• merhaba renktaşlar.

    uzun süredir yabancı diziler izliyorum. dedim ki izlediğim dizileri ve hakkındaki görüşlerimi yazayım. şu kötü günlerde bunalımdan birkaç saatliğine çıkmak isteyen, kendisini dinlendirmek isteyen ve bunun için izleyecek dizi arayanlara yardımım dokunsun*.

    neyse efenim bugüne kadar 33 yabancı dizi izlemişim.

    dizi takip sitesi alfabetik sıraya koymuş sağ olsun. oradan başlayalım.

    a young doctor's notebook: genelde uzun süreli dizi izleyenler bilir, o dizi bittiğinde bir boşluk hissi olur. bu dizi bir "mini dizi" olsa da bittiğinde aynı o boşluk hissini veriyor. 2 sezon toplam 8 bölüm olan dizi inanılmaz oyunculukları ve güzel hikayesi ile -ki bu aslında bir kitaptaki öyküdür- apayrı bir mini dizi. dizinin oyuncularını zâten az çok biliyorsunuzdur. mad men’'in aktörü jon hamm ile harry potter'ın harry'si daniel radcliffe bir doktorun gençlik ve olgunluk zamanını oynuyor. ekim devrimi sırasında rusya'da buluyorsunuz kendinizi. ama cidden enfes ve düşündürücü bir dizi. çok fazla da sürmüyor, mutlaka izleyin. izlerseniz leopold leopoldovich'e selam söyleyin ehehe.

    avatar: the last airbender: evet listedeki en düşük yaş grubuna hitap eden dizim bu herhalde. animasyon daha doğrusu. ancak bu dizide çoğu insanın bilmediği şeyler var. dizi çin'in kültürel ve dini ögelerini çok iyi yansıtıyor. seride 4 elementi bükebilen uluslar var. "bu ne çocukça ya" demeyin. çünkü her bir elementin büküş disiplini gerçekteki bir dövüş disiplininden alınma. örneğin ateş bükme hareketleri temelde kuzey shao-lin adlı bir dövüş disiplininden gelme. toprak bükme disiplinini ise "ip-man" filmlerini izleyenler hatırlayacaktır. hava bükücüler ise tibetli budist rahiplerden esinlenmiş. yâni baktığınızda pek çocukça bir dizi değil ancak evet genelde onlara hitap ediyor. bir de bu devirden sonraki zamanları içeren avatar: the legend of korra var. bu daha çok gençlere yönelik o kadar çocukça değil. buradaki ruhanî ögeler çok daha fazla. insan ilişkileri iyi işlenmiş. az çok merakınız varsa izleyin mutlaka. seslendirmeleri yapanlar bile aslında serinin ne kadar kaliteli olduğunu gösteriyor. şu izletide anlattıklarımı daha iyi görebilirseniz https://www.youtube.com/watch?v=iisrUSi7Kgw.

    better call saul: en sevdiğim dizi. neden bu kadar sevdiğimi şöyle açıklayayım, dizi oldukça sâkin bir o kadar da aksiyonlu ve şaşırtıcı. zekâsı ve yılmayışıyla saul goodman, hayatta bizim de karşılaştığımız pek çok soruna çözüm bulma derdinde. bölümlerini gece yarısından sonra dingin bir kafa izliyorum. terapi gibi geliyor. akışa bırakın kendinizi. izleyiciler pek aksiyon göremediğinden şikayetçi ama allah aşkına her dizide şu "aksiyon" olayını bırakın be kardeşim. koşuşturma, savaş vs. olmadan da müthiş sahneler görebiliriz. üstelik sorunların bilek gücü değil de akıl gücü ile çözülmesi beni çok daha etkiliyor daha içine çekiyor. neyse şunu da hatırlatayım, aşağıda yazacağım breaking bad adlı diziyi izleyenler zâten saul goodman'ı çok iyi bilirler. o diziden sonra kendi dizisi oldu bu karakterin. iyi ki de olmuş...

    black mirror: dizinin en güzel yanı her bölüm farklı bir olay işlenmesi. bu olaylar da öylesine seçilmiş olaylar değil. sizin ilginizi uyandıran ve sahnelerin içine çeken olaylar/konular. sanırım farklı senaristler ve yönetmenler de var. genelde teknolojinin insan yaşamına ve ilişkilerine etkisini ele almış ancak daha bir çok şey var. her birinin farklı hikayesi olması ile sıkıldığınız ve bir bölümlük zamanınızın olduğu anlarda birebir. diğer bölümleri hatırlamanıza da gerek yok. isterseniz 1 yıla yayıp izleyin. tabiî o kadar tutabilirseniz kendinizi.

    breaking bad: ilk iki sezonu izlediğimde "bu muymuş yani bu kadar övdükleri dizi" dedim. ikinci sezonun finali ile birlikte diğer sezonları ne zaman izledim hatırlamıyorum. bu diziyi izlerken henüz bitmemişti de son bölümleri beklemek kabir azabı oldu. yukarıda bahsettiğim sorunları akıl yolu ile çözme olayı bu dizide tavan yapıyor. kanser olup öleceğini öğrenen bir kimya öğretmeni ailesi için yasadışı işlere girip para bulmanın derdine düşüyor. sonra işler öyle bir hâl alıyor ki, aslında ana karakterimiz walter white yaşamı boyunca tatmadığı hisleri tatmış ve abd'nin tanınan uyuşturucu baronlarından biri olan heisenberg'e dönüşmüş oluyor. bu sırada ulaşması zor yerlere ulaşıyor, zirvedeki kişilerin canına okuyor. ne yazayım, ne edeyim bilmiyorum. mutlaka izleyin. zâten imdb sırasına ve puanına bakın daha fazla klavye eskitmenin anlamı olmadığını göreceksiniz.

    da vinci's demons: ünlü dahi leonardo da vinci'nin yaşamını uç bir tarzda yorumlayan yarı tarihî, yarı bilim-kurgu bir dizi. floransa'da başlasa da kah güney amerika'da, kah sultan bayezid'in otağında görüyorüz karakterleri. oyunculuklar yine muazzam. özellikle girolamo riario adlı bir karakter var ki her mimiğini kullanışı harika. medicilere, nikkolo makyavelli'ye, bayezid'e, borgialar'a kadar uzanıyor. rönesans'ın başlangıcı olan bu dönemler sapyoseksüelleri mutlaka tahrik edecektir. izleyiniz.

    doctor who: dizi kriterlerini allahuakber dağlarına çıkaran ayrı bir kafanın ürünü olan bilim-kurgu dizisi. 1963'te başlayan dizi döneminin bir numarası oldu. sonradan biten ve 2005 yılında tekrar başlayan doctor who bilim-kurgu sevenlerin kesinkez, mutlaka izlemesi gereken bir dizi. hatta sevmeyenler de izlesin "biz bunca yıl ne izlemişiz lan" diyeceklerine eminim. hâlâ şüphesi olanlar "uzun dizi yea, garip yaratıklar var bu ne yea" diyenler, 3. sezon 10. bölüm olan "blink" adlı bölümü izlesin. konusundan bahsetmek gerekirse, gallifrey gezegeninden bir adam çeşitli nedenlerle bir uzay-zaman aracı "tardis"e binip kaçıyor. dünya'da kimi yol arkadaşları ile inanılmaz maceralar yaşıyorlar. ama öyle böyle maceralar değil. ef-sa-ne bir dizi yahu. izlemeyenleri çok kıskanıyorum hala ilk kez izleme şansına sahipler.

    family guy: simpsonlar benzeri bir animasyon serisi. bu yetişkinler için merak etmeyin :) peter griffin ve ailesinin başından geçenleri anlatıyor. doğarken dünya'yı istila planları ile doğan harikulade bir ingiliz aksanına sahip stewie griffin ise animasyon tarihinin en bomba karakteri.gülüp geçeceğiniz kısa komedi arıyorsanız tam sizlik.

    fargo: yine oyunculukları ile ön plana çıkan bir dizi. aslında filmi de var. o da oldukça güzel onu izleyip bir fikir edinebilirsiniz. suç-drama, karakomedi olarak etiketli bir dizi. oyunculukları demişken billy bob thornton diye bir adam var ki izlemesi ayrı bir zevk. dizide lorne malvo karakterinde ve âdeta o rol için yaratılmış. ek olarak yine tanıdık bir isim olan lester nygaard rolündeki martin freeman var. yalnızca ilk sezonu izledim. bu abiler ayrılınca bakmadım açıkçası o nedenle söylediklerim ilk sezon hakkında geçerli.

    forever: tadı damağımda kalan bir dizi. tek sezon ancak mutlaka izlenmesi gerekiyor. 19. yüzyılda doğan ve bir şekilde ölmeyen bir abimiz var. her öldüğünde en yakın akarsuda anadan doğma tekrar diriliyor. bu nedenle londra kayıtlarında pek çok şikayette adı geçmekte :) eminim kendisini de tanıyorsunuzdur, (bkz: ioan gruffudd). dizide en etkileyici olay, eskiden * yaşadığı veya dokunduğu bir takım olayların tekrar yaşamına etki etmesi. hödük amerikan izleyecisinin beğenmemesine şaşırmamalı. farklı bakış açısı kazandıran, samimi bir dizi.

    friends: şu an 7. sezonundayım. içten ve insanda mutluluk duygusunu uyandıran bir komedi dizisi. 6 arkadaşın new york'taki yaşamlarını konu alıyor. diyaloglar harika. arada kaynıyor gibi gözüken espriler de yakalanınca müthiş gidiyor. 20 dakikalık bölümleri yaşam kalitesini artırıyor. gün içinde açıp izliyorum. bir de geceleri kahvemi, püskevitimi alıp bakıyorum. yaşı 30'ları bulanlar belki hatırlar çünkü atv'de yanılmıyorsam "sıkı arkadaşlar" olarak yayınlanmıştı. denenlere göre berbat bir dublaj yapmışlar. hajum zâten her şey orijinalinde güzel. ingilizceniz gelişir hem, alt yazılı izleyin.

    game of thrones: bilmeyen yoktur sanıyorum. pek bir şey yazmayacağım açıkçası, izlemeyenleri tespit edip dövüyorlar. hâlâ başlamadıysanız ne duruyorsunuz?

    hannibal: geldi gönlümün efendisi. son dönem dizileri arasında "psiko-kriminal"** olarak en başarılı dizi. yine oyunculuklardan bahis etmeden geçemeyeceğim. zira hugh dancy ve özellikle hannibal rolündeki mads mikkelsen * enfes kere enfes bir oyunculuk çıkarmışlar. dizi konuları ve efektleri ile de müthiş. her şeyiyle müthiş. çok müthiş lan işte izleyin.

    how i met your mother: friends dizisi ile aynı şeyleri söyleyebilirim. zâten friends bu dizinin atası oluyor. ancak himym'de karakterlerin şahı sayılacak bir barney stinson var ki tek başına diziyi 20 sezon götürebilecek potansiyelde. yine new york'ta yaşayan 5 arkadaşın yaşamları konu alınıyor. oldukça başarılı ve legen - wait for it- dary, legendary bir dizi.

    jonathan strange and mr. norrel: 1 sezon 7 bölüm. ancak bölümler film-dizi arası. 19. yüzyılın başında ingiltere'deki büyücülük müessesesini anlatıyor. uçuk gelebilir size ancak o dönem gerçekten bu tip bir büyücülük yapılanması var avrupa'da. ve ingiltere'de daha derin. marc warren abimizin müthiş oyunculuğu dizi daha da güzel bir hâl alıyor. yer yer sıkıcı gelebilir tek sorunu bu. bir de ilginiz dışı ise izlemenizi önermem. zamanınız bol ve yapacak pek işiniz yoksa izleyin. iyi gidiyor.

    lie to me: yaklaşık 2 ay beni ailemin ve arkadaşlarımın yalanlarını yakalamaya çalışmaya sevk eden bir dizi. insanlar gerçek duygularını anlık mimikler ile gösterir ve normal bir insanın bunu anlaması çok zor. ancak dizide bunun eğitimi almış, dünya'yı bunun içni gezmiş bir abimiz ve küçük bir şirketi var. genelde polis yaardım istiyor. ancak emin olun izledikçe siz de bu dizide öğrendiklerinizi gerçek hayatta uygulamaya çalışacaksınız. "omzunu mu çekti, gözü sağa mı baktı sola mı, kaşları oynadı mı, gülerken göz çevresi kırıştı mı, elleri birleşik miydi" vs. bir şerlok hölms olacaksınız. ya da öyle hissedeceksiniz :) 3 sezon olan dizi her türlü kendini izletiyor. dizide en sevdiğim bölüm ise şu, örneğin olay bir mimiğin bulunması ile çözülüyor. o mimiği popüler dünya'da yapan ülke liderlerini gösteriyorlar. müthiş :)

    marco polo: avrupa gözü ile kubilay han dönemi moğollarını anlatıyor. moğolların en güçlü dönemi ve ünlü italyan marco polo'nun * maceraları konu alınmış. bozkırlara, bozkır insanına, eski türk-moğol kültürüne -ki çin kültürü ile de bağlantılı- ilginiz var ise izlememeniz hata. dönemi iyi yansıtıyorlar ancak bazı konularda çok avrupalılaşmışlar. koskoca obanın ortasında sevişiyor adamlar lan oha. zinanın cezası idam sorgusuz. ben tarihçi olduğum için bu tarz tarihi dizilerde neyin yanlış neyin doğru olduğunu anlayabiliyorum. ancak pek aranız yoksa tarihle bir dizi olarak bakın yalnızca.

    mr. robot: globalleşen dünyadaki hemen her şeyin sanal ortama dökülmesi sonucu, sanal ortamın korsanlarının düzeni yıkmaya çalıştığı hafif anarşik, hafif psikolojk, hafif kafa gıcırdatan bir dizi. ilk sezonu zâten efsanedir. başlayınca devamı gelir. ikinci sezonu da hareket açısından kısır geçse de psikolojik olarak 1. sezondan daha iyiydi. bilgisayar, heçkırlık, dünyayı yöneten üst akıl falan ilginizi çekiyorsa tam sizlik.

    narcos: zâten birçok kez bu başlıkta önerildi. bunu sonuna kadar hak ediyor. gerçek olaylardan, gerçek kişilerden esinlenilmiş, en iyi kasta sahip dizi. pablo emilia escobar gaviria'nın güney amerika'daki uyuşturucu imparatorluğu ile ilgili dizi hem gerçeğe çok yakın hem de yalnızca dizi olarak çok başarılı. escobar'ın oğlunun da senaryo'ya yardım etmek istediğini ancak reddedildiğini belirtelim. 1. sezonu izledikten sonra 2. sezonu beklemek yine kabir azabı yaşattı. ancak müthiş bir iş çıkarmışlar. mutlaka iz-le-yin.

    rick and morty: son önereceğim animasyon serisi. yine yetişkinler için. dede ve torunun galaksiler arası maceralarını konu alıyor. cidden keyif veren, güzel bir seri. oldukça uç maceralar ve izlerken çabucak geçiyor zaman. 20 dakikalık, bir göz atmanıza değecektir.

    rome: ünlü caesar ve augusutus dönemi roma devleti'ni konu alan dizi. entrikaları, kastı ve seçilen kıyafet-mekânlar ile o günü yaşatıyor. hele hele benim gibi o dönemlere merakınız varsa hiç kaçırmayın. gerçekten başarılı bir yapım. oyuncular özenle seçilmiş. zâten bitiş nedeni de çok pahalı olması. ama merak etmeyin oldukça güzel bir finalleri var. antik dönemleri yaşatıyor daha ne olsun.

    viva caesar!

    sherlock: izleyicilerini yıllarca bekleten buna rağmen küçük bir kayıp dahi yaşamayan bir suç dizisi. sherlock holmes'ün günümüz versiyonu. bir biri üzerine işlenmiş suç zincirlerini saniyeler içinde çözen şerlok abimiz yine döktürüyor. yani konusu hakkında pek söylenecek bir şey yok. şerlok hölms diyoruz ne diyelim. benim asıl noktam ise oyuncular. benedict cumberbatch ve martin freeman'ın söylenecek söz bırakmayan oyunculukları... ek olarak şerlok'un abisi mycroft'u oynayan abi de çok iyi. pek sahnesi olmadığından göze çarpmıyor.

    her bölümü ortalama bir filmden daha güzel. özet olarak bunu diyebiliriz. yine sapyoseksüllere hitap eden bir dizi. izleyin de beyin şeysilenmesi yaşayın.

    spartacus: game of thrones gelmeden önce entrika'nın zirvesi burasıydı. ancak hâlâ o inanılmaz dövüş sahnelerini geçebilen bir dizi olmadı. yani ne desem bilemiyorum açıkçası... her yönüyle müthiş bir dizi. özellikle blood and sand adlı sezonunu izlemeye doyamazsınız. cinsiyetçilik gibi olmasın ama tam bir erkek dizisi. kan, vahşet, kadın, kılıç hepsi var.

    iz
    le
    yin.

    suits:amerika'nın dev şirketleri ve kişileri arasında avukatlık yapan bir firmada çalışan kişilerin yaşamını konu almakta. mike adlı fotoğrafik hafızaya sahip abimizin harvey specter ile tanışmaı sonrası olaylar kopuyor. diziyi izlerken "lan oturdukları yerden nasıl bu kadar aksiyon yapabiliyorlar" diyeceksiniz. ayrıca kimileriniz avukat olmayı da isteyecek ehehe.

    bol bulşitler.

    the big bang theory: sitcom komedi dizisi. 3 dahi fizikçi 1 mühendis arkadaşın yaşamları. diziyi diğerlerinden ayıran ise bilimsel esprilerin olması ve bunlar oldukça sağlam güldürmesi. geçen kışımı kurtardı diyebilirim. eve tıkılmış iken buldum daha da bırakmadım. sheldon karakteri ise yine efsaneler arasında kendine yer bulmuş. gülmek istiyorsanız açıp izleyin.

    the flash: çizgi roman takip edenler hemen flash'ı hatırlayacaktır. dc comics'in en ünlü karakterlerinden birisidir. bu tarz biraz uçuk biraz da çocuksu diziler (supergirl vs.) sevmesem de flash gerçekten sağlam bir dizi. her bölüm ayrı konular işlemesi ve evrenin farklı olması diziye heyecan katıyor. sıkmayan ve tempoyu hep yüksek tutan bir dizi. barry allen adlı arkadaş olay yeri uzmanı iken bilimsel bir felaket sonrası yıldırım çarpması ile hız gücünü kazanıyor. tabiî kendisi dışında başka güçlere sahip olan ve meta-insan olarak bahsedilen insanlar da var ve çoğu kötü kimseler. genel olarak bu kimseler ile savaşıyor. çoklu evren gibi bir bilim kurgu yapımında olması gereken ilginç ögeler de içerisinde var. sıkılmadan izlersiniz.

    the last man on earth: dünyadaki herkes ölseydi ve yalnız siz kalsaydınız nasıl olurdu? sorusunun yanıtı olan dizi. ilk bölümleri oldukça komikti benim için. sonra bir tempo düşüklüğü gösterse de yine bıraktırmıyor kendini. konu bakımından en ilginç komedi dizisi. yine çerezlik bir güldürü. açın, izleyin, gülün, stres atın.

    the man in the high castle: yeni sezonu taze taze çıkan alternatif tarih dizisi. 2. dünya savaşı'nı almanlar kazansaydı nasıl olurdu? sorusuna yanıt veriyor. aslında bir roman olan daha sonra diziye çevrilen bir yapım. naziler önderliğindeki almanların amerika'nın bir bölümünü kontrol etmesi ve müttefiki japonlar ile ilişkisini inceliyor. bu sırada ise abd'yi almanlar'dan kurtaracak işler yapan "yüksek şatodaki adam" ve filmleri var. almanlar da bu adamın ve filmlerin peşinde.

    soluksuz izlenecek bir yapım. süresi uzun olduğu için biraz vakit ayırmanız gerekiyor.

    the office: izlediğim en samimi komedi dizilerinden birisi. bir ofis ve bir ofis dolusu manyak. 8-9 sezon nasıl bir mekânda sıkmadan dizi olur? oluyor işte efendim. michal scott ile, dwight schrude ile oluyor. ayrıca belirtmek isterim ki dizideki bir olaya yaklaşık yarım saat güldüm. nefessiz kaldım ölüyordum ehhehe. dizi bittiğinde ofisin her tarafını biliyor, sanki orada çalışmış gibi oluyorsunuz. yine 20 dakikalık dizilerden. yani gülmek istiyorsanız mutlaka başlayın. kevin'a selam söylemeyi unutmayın.

    the walking dead: yeni sezonunun başlamasına rağmen beni heyecanlandırmayan artık alışkanlıktan izlediğim bir dizi. zâten çoğu kişi biliyordur diziyi. ilk 4 sezon gerçekten güzel. diğer zombi/vampir dizilerinden ayrı. özellikle makyaj ve efektler üst düzey. konular iyi. zombilerden tehlikeli insanlar ve onlarla mücadele de iyi. ama hep aynı şeyler oluyor, döngüye bindi olay. gürûh bir yere gidiyor önce zombilerle mücadele ediyorlar ardından iğrenç, manyak insanlar geliyor, sonra bunlar onları öldürüyor. bir yerden sonra sıkıyor tâbiî. ama değişik bir dizi izlemek istiyorsanız mutlaka ilk 4 sezonu izleyin. o bölümlerde pişmanlık yok.

    vikings: 9. yüzyılda vikinglerin fransa, britanya ve akdeniz'deki işgal hareketlerini ve gerçek bir kişilik olan ragnar lodbrok'un maceralarını ele alıyor. şu an aktif diziler içinde en iyi beşten birisi. hem farklı bir kültürün içinde olmanın heyecanı var hem de gemilerle sefer yapmanın. game of thrones, spartacus türevi bir dizi ve onlardan aşağı kalır yanı yok. kan, gözyaşı, ihtiras ne ararsanız var. yine burada iki oyuncudan bahsedeceğim ki diziyi taşıyan ikili diyebilirim. birisi ragnar lodbrok'u oynayan travis fimmel ve floki rolündeki deli dahi gustaf skarsgård... böyle bir oyunculuk görmediniz. diziyi bırakıp abileri izliyorsunuz resmen. bir de lagertha var ki -katheryn winnick- öhöm öhöm yani :)

    diziyi izleyin, şiğıyld vol'a siz de katılın. odin sizi gözetsin.

    westworld: bir bok anladığınızı sandığınız ama hiçbir bok anlamadığınızı anladığınız son dönemin en bomba dizisi. yine bu adda bir film de mevcut. hikâyede robotların bulunduğu bir coğrafya düşünün. geceliği 40.000 dolar karşılığı buraya konuklar alınıyor ve maceralar yaşıyorlar. ama durum hiç de bu kadar basit değil. işin içinde başka işle var. bir senaryo harikası dizi yine oyuncuları ile insanı cebediyor zâten. anthony hopkins, ed harris ve güzel dolores'imiz evan rachel wood... yani bilmem anlatabildim mi. bakış açınızı değiştirecek, hayretler içerisinde bırakacak bir dizi. mutlaka izleyin kategorisine bu dizi de giriyor.

    bunlardan başka izleyip de sıkıldığım ve beğenmediğim bir iki dizi daha var. onları yazmıyorum çünkü hepsini izlemedim.

    arkaya yaslanıp da izlemelik diziler. iyi eğlenceler.
  • madem film kulübümüz var, dizi kulübümüz de olsun.

    beğendiğimiz, sevdiğimiz, bundan iyi bir şey çıkar dediğimiz dizileri birbirimizle paylaşalım.
    artık çoğu insan yerli diziden çok yabancı dizi izliyor. sanıyorum bu internet olayı ülkedeki film ve dizi beklentilerini yükseltti.

    benim önerebileceğim diziler;

    a young doctor's notebook: bir doktorun hikayesi diyelim. soruşturulduğu sırada eline geçen günlüğünü okuyarak eskiye dönen bir doktor. günlüğü okuyor ve o anları biz de yaşıyor. sanıyorum ki ingiliz yapımı. olay sovyet rusya'da geçiyor. ayrıca mini-dizi. bir bölümde bizim erotik dergiler de var hatta. ilginç konusuyla izlenirliğini artıyor.

    arrow: bir yat kazası sonrası adada mahsur kalan zenginin hikayesini anlatıyor. adadan kurtulup şehrine geri geliyor ve adadan öğrendikleriyle kahraman oluyor. dizi ara ara adaya flashback atıp nasıl böyle bir kahraman olduğunu bize anlatıyor. işte aksiyonlu komikli zenginli bir dizi. izlenir.

    banshee: kanundan kaçarken kanuncu olan bir abimizi anlatıyordu yanlış hatırlamıyorsam.* kimliğini değiştirip bir kasabaya şerif olan bir adamın hikayesi. beni pek sarmadı ama ara ara izliyorum. beğenirsiniz belki.

    boardwalk empire: amerika'nın amerika olduğu yıllar. mafiaların kol gezdiği dönemler. içki yasağı ve bu yasağın kimlere yaradığını anlatan bir dizi. tanıdığımız pek çok eski suçlu dizide mevcut. güzel bir dizi. bazen ağırlaşıyor konusu.

    chuck: eskilerden komedili aksiyonlu bir dizi. bu diziyi izlerken daha internette dizi siteleri yoktu :( vardı da pek yoktu. her bölümü koyan da olmuyordu haliyle. cnbc-e'den başlayıp internette bitirmiştim. mecburiyetten ajan yapılan vatan computer gibi bir yerde çalışan bir gencin başına gelenleri anlatıyor. ekibi falan var tabi. güzel yani.

    da vinci's demons: yeni bir dizi. ikinci sezonda daha. da vinci'nin hayatını anlatıyor. tabi başından değil. belli bir dönemden başlıyor. işte o zamanın entrikaları falan. hoş bir dizi.

    elementary: sherlock holmes uyarlaması. bölümler hikayelerden bağımsız. hatta dr.watson bir kadın. isimler ve kişilik bakımın aslına sadık ancak konu, yer bakımından bağımsız bir dizi. keyif veren bir dizi.

    fringe: merakla takip ettiğim dizilerinde başındaydı. hani böyle bölüm çıkardı çat diye izlerdim hemen. x files tarzı bir dizi. doğaüstü olayları inceleyen eğlenceli ve ilgin. bir ekip var. olaylar sonradan çok karışıyor. izlemediyseniz kesin izleyin derim.

    ghost whisperer: eskiler deyince aklıma geldi ekleyeyim dedim. ölülerle konuşabilen ve onların son isteğini yerine getiren bir abla var. bu istekleri yerine getirmezse maalesef dünyamızda kalıyor bu ruhlar. onlara yardım ediyor işte. güzel dizidir. izleyin derim.

    hannibal: bildiğimiz hannibal'ın dizi hali. aksiyon, zihin oyunları falan arayan varsa izleyebilir. aman aman hayranı olduğun bir dizi değil. ara ara bakıyorum işte.

    how ı met your mother: işte iyi bir komedi dizisi. çok uzadı boku çıktı ya falan dese de millet bakmayın on numara dizidir. konusunu falan yazmıyorum. direk gidin başlayın. zaten duymamış olmanız imkansızdır. :d

    last man standing: komedi yokluğu yabancı dizilerde de var. bir elin parmağını geçmez iyi komediler. işte bu o iyi komedilere yakın bir dizi. emekli olmuş bir baba ve ailesi. bazen duygusal falan ama güzel. öyle takip etmeseniz bile boş vakit öldürürsünüz ara ara.

    lie to me: yine sherlock tadında bir dizi. bir insanın hal ve hareketlerinden yalan söyleyip söylemediğini anlayan bir ekip ve şirketlerine gelen müşteriler için çözdükleri olaylar. çıtırlık bir dizi.

    orange is the new black: kısa süreliğine hapise düşen bir abla var. onun içerde yaşadığı komiklik duygusallı hikayesi. dizimag kapanana baya baya takip ettim. site kapanınca unuttum kaldı öyle. konusu ilginçgillerden.

    my name is earl: bilmeyeniniz yoktur. cnbc-e'de denk gelmemek imkansızdı. geçirdiği kaza sonucu "karma"ya inan earl'ün hikayesi. hatta stv'de hakkını helal et diye çakması çekilmiş. ulan ne gülmüştüm ya. hahahahahah. neyse oturun baştan sona izleyin. ayrıca dizimag kapanınca nerede kaldığımı unuttuğum bir başka dizidir kendisi.

    person of interest: bir makine düşünün tüm ülkeyi izleyen. bu makineyi yapan adamı ve etrafındakileri anlatıyor dizi. aksiyon bazında izlediğim en iyi dizi diyebilirim. bölümlük konusu her seferinde farklı olan ancak uzun vade de ana konusu bulunan bir dizi. şiddetle tavsiye ederim.

    pushing daisies: al sana bir cnbc-e dizisi daha. ölüleri bir dakikalığını tekrar canlandıran bir kızın hikayesi. harbiden eğlenirdim bu diziyi izlerken. baştan sonu takip etmedim ama çoğu bölümünü de izlemişimdir. izleyin güzeldir.

    prison break: çoğunuzun izlediğini tahmin ediyorum. iki kardeş ve 4 sezona yayılmış hapis ve kanundan kaçış hikayeleri. daha fazlası spoiler'e gireceği için yazmıyorum.

    revolution: dünyada elektrikler bir daha geri gelmemek üzere gitseydi ne olurdu? kafamızı siktiler zombi zombi diye al sana paşalar gibi konu. güzel bir dizi diyebilirim. hatta star tv dublajlı falan verdi bir ara. izleyin derim.

    shameless: iyi komedilerden. aslında komediden daha çok hayat bu dizi. resmen bir ailenin hayatı. ancak öyle senin benim gibi bir aile değil bunlar. hayatı en uçlarda yaşayan bir aile. gay'i alkoliği hepsi bir arada aq. eğlenceli bir dizi.

    sherlock: sherlock holmes hikayelerinden uyarlanan ingiliz yapımı bir dizi. gerçekten sürekleyici bir dizi. tek kötü yani mini-dizi olması. yılda 3 bölüm veriliyor. bazen 2 yıl ara verdiği oluyor. şuan 3. sezonu bitmiş durumda. 4. sezonu merakla bekliyoruz.

    sons of anarchy: konu abd'de geçiyor. amerikan yapımı haliyle. motorsiklet kulüplerini anlatıyor. normalde o coğrafyada yaşayanların izleyeceği bir dizi gibi gözükse de gerçekten izleyiciyi içine çekiyor.

    suits: avukatlar şehrinde, avukatların krallığını anlatan bir dizi. tek kelimeyle harika. hayat burada_ ben burada - yaşamayı seviyorum diyen bir abimiz ve onun akıl küpü stajyeri başrolde. konu hep değişiyor. her bölüm kazanılması gereken ayrı bir dava var ancak genel konusu da var. sezon finalleri bunlardan oluşuyor. sürükler yani başlarsanız.

    spartacus: bi bizim muhteşem yüzyıla bakıyorum bir de buna. sonra vay ertem diyorum. spartacus'un hayatı. bu kadar.

    the blacklist: interpol tarafından aranan suç makinesi fbı'a teslim olup bir bir öterse ne olur? konusu olarak farklı olan bir dizi. aksiyon poi kadar olmasa da izlenebilir.

    the big bang theory: iyi üstü komedi dizilerinden. akıl küpü gençlerin hikayesi. dünyaları çok değişik olan insanlar bunlar. hayata olan bakış açıları, eğlenme tarzları çok farklı. zaten az çok bilginiz vardır bu diziyle ilgili. gülmediğiniz bölüm olmaz diyeyim.

    the following: seri katil ve örgütü. bu örgütü durdurmaya çalışan bir dedektif. sürükleyici bir diziden de öte. bir an önce başlamalısınız.

    the king of queens: yine cnbc-e dönemimden izlediğim bir dizi. harikadır. izlediğim ilk yabancı dizi. öyle hatırlıyorum :d bir karı kocanın hayatı. birbirlerini çok seviyorlar ancak çatışmadan edemiyorlar. gülmedim dediğiniz bir bölüm olursa buradayım.

    the mentalist: biraz sherlock biraz following tadında bir dizi. yine bir seri katil var. kendine mentalist diyen kişinin ailesini bu seri katil öldürür. mentalist artık şov dünyası için değil cinayet büro için çalışmaktadır.

    bonus: ulan hala gülüyorum ya http://barisunver.com/...my-name-helal-et.jpg

    edit: nedense hep yabancı dizileri yazmışıım.
    leyla ile mecnun ve behzat ç. önereceğim tek türk dizileridir.
  • tavsiyem: yeditepe istanbul..

    ben bu diziyi moritanya'da izledim, cin'de izledim, ingiltere'de izledim, dominik cumhuriyeti'nde izledim, yetmedi.
    omur hep gurbet, gittigim yere dair tum eksiklikleri kapatabilme cabasi beyhude, lakin kalsaydim bu yokluk hali olmazdi avuntusunu engelliyor ya, o bana yeter.
    dizi degil bu, hayal, icine girip yasanilmak istenen.
    o guzel dunyanin son samimi halleri belki de..
  • (bkz: deutschland 83)

    epey kaliteli bir alman dizisi. doğu - batı almanya arasında istihbarat savaşları anlatılıyor. 8 bölüm. ilgisi olanlara şiddetle tavsiye ederim.

    3 sezon olarak planlanmış ve 2. sezon onayını da aldı. önümüzdeki yıl deutschland 86 olarak gelecek. 3. ve final sezonu da onay alırsa deutschland 89 olarak bitirilecek.

    diziyi izleyip sevenlere goodbye lenin, das leben der anderen ve der baader meinhof komplex filmlerini de tavsiye ederim.

    son olarak bir de enteresan bir bilgi ekleyeyim; diziden önce bilmiyordum. meğer berlin tamamen doğu almanya'da kalıyormuş ve batı berlin'den batı almanya'ya geçiş etrafı dikenli tellerle çevrili tren yoluyla sağlanıyormuş.
  • bu bir la casa de papel kritiğidir.*

    klasik soygun filmlerinden, dizilerinden farklı olarak ele alınmış olması ile dikkat çekiyor. eğer ki hükümetlerin piyasaya para sürmesi bir soygun değil ise dizideki soygunun da aslında bir soygun olmadığı teması üzerinde durulmuş. yapılmış planın her bölümde evveliyatıyla birlikte verilmesi dizinin sunumunu tatlandırmış. bölümler ilerledikçe hafiften bir devrim kokusu alsak da dizinin bütününe bu doku sirayet edemiyor. özellikle de dizinin sonunun bir aşk hikayesi ile noktalanması bu bağı tamamen koparıyor. dizinin ilginç yanlarından biri rehine soyguncu geriliminin farklı pencereler ile anlatılması. tecavüzcü ile kahraman arasında gelip giden karakterin varlığı diziyi gerçekliğin ekseninde tutuyor. hiçbir şeyin kesin çizgilerle belirli olamayacağını anlatarak bir anlamda derinlik sunuyor. lakin hiçbir derin konunun dibini kazamıyor hikaye. sonunda da alelade bir soygun filmi gibi bitiyor. bu duygu sebebiyle kült olma titrini kaybediyor. derinliğini yitiriyor.

    sürükleyici ve bir çırpıda izlenebilecek dizi arayanlar için ideal seçim. entelektüel anlamda fazlasını beklemek ise hayal kırıklığına yol açabilir.

    keyifli seyirler.
  • polisiye - suç temalı dizilerin kralı iskandinav coğrafyasından çıkıyormuş sözlük, test edip onayladım.

    bron/broen: danimarka - isveç ortak yapımı. her sezonu 10 bölüm. her bölümü 1 saat. 2018'de 4. sezonuyla dönecek. "saga norén* länskrim malmö" repliğini dile doluyor.

    bir süre sonra bağımlılık yaratan bir girişi var: http://gss.gs/WaL

    forbrydelsen: danimarka yapımı. iskandinav polisiyesinin başyapıtı. kişisel yorumum türünün en iyilerinden olduğu. ilk sezon 20, 2. ve 3. sezonlar 10'ar bölüm. 40. bölümle final yaptı. düşük boyuta yüksek kalite izlemek isterseniz yeşillendirin, yardımcı olurum.

    dizinin müziği şöyle bir şey: http://gss.gs/M7a

    ófærð (trapped): izlanda yapımı. en yeni nordik polisiyesi. adamlara senaryonun enfes oluşu yetmemiş, yanına bir de izlanda'nın o buzlu, karlı, soğuk manzaralarını iliştirmişler. insan diziyi izlerken üşüyor, böyle açıklamış olayım durumu. ilk sezonu taze bitti. 10 bölüm, bölüm başı 1 saat.

    ilgisini çeken varsa tavsiyem forbrydelsen ile başlaması.
  • forbrydelsen (danimarka çıkışlı danimarka - isveç ortak yapımı) ile başlayan, bron (isveç çıkışlı isveç - danimarka yapımı) ile devam eden ve trapped (izlanda) ile son altın vuruşunu yapan kuzey polisiye dizi sektörü yine turnayı gözünden vurmuş.

    (bkz: karppi) ya da netflix'teki adıyla (bkz: deadwind)

    imdb'si 7.3'lük bir fin cinayet kurgusu. hakkı 7.7 falan bana kalırsa. kuzeye olan sevdamdan ve dizinin atmosferine duyduğum aşktan dolayı ufak bir(kaç) kıyakla 8 puan verdim.

    dizinin başrolünde sofia karppi (pihla viitala) isimli polisimiz var. ablanın dizideki aurası biraz saga noren, biraz da sarah lund. zaten dizinin geçiş müzikleri de forbrydelsen'ı andırıyor fazlasıyla. diğer başrol ise sakari nurmi (lauri tilkanen) adlı polis kardeşimizin. içerik; bir inşaat alanında bulunan kadın cesedi olayı dallandırıp budaklandırıyor. kocasını yeni kaybeden bir polis olan sofia'ya emanet ediliyor dava. sakari de her ne kadar bir süredir polis olarak çalışıyor olsa da cinayet soruşturması kapsamındaki ilk işini alıyor söz konusu dava sayesinde falan filan.

    2018 yapımı, 1 sezon, 12 bölüm (her bölüm 45 dk). bir günde bitirdim, o biçim sarıyor. tavsiyemdir.

    fragman: https://vimeo.com/232448092
  • özellikle yabancı dizi izlemek -hızlı olmasa da- ingilizcenizi geliştirmekte gerçekten fayda sağlıyor. bugüne kadar 45-46 tane yabancı dizi izledim ve dil konusunda faydasını çok gördüm. şu sıralar devam ettiğim bir kursa yedinci kurdan başlamıştım. açıkçası kendimi bu seviyede görmüyordum fakat öyleymiş. dizi izlemek daha çok bol vakti olanların rahatça uygulayabileceği bir zaman giderici. ben bu kadar diziyi lise ve üniversite yıllarında takip etmiştim. içlerinden favorilerim mevcut ve onları aşağıda önereceğim.

    six feet under: izlediğim en iyi drama dizisidir. levazımatçılık yapan fisher ailesinin başından geçen olaylar anlatılıyor. bu olaylar güzel bir atmosferde izleyiciye sunulmakta. sadece finali için bile izlenesi bir dizidir.

    the sopranos: mafya deyince akla sopranolar'dan başka şey gelmez. bir mafya ailesinin patronu olan tony soprano özel yaşamı arasında bir denge kurmaya çalışıyor. bunu yaparken de psikolojik açıdan oldukça yıpranıyor. dizi soprano ailesini ve bu süreçte yaşanan olayları konu almakta. senaryosu nefistir.

    oz: bir hapishane dizisidir. birbirinden farklı karakter ve duruşlara sahip mahkûmların bir arada nasıl kaldığına ve ne gibi psikolojik süreçlerden geçtiğine tanıklık ediyoruz. insan psikolojileri görmek ve insan davranışlarını hapishane gibi karmaşık bir ortamda gözlemleyebilmek için oz izlenesi kaliteli bir yapımdır.

    friends: romantik komedidir. new york'ta yaşayan 6 kişilik bir arkadaş grubunu konu ediniyor. karakterleri oynayanlar çok iyi rol kesmekte. 10 sezon sürdü ve kendine bağlayan bir finalle noktayı koydu. ayrıca seinfeld'i henüz izlemedim fakat internette birkaç sahnesine rast gelmiştim ve deyimi yerindeyse gülmekten yarıldığımı belirteyim.* bunu da önerebilirim.

    band of brothers: bir savaş belgeselidir. ikinci dünya savaşı sırasında birlikte olan bir grup arkadaşı ve başlarından geçen acı hikâyeyi anlatıyor. savaşın ne denli acı ve korkunç bir yapısı olduğunu gözlemlerken derinden etkileniyoruz. bildiğim kadarıyla bu dizi gerçek hikayelerden esinlenilmiştir.

    rome: tarihi ve aksiyonu içinde barındıran bir yapım olup, cumhuriyete nasıl son verildiğini ve kalanlarla nasıl bir imparatorluğun kurulduğunu anlatmaktadır. izlediğim en iyi tarihi dizlerden biridir. kısa sürdü fakat öz oldu. dönemin roma'sında gerçekleşen önemli olaylara ışık tutan bir drama dizisi.

    mad men: çoğumuzun ağır tempo diyerek burun kıvırdığı 1960'larda geçen bu dönem dizisini bayılarak izliyorum. zira bu dizinin belli bir kalitesi var. dizide bir reklam şirketi konu alınıyor. şirketin yöneticisi don draper ve hayatındaki insanlar izleyiciye sunuluyor. ayrıca karakterler de muazzam. gerçek olaylar da diziye konu edilmekte. bu nedenle gerçekçi bir dizidir. mesela kennedy suikasti, vietnam savaşı, siyahi eşitlik arayışı gibi yaşanmış konular diziyi oldukça farklılaştırıyor.

    the wire: drama dizisidir. uyuşturucu çeteleri, bürokrasi, eğitim, yönetim, basın gibi konularla karşımıza çıkan bir yapım. toplumun sorunlarını ve olumsuzluklarını ele alan yapısıyla izleyiciyi etkilemeyi başarmıştır. senaryosu ise eski bir polis muhabiri tarafından yazılmış. belki de bu yüzden olaylar karşımıza daha net ve açıkça sunulmakta. şiddetle tavsiyemdir.

    boardwalk empire: ekranlara birkaç ay önce veda eden bu dönem dizisi, 1920'lerin amerika'sında görülen içki yasağını ve bunun neticesinde yaşanan kaos ve mafya ilişkilerini anlatıyor. romanını da okuyan biri olarak bu dizi favorilerimden biridir. politikacıların iç dünyalarında ne denli pis işler çevirip acımasız birer insana dönüşebildiklerini tüm çıplaklığı ile izleyiciye sunuyor. lakin biraz fazla çıplak.*

    spoiler vermeden tanıtım yapmaya çalıştım. iyi seyirler efendim.