsanız ortalama olarak sahada durduğu yer ewing’den çok john starks‘a daha yakın çıkar muhtemelen.

    elbette uzunlardan halen savunmada pota altını karartmaları bekleniyor. hangi savunma düzenini oynarsanız oynayın çember savunucu rolü futboldaki kaleci gibi. savunmanın son hattı. son çare, son umut. iyi bir çember savunucu olmazsa olmaz bir değer. ancak artık pota altında yer kaplayarak değil çok çabuk yer değiştirerek çemberi savunması isteniyor uzunların. ikili oyunda kısaya tepede baskı yaptıktan sonra hızla pota altına gelmesi bekleniyor. hücumda boyalı alanda kalabalık yaratmaması, dışarda bir tehdit yaratarak rakip çember savunucuyu oradan uzaklaştırarak, kendi takım arkadaşı kısalara boşluk yaratması bekleniyor.

    90’lı yıllarda lakers, seattle ve indiana’dan hatırladığımız sam perkins pek çember savunamadığı halde dış tehdidi sayesinde önemli takımların bir parçası olmuştu. ama onu barındırmak için yanında dale davis veya shawn kemp gibi oyuncuları sahaya sürüyordu koçları. mutlaka bir pota altı devi olmalıydı. hoş perkins de devdi zaten. pek hareketli de değildi. iyi şutördü sadece.

    şimdilerde sadece pota altında hareketsiz bir dev olmak artık avantaj değil, aksine bir zaaf olarak görülüyor. shaquille o’neal 2000’lerin ilk yarısında nba’in en iyi oyuncusuydu. şu anda aynı oyunla parkede olsa etkinliği muhtemelen yarıya inerdi. artık hiçbir savunma uzun bir oyuncunun alçak postta top alıp 4-5 saniye dripling yapıp sırtı dönük hücum etmesine izin vermiyor. savunmalar artık çok süratli ve çok derin. sırtı dönük uzuna anında biri yaklaşıyor. ilkinde değil belki ama ikinci defa topu yere vurduğunda mutlaka bir el o topa uzanıyor. artık kısaların, pivotlardan çok daha fazla post up yaptığı bir dönemdeyiz. uzunların o yavaş sırtı dönük oyunu oynayacakları 4-5 dripling yapacakları zaman kalmadı artık. o zamanı bulsalar bile alan paylaşımı temelli oyunlarda o alanı kalabalıklaştırdıkları, tempo temelli oyunda hem ayak, hem de pas trafiği olarak yavaş kaldıkları için ana plana uyamıyorlar.

    ama yeni jenerasyonda oyuncular çok farklı yetişiyoır. her şeyden önce beslenme ve antrenman sistemlerindeki gelişmelerle uzun oyuncuların çok daha çabuk fiziksel olarak gelişiyor ama “sen bu potanın altında duracaksın. sana top atılmadan işlere karışmayacaksın” denmiyor. aksine kısalar gibi topla oynamaları teşvik ediliyor. tempo ve alan paylaşımının merkez olduğu oyunda temposuz ve alan paylaşmayan bir parçaya yer yok. şu anda en heyecan veren iki genç oyuncu towns ve davis‘in topla nerede haşır neşir olduğuna bir bakın. potaya 5-6 metre mesafede, hatta 3 sayı çizgisinin gerisinde başlıyorlar hücuma. “iyi pozisyon alan bir shaq” artık youtube videolarında bir nostalji sadece (jahlil okafor o mirası yaşatan tek isim belki de).

    geleneksel pivotların belki de son temsilcisi marc gasol bile artık bir üç sayı tehdidi oldu. zaten pas yeteneğiyle potadan uzak oynuyordu gasol ama misal bu sezon şu ana kadar 3 maçta 6 üçlük isabeti buldu. washington maçını uzatmaya taşıyan üçlük de dahil. bundan önceki 8 sezonda toplam 12 üçlüğü vardı gasol’un.

    artık uzunlardan beklenti kısa gibi oynamaları. kısalar gibi oynayıp onlardan daha uzun kalıyorlar sahada. bu aynı zamanda uzunların algısını da değiştirdi. eskiden fizik avantajları üzerinden oynadıkları için yaptıkları pek de etkileyici görünmüyordu soradan izleyiciye. içten içe “ya zaten kocaman adam, potanın dibinden atmayacak da ne yapacak?” diye bakılıyordu. o pota dibi atışlar kaçtığı, kısalar topu elinden aldığında ise en ağır eleştiriler onlara sallanır ama “onsuz olmak bu iş” denerek sineye çekilirdi. uzunlar 1-2 istisna dışında genelde takımın taşımak zorunda olduğu mecburiyet gibi görüldü. en iyi senaryolarda bile “allah boy vermiş oynasın o kadar” denilerek sıradan görüldü. halbuki pota altında bile olsa atışı bitirmek öyle garanti değil. elbette bir dış atıştan daha yüzdeli ama oradaki itiş kakışta bitirmek tahmin edilenden en azından eğitimsiz gözle izlendiğinde görülenden çok daha güç bir iş. pota dibinde %70 gayet iyi bir bitiricilik kabul edilir uzunlar için. ama 5 atıştan 4’ünü atan uzun bile o bir tane kaçırdığında “lan kafan çembere değecek nası kaçırıyon onu” ithamlarıyla karşılaşır.

    bu nedenle shaq gibi çok özel karakterler hariç uzunlar pek de yıldız olarak algılanmazdı genel kamuoyunda. evet ewing, hakeem, robinson öne çıktı ama hiçbir zaman kendileriyle eşdeğer kısalar kadar sevilmedi. reklam kampanyalarının, tribün coşkusunun odağı pek olamadılar. onlar çaba veya çalışma ile sıradan insanların üzerinde başarılı olarak değil görece haksız fiziksel avantajları sayesinde “avantadan” nba’e girmiş “ballı“lar olarak algılandı.

    şimdilerde bakıyoruz takımların yüzü, seyircinin sürekli bahsettiği isimler hep daha 3 resmi maç yapan embiid, 2. sezonunu yeni açan towns, turner ve porzingis, yeniden sakatlıktan sıyrılan anthony davis vs vs…

    nedeni de basit? artık o uzunlar öyle şeyler yapıyor ki “yuh o boyla o hareket yapılır mı?” dedirtiyorlar daha çok. üç sayı çizgisinden bir guardı kıskandıracak kadar hızla potaya süzülen bir towns, üst üste üç sayıları hiç çekinmeden atan turner, sahanın her yerinden kevin durant gibi top kullanan bir davis. o boyla pota altında durmak yerine her yerde etkili oluyor, oyunun her rolünü oynayabiliyorlar.

    basketbolun değişimi ile onların rolleri, daha çok küçük yaşta sorumluluk ve eğitimleri değişti. şimdi ise değişen oyunun en öne çıkan yüzleri oldular. basketbol aslında hep uzunları oyunuydu. şimdi en uzunlar hapsedildikleri boyalı alandan çıkınca az uzunlardan bu oyunun simge ismi olma apoletini de devralıyorlar.

    kaan kural
    --- alıntı ---

    kalemine sağlık.
  • ülkede sporda tarafsızlığına inandığım nadir insanlardan. sporu hep belli kalıplar içinde izlemiş, sadece olayın kendisinden zevk alınabilineceğini tahayyül dahi edemeyenler kendisini efesin basketlerine üzülmekle eleştiriyor. bu da bizim insanımızın birini yaftalamazsa ölecek hastalığının spordaki tezahürüdür.
  • 19 haziran 2019 tarihli türkiye basketbol ligi anadolu efes fenerbahçe final serisi 6. maçının canlı yayınında tivibuspor ekranlarında 3. çeyrek sonu hakem kararlarını eleştirmek isteyen ama bir şey diyemiyorumla yetinmek zorunda kalan basketbol yorumcusu. kararlarsa tamamen skandal. ne dunston faul yaptı ne de simon çizgi ya da yere bastı. şikecilik her yerde.
  • görebileceğiniz en komplekssiz insandır. örneğin bu metin "hastasıyım bu oyunun" adlı kitabındaki özgeçmişidir.

    --- alıntı ---

    1974 ankara'da doğdu. ilkokulu ankara koleji'nde tamamladı. ortaokul ve liseyi robert kolej'de okuduktan sonra boğaziçi üniversitesi uluslararası ilişkiler bölümünden 1996 yılında mezun oldu. mezun olduktan sonra tam "ben ne yapacağım şimdi?" diye düşünürken büyük bir şans eseri 1994'ten beri spor&spor dergisine yazdığı amatör yazıların dikkat çekmesi sayesinde fast break basketbol dergisinde yazı işleri müdürü oldu. aynı anda da yeni yüzyıl gazetesinde basketbol yazarı olarak göreve başladı. 1998'de sabah gazetesine geçerek basketbol editörü oldu. 1999 yılında üç arkadaşıyla birlikte konsey film şirketini kurdu. fasulye isimli filmi ve uzaktan kumanda isimli diziyi çekti. battı. 2001'de radikal gazetesiyle yeniden basına döndü. halen 2002'de geçtiği vatan gazetesinde "futbol dışı tüm sporlardan sorumlu yazar/editör" olarak görev yapıyor ama bu görevini diğer sporlara karşı basketbolu fazlasıyla kayırarak suistimal ediyor. 2002 aralık ayından itibaren de ntv'de nba maçlarının yorumcusu olarak görev yapıyor.

    --- alıntı ---

    kendisini biraz daha tanımak için bana göre onla yapılmış en iyi söyleşi olan konyalı portlandlılar'ın söyleşisine göz atmak yararlı olacaktır. alttaki bölüm söyleşinin kaan kural ile ilgili olan bölümleridir.

    --- alıntı ---

    **

    c - hayatını nba ile beraber nasıl yaşıyorsun?
    kk - çok dağınık yaşıyorum, iyi birşey değil tabii aslında ama çok alıştım. kaçta yatıp kaçta kalktığım hiç belli olmuyor. maç 2'deyse oturuyorum, maçı anlatıp öyle yatıyorum. daha geç bir maç ise ve yorgunsam gelip gece 10'dan 2'ye kadar uyuyorum, gidiyorum maçı anlatıyorum, ardından eve gelip tekrar 1-2 saat uyuyorum. kısacası uyku düzenim tamamen işlerime göre oluşuyor. çok iyi bir özelliğim var, kafayı koyduğum anda uyurum ben, gündüz 2, gece 2 hiç farketmez. bir de zaten çok uyumam, günde ortalama 5 saat uyuduğum için de pek problem olmuyor.

    c - kaç tane nba temalı t-shirt, sweatshirt, formaya sahipsin ve nereden alıyorsun bunları?
    k - yaklaşık 300 tane var. eastbay ve nba store'dan alıyorum. çok da ucuza alıyorum ha, genelde 1-2 senelik şeylere bakıyorum. 5-10 dolara çok güzel şeyler bulunuyor. ayakkabıları da oradan alıyorum, burada 240 lira olan ayakkabıyı oradan 45 dolara aldım.

    c - kilo probleminin sağlığın açısından sıkıntı olabileceğini biliyorsundur, bununla ilgili birşey yapmayı düşünüyor musun?
    kk - valla açıkçası beceremiyorum ya, olmuyor.

    c - bu olayın sebebi bir sağlık problemi mi?
    kk - başta bir sağlık problemiyle başlayan, sonra benim yeme alışkanlıklarım nedeniyle depreşen bir durum.

    c - en sevdiğin yemek hangisi?
    kk - mercimek çorbası. 7 gün 3 öğün yiyebilirim.

    c - amerika'da spor yazarlığı yapmak gibi bir hayalin/idealin var mı?
    kk - o ancak hayal olur zaten. insanın anadili olmayan bir dilde yazarlık yapması imkansız gibi birşey. benim 10-15 yıl amerika'da yaşamam lazım ki dilin inceliklerini kavrayayım. tamam ben iyi ingilizce biliyorum ama benim orada dili kullanma kabiliyetim ilkokul 5 seviyesinde falandır.

    *c - michael jordan mı larry bird mü?
    kk - benim için bird ama hangisi daha iyi oyuncu dersen jordan tabii ki. bana sorsan bugün ray allen'ı da lebron'dan çok seviyorum mesela eric gordon'ı da daha çok severim lebron'dan.

    c - ikinci kitabın ne zaman çıkacak ve nasıl bir tarzda olacak?
    kk - yine eski yazılarımı toparladıktan sonra bir kitap yazmak istiyorum.

    c - televizyonda yorumculuk dışında yöneticilik düşünüyor musun?
    kk - benden yönetici falan olmaz ya. katı olmak gerekir, zor kararı verebilmesi gerekir. gördüğüm için söylüyorum yani. iyi niyetli yönetici, iyi yönetici değildir. ben kimseye "hayır" diyemem. benden yönetici olmaz, olmak da istemem ama hani ola ki geçersem bir kanalın başına, o kanal 3 ayda batar.

    c - fasülye filmini ben izlemedim ama onunla ilgili soru gelmiş.
    kk - battık !

    c - evet onu demişler, "başarısız olmuştu şirket batmıştı. işleri bırakmaya yemin etmişti. o yemini bozma ihtimali var mı?" demişler.
    kk - yok. büyük yemin ettim çünkü. 3 senem gitti, heba oldu. neler çektiğimi bir ben bilirim. başkalarının yaptığı "aman borçsa borç ödemiyorum" diyemedik, 3 sene çalıştık onun borçlarını ödedik.

    c - daha yeni trt 2'de yayınlanmış
    kk - (gülüyor) bir ara devamlı turkmax'ta dönüyordu.

    c - o nasıl bir film ben hiç bilmiyorum.
    kk - çok güçlü ve komik bir senaryo ama acemiydik. sinemaya iyi yansıttığımızı söyleyemeyeceğim. bittikten sonra bir daha çeksek çok güzel birşey çıkabilirdi.

    c - 2-3 cümle ile senaryoyu anlatabilir misin?
    kk - bir mafya babası, kiralık katil tutup bir rakibini öldürtüyor. ardından parayı kiralık katile gönderiyor kurye ile ancak kurye trafik kazası geçiriyor.

    c - kiralık katil de bu mafya babasının peşine düşüyor?
    kk - aynen öyle. sonra bunlar bir tesadüf eseri karşılaşıyorlar ve bir gazeteci kızın arabasına biniyorlar. herşey birbirine giriyor.

    c - senaryo hiç fena değilmiş bence. kim yazdı?
    kk - çok yakın arkadaşım yazdı haluk, şu anda pek çok komedi dizisinin senaryosunu yazıyor. hakkını veremedik senaryonun, bittiği gün bir daha çeksek çok daha iyi çekerdik. 24 yaşındasın, ne nedir hiç bilmiyorsun, el yordamı herşey. kapılıp gittik öyle.

    c - en beğendiğin dizi entourage diye hatırlamış bir arkadaş doğru muymuş? başka hangi dizileri beğeniyorsun?
    kk - entourage. kesin entourage. açık ara entourage. ari gold'u, larry bird'den daha fazla seviyorum (burada ben kopuyorum). larry bird'den daha fazla sevdiğim tek insan yani dünyada.

    c - ntv spor'da spiker/yorumcu olmak isteyenlere bir tavsiyen var mı demiş biri.
    kk - ellerine geçen fırsatları kullansınlar. yazı yazsınlar bol bol. yazmak fikir aktarmanın en iyi yönetimidir. ama bu işlerin hiç kolay olmadığını, çok korkunç rekabetler olduğunu ve işleyişin çok farklı yürüdüğünü bilsinler. 1000'lerce insanın hayali o, öyle düşünsünler.

    c - ray allen mı larry bird mü? ama şut bakımından.
    kk - offf. ray allen. tamam bird'ün hakkını yemeyelim de ray allen. adam kusursuza en yakın tekniğe sahip. ama ondan iyisi var: harun erdenay. dünya basketbol tarihinde daha iyi bir şut mekaniği olan bir oyuncu yok. bilgisayarda programlasan daha iyisini yapamazsın. kusursuz.

    c - nba 2k10'daki my player modunda hangi pozisyonu yaratmışın ve ortalaman kaçmış?
    kk - abi oyun kurucu oldum beceremedim, şimdi kısa forvet oluyorum. şu anda 57 mi ne rating'im, indiana'da danny granger'ın arkasında bekliyoruz bakalım.

    c - oooo o zaman sana zor sıra gelir.
    kk - napalım abi ya.

    c - robert kolej'de basket takımında ne kadar süre alırdın?
    kk - 5 dakika, garbage time. celtics'teki jr giddens'ın rolündeydim yani öyle söyleyeyim.

    can - basketbolcu olsaydı hangi pozisyonda oynamak isterdi?
    kaan kural - oyun kurucu herhalde ama zor yani.

    c - oyunda beceremedim demiştin zaten
    kk - evet oyunda beceremiyorum hayatta hiç beceremezdim.

    c - chicago bulls nefretin nereden geliyormuş. "yok demesin" yazmış bir arkadaş.
    kk - (çok garip bir surat yapıyor)

    c - (gülüyorum)
    kk - kusura bakmasın ama çok sallamış yani. hiç öyle birşey yok. ha şey kötü basketbol oynayan takımları sevmem. geçen sene sacramento ve washington'dan mesela nefret ediyordum. ama yani onun takımla alakası yok, oynanan oyunla alakası var. keza sevdiklerim de öyle. ben boston'luyum herkes biliyor ama mesela boston da 3 sene önce sürünürken, yerden yere vuruyordum. benim için önemli olan oyundur. takım chicago olmuş, detroit olmuş, olympiakos olmuş hiç farketmez yani.

    c - gelmiş geçmiş en iyitürk ilk 5'ini sormuş biri. benim için demiş: orhun ene - ibrahim kutluay - hidayet - efe aydan - mehmet okur.
    kk - harun'un olmadığı 5'e ben 5 demem abi onu söyleyeyim de. orhun ene - harun erdenay - ibrahim - mirsad - hmmm

    c - efe aydan?
    kk - (duraksayarak) efe aydan.

    c - hidayet'i koymadın o zaman?
    kk - yuh

    c - ibrahim'in yerine?
    kk - evet ama bir de mehmet okur var efe aydan'ın yerine. son kez vereyim: orhun ene - harun erdenay - hidayet türkoğlu - mirsad türkcan - mehmet okur.

    c - "noel baba gülüşün fake mi?" diye bir soru gelmiş.
    kk - yoo

    c - bence değil, ben çok normal olarak karşılıyorum.
    kk - ya aslında o bir gülüş değil, gülüş gibi çıkıyor ama bir hayret nidası aslında o ho ho hooooo diye böyle. hani gülüş ...

    c - tepki gibi daha çok?
    kk - tepki abi daha çok. çok keyifli bir şaşırma diyeyim daha doğrusu.

    c - futbolda takım tutuyor musun?
    kk - tutuyorum, arsenal.

    c - türkiye'de?
    kk - yok ya

    c - türkiye ligi maçlarını izliyor musun?
    kk - nadiren, nadiren.

    c - galatasaray - fenerbahçe falan olursa ancak?
    kk - ya o bile şey oluyor. 90 dakika dayanamıyorum abi, ben basketbola çok meraklı olduğum için...

    c - sıkıyor değil mi?
    kk - abi 15 dakka oynanıyor, "ya birşey olmadı ki?" filan yapıyorum. "birşey olsun" falan diyorum.

    c - aynı şey benim başıma geliyor. futbol izlerken o yüzden illa birşeyle uğraşıyor olmam lazım. yoksa kalkıp gidiyorum ya.
    kk - aynen. ama arsenal'i tutarım. her hafta maçını da seyrediyorum. 90 dakika olmasa da, yarım yamalak, bir yandan bakarak falan seyrediyorum yani. yıllardır arsenal'liyimdir yani.

    c - ben bunu hatırlamıyorum. jordan'ın son all-star maçında, kosova'nın "jordan mvp olur mu?" sorusuna "oha o kadar da değil" dediğini hatırlıyor musun diye sorulmuş.
    kk - demedim "oha o kadar da değil." ya. yani tam hatırlamıyorum. "oha" 1 kere dedim onu çok iyi hatırlıyorum. orada da demiş olabilirim "demedim" demeyeyim şimdi. ama detroit maçını hiç unutmuyorum. bir pozisyonda top elden sekiyor, rasheed'in elinden dışarı çıkıyor. hakem topu karşı takıma veriyor. rasheed deli gibi itiraz ediyor. pozisyonun tekrarı geliyor, top o kadar net bir şekilde rasheed'den çıkıyor ki, "oha bu kadar da olmaz" dedim. hani itiraz edilecek pozisyon var, itiraz edilmeyecek pozisyon var. orada çok iyi hatırlıyorum "oha" dediğimi ama all-star'da da demiş olsam hatırladım gibi geliyor ama şimdi inkar etmeyeyim dediğimi...

    c - level'da yazman ne alaka? diye sormuşlar.
    kk - ya fırat'ı tanıyorum oradan. rica etti "yazar mısın?" diye. 1 sayılık yazı yazdım yani.

    c - neden boston celtics?
    kk - 1985'te robert kolej'e girdiğim zaman, kasetler vardı. celtics - lakers kasetleri vardı. herkes lakers'ı tutardı böyle koşuyorlar eğlenceliler falan. boston böyle sinirli iğrenç bir takım, bir de larry bird vardı, herifin oyun zekasına hayran kalmıştım. sonra celtics kaldı öyle. ilk seyrettiğim takım olduğu için. bütün arkadaşlarım lakers'lı olmuştu ben celtics'li olmuştum.

    c - onlar daha bir şanslılardı yıllar boyunca.
    kk - valla doğru ya. biz en son 1986'da şampiyon olduk. ondan sonra 2008'e kadar bir daha birşey görmedik abi.

    c - onda da hafif katakulliler falan.
    kk - ne katakullisi abi şampiyonluğumuza gölge düşürme.

    c - yok dalga geçiyorum 3 büyük yıldızı toplamak çok büyük yöneticilik başarısı.
    kk - ha öyle yani. tabii canım.

    c - katakulli asıl gasol'de var.
    kk - gasol feci canım sorma onu.

    c - bu arada marc gasol o takasın o kadar kötü olmadığını kanıtlarcasına oynuyor.
    kk - öyle bakamazsın ama abi işte.

    c - yaptığın en büyük çılgınlık?
    kk - bütün herşeyi, basketbolu falan bırakıp film şirketi kurup, film çekmek.

    c - hala unutamadın yani?
    kk - valla unutulmaz yani. basketbolu falan bile bıraktım. maç bile izlemiyordum ya, çok iş vardı.

    c - hayatında ilk izlediğin basketbol maçını hatırlıyor musun?
    kk - şöyle abi, hayal meyal hatırlıyorum. galiba 1985 avrupa şampiyon kulüpler finali'ydi. cibona zagreb - zalgris kaunas'tı galiba. real madrid de olabilir. şeyden dolayı hatırlıyorum. uydudan yayınlanıyordu. dayım almanya'dan televizyon getirmişti. o televizyon renkliydi. büyük bir hayranlıkla renkli renkli izlemiştim.

    c - damir mrsic'le çak yaptığında çok tepki çekmiştin. ama ona rağmen severim demiş başka bir arkadaş. bir sürü hakaret dolu mesaj almana rağmen herkese auto-mail atmışın, özür dilemişin.
    kk - yok öyle değil, yanlış biliyor. 3-4 kişiye yolladım, aynı mail'ı yolladım. 500'ün üzerinde mail geldi, auto-mail yollamadım ama. orada bence hiç sorun yok yani.

    c - ama tabii orada taraf gibi gözüktün.
    kk - gözüktüm canım, ona birşey demiyorum. ama ben onu öyle almıyorum. maçtan önce de kerem tunçeri'yle kakara kikiri muhabbet ediyordk. maçtan sonra, maçı kazanmış olsalar, kerem gelse ben ona da bravo derdim yani. benim için hiç farketmiyor yani. ama insanlar öyle algılamıyorlar tabii.

    c - dünya basketbol tarihinin gördüğü en iyi oyuncular mevkilerine göre kimler?
    kk - john stockton, michael jordan, larry bird, pivot hakeem olajuwon. (ufak bir sessizlik oluyor)

    c - duncan, garnett, malone?
    kk - duncan... duncan

    c - gıcık olduğun oyuncular var mı? hangileri?
    kk - var ya, nate robinson var. iğrenç bir adam ya. eskiden papanikalou'dan nefret ederdim. nate robinson'a ama acaip gıcığım.

    *

    söyleşinin tamamı için:

    http://www.konyaliportlandlilar.blogspot.com/...ortaj-ilk-bolum.html

    --- alıntı ---

    bu arada şu gazete küpürüne de bir göz atmanızı öneririm:

    http://1.bp.blogspot.com/.../s320/kaankural2.JPG

    son olarak fotoğraflarla bitirelim:

    http://2.bp.blogspot.com/...s1600/kaankural1.jpg
    http://bp1.blogger.com/.../s200/kaan_kural.jpg
    http://4.bp.blogspot.com/...I/s1600/ntvspor2.jpg
    http://4.bp.blogspot.com/..._kaan_kural_hulk.jpg
  • bir kez daha helal olsun dedirten en sevdiğim yorumcumuz. ntv spor'a bağlandı. açık açık 4. maç yüzünden galatasaray 2 maç seyircisiz ceza alıyorsa 5. maç yüzünden fenerbahçe'nin de kesinlikle seyircisiz oynama cezası alması gerekiyordu dedi. hatta ben kesin seyircisiz oynama kararı çıkacak diye beklerken öyle bir karar çıkmadı dedi. hatta hatta bunun nedenlerinin de hepsini saydı helal olsun lan sana. yine kimsenin uşağı olmadı. çıktı ntv spor'a fikrini söyledi. çekilme kararına katılmadığını da söyledi bu arada. haklı da olsanız galatasaray'ın sloganı son topa kadar falan dedi.

    ülkemizde kimsenin yalakası olmadan hakkıyla yorumculuk yapan enderin enderi insanlardan.