resim
Gheorghe Hagi
Görev:Hissedar
Takım:FCV Farul
Yaş:61
Uyruk:Romanya
  • 6322
    icardi ile karşılaştırılmaması gereken figürdür.

    hagi galatasaray’ın avrupa’da tepeye oynamasında başrol olmuştur, 30undan sonra kariyerinin en istikrarlı ve disiplinli dönemini yaşamıştır.

    dünya’nın en iyi oyuncularından biri idi kendi döneminde zira rumen olmasa belki ismi daha üst sıralarda geçerdi.

    icardi özellikle saha dışında inanılmaz bir figür oldu, kendini çok sevdirdi ve takımı sahipleniyor ama hagi bir başkaydı, kıyaslamak ikisine de haksızlık.
  • 5031
    alex de souza'nın kitabının olduğu yerde kendisinin kütüphane açması lazım ya neyse... hagi yıllar önce bıraktı bir kitabı yok da alex çat diye kitabı yazıverdi piyasaya sundu diye hayıflanıyordum. çıksın da hayatımdaki ilk otobiyografi kitabımı alacağım. hem de bir futbolcuya ait. gerçi ben hagi'ye futbolcu değil sanatçı olarak bakıyorum. kitap kötü olsa bile kapağındaki hagi resmi ve hagi yazısı bile almam, okumam ve kitaplığıma koymak için yeterli.
  • 4651
    dünyanın en duygusuz, en odun adamlarından biriyim ama sonlara doğru gözlerimi yaşarttı; çocukluğumu çok fena özlediğimi hissettim.

    --- alıntı ---

    3 yaşımdan 20 yaşıma kadar babamdan fiziksel şiddet gördüm. sadece beni değil annemi de dövdü yıllarca. çürükler, morluklar hiç eksik olmadı kadının vücudundan. bir defasında tüm ön dişleri döküldü. pazar günü gelecekte babam evde olacak diye ödüm kopardı. kahvaltı sofrasında en küçük sebepten tartışma çıkarıp suratımızı dağıtırdı. ele güne rezil kepaze olurduk. (kendisiyle 13 yıldır görüşmüyorum)

    şöyle biraz geçmişe gidiyorum. ailecek hep beraber saf, katışıksız, kontrolsüz, düşünmeksizin mutlu olduğumuz tek bir an geliyor hatrıma. 17 mayıs 2000 gecesi. babamı o ana dek hiç öyle mutlu görmemiştim. sabaha kadar antalya caddelerini turladık kamyonla. sadece bir geceliğine de olsa baba oğuldan ziyade iki arkadaş olmuştuk. yoktu böyle bir mutluluk. kendisi beşiktaşlıdır bu arada.

    sanırım yalnızca yoksunlukla açıklanabilir bu durum. millet olarak gerçekten yoksunmuşuz o yıllarda. bir sebep hasıl olmuş ve kısa bir süreliğine yırtıp atmışız üzerimizdeki karanlığı. bir rüya imiş. şimdi olsa kimsenin umrunda olmaz belki. lakin o günlerde farklıydı işte. ne demek istediğimi yaşayanlar biliyor. tam söze dökemiyorum.

    futbolu ise uzun zamandır takip etmiyorum. zira ne zaman bir müsabakaya denk gelsem kandırıldığımı hissediyorum. en son ne zaman bir maçı yerinde takip ettim hatırlamıyorum bile. artık keyif almıyorum bu olaydan. küçük bir çocukken bir gün böyle hissedeceğimi hiç düşünmemiştim.

    babamdan alamadığım sevgi ve şefkat (kendi yoksunluklarım) beni başka bir adama bağladı o yıllarda. kim olduğunu tahmin ediyorsunuz. gayet bilinçli bir sevgiydi bu. onun gerçekte kim olduğunu biliyor, mesleki açıdan tam olarak neyin karşılığı olduğunu görüyor, kitleler üzerindeki etkisini yüreğimde hissediyordum. diğer tüm muadilleriyle kıyaslamasını yapıp, sağlamasını aldığım vakit sonuç hep aynı çıkıyordu; benzersizdi! ve sevilmeyecek adam değildi. çok seviyordum.

    gheorghe hagi, 20 ocak 2001 akşamı antalya atatürk stadı'nda oynanan werder bremen maçı kadrosunda yer almadı. siyah paltosu ve takım elbisesiyle kulübeden takip etti maçı. son düdüğün ardından tünele doğru ilerleyen lucescu'nun yanında belirdiğinde dudaklarımı ısırarak uzaklardan izliyordum bu gidişi. "şimdi değilse ne zaman?" diye soruyordum kendime. şimdi değilse ne zaman?

    sahadayım! kendimi tribünden aşağı bıraktım! göbekli security'ler peşimde koşturuyor. hiç kusura bakmicen güvenlikçi amca. boşuna da kendini yormicen. 15 yaşındayım ve hagi'yi çok seviyorum. nahhh yakalarsın!

    top toplayıcıların arasına kaynayıp tüneden içeri dalıyorum. 5 ay önce madrid'i tokatlayıp avrupa'nın en büyüğü olan takım 5 metre ötemde. kalbim çıra yutmuş odun sobası gibi güp güp atıyor.

    çevik kuvvet tarafından dışarı atıldım. otobüsün etrafında büyük bir polis çemberi var. çemberin dışında nerden baksan 2000 kişi. adamlar jardel'i beklerken tünelden ben çıktım. polis parmağıyla çemberi göstererek "devam et" diyor. yüzümde kemal sunal ifadesiyle polisin dediği istikamete ilerler gibi yapıp sincap çevikliğiyle yolumu değiştiriyorum. galatasaray otobüsüne girip en koltuğa oturdum! "hagi gelene dek inmeyeceğim. sıkıysa indirin."

    asfalt da yatıyorum. yönetici cüneyt tanman tarafından kovuldum. çember tamamen dağıldı. oradan ora savrulurken bayağı bir hırpalandım. korkunç bir gürültü var. meşale ve konfetiler yüzünden göz gözü görmüyor. tamamen yere kapaklandım. emekleyerek ve ezilerek otobüsün altına girdim. sürünerek ön tekere doğru ilerliyorum. komando edasıyla yana yuvarlanıp boşa çıktım. kapı 1 metre önümde. ölümcül hamlemi yapıyorum. "ya allaaaaah."

    tekrar polislerin kolundayım. malzemeci tarafından "olum biz seni demin indirmedik mi" diye iteklenerek dışarı atıldım. tam o esnada çaprazdan hagi ile göz göze geldik. 1 saniyeliğine falan. sonra bir şey oldu. bir şey. çok acayip bir şey. beşinci sırada oturan kel kafalı gözlüklü bir yönetici ayağa kalktı. ben dışarıdan adamın hal ve hareketlerinden durumun benle ilgili olduğunu hissettim. yüreğime bir çarpıntı düştü. "bırakın çocuğu yaa. anladım ben anladım. onun derdi başka. getirin o genci buraya." (yaşıyorsan allah senden razı olsun bey amca)

    şengen dediğin nedir ya? hayatımın en güzel vizesini almışım ben. galatasaray otobüsten içeri girdim abi. kapı kapandı. içeri full dolu. ve süper sessizlik. herkes beni izliyor, ben de onları. inanamıyorum abi. o otobüsün içinde olduğuma inanamıyorum. her şey gerçek olamayacak kadar güzel. her şey. ilk 5 saniye hiçbir şey yapmadan öylece durup onları izledim. onlar da beni.

    hagi'ye doğru ilerliyorum. geldiğimi görünce ayağa kalkıyor gülümseyerek. bir şeyler diyorum çat pat ingilizcemle ne dediğimi ben de bilmiyorum. kağıt kalemi tutuşturdum bunun eline. imzalamak için düz bir zemin arıyor. capone yanağımdan makas alıyor. taffarel göz kırparak saçımı okşuyor. gözlerim dolu dolu. dokunsalar ağlayacağım. (dokunuyorlar)

    neyse bizim hagi imzayı attı. tokalaşıyorum. iki yanağından öptüm. sonra başını iki elimin arasına alıp bir de alnından öptüm usulca. ve ne oldu biliyor musunuz? sahneyi gören bülent korkmaz ellerini havaya kaldırarak haykırdı; "olmadıııııı, bir daha ööööp, bir daha ööööp" tüm otobüs alkışlıyor, gülüşmeler, kahkahalar. ben orada cesareti alıp saldırıyorum hagi'ye.

    alnından, yüzünden, yanağından, kulağından, ensesinden artık neresine denk gelirse basıyorum öpücüğü. öpücük yağmuruna tutuyorum efsanemi. yok böyle bir sevgi. yok arkadaş! yok yaa! yok böyle bir şey! forma istiyorum kendisinden. e haliyle yok yanında. her şey bagaja yerleştirilmiş. otobüs kalkmak üzere. beni bekliyor şöför.

    otobüste ilerliyorum arkalara doğru. popescu, suat, okan, emre, arif, jardel aklına kim gelirse herkes burada. tek tek tokalaşıyorum hepsiyle. en son inerken bir de lucescuyla vedalaşıyorum. çok sıcak davranıyor o da. kuş gibi iniyorum otobüsten. suratımda aptal bi gülümsemeyle koşarak eve gidiyorum. koşarak koşarak koşarak....

    (gayya kuyusunda yiten çocukluğumun sikik hatıraları)

    işte o güzel imza: http://i.hizliresim.com/dkV0QV.jpg +

    --- alıntı ---

    link: https://eksisozluk.com/entry/58272664
  • 4871
    kendisi, teknik direktörlük kariyeri yapmak yerine romanya'da kendi sahip olduğu ve kurduğu genç bir takımla mücadele eden, idealist ve futbol aşığı bir efsanedir. bir sürü sikimsonik tipin hocalıktan para kazandığı bu dünyada, hagi istese, hocalık kariyerinin alasını yapardı. böyle maradona-hagi gibi büyük yıldızlardan iyi teknik direktör olmuyor gibi gerzek ve klişe yorumlarla gelmeyin bana. bu tip adamlar futbolun ilahları, herşeyi deneyimlemiş çok zeki adamlar. bu işe, bu hocalık kariyerine ihtiyaçları yok ve belki de başarıya futbolculuk zamanlarından doydukları için, üst düzey takım peşinde koşmuyorlar.

    hagi'nin hocalığıyla ilgili hatırladığım 2005 sezonu, meşhur riberyli sezonda. takımı lig 2.si yapmış ve kupa finalinde de efsane bir 5-1'lik fb galibiyeti almıştır. yine aynı sezon necatinin efsane golüyle 1-0 kazandığımız derbide, takım muhteşem futbol oynamış, pozisyon üstüne pozisyona girmiştir. sezon sonunda da ne hikmetse gönderilmiş, yerine gerets gelmişti. 2. gelişi 2010 kadıköy'de fb derbisi öncesi apar topar çağrılmıştır, galatasarayın 7 mi 8 yiyeceği konuşulan, bir derbiye çıkmıştır. elinde forvet olmadan pinodan santrafor yaratıp, galibiyeti kaçıran bir futbol sergiletmiştir. sonuç 0-0, burdaki motivasyon gücü tartışılmazdır. ve o sezon, o leş kadroyla başarısız olduğu varsayılıp yine gönderilmiştir.

    dostlar hagi dediğimiz adam, birçok sikik futbol adamından çok daha iyi teknik adamdır., adamdır, galatasarayın yabancı olarak en büyük efsanesidir. galatasaraya her gelişinde de başarılı olmuştur. bilmeyenler, tarihi yanlış lanse ettiren, yanlış yorumlayanlar gidip tarihini daha iyi bildikleri başka klüplerin sözlüğünde yazabilirler.

    hagiyi, popçu aydın kılıklı hakan kutluyla kıyaslayanlar, bir zahmet bir daha hagi hakkında yazmasınlar. çünkü daha ağır konuşabilirim.

    edit: 2005'te 3. olmuşuz puanlar fb 80 ts 77 gs 76, yani şampiyonlukta son anda kaçmış, her zaman yüreğini koyan ciga'ya haksızlık edilmiştir.
  • 5930
    arda turan'i ilk defa oynatan eski efsanemiz, eski 10 numaramiz, eski teknik direktorumuzdur.

    2004-2005'teki basari durumu tartismaya aciktir, fakat rakibin anelka, van hooijdonk falan aliyorken, sen futbolcularinin maasini bile veremiyorsun, haliyle kadron da ona gore kuruluyor ve senden sampiyonluk bekleniyor.

    67 puan ile birkac mac haric dogru duzgun futbol oynamadan, gorece fena olmayan kadro ile hatta bir tik ustu ile sampiyon olmak mi basaridir yoksa zayif bir kadro ile idare ederin bir tik ustunde futbol oynayarak 76 puan alip "4"puan ile sampiyonlugu kacirmak mi? ki ayrica cok sayida 16-20 yas araligindaki o donemin "paf takım" oyuncusunu da oynattigini ekleyeyim hagi'nin.
    ki 33. hafta deplasmanda sampiyon olan takima 1-0 kaybettigini de ekleyeyim. (bkz: 22 mayıs 2005 fenerbahçe galatasaray maçı)

    hagi candir. canimizdir.
  • 5809
    türkiye cumhuriyeti gençlik ve spor bakanı tarafından alex ile kıyaslanmaya kalkışıldığı bir saçmalığa konu olmuş öncü, lider, savaşçı, albay, efsanemiz.
    şu yukardaki cümle bile güzel ülkenin ne kadar sığ, ne kadar basiretsiz ve ne kadar lakayt yönetildiğinin kanıtıdır.
    hagi ve alex üzerinden popülizm kasmaya dahi muhtaç kalmış bir grubun, çırpınışlarına şu memlekette güzel olarak kalmayı başarmış ender şeyleri bari dahil etmemeleri temennileriyle albay’a bağlılığımızı bir kez daha belirterek sözlerime son veriyorum.
  • 6152
    yeteri kadar övülmeyen, yeni neslin normal olarak bilmediği ve golelrini, çalımlarını, asistlerini izleyerek asla anlayamayacağı büyük yıldız.

    hagi normal bir futboluydu. top kaybederdi, hata yapardı, gol kaçırırdı, maç kaybederdi, kupa kaybederdi.

    hagi tüm yetenekli oyuncular gibi çalım atardı, pas verirdi, gol atardı...

    peki o zaman neydi hagi'yi böyle özel yapan? ben onu hep şöyle özetliyorum; hagi maç, saha, rakip kim olursa olsun maç başına ortalama 2 net gol pozisyonuydu. bazen şut, bazen pas bazen çalım.... ne olursa olsun hagi bir şekilde takım adına bir iki tane net pozisyon yaratırdı. yani topun ceza sahasına yakın olmasına falan gerek yoktu hagi'nin pozisyon yaratması için, o bir şekilde yaratırdı. örneğin milan maçında hasan şaş'a yaptığı asist. hiçbir şey yokken ortada gol pozisyonu yarattı. o gol olduğu için aklımızda ama işte hagi öyle bir şeyi her maçta yapabiliyordu.

    monaco'ya attığı unutulmaz gol sonrası sabri ugan'ın dediği gibi; ''ne büyüksün hagi, ne ustasın hagi!''

    https://twitter.com/.../1065186659216564228

    böyle bir asist yok ya. o nasıl bir saha görüşü ve oyunu, pozisyonu okuma becerisidir ya. rakip de milan yani, italyan disiplini, italyan savunması, maç şampiyonlar ligi maçı...
  • 6345
    türkiye a milli futbol takımı 2002 dünya kupası'nda 3. olduğunda "kadroda ben olabilseydim şampiyon olurduk. çünkü ben buyum: üçüncülükle birincilik arasındaki farkı yaratan adam" demişti.

    kendisini tanımayanlar için iddialı bir söz gibi görünse de aslında çok mütevazı bir açıklamadır bu. takım üzerindeki etkisi bundan çok daha fazlaydı.

    rakibin algılarıyla oynama ve rakibi hazırlıksız yakalayıp alt etme üstadıydı hagi.

    takımdaki diğer oyuncuların tamamını vücudunun bir parçası gibi kontrol eder, bu sayede akıl oyunlarını bütün sahaya yayar, öldürücü darbeyi kendisi yapar ve takımın performansını arşa çıkarırdı.

    topla olan akıl almaz ilişkisi; çalım, pas ve şut konusundaki inanılmaz geniş repertuarı hagi'nin sadece %50'sidir.

    diğer %50'si, takım üzerindeki muazzam etkisi ve liderliğiydi. takıma sadece doğru koşuyu, doğru pozisyon almayı göstermezdi sahadayken. sadece kendisine özel olan "rakibi yanıltma" stratejilerinde sahadaki bütün takım arkadaşlarını inanılmaz bir maharetle yönetirdi. "orkestra şefi" lakabı bu yüzden cuk oturuyordu üzerine.

    onun kadar yeteneklisi belki arada bir bu topraklara gelir ama onun kadar etkilisinin gelmesi tam anlamıyla mucize olur.
  • 5272
    futbol zekası, sahadaki ağırlığı, oyun görüşü ve kazanma hırsı inanılmaz düzeydeydi.

    sadece galatasaray'ı değil, rakibi ve hakemi de yönetirdi.
    mesela hagi varken doğru koşuyu yapmak zorundaydın. çünkü sahanın her yerini görüyordu adam. galatasaray'da koşu yapması gerekip de koşmayan kim varsa azarlardı. senin yüzünden atağı, pozisyon şansını kaçırdık diye bağıra bağıra anlatırdı maçı izleyen herkesin önünde. götün yemezdi yapman gereken koşuyu yapmamaya. rencide olurdun çünkü. o jenerasyon o kadar iyi top oynadıysa, o kadar etkili bir takım olduysak fatih terim kadar saha içerisindeki hagi korkusunun da etkisi büyüktü.

    misal sinan gümüş'ü ya da bruma'yı ele alalım. hagi olsa bu adamlar doğru oynamak zorunda kalırlardı. bruma sadece ayağına top bekleyemezdi. onu yaptığı dakka hagi ne duruyon elin belinde amk, koşsana ileri ben atıcam o topu sana diye bağırırdı. sinan olsa ben it gibi koşuyorsam sen de koşacaksın diye üzerine yürürdü.

    baskı falan da yemezdiniz sahada hagi varsa. çünkü baskı yediğinde gelir topu alır, rakip baskıyı kırıp sana pozisyon yaratırdı. öyle hücum presle falan sahasına hapsedemezdiniz galatasaray'ı.

    bir de eksikliğini hissettiğimiz savaşçı melo var ya. o adam hagi'ydi. bağırır çağırır takımı ateşlerdi. rakip sert oynuyorsa o da sert oynardı. hakemleri öyle bir kontrol ederdi ki, hiç bir hakem dur galatasaray'ı sindireyim diyemezdi. çünkü saha içerisinde üstelik her maç tekrardan daha 10. dakikada herkesin saygısını kazanırdı. işte böyle bir adam "nabıyon amuakoyyum, o ne biçim düdük" diye sana çıkışınca hakem olarak da onu dinlemek zorunda kalırdın. collina olsan "keli olsa da kelinden öpsem hagi'yi diye iç geçirirdin."

    tekniği, şutu, cartı, curtu hikaye. bunları anlatırsam hagi'yi alex'le kıyaslayan dallamalar türer. saha içerisinde komutandı hagi. hem de sadece galatasaray'ın değil o sahadaki herkesin komutanı. boşuna elini sıkmıyordu hakemler oyundan çıkarken hagi'nin.
  • 6272
    ara pasları, çalımları, imza hareketlerini geçtim; ya bu adam frikiğin gol tehlikesi olduğunu gösterdi bize. o güne kadar frikik demek, birinin diğerinin önüne yuvarladığı, onun da topu iyi bi şekilde stop edebilirse şutu çekecek oyuncuya pozisyon hazırladığı, şutu çeken oyuncu da rakip barajdan koşup gelen oyuncuya çarptırmamayı başarabilirse bir ihtimal pozisyon tehlikesi yaratılan bir sahneydi.

    tugay'ın frikikleri olurdu, sert şekilde kaleye gönderdiği şutlardı. barajın içinden geçerse bir ihtimal beklerdik. kadıköy deplasmanında attığı bir gol vardı o şekilde. paslaşarak kullanılanda da kubilay'ın cork city'e attığı gol var aklımda.

    yani öyle barajın üzerinden plase ve şık bir vuruşla gol atılması, sahiden futbol hafızamda yoktu. seneler sonra prekazi'nin şampiyonluk maçında eskişehir'e attığı golü izlerken " aa böyle gol de atmışız geçmişte" diye şaşırmıştım.

    geldiğinde övgüyle anlatılıyor; ama tanımıyoruz, yaşımız küçük. 94 dünya kupası, la liga, serie a vs. izlememişiz, yayıncılık da bugünlerdeki gibi yaygın değil. tek hatırladığım, 31 yaşında olduğu için medyada "hagi dede, baston verin de oynasın" şeklinde yapılan muhabbetti.

    ilk maçında van deplasmanında iki gol attığını duyduk. iyiymiş bu adam diye heveslendik. sonra trabzon maçındaki frikiğine şahit olunca şaşkınlık daha da arttı. ama sonrasında da bizi hep şaşırtmayı, kendine hayran bırakmayı başardı gica. ara pasları, çalımları, şutları ile bize güzel oyunu tanıttı.

    özlüyoruz o günleri. maraton'da "hagi resitali" olarak anlatılan geniş maç özetlerinin başlangıcını beklediğimiz akşamları, öncesinde şansal büyüka'nın moda sokmasını, mesafe tanımaksızın attığı golleri, aşırtma vuruşlarını, kısacası ona dair ne varsa özlüyoruz.
  • 5226
    çok büyük futbolcu çok. yine bir yerlerden eski videolara denk geldim. sonra gazlandım devam ettim. resmen sahada parlıyor. resmen sahanın her maç en iyisi, en tekniği, en akıllısı, en spektaküleri. 35 yaşında dünya devlerini dize getiriyor. açtım milan maçını izliyorum. milan'ın kadrosunu şu an bile herkes ezbere sayar o kadar büyük isimler var. yemin ediyorum florasan ışığı gibi sahada hagi. 22 oyuncu arasında en parlağı.

    insanlar şimdi gaza geliyor. yok alexis sanchez 100 milyon euro falan. hagi şimdi oynuyor olsa demek ki 250 milyona gidecek. sneijder'ı çok severim. formamız altında her maçını da izledim. sneijder'in 10 maçta attığı pası hagi bir maçta atıyor, ki sneijder'ın bu alandaki kalitesini hepimiz biliyoruz. 25 yıldır futbol izleyicisiyim, böyle yeteneği çok nadir gördüm.

    "ne büyüksün hagi"
App Store'dan indirin Google Play'den alın