• 529
    yeni bir şiir denemesi ile karşınızdayım.
    ------------------------------------------------------
    unutursun bazen ne kadar çok sevdiğini
    hayatın yorgunluğu içinde dinleneceğin yeri unutursun
    nefes alacağın yeri unutursun
    sonra bir an tek bir an döner bakarsın sevdiğinin yüzüne
    o an anlarsın dinleneceğin yerin de nefes alacağın yerin de onunla olduğun her yer olduğunu
    gözlerinde dinlenir dudağında nefes alırsın
    hatırlarsın ne kadar çok sevdiğini….
    -----------------------------------------------------------
  • 530
    --- alıntı ---

    kavgayı,
    bir yaprağın üzerine yazmak isterdim.
    sonbahar gelsin yaprak dökülsün diye...
    öfkeyi,
    bir bulutun üzerine yazmak isterdim.
    yağmur yağsın bulut yok olsun diye...
    nefreti,
    karların üzerine yazmak isterdim.
    güneş açsın karlar erisin diye...
    ...ve dostluğu ve sevgiyi,
    yeni doğmuş tüm bebeklerin yüreğine yazmak isterdim.
    onlarla birlikte büyüsün bütün dünyayı sarsın diye...

    --- alıntı ---

    (bkz: sevgi ve dostluk)
    (bkz: yılmaz güney)
  • 531
    tüm emekçilere selam olsun:

    aynı adam

    "tozludur saçlarım, saçlarımdan
    devrilmiş sarayların dumanları savrulur
    yüzüm yanıktır
    yüreğime bir karanfil sokuludur
    ve partizanca darbelerin dünyaya ilen şavkı
    benim göğsüme göğsüme vurup durur.
    ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum
    bahar da sürgülenir içime katranlar da
    hem koşarak yarattığım sevgiler vardır
    hem körlenmiş sevgilerin acısıyla koştururum.
    beni sular
    kocaman taşları parçalayarak hatırlıyor dağlarda
    ve beni hatırlatıyor çeltik tarlalarında aynı sular
    umutlu sakinlikleri
    lohusalıklarıyla.

    ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum
    kökten dallara yürüyen sular gibi
    yürürüm kömür ocaklarına, çapalanan tütüne
    yürürüm hüzün ve ağrılar çarelenir
    dağların esmer ve yaban telaşından kurtula diye
    torna tezgahlarında demir.

    yürürüm çünkü ölümdür yürünülmeyen
    yürürüm yürüyüşümdür yeryüzünün halleri
    kanla dolar pazuları tarladakinin
    hızar gürültüsü içinde türkülenir bir öteki
    gökleri göğsümden aşırtarak yürürüm
    yağlı kasketimin kıyısında nar çiçekleri.

    aynı adam ekim günlerinden beri gümbür gümbür gelirim
    teneke damların üstüne safi sinirden doğan güneş
    portakallar fırlatarak parlıyor benim adımlarımla
    anladım neden yorgunluk
    gülümserlik getiriyor insana
    hayatın bana başat
    bana avrat oluşunu öğrendim
    işçiler bunu kurşunlanarak öğrendi
    on beşinde bir arkadaş
    inancını savunurken yargıca
    anladı bulana durula akmakta olan şeyi.

    yürüyorum
    azarlanıyorum fışkıran başaklarla
    iki bomba gibi taşıyorum koltuğumdaki bir çift somunu
    hurdahaş bir sancıyla geçiyorum badem çiçekleri altından
    gözlerim nemli değil.
    gözlerim namlu. "
  • 532
    yıllanmış bir şarap misali
    olurunda olduracağımı zannetmem bir hataydı
    rüzgarlara kapılmamak bir seçenek dahi değildi
    umutlarım bir yana, ben bir yana
    lakin hala ufkumda, kaybolmuyor umutlarım
    diktiğim gözlerimi ayıramıyorum onlardan
    umudum beni bir yaprak gibi savuranda artık
    mutluluğum bir o kadar uzak, bir o kadar tanıdık.

    alımlı bir kadın gibiydin hayat,
    reyhanlar gibi cezbettin kendini
    tuzağına kanmamak elde değildi
    ılık ılık esen akdeniz rüzgarları gibi
    kaypak ve bir o kadar güzeldin hayat.

    hani nerede o vadettiğin tat
    ah ki ah! buradan sonrası koca bir imkansızlık
    yalanlar diyarında bir ömür yaşamsızlık
    ancak senin benden vazgeçmeni bekleyebilirim
    tiksindireceğim seni, senin yaşamsızlık zehrinle.
  • 533
    --- alıntı ---

    eti geçti
    duydun mu
    bıçak kemikte
    duymadınsa duy artık
    behey allah'ın kulu
    bıçak kemikte.

    duy da silkin n’olursun
    bu ne biçim uyku bu
    bıçak kemikte.

    verilmemiş alınmış hep
    yük vurulmuş dağlar gibi – insanlık bu mu
    çalıyor sömürünün imdat çanları
    kımılda da kurtar şu onurunu
    bıçak kemikte.

    topraksa paylaşılmış kıyılarsa yağmalanmış
    umut hacizde
    ya bu neyin puştluğu bu
    sana yokluk sana yasak sana dam
    insan değil – hâşâ – bir yağmacı soyu bu
    bıçak kemikte

    üretensin yaratansın yürütensin dağları
    bakma öyle kilit kilit duvar duvar
    yetsin artık bu susku
    bıçak kemikte

    anasın boynun bükük babasın kolun kırık
    oğullar kan içinde
    kaldır artık başını
    «kalsın benim dâvam dîvana kalsın» demiş ozan
    o dîvan sensin artık
    bıçak kemikte.

    --- alıntı ---

    (bkz: hasan hüseyin korkmazgil)
  • 536
    --- alıntı ---
    korkuyor adnan menderes
    dirilerden korkuyor
    hele çarıklılardan
    hele kasketlilerden.
    kasketliler hayını bağışlamayı bilmez.

    korkuyor adnan menderes
    kocaman yanakları
    sarkıyor yağlı, sarı.
    korkuyor adnan menderes
    üç saata indi uykusu.
    korkuyor adnan menderes
    hiçbir korkuya benzemez
    halkını satanın korkusu.
    --- alıntı ---
    nazım hikmet
  • 539
    ben mühendisim ama babam hem şair hem edebiyat öğretmeniydi. şiir defterleriyle, antolojilerle büyüdüm. bu gece sözlük mayhoşluk duvarına yazacaktım ama burayı öne çıkarmayı görev addettim kendime. çok uzakta bir dostumla konuşurken “o belde” dedim başladı şiiri okumaya sizler de hatırlayın istedim;

    denizlerden
    esen bu ince hava saçlarınla eğlensin.
    bilsen
    melal-i hasret ü gurbetle ufk-ı şama bakan
    bu gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin!

    ne sen,
    ne ben,
    ne de hüsnünde toplanan bu mesa,
    ne de alam-fikre bir mersa,
    olan bu mai deniz
    melali anlamayan nesle aşina değiliz.
    sana yalnız bir ince taze kadın
    bana yalnızca eski bir budala
    diyen bugünkü beşer
    bu sefil iştiha, bu kirli nazar,
    bulamaz sende bende bir mana,
    ne bu akşamda bir gam-ı nermin
    ne de durgun denizde bir muğber
    lerze-i istitar ü istigna.

    sen ve ben
    ve deniz
    ve bu akşam ki lerzesiz sessiz
    topluyor bu-yı ruhunu guya,
    uzak
    ve mai gölgeli bir beldeden cüda kalarak
    bu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkumuz..

    o belde?
    durur menatık-ı düşize-i tahayyülde;
    mai bir akşam
    eder üstünde daima aram;
    eteklerinde deniz
    döker ervaha bir sükun-ı menam.
    kadınlar orda güzel, ince, saf, leylidir,
    hepsinin gözlerinde hüznün var
    hepsi hemşiredir veyahut yar;
    dilde tenvim-i ıztırabı bilir
    dudaklarındaki giryende buseler, yahut,
    o gözlerindeki nili sükut-ı istifham.
    onların ruhu şam-ı muğberden
    mütekasif menekşelerdir ki
    mütemadi sükun u samtı arar;
    şu'le-i biziya-yı hüzn-i kamer
    mülteci sanki sade ellerine.
    o kadar natuvan ki, ah, onlar,
    onların hüzn-i lal ü müştereki,
    sonra dalgın mesa, o hasta deniz
    hepsi benzer o yerde birbirine..
    o belde
    hangi bir kıt'a-i muhayyelde?
    hangi bir nehr-i dür ile mahdüd?
    bir yalan yer midir veya mevcud
    fakat bulunmayacak bir mela-ı hülya mı?
    bilmem. yalnız
    bildiğim sen ve ben ve mai deniz
    ve bu akşam ki eyliyor tehziz
    bende evtar-ı hüzn ü ilhamı,
    uzak
    ve mai gölgeli bir beldeden cüda kalarak,
    bu nefy ü hicre müebbed, bu yerde mahkumuz.

    ahmet haşim.
  • 540
    zayıflama beceremeyen bir insanın şiiri :)

    yemediğim çerez çekirdek kalmadı
    ekmeksiz gündüzüm gecem olmadı
    içilmedik asitli içeçek kalmadı
    şişmanım dostlarım şişmanım şişman

    o eski halimden eser yok şimdi
    kilolar içinde dana gibiyim şimdi
    durdurun beni yemek yerim şimdi
    şişmanım dostlarım şişmanım şişman

    ne zayıftım iskeletor derlerdi adıma
    tığ gibi geldim ben gençlik çağına
    yardımcı olun allah aşkına
    şişmanım dostlarım şişmanım şişman
  • 541
    iş hayatı

    bir işe yaramalı insan
    diyemiyorsa bu denizler, bu alaca akşam vakitleri
    bu öğlen saatleri nice tatlı uykuya gebe,
    bu kuş şarkıları dünyanın bilmem neresinde,
    bu öteki denizler, öteki çok uzak
    diyemiyorsa bunlar benim ve benim olmalı,
    işte o zaman insan bir işe yaramalı

    bir işe yaramalı türlü türlü işlere ya da
    bir ben olmalı bana yabancı, ve bize ve sana
    çünkü işte orada ötüyor kuşlar yalan değil
    orada, bazı denizlerde görülmeye değer dalgalar var,
    ve uykular ne tatlı uyunuyor öğlen vakitleri
    şimdi söyle bakalım
    yalan mı bunca özlediğimiz saadet saatleri

    bir işe yaramalı insan ki biterken vakti
    bir işe yaradım diyebilmeli ama belki,
    bir yolu daha vardır ah bulsa biri
    bir yolu daha vardır düşünsek, belki
  • 542
    sevmişim bu federasyonun limitini, sınırını,
    umrumda değil.
    yakmışım bu cimbomun romasını, parasını,
    umrumda değil.

    big abdürrahim, selçuk, necati
    mert, big arda,
    y'all know how this shit go
    all eyes on my limit

    sevemedim, kara limitim, seni doyunca
    hep kıskandım seni fenerden yıllar boyunca
    kuşlar gibi ikimiz bir takım kuralım
    ayırmasın burak bizi sezon boyunca

    ben mesela,
    severim mesela,
    limitlere sınırlara,
    sığamıyorum.

    kim söylemiş beni?
    federasyona vurulmuşum diye
    kim görmüş ama kim?
    limiti sevdiğimi.

    balkanlar'da güpegündüz
    elmas'ı almışım da sonra
    hagi'nin akademisine gitmişim öyle mi?
    onu sonra anlatırım fakat!

    kimin canını sıkmışım florya'da?
    güya arda'ya zam yapmışız
    kafaları çekip çekip
    balkanlar'da alıyormuşuz soluğu
    onu da sonra anlatırım..
  • 543
    (bkz: florian grillitsch)

    duyumlar çileme çare bulmuyor
    yazarlar halimi sormuyor grillitsch!
    sakiler derdime derman olmuyor
    marşlar yaramı sarmıyor grillitsch!

    haziran temmuz derken, hazanım soldu
    murada ermeden miadim doldu
    kalp gözüm kuşlara bakarak kör oldu
    senden başkasını görmüyor grillitsch!

    renktaşlar namımıza sabır dese de
    ruhum transfer elinden imdat dese de
    kör şeytan sekmeyi kapat at dese de
    ellerim bir türlu varmıyor grillitsch!

    ey sağ ayaklım, avusturalyalım,
    ne bir yalanım var, ne gizlim saklım
    her şeye erdi de, zavallı aklım
    seni unutmaya ermiyor grillitsch!
  • 544
    benim kentim de sensin benim köyüm de
    boğazımda düğüm de sensin boynundaki düğümde
    vur bir tekme seyret nasıl mutlu ettiğini faniyi
    seyretsinler canıma kıyan asaletiyle bir caniyi
    murat derler ya vuslattır ya perçemidir yarin.
    muradım olsun ellerinden bağrıma hançerin.
    o ki bağrımda açar güldür; güldürür yüzümü:
    sızladıkça bağrımda, bağrım sever sızımı.
    değil mi ki aşık ettin? kurban olayım sana.
    sana yazdığım şiirim ninni olsun adem'e.
  • 547
    --- alıntı ---

    saat 3.30.

    halimur - ayvalı hattı üzerinde
    manga mevziindedir.

    izmirli ali onbaşı
    (kendisi tornacıdır)
    karanlıkta gözyordamıyla
    sanki onları bir daha görmiyecekmiş gibi
    baktı manga efradına birer birer :
    sağda birinci nefer
    sarışındı.
    ikinci esmer.
    üçüncü kekemeydi
    fakat bölükte
    yoktu onun üstüne şarkı söyliyen.
    dördüncünün yine mutlak bulamaç istiyordu canı.
    beşinci, vuracaktı amcasını vuranı
    tezkere alıp urfa'ya girdiği akşam.
    altıncı,
    inanılmıyacak kadar büyük ayaklı bir adam,
    memlekette toprağını ve tek öküzünü
    ihtıyar bir muhacir karısına bıraktığı için
    kardeşleri onu mahkemeye verdiler
    ve bölükte arkadaşlarının yerine nöbete kalktığı için
    ona «deli erzurumlu» derdiler.
    yedinci, mehmet oğlu osman'dı.
    çanakkale'de, inönü'nde, sakarya'da yaralandı
    ve gözünü kırpmadan
    daha bir hayli yara alabilir,
    yine de dimdik ayakta kalabilir.
    sekizinci,
    ibrahim,
    korkmıyacaktı bu kadar
    bembeyaz dişleri böyle tıkırdayıp
    birbirine böyle vurmasalar.
    ve izmirli ali onbaşı biliyordu ki :
    tavşan korktuğu için kaçmaz
    kaçtığı için korkar.

    --- alıntı ---

    nazım hikmet - kuvayi milliye destanı
  • 549
    33 yaşında bu noktaya getiren hayat utanır mı, sanmam...

    --- alıntı ---

    onlara ün mü gelir bazı bir ses mi duyarlar
    yumuşak bir kedere ufalır bakışları
    idam mahkûmlarıdır aslında ihtiyarlar
    ölüme koşullanmış bütün davranışları
    yorgun öksürükleri oturup kalkışları
    yaşayıp durmaktan gizlice utanırlar
    her gece artık gitmek vaktidir sanırlar
    geçmiş günlerinden bir destek aranırlar
    uysal bir gülümseme tek sızlanışları
    idam mahkûmlarıdır aslında ihtiyarlar
    ölüme koşullanmış bütün davranışları

    --- alıntı ---

    * *
App Store'dan indirin Google Play'den alın