• football manager serisinin son ve en gerçekçi oyunu.

    evet en gerçekçi oyunu dedim. çünkü gerçek hayatta da haftada bir maç yapıyorsunuz bu oyunda da. yani şu a.ına koduğum oyununa bu kadar detay ekleyeceğinize halı saha turnuvası düzenleyin ona katılalım daha az zaman harcamış oluruz. üniversite öğrencisi değiliz, işten güçten zaten çok az zaman kalıyor onda da eski günleri yad etmek adına biraz menajer oynayalım diyoruz, en son taktik ayarı yapayım derken saat sabah 5 oldu. yav çıkın atak yapın işte kardeşim herkese ayrı ayrı nereye koşacağını mı söylicez. taktik yapıyoruz yetmiyor, antrenman programı yapıyoruz yetmiyor, kişiye özel direktifler veriyoruz yetmiyor bi de saha kenarından taktik verecekmişiz oldu geleyim tesislerde de kalayım aq. ersun yanal bu kadar düşünmüyo takımını lan.

    neyse efendim her zamanki gibi "en alt ligden çıkma challenge" prensibimi bozmayarak bayrampaşa spor kulübünün başına geçtim. sağolsun asistan menajer karşıladı hoşgeldin falan filan. taktiğe giricem yok "önce başkanla tanış seni bekliyo" dedi. asistancım sokturma şimdi başkanına iki dakka taktik yapıp uyucam yarın iş var da diyemiyosun öyle bi seçenek koymamışlar. haliyle yüzüm asık girdim başkanın odasına. başkan takımı oynatmak istediğim bir felsefem olup olmadığını sordu. bak bak takımı oynatacağım bi felsefem var mıymış. olmasa ne olacak 180 lira para verdim ben bu oyuna. hayır olmasa nolacak? kimsin lan sen? normalde ben diyeceğimi bilirdim ama gece gece tatsızlık çıkarmak istemedim. öfkemi kontrol altına alarak "kontra atak anlayışıyla maçlara çıkıcam başkanım" dedim. ama bizim kamil asistan ilk maçı bayrampaşa 21 yaş altı'yla ayarlamış. e şimdi başkana öyle söyledik mecbur o maça da kontra atak anlayışıyla çıktım az kalsın yeniliyoduk aq. allah'tan berabere kaldık. çoluk çocuğun maskarası olduk ilk günden.
    başkanın odasından çıktım asistan koşarak yanıma geldi. basın mensupları beni bekliyomuş. e tabi 80 milyon ekran başına kitlenmiş bayrampaşa teknik direktörünün konuşmasını bekliyor neticede.
    volkan demirel'in özür dilediği masayı hatırlıyosunuz dimi?

    https://gss.gs/nG9.jpg

    aynı masaya oturdum. benimkinde çay falan da vardı yine o kadar kötü değildi. abartmıyorum 21 tane soru sordular. son soruyu da bilsem büyük ödülü kazanıcaktım. cevapları seçerken cevap verdiğin andaki duyguyu da seçebiliyosun ama ne fark ediyor onu çözemedim yıllardır. ben bütün cevapları hırslı veriyorum.

    - takımın başına getirildiğiniz için memnun musunuz?
    + eveettttt!!!!!!
    - hedefleriniz başkanın hedefleriyle örtüşüyor mu?
    + hayırrr!!!!!
    - hangi mevkiye transfer yapmayı düşünüyorsunuz?
    + para mı varrrr??!!!!
    - teknik heyetten memnun musunuz?
    + alayının amkkk!!!!!!

    basın toplantısı bitti bu sefer takımla toplantı yaptık. "ligi orta sıralarda bitirmeyi umuyorum" dedim. sanarsın "hepinizin anasını s.kiyim" demişim. kıpkırmızı oldu takımın morali. beyler dedim yanlış anladınız. yok sen nasıl bize orta sıralarda bitirmeyi umuyorum dersin, takımın çapı belli falan daha gerçekçi hedefler koymalısın bilmem ne. e allah belanızı versin düşün o zaman aq. lanet olsun böyle takıma.
    taktiğe girmeden altyapıya bi göz atayım dedim sarı saçlı bi kız karşıladı. altyapı sorumlusuymuş. güleryüzlü de bi kız. hoşgeldin diyo elimi sıkıyo, sarılıyo. koluma girdi antrenman tesisinde yürüyoruz beraber. lan noluyo falan derken uyandım meğer sızmışım aq. belki bi iki topçu bulurum diye 19 yaş altına baktım. altyapı odasında kimse yok. dedim heralde dışarda maç yapıyolar. baktım saha da boş. altyapı sorumlusunu çağırdım hemen. "nerde bu gençler" dedim. "hocam lokalde batak oynuyolardır hemen gidip çağırayım" dedi. bırak dedim kalsın. pasiflere sözleşme önerip altyapıya kazandırırım daha iyi. bi tane 15 yaşında genç forvete sözleşme önerip aktif hale getirdim. baktım bitiricilik 2. hemen diğerlerinin yanına batak oynamaya gönderdim. bari onu öğrensin.
    sonunda geldim en sevdiğim bölüm olan taktik ekranına. şöyle söyliyim futbolculara bi tek "yuvarlak beyaz olan şey top arkadaşlar" demiyosunuz. geri kalan her şeyi sıfırdan anlatıyosunuz. benim yaptığımın onda birini yapıp kulüpten maaş alan hocalar var gerçekte.

    http://gss.gs/VPk.png

    topa sahipken yapılması gereken direktiflerde bi tek nefes al-ver yazmıyor :d :d. ben fm2008'de ağustos'ta ilk on biri dizerdim mayıs'ta aynı on birle şampiyon olurdum bu nedir arkadaş. oyun lan bu. para verdim ben bu oyuna 180 lira. yüzseksenlira para verdim bu oyuna ben. "kaleyi gördüğünde vur"u da ben söylemiyim bi zahmet. 90 dakikada 2 kere kaleyi ya görüyoruz ya görmüyoruz zaten. bana kalsa kaleyi görmeden de vurun hatta. en çok koyan da sabahın 5'inde "o kadar taktik yaptım bari bi iki maç yapayım" deyip bayrampaşa 21 yaş altı ve beşiktaş 21 yaş altıyla berabere kalıp 3. ligdeki kocaelispor'a yenilmek. daha söylenecek çok şey var ama yine uyku ağır basıyor.

    en azından artık takıma oynatmak istediğim bir felsefem bulunmasa da felsefik bir cümlem var: "bazen kaleyi görsen de vurmaman gerekir."

    yapacağınız oyunun amk.
  • önceki bölüm: #2571260

    2. bölüm: devre arası

    yaz başlamıştı. takıma 5 haftalık tatil izni verdim. bu sezon sadece teknik taktik değil, liderlik becerimin de sorgulanacağının farkındaydım. bizim medyayı bilirsiniz. çok güçlü biri değilseniz ve onların eşi dostu değilseniz sizi çok rahat bir şekilde harcayabilirler. bunu bildiğim için yerel medyayı kendi tarafıma çekemeyeceğimi de biliyordum. onların da etkileyeceği kitleyi, taraftarı yanıma almalıydım. taraftara rağmen başarılı olmak çok zordu ve samsunspor taraftarıyla aramın öyle olmasını asla istemezdim. bunun için tatilimi samsun'da, atakum'da yaptım. halkla iç içe olmalıydım. onlarla denize girdim, çiftlik caddesinde onların arasına karıştım, cumhuriyet meydanında onlarla kuşları besledim, çakallı'da onlarla menemen yedim ve pazar sabahı halk otobüsüyle bafra'ya giderek pide yedim. gittiğim yerlerde hem nefret hem sevgi görüyordum, hem dargınlık hem tutku görüyordum, hem umutsuzluk hem umut görüyordum. her gittiğim yerde sözler veriyor, onlarla aynı tutkuları paylaştığımı anlatıyordum.

    sadece 2 hafta süren bu süreçten sonra bu mutlak başarısızlık sonrası daha fazla tatili hak etmediğime karar verdim ve nuri asan tesislerinin yolunu tuttum. tesislerde in cin top oynuyordu. kafa dinledim, geçtiğimiz sezonu düşündüm. yönetimle görüştüm ve duymayı beklediğim şeyi duydum: transfer bütçesi yoktu, tamamı maaş bütçesine aktarılmıştı ve buna rağmen takımın maaşı, maaş bütçesinden fazlaydı. bu da bedelsiz yapacağım 1 transfer haricinde transferi unutmam anlamına geliyordu. yönetim haklı olarak bana rest çekmişti, ''bu kadroyla yap yap, yapamazsan topla bavulunu.'' mesajı çok netti. ben ise ''görüyorum ve artırıyorum.'' diyerek çok radikal bir kararla bahattin'i yollamaya karar verdim. bahattin birçok kişiye göre takımın en iyilerinden biriydi ancak yüksek maaşı, berbat performansı ve beni çok sık sorgulayan yapısıyla gitmeyi hak etmişti. bunun tepkiye yol açacağını biliyordum fakat böyle bir sezonda beni sorgulayacak oyuncuyu yanımda tutamazdım. daha tatilden bile dönmeden, 375 bin euro'ya ankaragücü'ne sattım ve bu aynı zamanda ciddi bir maaş yükünden kurtulmak demekti fakat hala transfer yapmam çok zordu. daha kap bildirimi düşmeden ortalık karıştı fakat bunlara hazırlıklıydım ve kulaklarımı tıkadım. takım tatilden döndüğünde bir grup oyuncu bahattin ile ilgili bana tavır almıştı fakat hiç önemli değildi. kiradan dönen ve bu ligin üstünde olduğu belli olan samed kılıç'ı ise ''seneye 1. ligdeyiz rahat ol.'' diyerek kalmaya ikna ederken, 34 yaşındaki forvet yaşar çetin'i ''1-2 maç kurtarsa yeter.'' mantığıyla bedelsiz ve çok uygun bir maaşla takıma katmıştım.

    başka transfer olmayacaktı, olmadı. geçtiğimiz sene ısrarla denediğim 4-2-3-1'den vazgeçtim ve 4-3-3 ile total futbol oynamayı hedeflemesem de bir şeyler oynamayı hedefliyordum. lig yaklaştığında herkes ''lan bahattin ile yapamadın, herifi sattın yerine kimseyi almadın. bu nasıl iş?'' mantığıyla bana yaklaşırken, ben kendimden çok emin görünmeye çalışıyordum. soran herkese ''bu yıl üst ligdeyiz'' mesajını veriyordum. sezon yaklaşırken başkana verdiğim söz aklıma geldi: ilk 5 maçta en az 12 puan almalıydım. bu da demek oluyordu ki ilk 5 maç şanssızlıkları bile yenmeliydik. yendik de. ilk 5 maçta 13 puan aldık, ilk 10 maçta 23 puan aldık ve geçtiğimiz sene bizi bitiren eylül-ekim aylarını güzel geçirmiş olduk. bahattin sonrası düzenli forma giyen muhammed beşir ise çıldırmış gibiydi, ilk 10 maçta attığı 10 golle bizi taşıyordu. bu arada erhan şentürk her durumda muhammed'i buluyor ve daha 13. haftadan 9. asistini yapıyordu. ilyas zaman zaman jeneriklik golleriyle kritik puanlar kazandırıyordu. ilk 10 haftadaki kadar olmasa da ilk yarının kalanında da fena iş yapmadık ve 2. ankara demirspor'un 2 puan önünde 37 puan ile devreye lider girdik. muhammed beşir 17 maçta attığı 18 golle rekora koşuyordu.

    devre arasında yine takviye yapma imkanımız yoktu. sadece fiziksel yükleme ile geçirmeyi düşünüyordum. bu arada erhan kartal ilk 11 başlamadığı için şikayet ediyor, gitmek istiyordu. açıkçası erhan rotasyonda çok değerli bir oyuncuydu fakat çok ısrar edince, işi ''80 bin getirene beni verin.'' boyutuna getirdiği için satmaktan başka çarem kalmamıştı. o parayı altınordu getirdi ve erhan'a veda ettik. artık bir an önce transfer döneminin bitmesini bekliyordum fakat son gün erzurumspor muhammed' teklifte bulundu. tabii ki reddettim fakat 2 defa daha bulundular. onları da reddettim. ardından beni, aslan amca öldüğünde dünyası kararan polat'a döndürecek olan o mesajı okudum: erzurumspor'un 205 bin euro değerindeki 4. teklifini yönetim bana danışmadan kabul etmişti. kariyerinin sezonunu geçiren, bizi üst lige çıkarmaya yemin etmiş, takımı taşıyan muhammed'i kaybetmiştik. elimizde forvet olarak sadece yaşar çetin kalmıştı. bir lider olarak bu durumu hiç umursamıyormuş gibi davranmalı, kendimden emin görünmeye devam etmeliydim. takıma, medyaya, tüm dünyaya ''onsuz da yaparız.'' demiştim.

    muhammed varken tam 10 maçta 3 ve üzeri gol atan takım, muhammed sonrası kalan 17 maçta sadece sadece 3 maçta 3 golü bulmuştu. maçlar rus ruleti gibi geçiyordu. zar zor gol atıp yememek için dua ediyor, yenik duruma düşünce asla geri dönemiyorduk. yalçın çetin beklediğimden de kötü çıkmıştı. yine de iyi kötü 25. haftaya 2. inegölspor'un 2 puan önünde lider girmiştik. 26. hafta inegöl deplasmanına gidiyorduk. 48. dakikada yediğimiz golü tabii ki çıkartamamış ve 26 hafta boyunca süren liderliği son düzlüğe girerken bırakmıştık. yönetim de takım da taraftar da takımın zaten zor kazandığının farkındaydı ve her şeyin pamuk ipliğine olduğunu biliyordu. işin kötüsü bu şekilde play off'ta da işimiz çok zordu. 30. hafta yine bir deplasmanda mağlup olurken inegöl ile puan farkı 4'e çıkıyordu. soyunma odasında soyut bir kavramın, somut hali duruyordu: hayal kırıklığı. takıma dik durmalarını, önümüzdeki 4 haftada da elimizden geleni yapacağımızı söyledim. 32. hafta çok kritikti çünkü biz evimizde sonuncu eyüpspor ile oynarken, inegöl evinde 5. keçiören'i ağırlıyordu. biz 80. dakikaya 3-0 önde girerken, bütün stadyum inegöl maçını takip ediyordu. keçiören'in 81. dakikada attığı beraberlik golüyle sezona tutunuyorduk. puan farkı 2 olmuştu fakat ikili averajda bizim önümüzde olan inegöl'ün bir kere de yenilmesi lazımdı. 33. hafta iki takım da kazandı. son hafta 2 takım için de çok zordu. biz evimizde keçiören ile oynuyorduk ve inegöl, 3. ankara demirspor'a konuk oluyordu. maçlar aynı saatte başladı. inegöl 43. dakikaya 2-0 geride giriyordu. bu çok mutlu bir haber olabilirdi, 44. dakikada taha balcı'dan golü yemeseydik. inegöl büyük ihtimalle yenilecekti, her şey bu 45 dakikada göstereceğimiz performansa bağlıydı. her şeyi sona erdirecek, bu kabus gibi 2. yarıyı ve geçen sezonu unutturabilecek bir 45 dakika... takıma bunu çok net bir şekilde anlattım. ligin devre arasında kaybettiğimiz şampiyonluğu, bu maçın devre arasında alabilirdik. 60. dakikada yaşar çetin'in attığı golle beraberliği yakalamıştık. 76. dakikada yine yaşar çetin'in arka direkte attığı gol ise samsun'u hiç bulunmaması gereken bu ligden ayırıyordu. inegöl yenilmişti, bu kabus gibi 2. yarı bitmişti ve sonunda 1. lige çıkmıştık.

    kutlamalar sonrası başkan beni yine odasına çağırdı. geçen sene bu odaya çağrıldığımda geri geri giden ayaklarımı hatırladım. muhammed'i satarak neredeyse sezonu satacak olan başkana esprili bir şekilde sitemde bulundum. başkanın elinde tuttuğu şeyi ise geç fark ettim: yeni sözleşme. bu işi hiç basınla falan uğraşmadan hemen hallettik. yerel medya beni övüyordu ancak benden daha çok beni takımda tutan başkanı övüyordu. ben ise rötarlı gelen bu başarıyı daha fazla kutlamadan gelecek sezonun planlarını yapmaya başlamıştım. kadromuz, muhtemelen çok düşük olacak transfer bütçesi ve bizi bekleyen rakipler aklımda dolanıyordu. yine de bunları yarın, sonraki gün ve önümüzdeki uzun dönemde de düşünebilirdim. eve gitmeden önce tatil öncesi son bir bakış için sahaya indim ve maç sonrası asılan o pankartı gördüm: her şey çok güzel olacak.
  • her versiyonda olduğu gibi serinin bu versiyonunda da buglar olması çok normal. ancak az evvel karşılaştığım bug beni benden aldı. uefa super cup finali'nde chelsea'yi farklı yendim. farklı dediğim de baya bir farklı. super cup maçı 4 eylül'deydi. 2 ve 7 eylül'de ise her kıtada dünya kupası eleme maçları vardı. chelsea zaten oyunda da transfer cezası aldı (ffp delmek) ve bu sebeple as takım kadroları 19 kişiydi sadece. reserve takımı komple kiraya vermişler. şimdi olanı anlatıyorum.

    maç tarihi yaklaştıkça aldı beni korku, lan takımın neredeyse tamamı milli takıma gitti. neyse dedim benden büyük chelsea var, onların da kadro full milli takımdadır. bende de u19 kadrosu dolu regenlerle. koysan şu halleriyle bile oynar çoğu. dedim onlarla çıkarız, chelsea'de de baya eksik olsa benim gibi, bir şekilde kazanırız. geldi maç günü, chelsea a takımın tamamını göndermiş milli takıma. hayatında milli forma giymemiş marcos alonso bile milli takımda. ciddili tüm takım yok bu arada. milli takıma 17 oyuncu göndermiş, emerson cezalı ve blackman sakat. e bunların rezerv takım da yok meydanda. esame listesine isim bildirmemişler aq. maça bir çıktık chelsea'nin formasyonu görünce bastım kahkahayı. chelsea sahaya 4-2-0-0 formasyonuyla çıkmış. lan adamlar kaleci dahil 7 kişi çıkmışlar maça aq asjdaksd. 7 kişiyi görünce rakip takım talimatlarından bütün rakip oyunculara sert müdahale yapını işaretledim. ne bileyim biri sakatlanır 6 kişi kalırlar maç iptal edilir, 3-0 yenerim hükmen. daha az onur kırıcı. zira adamlarda doğal olarak yedek kulübesi de yok. olsa sahaya sürerlerdi. bütün maç adamların boş yedek kulübesini gördükçe güldüm. bu arada bende de 4 tane as kadrodan oyuncu var. hepsi de kupa maçlarında kulübe boş kalmasın bari şeklinde aldığım sezonda 1-2 maç oynayacak adamlar. gerisi tamamen 16-17 yaşında çoluk çocuk.

    neyse efendim ben bu 7 kişiyi eze eze yendim. bir yerden sonra mentaliteyi falan tamamen defansife çektim ama saha bomboş mecbur atıyoruz. kalecim bile penaltıdan iki tane gol attı.

    ya 11 kişi olsalardı.*

    görsel eklemesi:
    maç sonu görüntüsü http://gss.gs/KTj.jpg
  • (bkz: beklentiler)

    zaten önceki oyunlarda da samsunspor ile başlarken, samsun'un 2. lige düşmesiyle oynamak farz oldu ve yine kendimizi nuri asan tesislerinde bulduk. 41 yaşında, ulusal a lisansı ve yarı profesyonel futbolculuk tecrübesi olan birinin samsunspor'un başına geçmesi olay oldu tabii ki. bu durumu samsun'lu olmam ve şehrin atmosferini çok iyi bilmemle taraftar gözünde bir nebze olsun kabul edilebilir bir hale getirsem de bu kadar düşük itibarla futbolculara sözümü geçirmem çok zordu ve bunun farkındaydım.

    samsunspor 11/12 sezonunda süper lig'den düştüğünden beri tekrar lige çıkmayı beklemiş, bu süreçte 2 play off finalini kaybetmiş ve maddi olarak dibi görmüştü. maddi olarak dibi görme durumu sadece maddiyatta kalmamış, yılların samsunspor'u sonunda 2. lige kadar düşmüştü. ardından efsane başkan ismail uyanık bu duruma daha fazla dayanamamış ve tekrar başa geçmişti. onunla birlikte yılport gibi çok ciddi bir sponsor da gelmişti.

    işte böyle bir atmosferde geçtim takımın başına. şehrin ''uyanış sezonu'' adını verdiği bu sezonda tek bir beklenti vardı: şampiyon olarak üst lige çıkmak. bu beklenti haksız sayılmazdı çünkü ligin en iyi kadrosuna sahiptik. bununla birlikte süper lig'de dahi birçok takımda olmayan bir taraftar desteği vardı ve herkesin beklentisi aynıydı. transfer yapmadan, ben gelmeden önce başka takıma kiralanan samed kılıç dışında aynı kadroyla sezona* girdik.

    lige 7 puanla başladık ama başladığı gibi gidemedik. özellikle forvetlerim bahattin köse ve muhammed beşir'den yeterli katkıyı bir türlü alamamam, takım için sanırım biraz fazla karmaşık taktikler denemem sonucu eylül ve ekim'i çok sallantılı geçirdik. bu arada ligin iyi kadrolarından birine sahip sakarya liderliği almış doludizgin gidiyordu. bu arada tabii ki yerel gazeteler en başta da belirttiğim o itibar durumundan bana sallıyordu. ardından daha realist, standart ve sonuç odaklı bir taktikle ekim sonrası devre arasına kadar güzel bir performans sergiledik ve devreye lider sakarya'nın 6 puan gerisinde girdik.

    bu arada takımda tam anlamıyla bir iktidar savaşı vardı. bana ''kim lan bu?'' mantığıyla yaklaşan bazı futbolcular en ufak fırsatta takımı karıştırıyor, benim takımı iyi yönetemediğimi söylüyordu. neyse ki irfan başaran, ilyas yavuz, ercan yazıcı gibi takımın önemli isimleri benim yanımdaydı. devre arası biterken takımda defansif orta sahayı hakkıyla oynayabilen tek futbolcu savaş'ın 6 ay, bahattin'den daha çok katkı veren muhammed beşir'in 10 hafta sahalardan uzak kalacağını öğrendik. yine de devre arasını fiziksel ve taktiksel anlamda verimli geçirmiştik ve güzel performansımızı 28. haftaya kadar sürdürdük fakat şöyle bir sıkıntı vardı ki sakarya da çok az puan kaybediyordu. ligin bitimine 6 hafta varken aradaki puan farkı 4'tü ve ben play off sonrası takımı lige çıkarsam dahi muhtemelen başarısız sayılacaktım. sonrasında o kritik niğde maçı yaşandı. samsun'da güzel bir futbol gününde niğde'yi ağırlıyorduk ve maça adeta gol yiyerek başladık. ardından 75. dakikada 9 kişi kalan niğde'ye ne yaptıysak gol atamadık ve sakarya ile puan farkı 7'ye çıktı. bu da aslında şampiyonluk şansının kalmadığını gösteriyordu çünkü sakarya kalan kısa sürede o puan farkını kapattırmazdı. öyle de oldu ve play off'a kaldık. bizi yarıştan koparan niğde, play off çeyrek finalinde rakibimiz olmuştu. ilk maça intikam marşlarıyla hazırlandık ve samsun'da gol düellosu şeklinde geçen maçı 3-2 kazandık. bu iyi bir skor değildi. rövanş maçı ise çok sert ve kısır geçiyordu derken 81. dakikada topu ağlarımızda gördük. deplasman tribününden yükselen ''seni sevmenin bedelini çok ağır ödüyor bu taraftar'' tezahüratları eşliğinde sezonu noktalıyorduk. maçtan sonra özür dilemeye gittiğim deplasman tribünü bana kızamayacak kadar kederli görünüyordu.

    bu mutlak bir başarısızlıktı. yerel gazetelerde tek kelime yazıyordu: istifa. yerel televizyon haberaks'ın sadece küfür etmediği kalmıştı, takımda isyan çıkmıştı ve ben yandaki sekmeler ne zaman kaybolacak, üstte ne zaman ''koltuğu sallananlar'' yazacak diye bekliyordum. ardından ismail başkan beni odasına çağırdı. ''neden?'' dedi. ''bu başarısızlığın sebebini açıklayabilir misin?'' dedi. sakatlıklar falan diyerek bahaneleri sıralamaya başlamıştım ki beni durdurdu. sadece samsunspor kariyerim değil, genel olarak bütün kariyerim o an başkanın söyleyeceklerine bakıyordu. kim olduğu belli olmayan, ligin en iyi kadrosuyla play off'ta elenen adama başka kimse şans vermezdi. benim aklımdan bunlar geçerken ismail başkan ''12 puan'' dedi. anlamamıştım, ''efendim başkanım?'' dedim. tekrar ''12 puan'' dedi. ''gelecek sezonun ilk 5 maçında en az 12 puan alamazsan hiç tesislere gelme, direkt bavulunu topla.'' dedi. şok olmuştum, kovulmamama ihtimal vermezken ismail uyanık yine vizyonunu ve türk yönetici profilinden farklı olduğunu ispatlamıştı fakat bu aynı zamanda onun taraftarı karşısına alması demekti.

    herkes o toplantıdan kovulma haberimi beklerken, başkanın açıklamaları sonrası şehir adeta yangın yerine döndü. şimdilik tesislerin basılmamasının tek nedeni başkanın kredisi bence. artık bu iş teknik direktörlükten çıkıp bir savaşa dönmüştü. taraftara, gazetelere ve televizyonlara direnmek zorundaydım. takımdaki isyanı bastırmak zorundaydım ve her şeyden önce ismail başkana olan borcumu ödemek zorundaydım. daha kariyerimin başında beni çok önemli bir liderlik sınavı bekliyordu.
  • tokatspor kariyeriyle çılgın attığım oyun. *
    ilk senemde 1.lige, ikinci senemde de süper lige çıktım. üçüncü sezonda süper lige çıkmama rağmen doğru dürüst transfer yapmayıp tekrar küme düştüm. şu an dördüncü sezondayim. tff 1.ligde sezon başladı, ilk iki haftayı 6 puanla kapattım. kadromda, abdussamed karnuçu, celil yüksel, atalay babacan, ali yavuz kol var. evet bizim altyapıyı biraz sömürdüm.* gökay güneyi de alacaktım vazgeçtim.
    bu oyuncular dışında mertcan açıkgöz, dorukhan toköz, sezer özmen,kamil ahmet çörekçi, emre taşdemir de kadroda bulunuyor. bekle beni süper lig geri geleceğim!

    gecenin bir yarısı, sabah işe gidecek olmama rağmen kendini oynatan ve gecenin bu saatinde hâlâ kendini düşündürten ve bana yine gecenin bir yarısı bana bu entryi girdirten oyun.
  • galatasaray transferleri ve genç yetenekleri ve mevcut kardeşlerimiz için buyrun efendim. ekşi sözlükte de paylaştım. alıntı yahut çalıntı değildir.

    https://eksiup.com/1671797c2271 recep gül
    https://eksiup.com/1e5fc6ead561 ozan kabak
    https://eksiup.com/0b3b9e588722 mustafa kapı
    https://eksiup.com/c2b83310f856 malik karaahmet
    https://eksiup.com/dc5f49979626 atalay babacan
    https://eksiup.com/8e4051f64125 yunus akgün

    https://eksiup.com/b8b965aea274 henry onyekuru
    https://eksiup.com/b86a133dd310 ömer bayram
    https://eksiup.com/2af04cff3105 badou n'diaye
    https://eksiup.com/4b43b0aed672 emre akbaba
    https://eksiup.com/cbf9111bd321 muğdat çelik

    https://eksiup.com/84f8322bc910 fernando muslera
    https://eksiup.com/eb6f2d118193 garry rodrigues
    https://eksiup.com/0cc17aa31633 mariano
    https://eksiup.com/314d5529f908 ryan donk
    https://eksiup.com/d71057120425 serdar aziz
    https://eksiup.com/86d13760e281 sinan gümüş
    https://eksiup.com/e8d14ef23377 younes belhanda
    https://eksiup.com/d9a138ab6836 yuto nagatomo
    https://eksiup.com/8fa14cddf188 sofiane feghouli
    https://eksiup.com/7e4d2bc24702 fernando
    https://eksiup.com/8700471ee747 maicon
    https://eksiup.com/e1e16bac9893 eren derdiyok
    https://eksiup.com/7e0d6483e525 martin linnes

    türkiye ligi için bomba bir hata var. maç kadrosunda en fazla 12 yabancı, ilk 11 de ise en fazla 5 yabancı oynatabiliyorsunuz. 5+7 yabancı kuralı yani. aman diyeyim duman olunur bu şekil. dikkat ediniz.
  • (bkz: #2644271)

    hysaj’a red bull’un %51 hissesini vermiştik en son ancak bitmedi. fm 19 trajedileri kaldığı yerden devam ediyor.

    her neyse efenim, transfer sezonunu kapattık ikinci devreyi açtık. öncelikle mayıs ayında şampiyonlar ligi şampiyonu olacak chelsea’ye birinci turda deplasman golü kuralıyla elendik.

    ligde devam dedik bastık gaza. dolu dizgin devam edip şampiyon olduk. anında bayern niko kovac’ı kovdu tabi. aklımda büyük bir kulüpten teklif gelirse gitmek vardı ancak kalsam da üzülmezdim o kafadaydım.

    derken bayern’den teklif geldi ancak “kahpelik” olur diyerekten reddettim. ertesi hafta ise manchester’ın kırmızı tarafından gelen teklif görünce “çocukluk aşkımsın” diyerekten boş mukaveleye imza attım.

    kadro iyi kadroydu ancak hiç istediğim oyunu oynayabilecek bir yapı yoktu. leipzig’de deneyimleyip başarı sağladığım taktiklerimi buraya da uyarladım anında. daha sonra bu taktikte kullanabileceğim oyuncuları takımda tutup kalanlarını olabildiğince elden çıkarıp kaynak yaratmaya çalıştım.

    daha sonra takviyeleri tamamlayıp lige start verdim. pavard, cengiz, ndombele, pellegrini, haaland ve patrick roberts’a toplam yaklaşık 320m € ödedim. alexis sanchez isimli çöp ise elimde kaldı.

    duygularıma yenik düşüp puştu u23’e yolladım yarım dönem süründü orda devre arasında da real madrid’e kiraladım.

    her neyse... inanılmaz girdik lige 14 maçta 40 puan falan topladık öyle böyle top oynamıyoruz. şampiyonlar ligi’nde bayer leverkusen, milan ve sparta prag’lı grupta nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde 2 mağlubiyet alıp ikinci olduk.

    ligde doludizgin devam ediyorduk. kadrom çok kaliteli değildi, çok derin de değildi. benim aksime city’nin inanılmaz derin, liverpool’un inanılmaz kaliteli bir kadrosu vardı. ama ben tokatlaya tokatlaya oynuyordum. ilk yenilgimi ocak ayında 90. dakikada arsenal karşısında aldım misal.

    devre arası hiçbir ekleme yapmadım bir tane regen hariç, onu da zaten u23’te oynattım. juventus’la eşleşmiştik içerde dışarda 3 atıp geçtim. ligde bi ara bi tökezledik bu fa cup, şampiyonlar ligi fikstürünün olduğu dönem ama tökezledik dediğim de deplasmanda iki beraberlik falan öyle hesap edin puanı.

    bu oyuna rağmen city de liverpool da kıçımdan ayrılmıyordu bir türlü herifler hiç puan kaybetmediler nerdeyse. şampiyonlar ligi’nde monaco’yla eşleşip toplamda yanlış hatırlamıyorsam 7-3’le geçtik. fa cup’ta da tottenham’ı yenip finalde newcastle’ın rakibi olduk.

    bu arada takım çılgın atıyor tabi; pogba, pellegrini, lukaku, haaland, icardi, cengiz, martial çift hanelerde gol attılar. de gea gol yemiyor neredeyse...

    derken yarı finalde geldi liverpool... north-west derbisini ligde kazanamamıştım ikisi de berabere bitmişti. diğer eşleşme ise arap derbisi; psg-city.

    liverpool’a içerde 6, dışarda 3 attım. şaka değil gerçek... rövanş maçından sonra ise deplasmanda leicester’ı yenip iki hafta kala şampiyon oldum. finalde de rakip city. rotasyon yaparak ligi bitirdik ve finalde newcastle’ı 2-0 yendik. ikinci kupa hayırlı olsun.

    geldi şimdi sezonun en büyük maçı. final old trafford’da bir de anasını satıyım. tabi benim kıçım tavanda geziyor yok 5 atarım yok 6 atarım. kolay mı icardi 40 gol atmış haaland 25 gol, de gea en az maçların yarısında gol yememiş falan.

    velhasıl kelam o kutlu gün geldi çattı. maç başladı.

    dakika 12, pellegrini kırmızı kart...

    başım avuçlarımın içinde ekrana bakıyorum. derken ilk şoku atlatıp taktikte değişikliğe gittim. biraz daha savunmaya önem verdim derken 70. dakikaya kadar tek bir pozisyon vermeyip 3-4 tane net kaçırdım.

    70. dakika oldu bu sefer de bentaleb kırmızı gördü maç oldu 10 vs 10. ellerimi ovuşturdum açtım taktik menüsünü. dedim olum carlo (ancelotti olan, city’nin hocası şu an) sen mi büyüksün ben mi...

    takım son 20 dakika allahsız gibi oynuyor top göstermiyoruz ama ne olur ne olmaz diye de bir değişiklik bekletiyorum. pogba’yı çıkartıcam at gibi çatlayacak çocuk yoksa. derken hakem 3 dakika uzatma verdi, uzatmanın son dakikasındayız. o çıkartmadığım it oğlu it pogba yayda faul yaptı. şerefsiz oğlu şerefsiz foden da yazdı. çıkaramadık. yenildik.

    foden, ateşler içinde yanasın.
  • cm 01/02'den sonra satın alarak oynamaya başladığım ilk oyun. haliyle bu kadar ara verince oyunların nereye varmış olduğunu görüp şaşırıyor insan. ama sanki ben o eski detaysızlığı daha çok seviyorum. fm19'da beni en rahatsız eden, anasını satayım oku babam oku bir ton yazı, bir ton detay, ona laf yetiştir, bunu sakinleştir, medyaya demeç ver, vallahi yoruluyorum oynarken. devam edebileceğimi de sanmıyorum açıkçası, biraz genç işi sanırım artık oyun oynamak.
  • taktik konusunda yeniliklere gidilmiş , fazlaca detaya girilmiş serinin yeni oyunu.

    taktik ,teknik, takım bütünlüğü falanlarla filanlarla kafa patlatmayı sevenler , maç analizlerine göre taktiklerini belirleyen oyuncular için iyi haber. ama benim gibi ayağını masaya uzatıp ağzında sigarayla maçı izleyenler, zaman zaman uyuyakalanlar için kötü olmuş.

    https://youtu.be/mdbPesblASM?t=8m43s

    vallahi biz cm 03/04'ü özledik :(
  • altyapımızın muhteşem çalıştığı oyun. bir kaç örnek vereyim:

    önce bilinenlerden başlayalım.

    ozan kabak: zaten potansiyeli biliniyor, ve oyun başlar başlamaz maicon'u satıp şuan fatih hoca'nın yaptığı gibi banko 11'e yazabilirsiniz kendisini. serdar & ozan tandemi bayağı iyi.

    https://i.hizliresim.com/361D99.png

    atalay babacan: muhteşem bir oyuncuya dönüşüyor. hedefiniz şampiyonlar ligi şampiyonluğu bile olsa banko oynar!

    https://i.hizliresim.com/6al2Zl.png

    yunus akgün: dribbling, hız, hızlanma, çeviklik ve özel yetenek. evet bir kanat oyuncusunda olması gereken her şey var gibi.

    https://i.hizliresim.com/pbmgRo.png

    mustafa kapı: ismini duymuş olabileceğiz şu anda altyapımızda olan bir oyuncu. oyun güzel potansiyel değer vermiş mustafa'ya. potansiyel yeteneği 200 üzerinden 150 puan. yani bir ndiaye, fernando, brozovic, kevin kampl, rudy olabilir. güzel bir rastlantı da ndiaye ve fernando'nun da potansiyeli 150.

    https://i.hizliresim.com/4jZgD7.png

    berk tokgözlü: ilk sene, evet ilk sene daha alt yapı tesisleri ve alt yapı bütçesini arttırmadan çıkan bir yetenek. scout programından baktım 180 küsür potansiyeli var. yani bu demek oluyor ki agüero, griezmann hatta harry kane'den bile daha iyi olacak.

    https://i.hizliresim.com/RrbYJY.png

    rafet kaya: berk ile beraber ilk sene altyapıdan çıkan bir oyuncu. teknik özellikleri biraz düşük olabilir ama yaşına göre değerlendirmek lazım. gelişime çok çok açık. bu yaşta o fiziksel özellikler inanılmaz!

    https://i.hizliresim.com/y6AMPn.png

    zafer yüksel: yine ilk sene çıkanlardan. 1-2 sene kiraya verilip banko oynatılarak ozan kabak ile yıllarca stopper sıkıntısı çekilmez. tabii bu oyuncular regen olduğu için herkeste aynı mevkide çıkmayabilir.

    https://i.hizliresim.com/GmpYvb.png

    burak demirel: oyunu çift yönlü oynayacak iyi bir orta saha oyuncusu. o yaşta o teknik çok iyi.

    https://i.hizliresim.com/Ov3qRn.png

    gökmen büyük: bu yaşta bu futbol aklı, muhteşem. genç oyuncuların en büyük problemidir aslında zihinsel özelliklerin genç yaşta düşük olması.

    https://i.hizliresim.com/AD0mEB.png

    emrah kuru: güç, hız, hızlanma... atletik forvet için zenci olmak şart değil!

    https://i.hizliresim.com/dvW5op.png

    emirhan bozkurt: yeni çıktı sıcak sıcak.. daha 16 yaşında ve 180 potansiyeli var. (potansiyel yetenek değeri sabittir, değişmez) top cambazı bir forvet olacağı aşikar... griezmann tarzında.

    https://i.hizliresim.com/QL4AJj.png

    21 yaş altı takımı genel görünüm (hepsi kendi altyapımızdan çıkan oyuncular değil)

    https://i.hizliresim.com/qdmY3Z.png

    19 yaş altı takımı genel görünüm

    https://i.hizliresim.com/MVPEXM.png

    yani demem o ki, takımdaki yüksek maaşlı oyuncuları temizleyip neredeyse hiç transfer yapmadan ligde çok rahat şampiyon olabilirsiniz. atalay, yunus ve ozan gibi 3 tane genç banko oynayabilecek oyuncunuz var. 2 tane de altyapıdan çıksa zaten ilk 11'in yarısı yazılıyor neredeyse.
  • editör'den yardımcılarımı ayarlayıp öyle oynadığım oyun. van basten yardımcım, stam da savunma antrenörü. diğerleri de iyi adamlar da tanidik değil. taktik, gözlemcilik ve mali durumu kontrol etmek dışında yok efendim antrenman düzeniymiş, bireysel antrenmanmış vs anlamam hepsi van basten'in işi. böyle çok daha zevk alınıyor en azindan detaylarda boğulmuyorsunuz. 2021 yılında galatasaray'dayım ve ilk 11'imin yaş ortalaması 21 şuan. yedekler yaşlı biraz çünkü genç adam oynayarak gelişiyor ve aldığım gençler potansiyeline daha ulaşmamış 17 yaşındaki gençler genelde. durum böyle olunca yedek bırakmak için genç oyuncu almıyorum. kulüp zengin bu arada hatta mustafa cengiz sene sonlarında kulüp yöneticilerine 30 milyon euro prim dağıtıyor mali başarıdan dolayı olaya bak aq. ben oyuncu bulup yetiştirip satıyorum. üstüne bebelerle her sene şampiyon olmaya avrupa'da da başarılı olmaya çalışıyorum. adam abdurrahimle 30 milyon cukkaliyo.
  • %66 indirimle 180 liradan 61 liraya düşmüş oyundur. benim için şöyle bir burukluk yaratıyor içimde, 8 senedir serinin tüm oyunlarını doğum günlerimde çok sevdiğim ve sabahlara kadar oyun hakkında muhabbet ettiğimiz bir abim doğum günlerimde hediye ediyordu.

    kendisini 3 ay önce trafik kazası aldı elimizden. ve bugün benim doğum günüm. ah be abim, ne benim öğrenci bütçem yeter bunu almaya, ne de senin ömrün yetti beraber oynamaya. ingiltere en alt lig kariyerleri başka baharlara kaldı..
  • koca bir oyun serisinin oyunculardan "hayde bre koçum sen buraya doğru yardır" diye ok çıkardığımız günlerinden bu yana en kolay oyunu olabilir.

    daha bir sezon geçirdim oyunda.

    yine sıfır lisans ve göbekli pazar ligi oyuncusu olarak ayarladığım profilimle işsiz başlayıp iskoçya 4. ligden anlı şanlı sarı kırmızılı albion rovers'la anlaştım. ağam paşam kümede tut başka da bir şey istemiyoruz dediler. 10 takımlı ligde 10. olacağımız öngörülürken 8. olduk ligde kaldık. ertesi sene de farkında olmadan nasıl bir kadro kurduysam yönetim sezon beklentilerinde şampiyonluk ve play off diye iki seçenek verdi*

    mütevazı davranıp play off dedim şu an dozer gibi ilerliyoruz ligde.

    he bu arada geldiğim sezon deneme yoluyla sırf top sürebildiği için takıma ve ilk 11'e aldığım 16lık bacaksız meğersem olası bir premier lig yıldızıymış, en son 1976'da 40bin £ olan kulüp rekorunu yıllar sonra 60bin£+çeşitli bonuslar 40bin £+kardan %40'a hearts takımına sattım. kulüp ihya oldu.

    bu arada ipucu; bek oyuncuları %50 bile becerebilse kanat bek oynatın. modern bek/savunmada yılan gibi adamların kalbini kırıp gururunu beş paralık ediyorlar, oyuncunun top kapma ve pozisyon alma gibi ana özellikleri iyiyse rakibin tehlikesini büyümeden kesiyorlar orta saha civarında.
  • bir türlü galatasaray ile başarılı olamadığım oyun. başarıdan kastım; avrupa başarısı. içimi dökmek ve oynadığım oyunu biraz anlatmak için uzun bir girdi yazacağım; hazırlıklı olun *

    oyun stilim ilk olarak ekonomiyi düzeltip sonradan pahalı transferlere yönelmek üzerine kurulu. ffp olmadığı zaman da böyleydi olunca da böyle. o yüzden ilk sezon para edebilecek, çok maaş alan ama performansının düşük olacağını düşündüğüm adamların hepsini yolladım. kiralık ve güney amerika'dan genç, ucuz ve kaliteli adamlara yöneldim. yıllarca da bu adamların ekmeğini yedim. tek tek yazayım da belki alan olur. sağ bek tomas guidara, sol bek braian cufre, ofansif oyuncular matias vargas ve exequiel palacios. thiago almada da almayı kaçırıp pişman olduğum başka bir arjantinli. bu elemanları ortalama 3 mn euro ya alabilirsiniz. ileride ofansif oyuncuları 30'a bekleri de 15'e satabilirsiniz. ilk sezon şl'de sonuncu, olup türkiye'de tüm kupaları topladım.

    ikinci sezon da aynı planda ilerledim. lisandro martinez gibi muhteşem bir stoperi yok pahasına alıp birkaç sezonda 30'a serbest kalma maddesiyle kaptırdım. çok rahat 60 falan ederdi. yine bir arjantinli. yine türkiye'deki kupalarla yetindik, şl'de sonunculuk geldi.

    üçüncü sezon da aynı terane. bu arada takımda ikinci sezondan sonra tanıdık birkaç adam ya kaldı ya kalmadı. maaş konusunda çok katı davranıp harcanan maaşı yılda 35 mn euro lara kadar düşürdüm, belki daha da az. kulüp resmen para basıyordu ama gelin görün ki ffp yüzünden o parayı kullanamıyordum. neyse, türkiye'deki kupaları gene topladık. avrupa'da bu sefer şl'de 2. olup bir üst turda arsenal'e deplasman golüyle elendik. çok yüklenmiştik ama olmadı.

    4. sezon! sanırım fm hayatım boyunca en şok edici sezonlarımdan biridir. şl'de 3. olup uefa'ya gittim. namağlup finale kadar çıktım. finalde karşıma beşiktaş geldi. evet, beşiktaş. marcelo bielsa ile anlaşıp iyi kadro kurmuşlardı ve onun ekmeğini yiyorlardı. yapay zekanın uzun süredir bu kadar aktif olduğu bir fm gördüm bu arada. beşiktaş, fenerbahçe falan yeri geliyor 20 mn euro lara transfer yapıyorlar. neyse, finali kaybettim. ben şok, ben iptal. ligi de fenerbahçe'ye kaptırdım o sezon. tam bir looser lık.

    5. sezon saçma sapan bir fikstür vardı. dünya kupası qatar'da diye sanırım. hiçbir şey anlamadım bu yıldan. şl'de 3. olup uefa'da yarı finalde manchester united'a ezilerek elendim. 4 yıllık ffp sıkıntımdan sonraki ilk yılımdı ama hemen para vermeye başlamıyorlar. yarım sezonda anca verdiler.

    6. sezon. şl'de bir üst tura çıktım ama bayern münih'e elendim yine kötü oyunla. artık türkiye'de rakipsizim, paramın da olmasıyla bol alternatifli kadro kurabildim. bu ve bundan sonraki sezonlarda sırf tatille türkiye'deki maçları geçiyorum diyebilirim. tek bir amacım var, şl'yi almak.

    7. sezon çeyrek finalde villarreal'e elendim. en üzüldüğüm sezondu. kupayı porto almıştı ki ben de alabilirdim yani. ilk maçı 2-0 kazanıp deplasmanda duran toplar yüzünden 3-0 geriye düşmüştüm. 3-1'e bir şekilde maçı getirmiş ama son dakika golüyle 4-1 yenilerek elenmiştim.

    8. sezon roma'ya deplasman golü kuralıyla (son 16 turunda) gene 90+'larda gol yiyerek elendim. yine hüsran bir yıl.

    9. sezon. çeyrek finalde borussia dortmund'a yine son dakikalarda yiyerek elendim.

    velhasılıkelam sunday league footballer olarak başladığım kariyerde şu an bayağı tanınıyorum. kulüpte efsane statüsüne geldim. türkiye'de bir şampiyonluk dışı kaçırdığım şampiyonluk yok. türkiye kupası'nı hep kazandım ama türkiye süper kupası'nı en az bir kez kaybettim, belki de 2.

    gel gelelim avrupa'da kupa yok. sürekli avrupa'dayım o yüzden kulüp sıralamasında 12. liğe kadar yükseldim ancak daha yukarısı gelmedi bir türlü. zaten kupa da olmayınca ilk 10'a 5'e girmek çok zor. kupa almak da pek kolay değil. bir oyuncuya teklif geliyor, kabul etmiyorum; vay efendim niye kabul etmedin diye küsüp oturuyor. morali bozuk olunca da bir türü verim alamıyorsun. dakika başı sözleşme yenilemek istemiyorum. çıkmaza girdim resmen.

    para bol. şu an 150 mn euro transfer bütçem var. bir orta sahaya 112 mn euro vereyim de alayım lanet olsun dedim ki adam oyundaki en iyi orta alan oyuncularından biri olmuş ve kalburüstü bile sayılamayacak bir takımdaydı. chelsea de araya girdi oraya gitti tabii ki. türkiye'ye adam getirmek de zor. tek kulüple başarılı olunca lig kalitesi o kadar çabuk yükselmiyor bir türlü. ligin cazibesini arttıramıyorum.

    taktiğim de çok iyi değil demek ki bir türlü istediğim oyun oynanmıyor. artık kalburüstü takımlara da üstünlük kurabilsem de sürekli son dakika golleriyle bir şekilde eleniyorum. büyük takımlarla eşleşirsem muhtemelen direkt eleneceğim.

    ben de artık saldım. hedefim porto olmak dedim, oyuncu yetiştirip satıyorum. 80 mn euro'ya bir stoper sattım yerini 3 mn euro luk adamla doldurdum. arada ciddi kalite farkı var ama kaliteli kadro kurunca da zaten kazanamıyorum bari zengin olalım dedim. bakalım bir gün şl'yi alabilecek miyim?
  • bu işe championship manager serisiyle başlamış ardından football manager'e geçiş yapıp yıllarını vermiş birisi olarak oyunun ara yüzünün çok değişmesi, aşırı detay ve buna bağlı olarak pek çok dış etmenle karşı karşıya kalmak oyunun sürükleyiciliğini etkilediğini düşünüyorum.

    3d oyun motorunun keyfi bir yana dursun yuvarlak görünümlü oyuncuların bulunduğu 2d oyun motoruyla futbolcuların yüzlerini tahmin eden bir nesilden gelmek, football manager 16 ile başlayan ve 19 ile devam eden seride beni bir türlü oyun içine çekemedi. hoş football manager 2012'de hali hazırda bulunan ve devam ettirdiğim 2037 sezonunu bırakıp şimdi tekrar baştan 2019'a döner miyim onu da bilmiyorum.

    oynaması kadar, oynayan kişilerin hikayelerini dinlemekte keyifli oluyor. kim bilir başlığa girilecek sağlam bir kariyer hikayesi benim gibi düşünen pek çok eski toprağı yeni seriye geçiş yaptırabilir. hocamda alıntı yaparak ''12 de kapanır 13 de'' belki bizde kapatır football manager 19'a geliriz.

    oynayan arkadaşlara keyifli ve başarılı kariyer dilerim.