• gönül vererek yapan için zordur. sadece zevkine takılan içinse; çok basit. sürüyle kafası çalışan adam var. şimdi kısaca heasp kitap olayına geçelim;

    türkiye'de kayıtlı 40 milyon bilgisayar ve internet kullanıcısı var diyelim,
    bunların %30'u yani 12 milyonu galatasaraylı olsun,
    bu kesimin %30'u galatasaray'ı yakından takip etsin ya da fanatik olsun,*
    bu sayının %10'u galatasaray sözlükten haberdar olsun ki bu da 360,000 eder,
    bu sayının da %10'u her ay ziyaretçi olsun, bu da 36,000 eder,
    bu sayının da %10'u kayıt için başvurmuş olsun, bu da 3600 eder.

    zate halihazırda 1600 yazar ve 2000'den fazla çaylak ve onay bekleyen kayıt başvurusu olunca rakam doğru çıkıyor. peki bu ne işe yarar?

    şimdi reel yazar sayısı olan 1600 kişiden hakiki fanatik sayısını %40 olarak belirlersek 640 rakamına ulaşırız. bu 640 sayısının %50'si her maç türk telekom arena'ya gidiyor diyelim ki bu da 320 rakamına tekabül eder. bunların %20 si aynı tribünde olsa 64 kişi demektir.

    galatasaray sözlükte kayıtlı 64 yazar aynı tribünde ve yanyana maç izleme olanağı bulabiliyorsa eğer ortaya sinerjiden fazlası çıkar. çıkmalıdır da zaten. ayrıca, her insan aidiyet hissettiği ve bundan memuniyet duyduğu yer için bir şeyler yaparsa sinerjiden fazlasını elde ederiz. bu da demektir ki; çabamızın adı galatasaray reele dökülür.

    şimdi hesaplarda en başa dönersek en az 36,000 kişinin galatasaray sözlükten haberi olduğunu varsaymıştık, buna göre siteye reklam alınsa her haftanın en beğenilen entrysine maç bileti versek?*

    özetle; galatasaray sözlük yazarı olmak yetmez, kendini buraya ait hissetmek, bu ailenin bir ferdi olmayı istemek gerekir. o zaman güzel şeyler olabilir.

    ne demişlerdi; mutluluk paylaştıkça artar, dert paylaştıkça azalır...

    ps: i love you all...
  • şantiyede işler boka sarmaktadır. yüklenici firma ile taşeron arasında zaten gergin olan ipler saçma bahaneler eşliğinde gelen yüklü tazminat talebiyle kopayazar. yönetimden "atış serbest" komutu gelir. karşılıklı mailler, protestolar havada uçuşur. mailler merkez ofislere hatta bizzat patronlara kadar gidip gelmeye başlar. bir sabah işe gidilir, son gelen maillerden biri tüm saha ekibine cevap hakkı doğurur niteliktedir. daniel tozser kişisine şefi "sen de yaz bişeyler oğlum" der. daniel kişisi tüm yazarlık pratiğini yazıya döker. diğer mühendislerin de görüş bildirdiği mailin boyutu ikiye katlanır , şef ve departmandaki arkadaşlar yazının nasıl yazdığını hayretle konuşmaya başlar.

    millet ne bilsin işte.. "sen seyit'i ne sandın" bakışıyla geziyorum ortalarda ama anlatamıyorum :)

    (bkz: based on a true story)
  • konsept sözlük yazarlığıdır.
    haliyle üzüntülü, gergin ya da sıkıntılı günlerde, eyleme dökmek çok zordur kelimeleri...

    yaşadığın ülkende, sırf baskı rejimine isyan ettiği için öldürülen insanlar oluyor,
    sen bu satırları, galatasaray sözlük yazan chrome ya da mozilla sekmende okurken,
    hemen yan sekmende "eylemcinin öldürülme anı..." yazıyor.

    belli ki, çok yıpratıcı bir haber okuyorsun, ya da kan donduran anları izliyorsun.
    bu sekmeye döndüğünde işin çok zor, çünkü buranın kuralları var.
    her aklına eseni yazarsan, konsept bozuluyor ve haliyle yazdığın emek emek yazılar boşa gidiyor.
    başlarda bu duruma isyan etsem de, modların tutumunu ve kuralları gördükçe, orta yolun bulunabildiğini de görüyorum.

    yakın zamanda hepimizi üzen maden faciası ise, bambaşka bir mesele.
    dakika dakika ölü sayısı artıyor.
    üzüntümü anlattığım şu entryde, ölüm sayısını 20 yazmışım, ilk gelen haberlere göre. (bkz: #1482894)
    şu an, 280'in üzerinde...
    çok acı, tarifsiz...

    bakan, sırf senin kalbin yumuşasın diye ölen kardeşlerimize şehit diyor.
    başbakan çıkıp, 1907 amerikası'ndan falan über şahane örnekler veriyor, belki kalbin soğur diye...

    soğumuyor.

    sen nefretle, kinle, üzüntüyle bu sekmeye geldiğinde, yazılarını kılıfına uydurup, üslubunu düzelterek buraya bir şeyler karalamak istiyorsun.
    mesela, "bunu yaşatan tüm sorumlular orospu çocuğudur" yazamıyorsun açık açık.
    daha doğrusu, isim veremiyorsun...

    "önlem almayan, denetimsiz bırakan tüm organlar vatan hainidir" diyemiyorsun.
    onlar yerine, lanet okuyup geçmek zorunda kalıyorsun.

    konsept sözlüğü yazarı olmak, hele hele bu konsept sadece bir spor kulübü ile ilgili ise, daha zor.
    çünkü hem kendi sözlüğünden kopamıyorsun, hem de yaşadığın ülkenin gerçekliğinden...
  • ayrıcalık değil, tercih meselesidir. burda yazıyoruz diye kimse sokakta durdurup "abi siz çok büyük galatasaraylısınız" demiyor. gücü yetip de sezon başında kombine alabilenler kombinesiyle maça giriyor. diğerleri bazen bir maça bilet bulabilmek için gece boyu it gibi titriyor biletix önünde. ya da elinde biletle ayhan şahenk'e giremeyebiliyor. çoğu yazarın evinde digitürk, dsmart, vs. de yok. aşağı yukarı 8 aydır burdayım, boyumda bir uzama yok mesela. burdaki dostluk, arkadaşlık dışında çok birşey katmıyor sözlük yazarı olmak.
  • bir taşla birçok kuş vurmaktır aslında. aynı duyguları paylaştığından emin olduğun onlarca insanla birlikte galatasaray ve sporla ilgili birçok konuda fikir yürütmek, yazılanları okuyarak genel kültür edinmek, kendini ifade edebilmek; bütün bunları yaparken galatasaray adının bulunduğu bir oluşuma katkı koymak.