• 421
    uygulamada büyük değişikliklerin olması gereken sistemdir.

    şahsi kanaatim, artık uefa'nın güvercinleri değil, şahinleri piyasaya çıkarması gerekiyor. uzun uzadıya yazmaya gerek yok. bugün sokakta kavga eden kişi, cezasız kaldığı takdirde yarın adam bıçaklar. dün bakkaldan ekmek çalan kişi bugün ünlü bir gaspçı.

    uygulanmayan kural, kanun, yasa, yok hükmündedir.
  • 413
    bizim gibi bilmem ne holding sahibi yöneticisi olmayan, torpilsiz kulüpleri etkileyen, cart curt holding sahibi vizyoncuların bin bir çeşit katakulli ile altından girip üstünden çıkabildiği kurallar silsilesidir. mesela, fantezi bu ya, acaba diyorum şöyle bir senaryo olabilir mi:
    vasat altı orta saha oyuncuna 10 milyonluk teklif geldi. kendi holdinginin kasasından da çık bir 7-8 milyon, bunu el altından transfer yapacak firmaya ya da kulüp ortaklarından ve kendi şirketinin iş yaptığı bir firmaya ulaştır, onlar kulüp olarak toplamında 18 m euro’yu geri senin hesabına bonservis olarak ödesin. oldu mu kağıt üstünde 10’luk adamın 18 milyon? ffp nerede? dağa kaçtı. dağ nerede? yandı bitti kül oldu.
  • 568
    platini döneminde büyük bütçeli kulüpler ile küçük bütçeli kulüplerin arasındaki farkı korumak için getirilmiş bir sistem olmasına rağmen farkı daha da açmış olan sistemdir. özellikle sattığın kadar al cezası bunu tetiklemektedir. örneğin; bu ceza diyor ki 5 milyon euro bonservisle yıllık 1 milyon euro verebileceğin forvet alamazsın ama bonservissiz yıllık 5 milyon euro ödeyerek forvet alabilirsin. hangisi kulüplere daha çok zarar veriyor?

    özellikle fatih terim'in dördüncü gelişinden bu yana ismi geçen ama alamadığımız isimler herkesin malumu. bu sattığın kadar al cezası olmasa şu an daha kaliteli, maddi durumu daha oturmuş, elinde genç yetenekleri olan bir takımımız olacaktı. beşiktaş örneğinde olduğu gibi "sattığın kadar al" cezasına uğrayıp, maddi olarak belini doğrultan kulüp görmedim. olmaz çünkü kural bonservisi elinde şöhretlere yöneltiyor seni. bu cezanın bitiminden sonra gelecek için daha ümitli olacağım.
  • 523
    taraftarın neden biteceği günü iple çektiğini merak ettiğim son derece faydalı uygulama. kimseyi karamsarlığa sürüklemek istemem ama eğer ekonomi böyle devam ederse ki devam edeceği de aşikar euro filan alır başını gider. hal böyleyken bırakın transferi, mevcut oyuncuların bile maaşını ödemekte zorlanacak hale gelir takım. yani o zamanlarda futbol o kadar da tasa ettiğimiz şeyler arasında olmayabilir. konuya dönersek; arap kodamanların takımlarına uygulanamadığını, çifte standardın pişkince hüküm sürdüğü bir gerçek ama anlaşmamız bitse bile anlaşmamız var ve zorunluymuş gibi sürdürmeye devam etmeliyiz.
  • 361
    uefa'nın iki kurumun kendi aralarında yaşadıkları güç kavgasının sonucunda psg ve bizim yaptığımız anlaşmalarının tekrar gözden geçirilmesine karar verilmiştir.

    şu flood ile ne olduğu güzel anlatılmış.
    https://twitter.com/...496948292263941?s=21

    edit: ayrıca ortada yazılı bir anlaşma var. cas'a gittiğimizde kazanma şansımız çok yüksek. niye soracak olursanız, anlaşması olmayan milan'ın 2 yıllık cezasını cas kaldırmıştı.
  • 569
    saçma sapan bir sistem. tff'nin uyguladığı limit sistemi çok daha doğru ve uygulanabilir bir sistem. mesele benim ne bonservis verdiğim değil, toplam limitim olmalı. tff'de bunu bulan kimse gerçekten ekonomiden ve sistemden anliyormus. ama türkiye de insanlarin zararına olacak yasalar, hayatın olağan akışına aykırı olarak çıkar ve uygulanır. insanların yararına olan yasalarsa, herşeye uygun olarak çıkar ama uygulanmaz. bu da bizim sorunumuz.
  • 425
    mantıklı ama türk takımları için tam olarak işlevsel olmayan kurallar bütünü.

    ffp ile birlikte ülkemize giren sattığın kadar al uygulaması türk takımlarına gerçekten futbolcu satmayı öğretti. kabul ediyorum. bu transferlerin önemli bir kısmı arap çoğrafyasına olsa da son yıllarda türkiye'den yurtdışına oyuncu satışı sayısı arttı ki bu transferlerin önemli kısmı çift haneli. her takım kendi satış rekorunu kırdı bu süreçte. bu rekorlar zamanla daha da geliştirilecektir.

    ancak tüm bu olumlu satış durumlarına rağmen türkiye pazarı hala avrupa pazarına göre çok ucuz. türkiye'den wonderkid alınan parayla büyük avrupa liglerinden anca rotasyon oyuncusu alınabiliyor. bu durum da türk takımlarına büyük dezavantaj yaratıyor. zira türk takımları ucuza futbolcu satıp pahalıya oyuncu almak zorunda kalıyor bu piyasada. üstelik bir - iki oyuncu satılan dönemde yeri geliyor beş-altı oyuncu transfer etmek gerekiyor. bu durum da türk takımlarını üç alternatife yöneltiyor. bunlar;

    - kiralık oyuncu. tüm avrupa aslında ffp sonrası kiralık+opsiyonlu satın alma yoluna yönelse de bizde sadece kiralık transferler daha yaygın. zira çoğu futbolcunun satın alma opsiyonu türk takımlarının bütçesini aşıyor. luyindama, ljalic gibi bonservis bedeli 10 milyon altında olan oyuncular istisna tabii.

    - büyük takımlarda gözden düşmüş bir zamanların yıldızları. tabii bu adamlar hala daha büyük oyuncular yanlış anlaşılmasın ama artık yaşlarını başlarını aldıklarından ve maaşları da yüksek olduğundan kulüpleri bu tarz futbolcuları düşük bonservisle bırakıyor genelde. fazla bonservis ödeyecek gücü olmayan ama maaş konusunda aynı durumda olmayan türk takımları için taraftarların gözünü boyama için bire bir transfer türüdür bu arada.

    - son olarak da serbest konumda olan futbolcular. bunlar için de yine belli bir yaşın üstünde olan ve imza bedeli talebi o kadar yüksek olmayan isimler türk takımlarının gündemine geliyor. zira serbest oyuncu piyasası bile çok uçuk durumda. çift haneli imza parası isteyen oyuncular var.

    bu üç transfer türü dışında da transferler yapılıyor ama genel olarak ffp türk takımlarını bu üç transfer tipine yöneltiyor. bu da aslında ffp'yi türk takımları açısında işlevsiz yapıyor. zira bu transfer tiplerinde düşük bonservis yüksek maaş veriliyor. işlevsizlik de burada zaten. çünkü türk takımları hiçbir zaman yüksek bonservisler ödeyecek durumda olmadılar ki türk futbolunun bonservis rekorunu şu anda avrupa takımları yedek futbolcuların bonservisine ödüyorlar.

    türk takımlarını asıl batıran ve ligin imajını arap çoğrafyası seviyesine çeken şey ödenen maaşlar. ülkemizde vergi uygulamasının da büyük desteğiyle türk takımları ciddi maaşlar ödüyorlar futbolculara. türk takımlarını yıpratan da bu maaş yükü. zira yaş ortalaması yüksek olan transferler bir yerden sonra kulübün sırtında kambur olmaya başlıyor.

    ffp'nin türk takımlarını yola getirebilmesi için dramatik bir maaş kısıtı şart. türk takımlarının kurtuluşu düşük bonservis + yüksek maaş formüllü yaşlı futbolcu transferleri değil makul bonservis (kulübün durumuna göre) + düşük maaş formüllü futbolcu transferleri. bu durum futbolcuyu elden çıkarmak için de önemli zira yüksek maaşlı futbolcular aynı maaşı başka yerden alamadıkları için kene gibi yapışıyorlar takımlara. düşük maaşlı adamlar tutmasalar bile bonservislerine ödenen paranın bir kısmını amorti edebiliyor. yüksek maaşlı adamlarda bu durum pek mümkün değil. tabii yukarıda belirttiğim gibi avrupa pazarı ile türkiye pazarındaki fiyat farkı bonservisle transfer yapma işini zora sokuyor. orasını kabul ediyorum. *

    yıllarca spor basını bruma'ya ödenen bonservisi konuştu ancak bruma'nın maaşı ve bonservisinin kulübe toplam maliyeti ortalama bir yaşlı yıldız transferinin maliyetiyle eşit seviyedeydi ve bruma maliyetini amorti ederken bu yıldız dostların herhangi bir geri dönüşü olmadığı ortada. şu kadar maç kazandırır, tanınırlık kazandırır tarzı goygoylara girmiyorum tabii.
  • 494
    transfer ücretinin bir sonraki sezonda ödenmesinin, ödemenin takside bağlanmasından bir farkı olmadığı için bu tür bir ödeme planı bu sistemin açığı veya arkasından dolanılması değildir.
    etik olmayan, 3. veya 4. tercih olan oyuncuları (3. kaleci gibi.) milyon euro'luk fiyatlarla alt lig takımlarına satmak veya piyasa değeri 2-3 milyon euro olan oyuncuları 10 milyon euro gibi fiyatlara ne olduğu belirsiz takımlara satmaktır.
  • 310
    gelecek sezon için nasıl olur da galatasaray'ın önünü keserim çalışmasının sadece bir fragmanıdır. galatasaray ile uefa arasında yapılan anlaşmanın değişeceğini hiç sanmıyorum. galatasaray bitik durumda iken uefa bu toplara girmez. demek ki güzel yapılandırılmış bir mali tablo ve proje ile uefa ile görüşülmüş, ikna edilmiştir. uefa, galatasaray'ın kara kaşına kara gözüne göre kıyak geçecek bir kurum değildir. kafalarına yatmayan bir durum olsaydı gerekeni yapmaktan hiç ama hiç çekinmezlerdi. biz galatasarayız mastürbasyonu falan hiç yapmayın. eğer bazı takımlara kıyak geçilecekse bu biz olmayız. tek tek kulüp ismi sıralama gereği duymuyorum.

    burada kasılan algı bence galatasaray'ın yapacağı transferleri sabote etmek ve taraftarı galeyana getirmekten başka bir şey değil. bir nevi yakalanan sinerjiyi baltalamak istiyorlar. milan falan hikaye başkan belgelerle açık ve net şikayet var diyor. yerinde olsam bu işi yapanların hangi kulüpten olduğunu ismini cismini her şeyini açıklardım.
  • 45
    şimdi bana kızacaksınız ama football manager serisini oynayanların çok iyi bildiği bişey vardır, nedir bu anlatayım:

    kulüp, sezon başında etinden budundan ne yetiyorsa teknik adama bir transfer bütçesi sunar...
    bu transfer bütçesi çok yüksek de olabilir cücük kadar da olabilir...
    galatasaray'ın zor zamanlar geçirdiği özhan canaydın sonrası dönemlerde 500 bin euro civarında bir bütçe vardı mesela galatasaray'da...

    evet...
    çok düşük bir bütçeyle sezona başladınız diyelim...
    sezon başlangıcı... ne yapıyorduk?

    takımda varlığının katkı sağlamayacağını bildiğimiz oyuncularla yol ayrımına gidiyorduk.
    bonservisi para eden adamları değerinden aşağı da olsa satıyorduk;

    örneğin adam 1 milyon euro, ama biz 100 bin euro'ya isteyen adama satıyorduk hemen...
    satamazsak ne yapıyorduk?
    0 bedelle "kulüplere öner" diyorduk... illa ki alacak adam çıkıyordu...
    çıkmayadabiliyor muydu? bazen evet...

    o zaman ne yapıyorduk? mutual termination... adama "seni istemiyorum" diyorduk, "belli miktar para ödeyelim git" diyorduk.
    adam uyuzluk da yapabiliyordu, gidebiliyordu da...

    şimdi, elde çok seçenek var, oyuncunun hiç gitmek istemeyip de eboue gibi yatarak para almayı arzu etmesi de ihtimal dahilinde...
    ama deniyorduk...
    kadroda kalması için kasmaktan daha iyi bir seçenekti...

    sonra ne oluyordu?
    satabildiğimiz, gönderebildiğimiz ya da sözleşmesini feshettiğimiz adamlar sayesinde bi 5-10 milyon euro tasarruf ediyorduk maaş bütçesinden.
    sonra "finansı düzenle" ekranından "yıllık maaş bütçesi"ni kaydırıp yıllık transfer ücretine aktarıyorduk.

    yani kulüp bana "yıllık 50 milyon maaş bütçen - 1 milyon da transfer bütçen var" dediyse biz o 50 milyonu 40 milyona çekip "abi ben bunun 5 milyonunu 1 milyona ekleyip 6 milyon bonservis yaptım, 5 milyon da maaş bütçesi yaptım, yani 6 milyon euro bonservisle alıp yıllık 5 milyon ödeyebileceğim bir adam satın alacam okey mi?" diyorduk.

    başkan karşı çıkmıyordu, zira onun için değişen birşey yok...
    5-10 tane çer çöp oyuncunun yerine 1 tane toshacklı 11 oyuncusu alıp takıma monte ediyoruk...

    e müslüman...
    şuan galatasaray futbol takımında 40'ın üzerinde lisanslı a takım oyuncusu var.
    bunlardan 12 tanesini zaten zorunlu olarak göndereceksin...
    bunların maaşından hiç yoksa 10 milyon temiz tasarruf edeceksin.
    belki gönderdiklerinden 1-2 milyon da bonservis toplayacaksın...

    etti mi sana 12 milyon euro...
    yerinden kımıldamadan zlatan'ın 1 yıllık maaş bütçesini oluşturdun farkında mısın?
    ha yok zlatan alma ya...
    alma a.q
    ama adam gibi bir golcü için eşşek gibi bütçe oluşturdun işte?
    ne diye eziyet çektiriyorsun millete?

    ha de ki bana "tasarruf edecem, galatasaray'ı düze çıkaracam, yapmıyorum transfer" de...
    tamam ona da kabulüm...
    ama ettiğin tasarrufla sabri'ye zamlı kontrat yapma a.q ya?
    ettiğin o tasarrufla 32 yaşındaki bilal'e 2 trilyonun üzerinde para verme ya?

    çok mu zor bunu anlamak, idrak etmek?
    burası galatasaray lan? galatasaray...
    bak yazıyla galatasaray, rakamla 110 yıl, başarıyla 20 şampiyonluk bi yığın yerel kupa, 2 avrupa kupası...
    tamam mı?
    bu kadar zor mu?
  • 488
    türk futbolunun ve takımlarının hayrınadır ama şu andaki yaşadığımız hezimetlerin de baş müessibidir.

    şimdi siktir edin takımı size gündelik hayattan örnekler vereyim en iyisi: bir kurumda çalışıyorsun ama geçmişten gelen çok yüklü miktarda borcun var. gayri menkulun çok az. satsan açıkta kalacaksın ama bankalar tepene biniyor bir yandan. kredi/kredi kartı kullanımın kapalı. arabana benzin bile atamıyorsun çoğu zaman. bırak yiyip içmeyi, gündelik ihtiyaçlarını zor karşılıyorsun bazen. eşten dosttan para alıyorsun çoğu zaman. işyerinde bazen parlak bir kariyer göstersen de genelde vasatsın. ancak bazı zamanlar har vurup harman savurabiliyorsun, vur patlasın çal oynasın yapabiliyorsun.. onların geri dönüşümü de aylar süren ek mesailerine sebep oluyor. çıkış yolu yok gibi. kredi kartı, ihtiyaç kredisi vb şeyleri kullanman zaten yasak. sonra patronun duruma el koyuyor ve diyor ki, elde ettiğin gelirin çoğuyla borçlarını ödeyeceksin ve 5 senelik planlama sonucunda borcun kalmayacak ve böylece batmayacaksın. evine haciz gelmeyecek. hatta işsiz bile kalmayacaksın. rüya gibi değil mi? şu ekonomik ortamda bunu kim istemez? ama kazın ayağı öyle değil işte...

    bir de aynı işyerinde çalışan bir piç kurusu var. herif babadan da zengin ve aslına bakarsan çalışmasına da gerek yok pek. bağdat caddesinde dükkanları var. cukka sağlam. allah yürü ya kulum demiş bi kere. durmak yok yola devam hesabı.

    aynı işyerindeki kıza yanıksınız. sen mağrur delikanlı rolünde, diğer piç kurusu eski türk filmlerindeki taylan karakteri gibi. yavşak, kız ne isterse yapabilecek durumda. sen kızı nusret'e götürsen iki ay aç kalma tehliken var. kız tabi tercihini taylan denen piçten yana (ismi gerçekten taylan olan arkadaş varsa kusura bakmasın) kullanıyor. 1-0

    herif her hafta araba değiştiriyor. bazen zevksizliğin tillahı arabalar alsa da çoğu aldığı arabalar kalite. sen garibim arabana benzin atacak parayı bile zor buluyorsun, etti 2-0

    yediği içtiği şeyler de bi değişik bu piçin. antrikot yiyor, havyar yiyor ne bilim senin adını bile duymadığın yemeklerin restoranına gidiyor, sen öğle araları makarnaya talim, 3-0

    herif durmuyor ki, senin beğendiğin kızı almakla kalmıyor şirketteki diğer kızlara sarıyor hande, meltem, buse falan derken harem kuruyor piç. sen uzaktan bakmakla yetiniyorsun tabi, 4-0

    bi de takım arkadaşısın şirkette bununla. bir proje oluyor adam açıyor 70.000 tl'lik mac bilgisayarını, çatır çatır donmadan kasmadan projelerini süsleyip püsleyip şirkete sunuyor, sen garibim 7 senelik windows bilgisayarında donma kasma yaşaya yaşaya projeni hazırlıyorsun falan, ediyor sana 5-0 ve böyle böyle tarihi farka doğru gidiyor.

    tabi yapabildiğin tek bir şey var ama bak hakkını yemeyelim. bu taylan'ın bakmadığı ya da çakıp bıraktığı hatunlara sarabiliyorsun. ama tabi taylanın yaptıklarını gördükleri için tipi nokia 3310 olan hatunun bile tribi iphone 11 pro max oluveriyor. utanmasa yaşadığın evi üstüne yapmanı isteyecek. 5 sene böyle nasıl yaşarım diye kendi kendini s*kecek pozisyona geliyorsun...

    sözün özü çok kızgınım, sinirliyim sana taylan, çık ulan hayatımdan!
App Store'dan indirin Google Play'den alın