• bugün bir ölüm haberi aldım, bir aile büyüğümüzü daha kaybettik, annemin dayısını. çok yakınım değildi, açıkçası ağlamadım da mesela, ama gecenin bir yarısı hastaneye gidip, tanıdığınız, çocukluğunuzda elini öptüğünüz bir insanın cansız bedenini görmek, o insanın daha önce 2 kardeşini kaybetmiş abisinin ölen 3. kardeşinin başında hüngür hüngür ağlayışına tanık olmak, koca koca adamların gözünden akan yaşlar, hele küçük yaşta babasını kaybetmiş bir insan olarak bir babanın kaybını evlatlarının yüzünde görmek, insanı en derininden sarsıyor.

    eve döndükten sonra da gözümün önünden gitmedi o cansız beden, hele o yüzü. haber yazmam lazımdı, kafamı toparlayıp yazamadım. sunum hazırlamam lazım, programı bile açamadım. bari kafam dağılsın biraz sonra yazarım diye sözlüğe girdim. girmez olaydım.

    milan baros başlığı, sözlük tarafından baros'a hazırlanan pankart derken sözlüğün bugüne kadar yaptığı bütün pankartlara şöyle bir bakayım dedim. orada rastladım sana hako. sonra entrylerini okudum bir süre, annenle yaşadığın tekerlikli sandalye anısını ve o sandalye ile hayatını birleştiren kazayı. sandalyeye mahkum etmek diyemiyorum, sadece okuduğum birkaç entrynden bile anladım ki, sen o sandalyeye mahkum olmamışsın hiçbir zaman, içindeki yaşama sevincini mahkum etmek için kıçı kırık bir sandalyeden çok daha fazlası gerekirmiş.

    bugün ölüm benim peşimi bırakmadı hako... keşke seneler önce senin peşini bıraksaymış da, seni yine hiç tanımasam da dünyada bir galatasaraylı fazla olsaymışız... ruhun şad olsun...
  • galatasaray'a yakışmayan dönemler. uzun zamandır takıma yıldız oyuncu gelmemiş. her transfer sezonu heyecanla bir yıldız haberi bekliyor, ama marek heinz, inamotolarla yerimize oturuyoruz. allah rahmet eylesin, özhan başkan bir bomba patlatmanın derdindeydi. bizler de heyecanla bekliyoruz. aslında bu heyecana uzaktan şahitlik ediyorum demem daha doğru olurdu. gscimbom isimli platforma üye olmadan, misafir olarak transfer haberlerini takip ediyorum. bundesliga'nın en iyi oyun kurucularından birinin peşindeyiz. özhan başkan gün geliyor açıklamayı yapıyor. avrupa'nın en büyük oyuncusunu aldık diyor. lincoln'ü almışız. sen misin gelen, yıllar sonra yıldız görmenin heyecanıyla, hayatımda ilk kez bir futbol ve galatasaray forumuna, gscimbom'a üye oluyorum. hemen ısınıyorum da. kısa zamanda kaynaşıyoruz. el üstünde tutuluyoruz.

    ama özellikle forum üyelerinden biri vardır. işık gibi parlıyor. inanılmaz pozitif. sevgi dolu. şakacı. nerede pozitiflik; orada biten. arkadaşları tarafından inanılmaz sevilen. sevilmeyecek gibi değil. kanım hemen ısınıyor. onun da bana. sürekli şakalaşıyoruz ve iyi de anlaşıyoruz. o da hayata pozitif bakan biri, ben de. haliyle daha fazla ısınıyorum.

    belçika'da olduğunu ve hastanede yattığını öğreniyorum. yaşadığı bir kaza sebebiyle uzun süreli tedavi görmektedir. inanılmaz üzülüyorum. evladımı hastaneye yatırmışım gibi hissediyorum. içim burkuluyor. bu kadar zor süreçlerden geçerken, ne kadar pozitif ve mutlu olduğunu, insanlara ne kadar mükemmel yaklaştığını görüyorum. bazen hastalıklar öyle şekiller ki insanları, yaşanan fiziksel sorunlar zihinsel yaşamı ön plana alır, insanları daha erdemli hale getirir. hani derler ya, bu dünyanın garip bir adalet anlayışı var diye. belki bazı sağlık sorunlarını yaşayanlar sağlıklı bir şekilde yürüyebilmeyi, fiziksel olarak güçlü olmayı, kimselere muhtaç olmamayı, koşabilmeyi hayal edebilirler. ama şunu da bilirler ki, onların o güzel erdemlerine, karakterlerine, gülen yüzlerine ve insanlığına sahip olmayı hayal edecek daha fazla ruh hastası insan söz konusudur. o bir örnek modeldi. insanların karakterinden bir şeyler alabileceği ve hayal edebilecekleri bir karakterin tezahürüydü.

    konuşurduk. gülerdik. eğlenirdik. geyiklere doymazdık. hastane yatağında, kucağında laptop bizlere hayatın güzelliğinden ışıklar saçardı. bulunduğu platformda herkes tarafından karşılıksız ve emsalsiz şekilde sevilen tek insandı. ona duyulan sevginin iç yüzünde hastalığı değil, karakteri yatıyordu. böyle bir karakter modeli karşısında dizginleri koyvermemek mümkün müydü? o hasta yatağında yatarken hep bizi düşünüyor, iyi olmamızı istiyordu. bunlar laf olsun diye söylenen şeyler değil. yakılan bir ağıt değil. gerçeğin kendisi.

    ikimize ait muhabbetimiz vardı. hastanede kalarak hemşirelere büyük kötülük yaptığına, tüm hemşirelerin latexlerle her gece kapısında kuyruk olduğuna ve bu yüzden oradan ayrılmadığına dair bir geyiğim vardı. duydum ki müthiş bir film endüstrisi kurmuşsun orada, insan bizi de işe alır diye takılırdım. yarıla yarıla gülerdi.

    ne zaman bir yerde hemşire görsem o gelir aklıma. hako'm gelir. gülümsemek ve üzülmek arasında sıkışır kalırım; araf'ta mahkum kalmışım gibi.

    gün geldi bazı sorunlar oldu. forumu bıraktı. benim de işlerim iyice artınca foruma eskisi gibi bakamamaya başladım. bazı anlarda msn'de konuşmaya çalıştık. bir gün benim şahit olduğum ama benimle ilgisi olmayan bir sorun yaşandı forumda. bu olaya hako'm da tanıklık etmişti. çok önemli ve uzun süre problem yaratan bir sorundu. bu olaya kim dahil olursa bir nevi fişlenebilirdi. bu olaya ettiğim tanıklığa dair bir muhabbet geçtiğinde hako'nun olayın benimle hiç ilgisi olmadığını ifade etmek için ne taklalar attığını, üzülmemem için nasıl bir savaş verdiğini hatırlıyorum. hâlâ, sevdiklerini kendisinden fazla düşünen, hiç üzülmememizi isteyen, bizi koruyan ve abisine kol kanat geren hako'ydu o. onun bu olayda gösterdiği reaksiyonları ve o reaksiyonların niteliğini çok ama çok ender insanoğlu verirdi. bu hali içimde derin bir iz bırakmıştır, hiç çıkmamacasına. bu karakterdeki incelik ve zarifliği açıklayabilmek kolay bir şey olmasa gerek.

    bir süre sonra tamamen kayboldum. onu da göremedim. nasıl olduğunu düşünüyordum. ve gün geldi, kara haber çalındı kulağıma. gecenin körüydü. ne uyku kaldı ne bir şey. geriye kalan sadece karanlıktı. inanamıyordum. mükemmel insanları, güzel insanları neden bu kadar erken yukarı aldığını sorguladım tanrı'nın. hayıflandım. hayatının baharında olan güzide insanların erken gidişlerini anlayamamışımdır. bana çok ağır gelen bir şeydir bu. kabullenemez bir serzeniştir.

    ah be hako'm. şimdi yeni yıla girmek üzereyiz. herkes bir şeylerin peşinde. kimisi eğlenecek, kimisi kuruyemişini yiyecek, kimisi içecek, kimisi kendinden geçecek. ne içiyorum, ne eğleniyorum, ne de yeni yıl kutlamalarında tarak sallıyorum. her zamanki günlerimden birini yaşıyorum. yeni yıla girerken seni aklıma getirebildim. seninle gireyim dedim be hako'm. biliyorum, orada, yukarıda bir yerlerdesin. çaktırmadan gülüyorsun. aşağıda yaptığın gibi. sadece kucağında laptop yok, o kadar.

    bakıyorum da tanrı ödüllendirmiş seni. aşağıdaki film endüstrisini yukarıda da kurmuşsun. çadırın hurilerden geçilmiyormuş. neden latexlerinizi giymediniz diye hayıflanıyormuşsun. belki şu an aşağıda değilsin ama sonsuza kadar yaşayacaksın be hako'm.

    yukarıda..

    yukarıda..

    yeni yılın kutlu olsun be hako'm..
  • bir kaç gecedir oluyor bana bu. yatmadan önce, sözlüğe son bi kez f5 yapıp öyle kaparım pc'yi.
    ne zaman sözlüğü kapatacak olsam son günlerde, hep kendisinin 10 numara entryleri çıkıyor.

    hiç tanımam etmem, özelden de bir yazışmamız olduğunu hatırlamıyorum.
    sadece nick olarak bilirdim, vefat haberini öğrenince ağlamıştım.
    bilmiyorum belki de kendi egoistliğimden ağladım.
    aklıma direkt bir gün benim de aynı durumda olacağım geldiğinden belki..

    bugün şimdi yazıyorsun çiziyorsun, facedir, msndir, sözlüktür takılıyorsun.
    yarın birgün sen de ölüceksin ve sen öldüğünde de tıpkı hakodaki gibi sürekli çevrimdışı yazacak.
    kim, ne zaman baksa hep; çevrimdışı
    en son durum güncellemenin tarihi değişmeyecek.
    ben butonu en son entry girdiğin zamanı, gün geçtikçe daha da eski bir tarihe alacak.

    son entry girdiği zaman: 2 ay önce, 5 ay önce, yaklaşık 1 yıl önce...

    ne adıma yazılanları okuyabileceğim, ne galatasaray'ın aldığı kupaları görebileceğim, ne de eş dost...

    düşününce hayat nasıl da bir oyun kuruyor değil mi bizlere ?
    önce her şeyi bir güzel veriyor, sonra da sanki hiçbiri senin değilmişçesine aniden söküp alıyor.
    tüm oyun, verilen tek bir nefesle bozuluveriyor.

    koca bir ömür oyuncaklarınla oynuyorsun. sonra bir anda hepsi elindan alınıyor ve bu oyundan ne anladığın soruluyor.
    koca bir ömürü bu oyun, o oyun bittikten sonraki uçsuz bucaksız bir ömürü ise bu oyundan ne anladığın tayin ediyor.

    şimdi oyuncaklarımız sağlam, oyunumuz güzel.
    sözlük de güzel, güzel güzel yazıyoruz.

    hakan mı? o artık yazamıyor. sen şimdi onun başlığının altına küfür dahi yazsan sana tek bir kelime bile edemeyecek.
    onun oyunun perdesi kapandı çünkü.

    içim o kadar tuhaf ki.. nur içinde yat canım kardeşim. perde kapandığında yanında olacağız, kaçarı yok.
  • kardesim benim, aslanım, hakan'ım... burada tanıdım, konuştum, gulustum ya senle. vesile olan rahmetli ali sami yen'di. ilk o topladı insanları. sonra büyüdüler. kafilenin basında durdu. bayrağı en onde salladı. kaybolmadık. stadımız oldu. başarılı olduk, olacağız da... bu sevgi, sadakat, bağlılık sayesinde burada buluştuk. buna vesile olan iki isim ise hagi ve gs oldu. kafilenin başındaki isimdi onlar. devam da ediyorlar bayrakları sallayarak. kaybolmayalum diye.. taraftarda bu sevgi var. 105 yıl önce 106 yıl once... ismimizle doğduk. kayıplarımız oldu. sevgi durdu. o kaybolmadı. biz inşaatın tuglalariyiz. müteahhitin ismi bilinir doğrudur. tuğlalar, yani bizler arkada, içerde kalırız. ama her birimizin gorevi çok önemlidir. kenetlenecek tutunuruz. birimiz, her birimiz zamanla kırılıp parçalanıp aradan çıkabiliriz ama sevgi durur. cim bom durur.

    sami yen'e veda ediyoruz. isim babası ile cennettesin, son gece bizleri izlemeyi ihmal etmeyesin.
  • beni galatasaray sözlük ile tanıştıran, ilklerinden biri olmamı sağlayan güzel insan. onunla ilk tanışmamız euro 2008 zamanına dayanıyordu. beraber çok güzel sohbetlerimiz olmuştu. çok iyi vakit geçirirdik. hayata her zaman pozitif yönünden bakardı, umut dolu, neşe dolu bir insandı. hakan abimiz, canımız, ciğerimiz. engel tanımayan abimiz.

    yapacak çok işleri vardı, henüz 26 yaşındaydı. şimdi bizi bir yerden izlediğini biliyorum.

    bugün itibariyle belçika'da vefat etti. kendisine allahtan rahmet, kederli ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. seni çok özleyeceğiz.

    http://tinyurl.com/3a4umc5

    edit: cenazesi pazartesi günü türkiye'ye getirilecek ve izmir'de defnedilecektir. vefat haberini kız kardeşinden aldık. babası da doğruladı. bu da onun uludağ sözlük'teki profili.
    http://www.uludagsozluk.com/k/damdaki-deli/
  • son entryisi; (bkz: hako/#329939)

    ben hemen birşeyler yazamam böyle durumlarda. özel durumunu bildiğim için en dikkatli takip ettiğim arkadaşlarımızdan birisi idi. önceden bu entryisini okumuştum. sözlüğe gelip olanları öğrenince bu entryisi hafızamın tavanında lamba gibi asılı kaldı. kafamın içinde sürekli dönüp duruyor. neden böyle bilmiyorum. bir türlü elim gitmedi o günlerde bir şeyler yazmaya. yazamadım. nasıl birisi olduğunu anlamak için şu entryisini okumak az ve öz de olsa bir fikir verebilir sizlere. (bkz: hako/#103137)

    iyi birisi idi. iyi ve özel birisi idi. kısacası erken ayrıldı aramızdan ve çok üzüldüm. olmadı, olmamalıydı.

    galatasaray ve hayatla ilgili güzel şeyleri unutmayan bizler seni de unutmayacağız. nurun ve ışığın üzerimizde olsun. sevgiyle hakocan.
  • yazıp yazıp siliyorum. vefat haberini istanbul'da abuk subuk bi kafede okumuştum. aptala dönmüştüm hatırlıyorum çok net. dönünce yazayım dedim ama şimdi kilitlendim. gidenin arkasından ne kadar üzüldüğünü ve şok olduğunu yazıyorsun. off ne bileyim. bir eylem veya bir söylemden fayda görmeyeceksin hiç başlama, bırak sende kalsın. ağlamayana meme yok derler ya. ölüm böyle bir şey işte. ağlasan da meme yok. üzülüyorsun ağlıyorsun. şimdi buraya paragraflar döksem neye yarar. ne yazsan, ne söylesen, ne yapsan olmuyor işte. giden gelmiyor. allah rahmet eylesin. mekanı cennet olsun. allah sevenlerine sabır versin.
  • kendisini #77055 numaralı entrysinden bilirdim; hatta turistik amaçla gittiğim belçika'da* rastladığım meira marka tekerlekli sandalyeye binen bir vatandaşa rastlayıp kendisini yad etmişliğim bile vardır. kendi kendime demiştim "acaba hako bu mudur?" diye...

    vefatından sonra internete koyulan resimlerine baktım da, hakikaten melek yüzlü bir abimizmiş kendisi...

    unutulmayacaksın...

    not: kendisinden tek bir ricam var; hepimiz adına metin'i, paidar'ı, ali sami yen'i ellerinden öp...