• 2
    gelip yüzlerce galatasaraylı arasında, galatasaraylıların hiç de azımsanmayacak kesiminin neredeyse taptığı bir adama** saydırmak ve galatasarayın başkanından tut yönetimine kadar herkesi suçlamak bu kültürün başlangıcı olmuştur. artık imla hatası yapıp, forum tarzı yazı yazanlar bile sözlükte müthiş bir baskı yemeye başlamıştır.

    he karşı mıyım derseniz, kesinlikle karşı olmadığım kültürdür. herkes kurallar dahilinde istediğini söyleme özgürlüğüne sahiptir fakat unutulmamalıdır ki dünya da çoğunluğun görüşü kabul görür ve diğer görüşler "çatlak ses"den öteye gitmez. buranın da bir galatasaray platformu olduğu düşünülürse artık herkesin biraz düşünerek yazması gerekmektedir.
  • 6
    bu kampanyayı yapan arkadaşlara tek bir sorum var gerizekalının birisi çıkıp yazdığınız bütün entryleri sıra ile ofsaytlarsa ne yapmak gerekir? sadece merak ediyorum, mesela ne dediler konusuna yazılan bir entry neden ofsaytlanır diye düşünürken baktım oraya yazdığım bütün entryler ofsaytlanmış. karmamda ne yazdığı beni ilgilendirmiyor eskiden takardım kafaya ancak konuştuğum bazı arkadaşlar buna kafayı takıyorlar ve sırf bu yüzden birçok isim sözlükten soğuyor.
  • 7
    sözlüğe yeni gelen yazarların veya sözlükte uzun zamandır yazan yazarların fikir anlamında ki masturbasyonu bittiği zaman ve tatmin noktasına ulaştıkları zaman huzura kavuşacağımızı düşünüyorum.kimse kimseye tahammül edemiyor. tahammül de dinamitin fitili gibidir, patlamadan önceki kalan süreyi gösterir.yaş ilerledikçe genel de kısalıyor tabi.ortak noktamızın galatasaray olması farklılıklarımızın olmayacağı anlamına gelmez.kimimiz colin kazım'a verilen cezayı az bulur kimisi de çok bulur.colin kazım fenerli diye ve burası galatasaray sözlük diye verilen cezayı "az - çok" diye eleştirmek sorun yaratmıyor olmalı.ama iki dakika geçmeye görmesin ki asıl noktanın "verilen ceza" olduğunu unutuyoruz ve birbirimize saldırıyoruz.bir şekilde kendi fikirlerimizi diğer fikirlerden önemli ve üstün görmeye çalışıyoruz.hatta çalışmaktan ziyade buna zorluyoruz.biraz farklılığın sorun yaratmacağı gibi azıcık saygı ve sevgi de kimseden birşey götürmez...
  • 10
    yeni yazarların nicklerinin altına yazdıklarınıza dikkat edin..!!

    yeni gelen 4. nesillerden bir çok kişi sözlükten soğuyor bu yüzden... yazma istekleri gelmiyor...
    ben yeni geldiğimde bana da hoşuma gitmeyen şeyler yazılsa ben de soğurdum sözlükten...
    hala yeni sayılırım ben geleli 2 ay oldu, ama artık kendimi buraya o kadar ait hissediyorum ki, sözlükten çıkmıyorum...
    ya bi durun soluklanın...
    size mi kaldı kimin yanlış yere geldiği, kimin şakşakçı olduğu, kimin frank rijkaarla ilgili ne düşündüğü...
    ya manyak mısınız siz demek isterdim ama moderasyonun bu entrymi silmesini istemiyorum...
    bir şey yaparken düşünün...
    yazdığınız topçular takımlar spikerler başkanlar üzülmez yazdıklarınıza, kırılmazlar...
    ama nick altına yazdığınızda, o yazar sol frame'e heyecanla bakar, hakkımda ne yazılmış diye...
    baktığında sinir bozucu şeyler görmesi yeni yazarlar üzerinde cidden çok etkili...
    soğuyanlar oldu zamanında...
    ama lütfen birilerini daha soğutmayın şurdan...
    kaçıncı nesil olursanız olun, kaç yıldır burada olursanız olun.. burası sizin değil...

    herkes galatasaray sözlük'te moderasyonun uygun gördüğü çerçevede istediğini yazar...
  • 12
    sırf ardayı savunduğu için sevdiğim yeni gelen 4. nesil yazarın nickine yazılan bir entry:
    (bkz: #551118)
    mesajla yazılabilecek birşey bu... git mesajla kendisine söyle, aynı şeyi düşünmüyor olabilirsin... amacın ne!
    gerçi bunu yazan da 4. nesil... mesajla halledilebilecek tartışmaları nick altına gidip böyle hakaret gibi sözlerle yazmak ne kadar doğru ki...
  • 13
    çok eskiden beri sözlükte olan bazı yazarların askerlikteki 'devrecilik' sistemini hatırlatan eylem. frank rijkaard başlığına gelip yazan dördüncü nesil yazara 'dünyayı yeniden mi kurtaracaksınız? hakkında herşey konuşuldu. yeni bir teori mi üretiyorsunuz?' diye tepki koyan yazara kıl olmuşumdur bu yüzden. bre gafil, eğer yıldırım beyazıd senin gibi düşünseydi 'ben fethetme girişiminde bulundum zaten, sen niye fethetmeye çalışıyorsun bir daha istanbul'u lan fatih?' derdi çağları uyuşursa. peki sen neden geldiğinde prekazi'yi yorumladın mesela? prekazi 80'lerde yorumlanıp tezi yazılmıştı zaten. şimdi bunu desek senin motor da su almaz mı bre gafil?

    bunun benzerini yapan nesildaş*larım da var maalesef. sağlam giriş yapmak, başkalarını ofsayta düşürmek, karma çıtasını yedi kat semaya yükseltmek için 'önümüze gelene bir tekme' manifestosuyla hareket ediyor bazıları. yani muhatabı olan kişiyi bir tramplen olarak görüyor ve onun omzuna basarak bir yerlere gelmeye çalışıyor. böylelerini gördüğüm yerde tokatlarım lamı cimi yok itiraf edeyim. bu davranışta bulunan kişilere küpe olsun şu dediğim: istediğiniz kadar arda turanlık taslayın, siz mustafa sarpsınız koçum! gelip birkaç güzel röportaj verirsiniz, bir iki gol atarsınız. bu sizi popüler yapar, sevilir ve sayılırsınız. ama elbet takke düşer ve cıscıplak ortada kalırsınız. sonra kelinize vurmak için sıraya dizildiğini görürsünüz insanların. evet belki antin kuntin bir teşbih oldu ama teşbihte hata olmaz demiş mevlana celaleddin rûmi deyu biri.

    neyse konumuza dönelim. bu hastalık nesil yada cinsiyet ile hudutlandırılacak bir hastalık değil. bazı insanlar dikkat çekmek, laf koymak, kızlara yaranmak, ofsayta düşürmek, egosunu everest'e çıkarmak için 'ayağının altındaki papatyaları ezmek' adlı romantik eyleme başvuruyorlar maalesef. yahu burada hepimiz galatasaray sevdalısıyız. tabiki robot değiliz. fikirlerimiz çeşitli, hissiyatlarımız kendimize özgü olabilir. bizi zenginleştiren bu farklarımız değil, bu farkları özümseyip ortak paydada eşitleyerek, tek potada eriterek yada sentezleyerek ortaya tek bir ruh çıkarmamızdır. insanlar onca kavgadan, tatsızlıktan, işsizlikten, yalnızlıktan, angutlardan, nonntvspor'dan, kargaburun serhat'tan, doberman'dan falan bıkıp buraya gelmiş. renktaşlarıyla galatasaray'ı konuşmak, üzülmek, sevinmek, dertleşmek için burayı tercih etmiş. 'hepimiz kardeşiz bu öfke ne diye' mottosu etrafında söylemiyorum bunları. elbet öfke de olacak, fıtratımız bu. ama öfkeyi kontrol etme, hiç olmazsa saygılı ve usturuplu şekilde muhatabına yansıtma olabilir başvuracağımız temel nokta.

    ve şunun farkına varmalı herkes: kimimiz dördüncü nesil galatasaray sözlük yazarıyız, kimimiz birinci, kimimiz ikinci. bunlar bizim sadece apoletlerimiz. ama mührümüz bir allah'a hamdolsun.

    (bkz: galatasaray nesli)
  • 17
    engellemeye çalışsak da var bu. hatta benim de müdahil olduğum konular olmuştu. bir gün kumandan hüsamettin beni eleştiren bir yazı yazmıştı. yazdığı yazının ardından kontra bir iki yazı görünce tayfa muhabbettine getirdi konuyu. eleştirisi haklı olmasa bile tayfa olayında kısmen de olsa haklıydı. sözlükte yapılıyor bu. arkadaşlarımız, dostlarımız sözkonusu olunca objektif bakamıyoruz bazen konulara.
  • 18
    --- alıntı ---
    inanın bana, dinler, ahlak dersi vermeye kalkıştıkları ve birtakım ayrıştırmalar yağdırdıkları zaman yanılırlar. suçluluğu yaratmak ve cezalandırmak tanrı için zorunlu değildir. benzerlerimiz, kendimizin yardımıyla yeterlidir bunun için. son yargıdan söz ediyorum. bırakın da saygıyla güleyim buna. gözümü kırpmadan bekliyorum onu. daha kötüsünü tanıdım ben, insanların yargısını. onlar için hafifletici nedenler yoktur, iyi niyet bile suç olarak düşünülür.
    hiç tükürük hücresinden söz edildiğini işittiniz mi; bir halkın dünyanın en büyük halkı olduğunu kanıtlamak için son zamanlarda icat ettiği hücreden? tutuklunun içinde ayakta durduğu, ama hiç kımıldayamadığı daracık bir dört duvar, onu çimentodan kozasına sımsıkı kapatan sağlam kapı çenesinin hizasında durmaktadır. bu durumda adamın ancak yüzü görülür ve gelip geçen her gardiyan bu yüze ağız dolusu tükürük atar. hücrede sıkışıp kalan tutuklu, gözlerini kapamasına izin varsa da, yüzünü silemez.

    alın size azizim, bir insan icadı. bu küçük şaheser için tanrıya ihtiyacı olmadı insanların. öyleyse? öeyleyse, tanrının tek yararı masumluğu güvence altına almaktır ve ben dini daha çok büyük bir temizleme girişimi olarak görürüm. zaten onun özü bu olmuştur. ama kısa bir süre için. o zamandan beri sabun bulunmuyor, burnumuz pis ve karşılıklı olarak burnumuzu siliyoruz. hepsi tembel, hepsi cezalı. üzerlerine tükürdük mü yallah boğuntu hücresine!

    ilk kim tükürecek oyunudur bu o kadar. size büyük bir sır söyleyeceğim azizim, son yargıyı beklemeyin her gün içindeyiz onun.
    --- alıntı ---

    **

    ilk kez biri tükürür, sonra biri daha ve sonra biri daha. tükürdüklerine kendi hücrelerini aktarmak için. içlerinde bir hırs vardır, kendi üstün sandıkları vasıflarını hücreler aracılığıyla düşmanına nakşetmek. kendi yanlarını bir zaman sonra düşmanında görünce o halden caymaya kalkarlar. bu sefer daha fanatik düşünceler girer işin içine. düşmanının benimseyemeyeceği ve keskin çizgileri olduğu konuları gündeme getirirler. bu aslında düşmanını ne kadar kendileştirebildiklerini görmek için yaptıkları bir hayvani iç güdüdür. karşı tarafa kendilerinden ne kadar nakşetmişler ona bakmak içindir bu ama bilinçsizce, istemeden yapılmış bir harekettir bu. bunu onlara iradelerinden bağımsız beyinleri emreder.

    başkalaştıramadıkları düşmanını cezalandırmaya ya da onun alçakta olduğunu hissettirmeye çalışırlar. amaçları yine üstün olduklarını kabullendirmektir. sıkıştıkları dört duvar içinde gardiyanlar kendi hizmet apoletlerini üstün birer vasıf ve bahşedilmişlik olarak görmekten geri çekinmezler. oysa ki; her görevlinin yakasında bulunan bir apolet sadece görevi belli etmek ve onları tanımayanların, onların kimliklerini ayırt etmesi için bu gardiyanlara verilmiştir. madalya sandıkları, maharet olarak böbürlendikleri sadece bir kartvizittir.

    kendilerine benzetmek ya da biat ettirmek istedikleri düşmanlarına zorunlu güç ve haksız muamele sergileyen gardiyanlar hapishane sınırları dışında apoletlerinden yoksun oldukları için çıplak hissederler. otobüse binip evlerine gidene kadar endişe ile donatılmış bir düşünce yetisine sahiplerdir ve bunu paranoya izler. patron oldukları yer sayısı ikiyi geçmez. ve patronluklarını da bahşedilmişliğin tersine görev olarak görürler ve uygulamak için tevazudan habersiz hareket ederler.

    düşman bir olsa da, bin olduğunu düşünmek onlara göre ileriyi görmektir. onlar bunu ileri görüşlülük olarak algılayıp, böbürlenmek için kendilerinde bir sebep daha bulsalar bile dışarıdan tahlil edenlerin bunu paranoya olarak nitelendirdiğini bilmezler. ve eğer kendi dünyalarından çıkıp akıllıca düşünmeye kalksalar, onlar bile bunun paranoya kısmını görebilirler. sadece hırsı kaybettirmemek için bir gardiyanın fitilini ateşleyeceği ''bu ileri görüşlülüktür'' sözü onların ihityaç duyduğu faşistlik dürtülerinin ve yek başlarına yalnız yaşadıkları özgüvenin geri gelmesine yeter. düşmanın bir olmadığı düşüncesinde kendi içlerinde fikir birliğine vardıktan sonra eğer somut bir düşman bulamazlarsa yılmazlar ve bu sefer de düşman 'zihniyet' diyerek suçu gaip bir topluluğa atarlar. ve yaptıkları yorumlarda o gaip topluluğun mensubu olduğunu iddia ettikleri insanları kendilerine düşman etmek için çeşitli yollara başvururlar. bu galatasaray sözlükte genelde bir kişiye direkt olarak değil, ya yaptığı işe ya da sevdiği bir şeye suç atarak ya da küçümseyerek yapılır. örneğin; emek verilmiş ve büyük beğeni kazanılmış bir şeye ''tırı vırı'' demek gibi.

    somut düşman bulamadıkları zaman yeni düşmanları olan 'zihniyet' savaşmak için umursanmayacak derecede küçüktür onlar için. onlar zihniyete haiz insanları savaşmaya değer bulurlar. ve bunun için o gaip topluluğa, o zihniyete sahip insan ararlar. bulunacak ilk düşman halihazırda eziyet etmeye çalıştıkları kişinin yakınlarıdır. eziyet edilenin fikrini benimseyendir. kaşı, gözü ve hatta biri hariç tüm fikirleri farklı olsa da bir an önce gaip topluluğa kıyafet giydirmek için en yakınlarını seçerler. seçtikleri nedense haksız yere ve cahilce eziyet edilene saygı duyanları şakşakçı ve yancı olarak ilan etmeleridir. halbuki herkes bilir green mile filminde kötü gardiyanın başına neler geldiğini. mevzu sadece yalnız kalmaktır.

    düşmanlarının gelecek hakkında yetersiz olacağından şikayet edenler onu suçlarken hep geçmişten bahsederler. diyet ödettirdikleri geçmiştir. gelecekte zararlı olmaması için değil, anlık bitişini sağlamak içindir tüm çabaları. ama bilinçaltlarında tükürerek kendileştiremedikleri yatar. düşmanına vurmak için ve yargıya varmak için ellerindeki argümanlar hiç bitmez zira albert camus ustanın da dediği gibi;

    onlar için hafifletici nedenler yoktur, iyi niyet bile suç olarak düşünülür.

    peki ya düşmanlarını haklı bulan, ona destek verenler şakşakçı ve yancısıysa kendi grupları nedir? bunların cevabını aramaya ne gerek! zaten onlar apoetlerine üstün hizmet madalyası muamelesi yapanlardır. onlara sorulacak sorulara mantıklı ve bencillikten uzak cevaplar aramak, soru soranın iyi niyeti ya da bir anlık boşluğudur...

    bu konuda söyleyeceklerim bu kadar...
  • 21
    2 ekim 2012 galatasaray sporting braga maçı sonrası yine hortlamıştır. eğer sol frame'e bakarsanız milan baros'lar, mircea lucescu'lar, abdul kader keita'lar havada uçuşuyor. çok değil daha 5 ay evvel kadıköy'de şampiyonluğu kazandığımızda edilen laflar, yeminler nerelerde diye merak etmeden duramıyor insan, üzülüyor. sanırsın sporting braga köy takımı, son 5 senede euro cup'ta bir final ve bir çeyrek final oynamamış, beşiktaş'a mucize şekilde elenmemiş de bu sayede yoluna devam edememiş bir takım değil!!! galatasaray futbol takımı'nda herkes berbat, yetersiz, vasıfsız. daha da önemlisi bize dünyalar kazandırmış, daha 2 sene önce bizi bulunduğumuz acz içinden 1 senede çekip çıkarmış adama, fatih terim'e söylenmedik laf kalmamış. ayıptır. galatasaray sözlük bu değil, bu değildi. iki mağlubiyet üst üste gelince böyle mi olacaktı?

    eğer hala idrak edebilenler varsa söyleyeyim. taa sene başından beri fatih terim ne söylüyor? "biz rüya takım değiliz, eğer olursa zaten ben bunu bizzat söylerim, takımımla sahada söyletirim" diyor takımı için, kimse iplemiyor. n'oluyor? rüya takım safsatasına devam. sonra şampiyonlar ligi kuraları çekiliyor, oh diyor millet, tanımıyorlar ya cluj ile braga'yı, lokum gibi kura lafları hemen dolduruyor her yeri. zira bu adamlar danimarka milli takımı'nın sağ bekinden "sağda oynayan sarışın çocuk" diye bahseden, dünya futbolundan bihaber insanlar ki onlardan bu sözlükte de sürüsüyle var. peki kura sonrası fatih terim çıkıp ne diyor? "bu seviye başka bir seviye, türkiye ligi'nde oynadığımızdan çok daha fazlasını oynamamız lazım." biliyor çünkü neyin ne olduğunu. adam ac milan'ı, fiorentina'yı çalıştırmış, elit tdler seminerinin gediklisi, sen ona ne anlatabilirsin?

    ama yok arkadaş. bizim insanımıza göre ortaya hemen bir başarı konulmalı. şampiyonlar ligi'ni 6 sene sonra geldiğimiz gibi kazanmalıyız! 1 galibiyette dünyanın en iyi futbolculuarı arasına sokulan galatasaray'lı herhangi bir futbolcu, 2 mağlubiyette anadolu takımı topçusu seviyesine indirgenebiliyor.sana geçen sene tarifi imkansız bir mutluluk yaşatan teknik direktörün itin götüne sokuluyor. halbuki hiç sormuyoruz, önümüzdeki sene 6'ya sonraki sene de 5'e düşecek yabancı sayısına ve türk futbolcuların önünün açılması isteğine rağmen türkiye milli takımı'nda hala bir sol bek, güvenebileceğin sağlam bir stoper, bir sağ açık, bir forvet arkası, bir gol atan forvet neden yok? türk futbol ve futbolcularının içinde bulunduğu bu çaresizlikle bir türk takımı nereye kadar ilerleyebilir?

    en başta söylenmesi gerekeni sonda söyleyeyim. arkadaşlar; biz avrupa'da daha çok tokat hatta bazen yumruk yiyeceğiz. fatih terim bu kulübün başında 10-15 sene kalsın hele. 3-4 sene içinde ve sonrasında altyapıdan yetiştirdiği yeni nesille olursa olacak. zira bir insanın yaptıkları yapacaklarının garantisidir. tff'nin türk futbolu adına yaptığı hiçbir şey yokken tutunacak tek dalımız, verilecek yegane koşulsuz desteğimiz fatih terim ve ekibidir. herkes şapkasını önüne koysun ve bu takımı ona göre eleştirsin lütfen.