• 1701
    --- alıntı ---

    dördüncü yıldız şölen gecesi'nde ali dürüst ve abdürrahim albayrak'a yapılan hakaret düzeyindeki muamele, galatasaray'ın zafer gecesinin kara lekesi oldu. dörder dörder yiyerek folluğa dönmüş, darmadağın olmuş, aralarında selamlaşmayı kesmiş adamları, bu iki adam, toparlamayı ve bir "kolej takımı" havasına sokup, "küme düşer" diye dalga geçilenleri, şampiyonluk yoluna sokmayı başarmışlardı.
    ödülleri, "dördüncü yıldız şöleni"nde podyuma çıkmalarının yasaklanması oldu.
    anladınız mı, galatasaray tribünleri şimdi, ben niye "böyle bir kongre'nin üyesi olmak bana gurur vermiyor" diyerek yıllar önce galatasaray kulübü üyeliğinden istifa ettim?
    çünkü bu kongre göstermelik. bu kongre liseci dazlakların kontrolünde. kulübü yıllardır perde arkasından idare eden inan ağabeyleri işaret ediyor. bunlar "kimdir, nedir, necidir" diye bakmadan gidip hür ya, oylarını sandığa boşaltıyorlar. başkanı inan kıraç tayin ediyor, kongre eğleniyor. ne işim var aralarında?
    bu inan kıraç, kulübün en krizli anında, gelmiş geçmiş en başarılı yönetici, en başarılı başkan, bugünkü galatasaray'ın temelini atan alp yalman'a karşı kendi adamını çıkarmak için çırpındı. güvendiği cemal özgörkey dağlarına kar yağınca, başvuru süresinin bitimine saatler kala, eline 164 imzası önceden atılmış kağıtları tutuşturarak duygun yarsuvat'ı gönderdi ve dazlaklar zerre düşünmeden, alp yalman gibi kanıtlanmış bir büyük yöneticiyi değil, bir günlük yönetim deneyimi olmayan yarsuvat'ı seçtiler. ağbileri öyle emretti diye.
    ağabey, son seçimlerde de, fevkalade deneyimli iki aday varken, kimsenin tanımadığı, bilmediği, yarsuvat'la altı ay gıkı çıkmadan çalışma dışında idareciliği bile, olmayan dursun özbek'i tayin etmeye karar verdi.
    neden?
    çünkü öteki iki aday, galatasaray adası'nı kulübe geri alacaklarını açıklamışlardı. oysa iplerini her nedense mehmet koçaslan'a kaptıran inan kıraç, var gücüyle "suada'nın devamı" için çırpınıyordu. sadece ama sadece bu yüzden "dursun özbek" dedi.
    o zaman son bir umutla yazdım, dazlaklar kongresine. "galatasaray'ı inan kıraç da değil, mehmet koçaslan yönetiyor" diye. tınmadılar. gidip blok halinde inan ağabeylerinin işaretine oy attılar.
    o dursun özbek de, daha galatasaray'ın başkanı olup olmadığı belli değilken, dördüncü yıldız şölen gecesi'nde rezil bir skandala imza attı ve ali dürüst'le abdürrahim albayrak'ın podyuma çıkmasını yasakladı.
    neden "belli değilken" dedim. efendim güya bu yeni seçilenler, eski yönetime jest yapacaklarmış. kupa törenine dek, mazbatalarını almayarak, takımı şampiyon yapan eski yönetimi fiilen görevde bırakacaklarmış palavrası gazetelere manşet yaptırıldı ve yalanlanmadı.
    son anda gördük ki, yeni yönetim işin başındadır ve bir de karar almıştır..
    "kupa töreninde hiçbir yönetici olmayacak!."
    gerekçe rezilliğine bakar mısınız?:
    efendim, futbolcuların başarısına kimse ortak görünmeyecekmiş de ondan..
    florya'nın bahçıvanı, çaycısı bile podyumda yürüyüp zafer tribününe çıkarken, duygun yarsuvat yönetimi ve de futbol takımını yöneten ikili ali dürüst ve abdürrahim albayrak bu palavra "ilke" kararına kurban edildiler.
    palavra.. çünkü, "hiçbir yönetici çıkmayacak" kararı alınan podyumda, iki günlük başkan dursun özbek, hem de madalya takmak için vardı. tören boyu orda dikildi durdu. onun palavrası da hazırdı..
    "futbol federasyonu prosedürleri gereği.."
    hangi federasyon?. hangi prosedür?. kimi kandırıyorsunuz?. bugün bu ülkede tarihin en ilkesiz, en eyyamcı federasyonu var. seçimde bir oy için yapmayacak şeyi olmayan yıldırım demirören mi, senin aldığın kararı değiştirecek?.
    galatasaray, fener stadı'nda şampiyon olduğu gece, nerdeyse kadıköy yanacaktı. ünal aysal "kupa kazanıldığı gün, kazanıldığı yerde alınır" diye dayattı. o gece neler neler oldu, herkes iyi hatırlar.. ama galatasaray kupasını o gece saracoğlu'nda aldı.
    peki, ilke oydu da, niye galatasaray kupası'nı rize maçının ardından rize'de almadı. niye, galatasaray kupası garantilediği halde, yıldırım demirören kupayı alıp rize'ye gitmedi. "ilke böyle. kuralı da sizin başkanınız koydu üstelik" demedi, diyemedi de, pazar gecesi istanbul'da, kulübün özel gecesinde kupa verilmesini kabul etti?
    kendisi verebilecek durumda iken neden türk telekom arena'ya gelemedi de, yardımcısını gönderdi?
    bu kadar ilkeyi çiğneyen federasyon "podyumda ille galatasaray başkanı olacak" diye dayattı öyle mi? güldürmeyin beni.
    plan, koçaslan'ın tayin ettiği başkana aitti ve başından sonuna ali dürüst ve abdürrahim albayrak'ın alkış almalarını önlemek üzerine kurulmuştu.
    şimdi inan kıraç'ın işaretine bakıp blok halde oy atan dazlaklar, bir de aynaya baksınlar ve "biz ne yapıyoruz?. galatasaray'ı ne durumlara düşürüyoruz? bir zafer gecesini nasıl kirletilmesine nasıl alet oluyoruz" sorularına yanıt vermeyi denesinler.
    verebilirlerse, tabii.

    --- alıntı ---

    hıncal uluç

    bu güzel tespiti yapmış. altına imzamı atıyorum. inan kıraç'ın başını çektiği liseliler galatasaray'ın urudur, kötü huylu timörüdür.
  • 1702
    --- alıntı ---

    bu inan kıraç, kulübün en krizli anında, gelmiş geçmiş en başarılı yönetici, en başarılı başkan, bugünkü galatasaray'ın temelini atan alp yalman'a karşı kendi adamını çıkarmak için çırpındı. güvendiği cemal özgörkey dağlarına kar yağınca, başvuru süresinin bitimine saatler kala, eline 164 imzası önceden atılmış kağıtları tutuşturarak duygun yarsuvat'ı gönderdi ve dazlaklar zerre düşünmeden, alp yalman gibi kanıtlanmış bir büyük yöneticiyi değil, bir günlük yönetim deneyimi olmayan yarsuvat'ı seçtiler. ağbileri öyle emretti diye.

    --- alıntı ---

    alp yalman da "aziz bey'in şike yaptığına inanmıyorum" demeseydi de seçilseydi o zaman. geri kalan tüm eyyorlaması doğrudur. peki adam mıdır?
  • 1716
    sayın hıncal uluç, allah aşkına sağ bek perişanları oynarken, forvette top tutamazken, orta saha yol geçen hanıyken problem adını bile doğru dürüst yazamadığın chedjou'mu allah aşkına.

    illa bir cinslik yapacaksın ya, kimsenin göremediğini görüyorum algısını yaratacaksın ya elinde de bir gazete var ya salla gitsin. cinslik yapma sayın uluç, şu anda galatasaray'ın öncelikli problemi chedjou'dur diyecek dünya da nefes alan senden başka bir insan yoktur.
  • 1719
    "eğer melo ile devam edecekse galatasaray küme düşsün" diyen zavallı yaşlı adam.

    melo, riera'yı dövmüş, sabri'nin boğazını sıkmış falan filan.
    eşine küfreden riera'yı dövmesi pek kötü bir olaymış.
    melo sabri'nin değil, sabri melo'nun boğazını sıkmıştır. büyük ihtimal maçı izlemediği için kafadan atıyor. evet melo sabri'yi üst üste üç pozisyon hatası yüzünden sertçe uyarmış (taraftarların hislerine tercüman olmuş) sabri'de melo'nun boğazını sıkmıştır.

    melo sert ve bazen sınırları aşan fauller yapan bir futbolcudur ama bizim takımımızın bel kemiğidir, cesur yüreğidir, kazanılan başarıların aslan payına sahip olan oyuncusudur. anlaş ya da gönder ama yiğidin hakkını teslim et.

    uluç, bunları ciddi ciddi yazıp söylüyorsa, kendisine geçmiş olsun diyorum. ancak yönetimin elini güçlendirmek için söylüyorsa gölge etme başka ihsan istemez diyorum. hile'den fayda doğmaz bey babacığım.
  • 1721
    her zaman oldugu gibi altına imza atılacak bir yazı yazmış yazar.

    siz bakmayın futboldan anlamayan cahillerin eleştirisine. bu ülkede futboldan anlayan gerçek biri ki usta kalemden birisidir.

    --- alıntı ---

    "sonunda tarihinin en kötü yönetimine, özbek biraderlere ulaşan galatasaray'da sorunlar bitecek gibi değil..

    değil de, gene galatasaray tarihinin en büyük balıkçısı hamza hamzaoğlu, arka arkaya üç balık yakalayıp, bizim tabelacılar tarafından göklere çıkarıldı. hamza hoca bu övgülerle kasım kasım kasılıp oturacağına, arada her nasılsa çıkan bizimki gibi bir iki çatlak (!) sese saplanıp yanıt vermeye kalkınca, oturup, hele de fenerli basın tarafından özellikle görmezden gelinen sorunları altlarını çizerek sıralama kararı verdik.. iki gün iki önemlisini yazdık..

    1- melo,
    2- selçuk diyerek.. devam ediyoruz..
    3- hamza hamzaoğlu.. geçen yıla felaket, dörder dörder yiyerek başlayan galatasaray'ın şampiyon olmasında, kupayı altın tepside ikram eden aziz yıldırım ve fikret orman başkanlar kadar, takımın başına sezon ortasında fatih terim sayesinde gelen hamza hoca'nın da büyük rolü vardı.

    hamza takımın savunmasının nasıl koridor, nasıl kova olduğunu görmüştü. sezon ortasında o savunmada mucize yaratmasına imkan yoktu. mantıklı düşündü.

    kazanmanın tek yolu, yediğinden fazlasını atmak, yani hücum futbolu oynamaktı. elindeki kadro ile neler yapabileceğine baktı.

    ortada burak ve umut gibi golcüler vardı ama, rakip ortada kapanıp, onların ortadan hücumlarına karşı önlem almayı öğrenmişti artık. yeni, şaşırtıcı ve savunması güç bir hücum tarzı bulmalıydı.

    sahaya çıkardığı takıma önce hemen herkes şaşırdı.

    olcan sol beke çekilmiş, önüne devre arasında "kendine takım bul" denen yasin konmuştu. içerde yanlarına da sneijder.. takımdan kovulan sabri sağbeke yerleştirilmiş, önüne o güne dek şans verilmeyen bruma oturtulmuş. onların yanına hemen içe de selçuk gelmişti. galatasaray birden sağda sabri, bruma, sneijder, solda olcan, yasin, sneijder üçgenleriyle çok hızlı kanat akınlarına başlamıştı. bu hızlı ve tehlikeli akınlar rakip savunmayı darmadağın ederken, ortayı, burak ve umut'u da rahatlatmıştı.

    galatasaray birden gol atmaya başladı.. yiyordu da.. ama artık attıkları yediklerinden fazlaydı. galatasaray -1 averajla lider olarak dünya tarihine geçti.

    topsuz oyunu çok iyi bilen ve oynayan bruma ve yasin, içeriye ani dalışları ile, bir yandan sabri ve olcan'ın önlerini açarak bol kanat akınlarına çıkmasını sağlıyor, bir yandan da sneijder ve selçuk'la verkaçlara girerek, ataklarında adam eksilterek kendileri de tehlikeli oluyorlardı. uzun süredir oynamadıkları için toplu oyundaki başarı oranları büyük değildi ama, topsuz oyundaki faydaları, galibiyeti getirmeye yetiyordu.

    ne var ki bu ülkede doğru dürüst futbol analizcisi olmadığından, topsuz oyunun ne olduğunun farkına varan yoktu. varan bir iki fenerli yorumcu da tehlikeyi sezmişti. hemen olcan'a, sabri'ye, bruma'ya ve yasin'e yüklenmeye başladılar. durduk yerde yekta ve emre çolak gibi geldikleri günden beri takıma on paralık hayrı olmayan adamlar öne sürülür oldu.

    ve de dananın kuyruğu koptu..

    hamza, kendi bulduğu kanat akınları ile galatasaray'ı liderliğe yükselten hücum futbolundan vazgeçti..

    yasin'i en iyi oynadığı maçlarda bile, ısrarla ve inatla oyundan almaya başladı. genç adamı küstürdü. kendine ve hocasına güvenini sıfırladı. sağda hızlı ataklar yapan, içeriye kaçarak sabri'nin önünü açan, o kanatta akına çıkınca, yerine göz kulak olan bruma'yı takımdan şutladı, fener medyasının en sevdiği galatasaraylı olan emre çolak'ı oraya koydu. istatistiklere geçen boş, işe yaramaz, on para etmez koşular ustası emre, sağda gömülü kalarak sabri'nin yolunu da tıkadı..

    her maç on, onbeş gol pozisyonuna giren galatasaray feci bir kısırlığın içine düşüp, bir iki pozisyondan ancak bir gol çıkarır hale geldi..

    yük gene o kova, o koridor savunmaya düşerken, hamza hoca hazırda bekleyen çok iyi galatasaraylı ve çok iyi lider savunmacı gökhan zan'a şans bile vermemekte inat etti, nedense.. ve o koridor savunmaya karşı rakipler, akla hayale gelmez golleri, boş kaleye atamadılar.. beşiktaş, bursa, galatasaray'ı beşlerlerdi.. öylesine atamadılar.. 1-0 biten maçların hepsini izleyelim.. rakibin kaçırdığı akıllara seza gollere bakalım, gerçeği görürsünüz..

    hamza herkesi kör, alemi sersem sandı.. "1-0 bize yeter diye savunma oyununa döndük" diye bir rezalet "izah" yumurtladı..

    ama dedim ya.. rakipler "boşuna uğraşma hamza hoca, biz şampiyon olmayacağız" diye bas bas bağırdığından galatasaray "mecburen" şampiyon oldu.

    sonra..

    sonra bursa'yla süper kupa maçında hamza gene nasıl, maçı izleme ve analiz özürlüsü olduğunu arka arkaya yaptığı üç değişikliğin üçü ile de ispatladı. o değişiklikleri rakip hoca ertuğrul sağlam yaptırsa, adam utanır "bu kadarı da ayıp olur" derdi. hamza galatasaray'ı yıkmak, gene avcuna bırakılan kupayı geri vermek için son ana dek çırpındı ama, bir yanda bu yıl onu hiç yalnız bırakmayan talihi, öte yanda çok eksik bursa'nın beceriksizlikleri ile o maçı da, beğenemediği yasin'in golü ile 1-0 kazandı.

    bursa maçındaki o üç değişiklik ayrı yazı konusu olur.

    gerekirse yazarız da.. "mütevazi olunca bazıları 'tesadüf"müş gibi algılıyorlar" sözünü de adama yediririz. merak etmesin, "tesadüflerin hocası!..""

    --- alıntı ---
App Store'dan indirin Google Play'den alın