• her hafta düzenli yaptığımız aktivitedir halı saha.
    geçen hafta yaptığımız maçta kalecilikten (kilolu olunca kaleci oluyorum artık başka kaleci yoksa) sıkılıp son 15 dakika oyuna girdim. oyuna girdim mi forvete giderim. (zayıf zamanlarımda fırtına forvettim :) )
    neyse efendim forvete çıkıp 1 2 gol attıktan sonra maçın sonlarına doğru 37 yaşında ve kilolu olduğumu unutup röveşata denedim. röveşata yaptıktan sonra kafamı yere çarpmışım. sonra kalkıp oyuna devam etmişim. maçtan sonra sohbet etmişim. eve gitmişim. duş almışım falan. duştan sonrasını hatırlıyorum ama öncesini hatırlamıyorum :)
    hatırlamadığımı da sonradan farkettim :) doktora da gitmedim tabii.
    kafamın ağrısı da günden güne azalınca doktora da gitmedim. şimdi kafam iyi. yalnız kafayı vurunca zaten az olan beynim iyice azaldı galiba :)
    neyse ez cümle; belli bir yaşın üstünde ve kiloluysanız bunu kabullenin, eskisi gibi olmayacağını anlayın ve fantaziye girmeyin.
    merak edenler için top doksandan dönmüş :( hayır bari gol olaydı :)
  • halı saha kapısı neden içe doğru açılmalı ?

    dört veya beş sene önce. arkadaşlarla güzel bir maç yapıyoruz. gattusoya benzetirlerdi beni orta sahada hırslı oyunumdan dolayı. koşuyoluma bir top atıldı yetişmemin imkanı yok. ben ama hırslıyım ya yetişcem sanki anasını satayım bastım deparı korner köşesine doğru giden topa.
    karşının stoper de geldi tabi. gölge markaj yapacak top auta çıksın diye.
    ben deparı basmışım hızımı almışım, savunma aşkıyla yanan bu arkadaş bana omuz attı. ben tabi o hızla yapış tellere. kafanızda canlandı mı ? canlanmasın. çünkü tellere diye düşündüğüm yer kapıymış. dışarı doğru açılandan.

    ben o hızla kapıya vurdum kapı o hızla açıldı kapandı bana vurdu. dudağım patladı dilimi iki üç yerden ısırmıştım. bütün maç kan tüküre tüküre oynadım. gattusoyum ya hııaummına...
  • yaklaşık 20 senedir düzenli olarak yaptığım bir eylemdir. haftada kesin iki, yorgunluk durumuma göre bazen üç maç yaparım. eskiden daha çok toprak sahalarda oynadığım için aslında olmaması gereken bir alışkanlığım oluştu. zemin ne olursa olsun kramponla oynuyorum efendim. malumunuz halı sahada kramponla oynamak aslında çok sakıncalı bir durumdur lakin hem alışkanlık hemde vurdumduymazlığın sonucunda, geçtiğimiz kasımın sonunda kramponumun çime takılması sonucu bir diz dönmesi problemi yaşadım. hem ön çağraz ve iç yan bağ koptu hemde menisküste yırtık oluştu. travmaya bağlı olarak kemiğimin çatlaması cabası oldu. biri aralıkta biri bir hafta önce olmak üzere iki operasyon geçirdim. tatsız bir anı oldu benim için.

    anılarınızın iyi olması için ekipmanlarınızın seçimini özenle yapın efendim. yoksa bir saatlik keyif için aylar sürecek eziyet çekebiliyorsunuz.
  • bardaktan boşalırcasına yağmurlu bir günde çıktığımız maçta defansta duran müdürüm kale direğinin altında yağmurdan korunmaya çalışıyordu (incecik üst direk neresini kapatacaksa). kaleci olduğum için onun önümde durmasından dolayı gol yiyince kendimi tutamayıp oynamayacaksan çık git ya da forvet geç önümde kalabalık yapma diye bağırmıştım. o günden sonra bir daha defansa gelmedi şimdi forvettekileri kahrediyor.
  • bir turnuva maçında çaprazdan çekilen hayvani bir şutun kalenin yan filelerini delip geçerek arkadaki duvara çarpıp sahaya geri dönmesi. maçı yöneten federasyona kayıtlı hakem abimizin aut kararı verip golü iptal etmesi. şutu çeken azman abimiz ve takım arkadaşlarının emre çolak fizikli hakem abimizin epey bir üzerine yürümesi. maç sonu halı saha klasiği soyunma odasında kritik yapılırken hakem abimizin korkudan dilinin sürçmesi sonrası "vicdanım rahat çünkü yanlış gördüğümü çaldım" demesi ve olayların tekrardan alevlenmesi...

    (bkz: based on a true story)
  • salı günü arkadaşı arayıp perşembe 11-12 maç yapıcaz arkadaşınla beraber oynar mısın diye sorduğumda oynarım cevabını almıştım. dün gece 11'de arkadaş gelmeyince aradım dedim gelmiyor musun? maç yarın değil miydi cevabıyla dünyam başıma yıkıldı :(

    10-11 maç yapan çocuklardan 2 tane aldık, çocuklar canavar çıkmasın mı? maçın bitişine 10 dakika kala skoru 11-2 yapınca rakip takım sahayı terketti. her işte bir hayır vardır derler :)
  • yaklaşık 10 sene önce samsunda gençler arasında halı saha turnuvası düzenlendi. 7 kişilik takımımızda herkes vasat bir top oynuyordu fakat efsane bir takım uyumumuz vardı.

    1-4-1 oynuyorduk. 1.70 boyumla defanstaki 1 bendim malesef.* neyse efendim turnuva bizim için harika gidiyordu son 16'ya kaldık. maçı kazandık ve maç sonu kasık tendonumda ağrı oluştu bende darbeden dolayıdır diye çok takmadım. çeyrek final maçına aynı ağrı ile çıktım maçı kazandık ama benim ayak artık çalışmaz hale geldi. maçtan hemen sonra eve gidip buz tedavisi uyguladım çünkü 2 gün sonra yarı final maçımız var.

    ve o meşhur yarı final maçı geldi. ilk yarıyı dualar eşliğinde tamamladım ama acıdan yere yatacaktım en son. skoru garantiledikten sonra* kendimi yere bıraktım sürünerek maçtan çıktım. final maçına gittim belki bir umut oynayabilirim diye ama final sabahı yataktan kalkıp yere bastığım an çığlık atasım geliyordu. topallaya topallaya maçı izlemeye gittim ve malesef maçı kaybettik.

    o sakatlıktan sonra mevki değiştirdim orta sahaya evrildim. hala topa çok set vurduğumda aynı bölgede hafif bir ağrı olur. doktora gittiğimde herhangi bir sorun yok cevabını alıyorum.
  • afedersiniz deli dürtmüş gibi ankara ayazında bir şubat gecesi, henüz yerde buz varken ayarlanmış bir halı saha maçına gitmem ve bir pozisyonda rakiple diz dize çarpışmanın sonucu, soğuğun da etkisiyle acıdan 1 dakika kadar bacağımın diz altından koptuğunu sanmam.

    esas konu bu değil tabi. söz konusu maçta rakip takımda yer alan eski amatör topçu olduğunu öğrendiğimiz 45'lik abinin maç öncesi gözümüzün önünde bolca sigara eşliğinde yuvarladığı 3 adet efes extra'nın ardından show yapıp ağzımıza sıçması ve baklavadan hariç gece bize çorba ısmarlatması.

    abinin muhabbeti on numaraydı yalnız.*
  • halı saha maçına gittik, sahada antreman yelekleri var ama sadece tek renk.
    hemen cin fikirli abinin biri " ilk golü yiyen yelekleri giyer" dedi, amenna dedik, maça başladık ilk korner, küüt ilk golü biz attık. yeleği karşı tarafa giydirdik.
    işin ilginç yanı maç 15 - 1 bitti.
    1 olan takım kim mi? tabii ki biz.
    adamlar bizi madara etti, sürklase etti, abandone olduk ama o sikik halı saha yeleklerini giymedik...
  • amaçsız bir şekilde ömür doldurduğum, yitip gitmiş günlerden bir gün. manasızca dolaşırken bir halı saha bulup kenarına çökmüşüm. hayattan o günlerde pek bir beklentim yok, umudum da yok; kısacası koskoca bir hiçlik içindeyim...

    portatif tribünlerde bir adam, belli ki sahadakilerden birinden dolayı orada. hastalıklı ruh hali, bir acayip salvolara sürüklüyor, bir yalan makinesi yaratıyor o anda. boş bulunup ağızdan çıkan saçma bir cümle sonucu iş inada biniyor. abuk sabuk konuşmalar, hayatım boyunca yapmadığım kadar oyunculuk, ciddi miktar yalan ve sağlam bir ajitasyon sonucu; adamcağızı bir süperlig kulübü ile mukavele imzaladıktan sonra geçirdiği sakatlık sonucu hayalleri yıkılmış, hayata tutunsun diye de scout olarak görevlendirilmiş biri olduğuma inandırıyorum. işi nasıl abarttıysam artık, konuşmalar sahaya yansıyor. sahadakilerden bir tanesi kanattan yardırmaya başlıyor, her atakta keita ile eboue arası performanslar sunmaya başlıyor. her orta sonrası dönüp bana bakıyor, bi yerden sonra yalandan gülümsemek zorunda hissediyorum kendimi. bir pozisyonda kanadı bırakıp göbeğe koşuyor, gelen topu vole ile doksana çakıyor. telefonum çalmış gibi yapıp terkediyorum. şehri terkedip gidene kadar da o sokağa girmiyorum...

    ah be dayıcım; "orda öyle mi vurulur topa" diye dalgınlıkla söyleyince "sen ne anlarsın lan" demen şart mıydı sanki?
  • genç yaşlarımdayım, toparlanıp halı sahaya gideceğiz. babama geceden not bıraktım; ''benim için sabah yastığımın altına para koy, halı sahaya gideceğim.'' ve uyanınca yastığın altında bir not buldum; ''ben o parayı gece bir yerlere not bırakarak kazanmıyorum.''
    hasılı baba yüreği dayanamaz bırakır diye evin altını üstüne getirdim. ama bulamadım. tabi kafa çok basmıyor para değerlerine o zamanlar, komidin çekmecesinde 100 mark buldum. ben de telaşlıyım ulan ya bu halı saha parasını karşılamazsa diye. neyse gittik bozdurduk. halı sahaya gittiğimizde anladım ki o para ile tüm kadronun parası ödenebiliyormuş. neyse ben 4 arkadaşın parasını verdikten sonra elimde kalan para ile ilk çıkan milka çikolataları doldurdum bilimum meyve suları falan.

    akşam babam eve geldiğinde yemek yedi, kağıt-kalem hesap yapıyor, içimde kötü bir his tavanda da kara bulutlar var. seziyorum bir şeyler olacak. babam önce odasına gitti. ve bir-iki dakika ölüm sessizliği...

    yusuf
    yusuf
    yusuf
    3,5
    3,5
    3,5

    kapılar çarpıyor, içeriden salona ben diyeyim 3 metre sen de 4 metre bir canavar baam,güüm ayaklarını vura vura geliyor. sonrasını hatırlamıyorum. sabah uyandığımda cebimde sakladığım paralar aynı yerinde duruyor ve ben yine maça gidiyorum. ertesi gün anladım ki; bana hiçbir şey olmamış o canavar da komidin çekmecesinde duran 700 mark'ın nereye gittiğinin hesabını sormuş.***

    maça geçersek ikisini de kaybettik, çok b.ktan maçtı zaten.
  • yaklaşık 20 senedir haftada 1 maç oynarız. 20 senede yaşadığım her ilde iki takım çıkarıp oynamışızdır.

    97'lerden 2004'e kadar lise ekibiyle oynadık. 7 sene aynı arkadaş grubumuz vardı. (7 sene anadolu lisesi okuyanlardanım)
    2004 - 05 fethiye'de çalıştım, dershaneye gittim. dershane ekibimiz iyiydi, hocalar falan karışık oynardık.
    2005-2012 lisans yüksek lisans yaparken hem yurt takımımız vardı, hem de fakülte takımı. ikisinde de haftada en az 1 maç oynadık. 2010'da lisans bitti neredeyse bütün arkadaşlarım gitti, hocalar ve okul çalışanları ile oynadık.
    sonrası istanbul'da çalıştım, 1 sene hiç oynamadım. manisa'da üniversitede çalıştım genç öğrencilerle eski tempoda oynamaya devam ettim.
    2016'da yine şehir değiştirdim, memlekete geldim, eski arkadaşlardan az vardı ama iş arkadaşları vs yine takım kurduk haftada bir maç da olsa oynuyoruz.

    eskiden çok keyif alırdım. 2010a kadar çılgınlar gibi koşardım maçlarda. atletizm takımlarında yer aldım, amerikan futbolu da oynadığım için (running back) asla yorulduğumu hatırlamam. çelimsizdim ama şutlar füzeydi her zaman. zamanla kilo aldık, koşmalar azaldı, diz ağrıları başladı. eskisi kadar keyif alamaz oldum. kilodan dolayı daha çabuk yoruluyorum, şut atarken isabet oranı hayli düşüyor. moralim bozuluyor.

    avcı yalanı gibi herkesin çok anısı vardır halısahada. benim de unutamadığım bir çok anım var ama en akılda kalanı yüksek lisans yaparken rakip kalede araştırma görevlisi hocam vardı. şut çektim top iki elinin arasından çıkıp ağzını, burnunu dağıttı. dişi falan kırılmadı ama burnu ve dudakları inanılmaz kanadı. bana kıza kıza çıktı maçtan. dekanın makam şoförü kaleye girdi. ikinci şutta sağ bileğini kırdım adamın. yani sert şut atarım da bileyim kırılacağını hiç düşünmedim. ilk kez başıma geldi. hocalarla son maçımdı. bir daha çağırmadılar :) ertesi gün dekandan fırça yedik bir de.
  • sahanın bizim kale tarafında tam ortada her zaman olduğu gibi defansta elim belimde bekliyorum. rakipten biri topu karşıladı, top, bana doğru seke seke geldi. aynı zamanda rakip takımdan sevmediğim biri de topa doğru koştu. o çocuk alacağına topu ben alayım dedim,o refleskle topa doğru hareketlendim. topa, yere bir karış varken allah ne verdiyse vurdum, tek amacım arkadaşı şişlemekti. kazma olduğum için onu tutturamadım fakat top fişek gibi yüksele yüksele gitti rakip kaleye doğru. bizim takım arkadaşları "vay amk gazetesi gole bak la" dediler, ben miyop ve astigmat olduğum için gol olduğunu anlayamadım, göremedim çünkü o derece uzaktı.

    o halı saha tayfasıyla ne zaman buluşsak, konu bu gole gelir, taksi tutsan şu kadar yazar esprisi döner, bana poşet leo franco'yu hatırlatır, söverim ve tören kapanır.
  • mahallede bir benden büyükler vardı, bir de benden küçükler benim yaşımda kimse yoktu. fiziğim de iri olduğu için, büyüklerle oynarken defans, küçüklerle oynarken de herşey olarak oynamaya başlamıştım.
    yaşım ilerledikçe boyum uzamaya devam edip üzerine kilo da eklenince kaya gibi bir defans olmuştum. servet çetin'in genç versiyonuydum. yanımdan topu atıp koşarak geçebilirdiniz ama ikili mücadelede bırakmam.
    halı saha maçlarında da fiziğimden yararlanıldı.
    bir defasında kontra atak yerken, asıl nasıl koştuysam adam korktu ve duraksadı, öyle olunca yetiştim tabii. ancak vücut ağır, duramadım ama adama çarparak tellere adeta yapıştırdım adamı. faaal yok faaal yok devam devam bağırışları arasında pasımı da attım. ama adam baya bozuldu. bir sonraki pozisyonda korner atılırken, bana hızla koşarak çok bariz biçimde bir omuz attı. topla alakamız yoktu ama gene faul demedik. çünkü tüm gücüyle bana abanan adam, benden sekerek yere düşmüş. ben gene ayakta kalmıştım.
    bir süre sonra top kullanma becerim de çok düşük olduğu için, kaleye mahkum edildim. bir ara resmen, sevilen arkadaş olduğum için oynuyordum yoksa kalede çok kötüydüm.
    ama istikrar diyoruz boşuna mı diyoruz. oynaya oynaya çok geliştim. lisenin son yıllarında, vay be adam ciddi ciddi kaleci oldu deniyordu. boy uzaması tamamlanmış 197'ye dayanmıştı. okulun ufak kaleleri bana iyice ufak geliyordu. karşı karşıyalarda, yan toplarda rakibin gol atma şansı hiç yoktu. ama her iri kaleci gibi uzaktan şutlarda zayıftım.
    bir okul turnuvasında o unutamadığım maç gerçekleşti. keşke zorlu bir maç olsaydı ama ama zaten 4-0 öndeydik bunlar olduğunda. rakip zayıftı. engin diye, çok becerikli olmayan ama joker gibi her bölgede oynayabilen bir adam vardı. bu topla geriye geldi ama pres yedi. normalde bana geri pas atmayı pek tercih etmezler paslarım iyi değil diye. ama adam bir anda dönemedi ve çaresizce bana doğru yuvarladı. ben de rezil olmayayım hatalı gitmesin diye allah ne verdiyse abandım topa. top öyle bir gitti ki, sanki beckham falso veriyor. geniş bir u çizdi. (önce sağa açılıp sonra sola döndü) kaleci de baya ilerdeymiş, onun üzerinden şak diye kaleye girdi.
    hala video kaydı olsaydı diye üzülüyorum.
    maç 6-0'ken, bir de penaltı kazandık, bizimkilerin ısrarı üzerine ben kullandım, topu ve kaleciyi ayrı köşelere gönderdim.
    son dakikalarda, korner atıyorduk. topu uzaklaştırdılar ve hızla bana doğru geliyordu. baktım güzel şut açısı var. dedim süperim. şimdi bu girer hat-trick yaparım. kral olurum. bu defa bilerek ayağımın üstüyle sert bir şut gönderdim. top gerçekten çok düzgün gitti ve inanılmaz bir gürültüyle üst direğe çarptı. resmen etraf dank sesiyle inledi. (şut orta yuvarlaktan gelmişti) önce üzüldüm sonra onun havası daha iyi oldu.
    üniversitede de bir müddet kaleciliğe devam ettim. fena da değildim ama bir süre sonra kilom arttıkça bıraktım.
    keşke o zayıfladığım üniversitenin ilk döneminde okul takımı için başvursaydım. oradan bir kaç çocuğu ankaragücü ve gençlerbirliği kapmış diye duydum.
  • pozisyon icabı; karşı takımdan arkadaşın topu kapmak için ayağını uzatması, ayağının benim bacağa istemeden sürtünerek geçmesi ve akabinde şarıl şarıl kanayan bacak.

    nasıl mı?

    herifin halı saha ayakkabısını altına kırık cam sıkışmış, bildiğin kırık cam. bende de öyle bir şans var işte. herifin ayağa batmıyo, benim bacağa giriyor.

    sonuç:
    9 dikiş.