• 1
    michel platini'nin kulüplerin anormal ücretlerle transfer yapmalarına engel olmak amacıyla önerdiği ve uefa icra kurulu tarafından kabul edilen, 2012 - 2013 sezonundan itibaren yürülüğe girecek yeni kural. buna göre kulüpler gelirinden fazla transfer harcaması yapamayacaklar. yabancı sınırlamasını önüne geleni türk vatandaşı yaparak aşan fenerbahçe'nin bu kuralı aşmak için neler yapacağını şimdiden merak ediyor insan.

    http://www.hurriyet.com.tr/.../futbol/12487150.asp
  • 2
    gelirler meselesinde büyük kulüpleri bir kenara bırakalım asıl gençlerbirliği, kasımpaşa gibi kulüpler ne yapsın. tamam herkes harcamalarını arttırmak için gelirlerini arttırma yoluna gidecek ama ya bu çeşit kulüplerin tabanından onların merchandise ürünlerine vb. türden gelir kalemlerine doğrudan bir talep oluşmuyorsa ne olacak?

    süper lig kulüplerinin* başlıca gelirleri aşağıdakiler değil mi?
    -naklen yayın gelirleri,
    -iddaa'dan elde ettikleri isim hakkı gelirleri ve ek gelirler(oynanma payı vs.),
    -sponsorluklar,
    -forma vb. gibi taraftar ürünleri ...
    -sezonluk bonservis bazlı transfer gelirleri

    eee sonra? nasıl olacak bu iş?

    bana sorarsanız büyük balığa bak "sen asıl sofrandan vazgeç, gel az ileride beraber plankton yiyelim biz." diyemezsiniz. yani onlar büyük bir yolunu bulur gene ibreyi döndürürler lehlerine. sonuçta gençlerbirliği'nin barcelona gibi bir bakkalda markette cipsi satılmıyor, ya da galatasaray gibi bir şekeri yok, ya da bayern münih gibi enerji şekeri satılmıyor piyasada.

    nba'deki salary cap benzeri bir şeyin hayalini kuran platini artık zurnanın zırt dediği yerdedir.
    soruyorum platini'ye sözünü ettiği futbolun satın alma tavrı ne kendince? yani onun prensipte kabul gören arz-talep fikri nedir? men cezası vermek nedir peki? nasıl bir futbol piyasası istiyor? bunu yapmak yerine oyuncular açısından kariyer istatistikleri ve rekorları kayıtlı bonservis sistemi yaratmak daha kolay değil mi peki?

    soruyorum ona gelir-harcama parametresinde cazibe merkezi olmayan, sana neden destek olayım sorusuna yanıt veremeyen kulüpleri kim ne yapsın?

    bu duruma avrupa'da da var örnekler. milano'da 60 kişi ile yürüyen atalanta bergamasca calciolular ne yapsın? kasımpaşa ne yapsın? altay ne yapsın? her yer bir premier league, bir bundesliga, bir ligue 1 değil!

    bu söylediklerimin ne demek olduğunun farkında mısın sen platini?
  • 4
    --- alıntı ---

    uefa financial fair play uygulama ve yaptırımları

    • ilk 3 yıllık süreçte (2011 -2014) kulüplerin toplam faaliyet zararı € 45 m
    aşmayacaktır.

    • oluşan zarar kulüp sahipleri tarafından karşılanabilecek fakat bu durum
    sadece hisse senedi karşılığı yapılabilecektir.

    • bu tür bir nakit girişi olmazsa 2011-14 yılları arasında izin verilen
    maksimum zarar € 5 m olarak belirlenmiştir.

    • kuralsız nakit aktarımına izin verilmeyecektir.

    • 2014-17 döneminde izin verilen maksimum zarar € 30 m’dir.

    • 2009 rakamlarına bakıldığında, uefa’ya bağlı 660 adet kulübün
    yarısından fazlası yeni kriterlere uymamaktadır.

    • 2014-15 sezonundan itibaren kurallara uymayan kulüpler uefa
    kupalarından ihraç edilecektir.

    --- alıntı ---
  • 5
    türk kulüpleri için uyulması zor iş. avrupa'daki ekonomik krizi bir kenara atarsak, adamların refah seviyesi yüksek. stadları full çekiyor. milyon tane forma satıyorlar. bir de fair play kuralları euro cinsinden. işte en büyük problem burada. çünkü türk lirası euro'ya göre bayağı bir değersiz. mesela real madrid taraftarı vatandaş basıyor 300 euro'yu izliyor bir maç. galatasaray taraftarının o adamın takımına verdiği katkıyı vermesi için 700 tl'ye yakın bir para vermesi lazım. ya da şampiyonluk ve yayın geliri tl cinsinden. oyunculara ödenen para euro cinsinden. al sana büyük bir sorun daha. yani kısaca gelirler tl cinsinden, oyuncu giderleri euro cinsinden. bu noktada iş boka sarıyor. bu yüzden alt seviyedeki oyuncular ile tl anlaşması yapılmalı. ulan zaten bank asya'da oynayamayacak adamsın gelmiş galatasaray'da oynuyorsun. euro senin neyine amk!
  • 6
    uygulamaya geçilmesiyle birlikte, yıllardır dillendirilen kurumsal yapıların çok büyük önem kazanacağı uygulamadır.
    bu uygulamanın getireceği birkaç önemli avantaj var ve bence bunlar da futbol ruhuna uygun gelişmeler olacaktır.
    zaten türkçe meali de ayağını yorganına göre uzattır.
    zira her kulüp bir sezonda önce 45 milyon, daha sonra en fazla 30 milyon euro zarar edebilecek.

    kulüplerin gelir kapılarına bakıldığında, 3 temel kalem mevcut diyebiliriz: yayınlar, biletler, ve ürün pazarlama(sponsorluklar, isim hakları vs. dahil)

    yayın gelirleri, üst seviyede mücadele eden kulüpler için neredeyse aynı miktar, ancak ingilizler ve ispanyollar bu konuda biraz daha avantajlı.
    ingilterede yıllık 1,25 milyar euro'yu bulan ücretler kulüplere dağıtılırken, üst sıradaki takımlar daha fazla pay alıyor, ancak arada büyük uçurum yok.
    ispanya'da barca ve real pastanın %60'ına sahipken kalan diğer tüm takımlar %40'ı paylaşmak durumunda.
    şampiyonlar ligi'nin gelir dağıtımı ise herkese başarı oranıyla dağıtılyor.

    biletlerde de avrupa'da bir ortalama tutturulduğunu söyleyebiliriz. tabii ki chelsea ve hamburg arasında fark var, ancak rekabeti önleyecek kadar değil.

    kulüplerin gelir kapısında fark yaratabileceği en önemli kalem ise pazarlama, bu konuya biraz daha aşağıda değineceğim.

    şimdi resme geri dönüp bakınca, real, barca, united gibi kulüplerin gelirlerinin dağılımı bu üç kalemde de aşağı yukarı eşit.
    örneğin real 450 m euro'luk gelirinin 140'ını yayınlardan, 180'ini pazarlamadan, 130'unu ise biletlerden kazanmış.
    ancak aşağı doğru inince, bu gelirlerin, örneğin juve'de %60 yayın, %25 pazarlama, %15 bilet şekline geldiğini ve pastanın büyük kısmını yayınların oluşturduğunu görüyoruz.

    ve asıl mesele olan, gelir-gider dengesini oturtmakta ise en büyük sorunu yaşayan ve yaşayacak kulüpler ise bu para pompalanmış sermayeli kısımlar.
    bir kulübün giderlerinin ortalama olarak %70'ini futbolcu ve futbol operasyonu maaşları ve bonservisleri oluşturuyor.
    geçen yıl milan takımı 235 milyon gelirinin, 195 milyonunu futbolculara vermiş.
    juve 155 milyon gelire karşın, 140 milyon futbolcu maaşı ödemiş.
    juve'nin şampiyonluk sayesinde kazandığı ücretler zararını neredeyse karşılarken, milan 70 milyon euro zarar göstermiş durumda.
    bundan dolayı bu sene ibra, gattuso, nesta gibi yüksek maliyetli oyunculardan ciddi anlamda tasarruf etmeye başladılar.
    city ise 170 milyon geliri varken 200 milyon sadece futbolcuya ücret vermiş.

    işte bu noktada, aşırıya kaçan futbolcu maaşlarının ödenmesini karşılayabilecek tek ekstra ve fark yaratılabilecek kalem pazarlama olarak duruyor.
    herkesin bildiği gibi, barca, real, united dünyanın dört bir yanından bu şekilde para kazanabiliyor ve yüksek maaşlı oyuncuları oynatabiliyor.
    ancak ne city, ne liverpool, ne juve, ne milan ne de inter bu kulüplerle başa çıkabilecek seviyede değil ve o noktaya ulaşana kadar, diğerleri arayı daha da fazla açıyor.

    global ölçekte bakınca, 5 sene sonrasında dominant kulüplerin sayısının azalacağını, ayakta kalanların ise özellikle pazarlama konusunda öne çıkan takımların olacağını kestirmek mümkün.

    kendi ligimize geldiğimizde ise, yıllardır oturtulmaya çalışılan ama altı halen boş olan kurumsallık kelimesinin önemi, özellikle büyük takımlar için, ortaya çıkacak.
    burada da galatasaray ve fenerbahçe'nin kombine, yayın ve mağaza konusunda aşağı yukarı aynı gelirlere ve potansiyellere sahip olduklarını söylemek lazım.
    iki takımın taraftarı da benzer oranda maça gidip, alışverişleriyle benzer para kazandırıyorlar takımlarına.
    şampiyon olan takım, hem şampiyonluk hem de popülaritenin getirdiği ivmeyle gelirini bir kademe daha yukarı çekebiliyor.

    ancak finansal fair play uygulaması yürürlüğe girdikten sonra, pahalı kadrolarıyla iki kulübün de zor duruma düşeceği bir gerçek.
    bu konuda, bu yıl transferde melo ile yapılan pazarlıklar da yönetimin gerekli özenli çalışmanın içinde olduğunun bir göstergesi bana göre.
    avrupa'da yakalanacak başarı ile beraber takımın yurt içi ve yurt dışında tanınması, pazarlaman gelirlerinin direkt olarak artışına neden olacaktır.
    yine bu kalemde, nasıl avrupa'nın büyük kulüpleri asya ve amerika pazarına girmişlerse, bizim büyük kulüplerimizin de orta asya'daki zenginleşen türki cumhuriyetlere ve avrupa'daki türk vatandaşlarına el atması gerekiyor.
    kısa vadede bu pek mümkün değil, sonuç olarak izmir'e ürün sağlayamayan bir operasyondan bahsediyoruz.
    ancak mümkün olacaksa, bu mağazalardan ziyade internet ortamının kullanılması yoluyla gerçekleşecektir.

    küçük kulüplerin bu finansal fair play uygulamasından nasıl etkileneceğini düşününce aslında ortaya pek bir fark çıkacağını sanmıyorum.
    belki eskişehir ve bursa gibi, az ama sadık taraftar kitlesi bulunan takımlar bir adım öne çıkabilir.
    fakat gençlerbirliği, kayseri, ibb gibi takımların tek gelir kalemi yine yayın ve iddaa gelirleri olacaktır.
    her ne kadar biz sevmesek de hurma, cavcav gibi yöneticiler, futbolcu alıp satarak, pahalı transfer yapmayarak kendi dengelerini koruyacaklardır.
    büyük kulüplerin maaş ortalamasının düşmesine paralel olarak olası kadro kalitesi düşmesi de bu takımların rekabet gücünü artırabilir.
    ancak buca gibi,elazığ gibi, süper lig'e çıktıktan sonra 10 futbolcu al, 20 futbolcu gönder gibi saçma revizyonlar yaparsan, dengeyi bulamaz ve tepe takla düşersin.

    meseleyi toparladığımızda, benim kişisel öngörüm, türkiye'de eğer galatasaray ve fenerbahçe pazarlama girdilerini artırabilirlerse, ki bu yurt içi ve yurt dışı potansiyeli verimli kullanmaktan geçer -mevcut vaziyet her iki takımın geride kaldığını gösteriyor-, diğer kulüplerle aralarındaki farkı açıp, aynı ispanya gibi iki takımlı bir lige dönüşebiliriz.
    eğer bu girdi kalemini artıramazlarsa, yani yayın geliri diğer iki kalemin halen önüne geçerse, elindeki imkanı verimli kullanan anadolu takımlarıyla aradaki fark kapanabilir.
    çünkü onlar zaten bizim alışmaya başladığımız ama yetersiz kalan ürün pazarlamasına hiç sahip olamadılar ve o olmadan nasıl mücadele edileceği konusunda bir hayli tecrübeliler.
  • 8
    uefa, finansal fair-play uygulaması 2014 kitapçığını yayınlamış. 29'uncu maddenin ilk fıkrasında sayılan kulüplere uygulanacak yaptırımlar arasında, "transfer yasağı" ile "organizasyondan men" cezaları arasına yeni bir alternatif geldi ;"kadrodan futbolcu çıkarılması" olarak özetlenebilecek (1g) fıkrasına göre finansal fair-play kurallarında belirlenen gelir-gider farkının aşılması durumunda kulüpler, bu miktar kadar yıllık ücret ödediği futbolcuları 25 kişilik uefa kadrosundan çıkarmak zorunda kalacak.
    örneğin limitin 10 milyon euro aşılması halinde kulüpten 10 milyon euro ücret alan bir futbolcu veya toplam 10 milyonluk ücret alan oyuncuların, uefa listesinde üzerleri çizilecek.
    uefa'nın önümüzdeki sezon avrupa kupaları'na katılacak takımlarda belirlediği gelir-gider farkı, son üç yılda toplam 45 milyon euro idi.
  • 9
    her zamanki gibi ufak futbol ülkelerinin takımlarını etkileyecektir. sırf bonservislere bazı seneler 250 milyon euro veren takımlar oluyor,bunların gelir gider dengesi artıda kalıyor. tabi biz de yiyoruz zaten. ne zamanki 1.sınıf futbol ülkelerinin takımları da bu kurallardan nasibini alırsa o zaman caydırıcılığına inanırım.
  • 14
    — yöneticiler kulüp için ceplerinden harcama yapamayacak.

    — yöneticiler alacakları, 2012–13 sezonuna kadar ödeyecek.

    — 2012-2013’ten itibaren transfere gelirden fazla harcama yapılamayacak.

    — mali tablolarda parasal olmayan ve futbol dışı gelirler sayılmayacak.

    — hiçbir futbolcu, kulüp ya da yasal otoriteye vadesi geçmiş borç bulunmayacak.

    — öz sermayenin eksiye düşmesine izin verilmeyecek.

    — futbolcu ödemeleri, toplam gelirin yüzde 70’ini geçemeyecek.

    — kulübün toplam borcu, toplam gelirinin yüzde 100’ünü geçemeyecek.

    — bütçesi 5 milyon euronun altındaki kulüpler finansal kriterlerden muaf olacak.

    şeklinde kuralları vardı geçen sezon için. buradan hareket ederek gidersek vergi cezamız yüzünden şampiyonlar liginden muaf tutalacağımızı sanmıyorum. borcumuz gelirimizin 2 katı olamaz kulüp yerinden oynardı. transfer ve futbolcu ödemelerinde de bir sıkıntı olduğunu düşünmüyorum. en fazla bir sonraki sezon için sıkıntı yaratacaktır. çünkü ödeyeceğimiz vergi gelirlerimiz düşereceği için yıl sonu bilançosuna yansır bu da gelecek yıl açılış hesaplarında görünür. o yüzden dikkatli olmalıyız, gelir getirici anlaşmalar yapmalıyız ve yolumuza bakmalıyız.
  • 19
    ilk uygulamasında radara 9 takımın takıldığı, fifa'nın fm oynar gibi transfer yapma lüksünü ortadan kaldırmaya yönelik hamlesi. bu 9 kulüp manchester city, paris saint germain, bursaspor, rubin kazan, galatasaray, trabzonspor, anzhi, zenit
    ve levski sofia'dır. transfer giderleriyle yıllık gelirleri arasında dağlar bulunan manchester city ve paris saint germainiçin 60'ar milyon euro para cezası ve önümüzdeki sezon şampiyonlar ligi için 21 oyuncu sınırlamasını içeren bir yaptırım uygulanırken galatasaray'ımız önümüzdeki sezon elde edeceği şampiyonlar ligi gelirlerinden 200 bin euroluk bir kesinti ile cezalandırılmıştır.

    (bkz: #1484133)
  • 20
    uefa'nın, yaptığımız 9,4 milyon euro'luk bütçe aşımı sebebiyle 200 bin euro para cezası uyguladığı hede. bu işin kek kısmı ancak asıl mesele, önümüzdeki 2 sezon boyunca belirlenen bütçe aşım üst limitini geçmeyeceğimizi uefa'ya taahhüt etmiş olmamız. bu doğrultuda ise bu sezonlar içerisinde, bu sezonkinden daha yüksek bir maaş bütçesine sahip olamayacak olmamız.

    bu arada söz konusu bütçe aşımının ciddi bir kısmının, döviz kurlarındaki ani değişime bağlı olmasından dolayı uefa bize, diğer kulüplere nazaran hafif bir ceza vermiştir. temelde bir futbol kulübünün en büyük gider kalemi olan maaş bütçesini, bu sezon sözleşmesi sona eren didier drogba'nın ayrılması ve onunla birlikte nispeten yüksek maaşı olan emmanuel eboue ve takımdaki "çöp" statüsündeki diğer oyuncuların da ayrılmasıyla dengeleyebiliriz gibi duruyor. tabi bu durumda ise ismi olan oyunculara çılgın maaşlar önermemiz de mümkün değil. o yüzden yakın dönemde bilinçli taraftarın "abi burak kötü ya bize balotelli/dzeko lazım" gibi beklentilere girmemesi gerek. telles gibi, bruma gibi bizimle büyüyecek oyuncular tercih edilecektir.
  • 21
    galatasaray'ın melo, sneijder ve hamit altıntop üçlüsünden en az ikisini gönderme ihtimalini ortaya çıkaran kural. zira bildiğim kadarıyla takımda en yüksek maaş alan futbolcular bunlar. drogba'yı saymadım çünkü gidiyor. eboue'nin 2.7 m euroluk bir maaşı var. diğer göndereceğimiz birkaç (mesela ceyhun-1m euro) oyuncuyla beraber 10m euro'ya yakın bir maaş boşluğumuz olacak. işte bu seneki transfer başarı ölçümü da burada ortaya çıkacak zira çoğu türk olması gerekli (5+3) oyunculara vereceğimiz maaşların toplamı bu 10m euro'yu geçemeyecek. keşke daha akıllı olsaydık yönetim ve teknik ekip olarak ama olan olmuş artık, bu da apayrı bir challange olacak kulüp için. bekleyip göreceğiz ama bu şartlarda mancini'nin kalacağını pek sanmıyorum artık. eli kolu bağlı şekilde hareket edip kariyerini tehlikeye sokmak istemeyebilir.
  • 23
    maalesef takıldığımız kural.aslında gelirimiz çok yüksek eski sezonlara rağmen ama klasik ev ekonomisi gibi gelir arttıkça giderde artıyor.bizde ise gider geleceğe yatırım için baya bir arttı.tabi tek neden bu değil 2011 yılında temmuz ayında euro 2.40 tl iken hamit ile 3.2 milyon euroluk bir anlaşma yaptık.yani hamit kaba hesapla 7.5 milyon tl alıyordu.hamitin sözleşmesi devam ediyor ama aldığı maaş giderek arttı.şu anda ise euro 2.87 hamitin maaşı oldu 9.1 milyon tl.oyuncuyla yeni sözleşme yapmadan maaş artışı yapmadan birden 1.5 milyon tl klüp zarara girmiş oldu.

    şimdi bu durum bizim için daha iyi oldu.şu yönden biraz ayağımızı yorganımıza göre uzatıp bjk'nin durumuna düşmemiz açısından.kişisel fikrim öncelikle tüm türk futbolcularla ki devre arası gelen türklerle tl üzerinden anlaştık,kalanlarla ise yine euro fiyatını 2.50 baz alıp yeni bir anlaşma yapmalıyız tl olarak.örneğin sabri alıyorsa 1.5 milyon euro bu demek oluyor 4.2 milyon tl.sabriye gel sabri sana helalinden 3.75 milyon tl verelim anlaşılım desek.aradaki 500bin tl için sabri anlaşmaktan vazgeçmez imzalar.kaldı ki takımımızda ki nerdeyse tüm türkler ufak para azalması ve artmasına takılmazlar.takılan olursa oda burak selçuk gibi ona euronun karşılığını verirsin.ama para birimini kesinlikle tl'ye dönüştürmemiz şart.

    gelir gider dengesinde aldığımız gelirler cl hariç hep türk lirası.staddı, formaydı, yayındı vs.ama giderler hep euro olarak.yani gelirimiz giderimizin 3 katı olmalı ki kar edelim bu durumda çok mümkün gözükmüyor.ya çok ufak takviyeler yapıp yeni sezona giriceksin yada türk lirasına dönmeye başlıyacaksın.umarım yeni alıncak türklerde türk lirasından oynar eskilerlede anlaşırlar ekonomimiz daha iyi yerlere gelir.
  • 24
    uefa tarafından cezalandırıldığımız konu.

    benim bildiğim döviz cinsinden sözleşme imzalarken sabit kur uygulaması yaptığımız, en azından yerli futbolcular için. dünyadaki en gerizekalıca şeylerden biri şudur ki yaşadığın ülke vatandaşlarıyla profesyonel bir iş sözleşmesi imzalarken, yabancı mevduat cinsinden anlaşmaların yapılması. selçuk inan 2 milyon euro, burak yılmaz 2.5 milyon euro alıyor. ben şimdiye kadar sabit kur sandığım için, fazla önemsememiştim ama bunların maaşı da kura göre artıyora yandı gülüm keten helva. hadi yabancı futbolculara veriyorsun da, yerlilere neden euro cinsi maaş ödemesi? böyle saçmasapan bir iş olamaz.

    bu adamlarla 3 yıllık, 5 yıllık sözleşme imzalıyorsun, bir sürü yükümlülüğün altına giriyorsun, tazminat, bedelsiz gönderme filan. sen bir futbol kulubüsün gelirlerin belli :

    -stadyum gelirleri : yüzde 85 kombine+loca, sene başında türk lirası üzerinden satıyorsun. hatta locaları da 5 sene satıyorsun tl üzerinden.
    -sponsor gelirleri : yine uzun vadeli türk lirası üzerinden anlaşıyorsun
    - yerel lig gelirleri, yayın hakkı : havuzdan gelen para türk lirası, lig tv ve şampiyonluk, galibiyet vs. primleri tl.
    - ürün satışı : formayı atkıyı tl satıyorsun.

    bir tek uefa'dan euro üzerinden geliyor para. diğerlerinin hepsi türk lirası ama ödediğim maaşlar yerli/yabancı çoğu euro/usd. türkiye gibi yarın ne olacağı belli olmayan, kur riskinin inanılmaz derecede olduğu bir ülkede sen maaş ödemelerinde tl anlaşması yapmazsan, yabancı para cinsi yaptığında ise kuru sabitlemezsen bırak 200.000 euro ceza almayı, yarın öbür gün ciddi bir dalgalanmada uefa gözünün yaşına bakmaz şutlar seni. akıl alır gibi değil...

    şampiyonlar ligine gidemediğimiz, oradan gelen ayakbastı parası, maç paraları, stadyum gelirleri, tv yayın hakkı filan elde edemediğimiz ilk sezon patlarız.
  • 25
    uefa'nın yıllardır oturtmaya çalıştığı, bir kaç yıldır ciddi ciddi geliyorum diyen sopası. sonunda avrupa bazında incelemelerin ciddileşmesi ve cezaların başlaması bence güzel haber. kısa vadede bizi zorlayacağı çok açık hatta avrupa başarılarını bir kaç yıl ötelemek gerekecek ama bu pahalı transferler ve her transfer dönemi çıldırt bizi başkan tarzı galatasaray'ın tarzı olmamıştır, olmamalıdır. artık yöneticilerimizin alt yapının ve oyuncu yetiştirmenin ne denli önemli olduğunu anlmaları gerekli. bonservis ücretleri ödeyerek bir sürü transfer yapmak bu kadar kolay olmamalı başarılı yöneticilik transferi bitirme ile özdeşleşmemeli, şartlarımızı bilip ayağımızı buna göre uzatmalıyız.

    arap ve rus hormonlu takımların cezalandırılmaya başlanmaları güzel bir başlangıç umarım uefa bu kararlarının altında ezilip, dönmez kararlarından.