• 1
    yerli futbolcuların büyük kısmında olmayandır. hatta memlekette bulmak pek kolay değil.

    dolap yaptırmak için marangoz ararken tanıdıklara sorulur "vaktinde teslim etti mi, işini düzgün yaptı mı?" diye.
    ne bileyim bir özel muayenehaneye giderken bile referans ararız; o doktorun diplomasına, emeğine, aklına o kadar kolay itimat etmeyiz.

    hiç görmedim ama çok duydum, florya tesisleri'nde "seni buraya getiren yeteneğin, burada tutacak olan ise karakterindir" yazarmış.
    güzel söz. hiç itirazım yok. kişisel olarak kimseye bir garezim, nefretim yok. tarih itibariyle * sevmediğim galatasaraylı futbolcu da yok.
    fakat bu "karakter" konusunda takımın büyük sıkıntılar yaşadığı o kadar belli ki, ispat aramaya gerek yok sanırım.

    tüm girdileri okumasam bile şu an sol framede görünen başlıkların hepsine bir şekilde baktım. hiçbirine yazacak/ekleyecek bir şey bulamadım ve o sebeple böyle bir başlık açma gereği duydum.
    çikolata aldığınız bakkal para üstünü verirken yüzünüze bakmazsa kendinizi değersiz hissedip o bakkala az biraz kırılırsınız sanırım. ben kırılırım şahsen. güntekin onay gibi örnekler silsilesi saçmak istemiyorum ama taksiye bindiğinizde gözünüzü yoldan ayırmazsınız, "acaba bu herif yolu uzatıp bana takar mı?" diye. ve bu gözlemler sizin referansınız olur. o bakkalı eşe dosta kötülersiniz. o taksiciyi veya durağını da gıyabında bir miktar haşlarsınız. bu bazen öyle yayılır ki, bazı yerlerde bazı dükkanların kötü bir ünü vardır.

    konuya bağlamaya çalışacağım. sen türkiye'nin en başarılı kulübüne transfer olmuş bir futbolcusun. belli ki boş değilsin. ya da birileri senin boş olmadığına çok inanmış. sana para harcamışlar. para da öyle az bir para değil. banknotları balya yapınca bir karavanı dolduracak kadar para kazanıyorsun. bir marangozun o parayı kazanabilmesi için kaç evi baştan sona döşemesi gerek hesap edemiyorum. ya da bir doktor her ameliyattan bir iç organı gazeteye sarıp satmak için ayırmıyorsa o parayı kazanamaz. senin belki de ömrün boyunca eline kıymık batmaz ya da bir doktorun o diplomaya ve ünvana ulaşana kadar yaşadığı stresi kolay kolay yaşamazsın. bir de öyle şanslısın ki, ekstra bir özelliğin yoksa bile biraz koşup yorularak alkış toplayabilirsin. tamam sen de çok göz önünde ve stresli bir iş yapıyorsun da, fiyat/performans açısından kesrin küsüratın amına koymuşsun afedersin. çok mutsuz olduğunda ferrarinde ağlarsın. senin ben derdini sikeyim kusura bakma. marangoz en fazla "cenaze dolayısıyla kapalıyız" yazar kapısına işini geciktirir. elindeki nasıra kurban olduğum belki bir mazereti olmadan da işini geciktirir. ücreti kırılır, bir şekilde cezası kesilir. sen şimdi yerin değişti diye koşmayı mı bırakacaksın? ya da sistem sana uymadı diye adam mı kovalamayacaksın? hamileye 10 ay izin verilirken sen 2 yıldır yatacaksın sonra stresten, sistemden bahsedeceksin bana. senin o kadar bahanen yok kardeşim. elbet insansın, iyi günün kötü günün olacak. hatta belki aylarca olacak ama iş ahlakın da olacak. sana duyulan sevginin, ay sonunda yatan mayışının, toplumdaki saygınlığının karşılığını bir şekilde vereceksin.

    gelelim sana yönetici abi. sen türkiye'nin en iyi kulübüne futbolcu getirirken hiç ni iş ahlakına bakmazsın? milyon yoroları iki karşılıklı imzayla teslim edip yükün altına girerken hiç mi düşünmezsin bu paralar nereden gelecek de nasıl gidecek? sana ayrıca kırgınım.

    bu girdide herhangi bir futbolcuyu veya yöneticiyi hedef almıyorum. iş ahlakı yok kodumun yerinde onu diyorum. sistem, taktik, tuktik falan hikaye. işine saygısı olmayan insanlar topluluğu ile başarı da tesadüf ya da lütuf. o formayı giyiyorsan koşacaksın futbolcu abim kardeşim, mazbatayı alıyorsan da çalışacaksın yönetici amcam. yönetim, futbolcu, teknik kadro falan hiçbirinizi ayırmıyorum. hepinizin yapacağı işi skeyim. yapmayın etmeyin.
  • 4
    ahlak, bireyin ya da toplumun kendisine neleri ''dert'' edindiğiyle ilgilidir. kendisini sorgulamayan, hayata ve eşyaya yaşadığı toplum tarafından kendisine yukarıdan verilen basmakalıp fikirlerle bakan bir bireyde ahlak, içi boş bir kavramdır. tıpkı değer üretil(e)meyen her alanda, kavramların içlerinin boş olması gibi. böyle toplumlarda ahlak kendisini kurallarla ortaya koyar ve devam ettirir. ve nihayetinde kural, uygulandığı kitle tarafından devamlı açığı aranan, işine geldiği biçimde yorumlanan bir doğaya sahiptir.

    yani 17 yaşındaki bir türk futbolcunun ilk sözleşmesini imzaladıktan sonra ağlaması (mutluluktan dolayı değil, eline geçen paranın, almak istediği lüks otomobilin fiyatından bir miktar az olması nedeniyle) ile sözgelimi trafikte yaşanan sorunlar aynı şeyi ifade eder. demokrasi kültürü, spor kültürü, birlikte yaşama kültürü, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasıncılık, yırttık abicimlik, oldum bencilik, her daim güçlüden yana taraf olmaklık, sözün değerinin hiçleşmesi, iş ahlakanın olmaması, bu örnekteki 17 yaşındaki ağlayan genç futbolcu.. hepsi birbirleriyle ilintili. üniversite sınavı öncesi, ailesi, öğretmenleri tarafından hasta olmadığı halde rapor alması teşvik edilen ve bu durumun ''normal'' olarak karşılandığı bir toplumda, karakterli, yalan söylemeyen, iş ahlakına, hatta herhangi bir ''ahlak'' anlayışına sahip insanların yetişmesi pek mümkün değildir. çünkü ''normal'' olanın, normal olarak belli sonuçları olur.

    yabancı sınırlamasına karşı çıkılmasının en önemli nedenlerinden biri de bu. sevgilimiz galatasarayımız özelinde örneğin johan elmander'in bu kadar sevilmesinin, özlenmesinin temelinde, bizde eksik olan şeylerin, onda toplanmış olması var. sadece attığı goller, performansı değil. johan elmander toplumumuzun bir aynası aslında.

    elbette tersi örnekleri olmuştur, olacaktır da ama galatasarayımın formasını terleten ''türk'' futbolculardan iş ahlakı beklemek ancak iyi niyetli bir temmennidir.