• baba...

    ben 1989 doğumluyum. gözümü biraz açıp da televizyonda gördüğüm şeyleri idrak edebildiğim yaşlarda her maça 1-0 önde başlayan, her sene şampiyon olan bir galatasaray vardı. sayende çok keyifli bir çocukluk geçirdik*. uefa kupası'nın anlamını yaşı bizden büyükler daha iyi anlasa da bize bir avrupa kupası gösterdin. artık ne haliniz varsa görün pankartının asıldığı, bir iki takviyeyle şampiyonlar ligi almanın hesaplandığı, tribünlerin kal bu sene kal bu sene alınacak çok kupa var seninle diye inlediği ortamda kalktın italyalara gittin...

    iki sene sonra şampiyon takımın hocasını koltuğundan ederek geri geldin. candan erçetin'in elbette şarkısıyla karşıladık seni. yavaş yavaş aklımızın ermeye başladığı zamanlardı. 6 kasım 2002 akşamı yerin dibine batası inadın tuttu, ceyhun-yusuf orta sahada cirit atarken ben taktiği bozmam dedin, 6 tane yedik. çıktın tüm suç benim dedin, sineye çektik. o sezonu bizden alıp beşiktaş'a verdiler, birşey diyemedik... ertesi sezon sıçtık batırdık, bana tamas'ı sorma dedin sormadık. sezonun bittiği yerde yeni bir başkan, yeni bir yönetim, belki yeni bir hoca dedin gittin. olimpiyat stadına bir kere daha lanet ettik...

    milli takımın başına geçtin. sana savaş açtılar. arkadan camia varken laf edemeyenler ağzına sakız ettiler. dünya kupası kaçınca üzerine çullandılar, euro 2008'de yarı final görünce sus pus oldular, saha içi olmayınca saha dışından yine saldırdılar. el altından dünyaları götüren adamlar meclis kürsülerinde senin maaşını konu etti. aleyhinde propagandalar aldı yürüdü.

    sen de biz de dibe vurmuşken birbirimize sarıldık 2011 yazında. normal olmayan sezonda iki kere şampiyon oldun, onların sahasında şampiyon oldun, zevk için sahalarında kupa kaldırdın. ertesi sene oraya bile bırakmadan şampiyon olarak çıktın oraya. avrupa avrupa duy sesimiziyi hatırlattın orta yaşlı ingilizlere. burnundan kıl aldırmayan mourinho'ya 20 dakika defans yaptırdın. yeni sezon başladı, az biraz sallantıdaydık ama nasılsa başımızda fatih terim var dedik. üç beş zibidinin gazına geldin, eleman aşağı eleman yukarı diye diye kar tanesi çığ oldu altında kaldık. gittin bir sene dövüştüğün adamla kol kola girdin, kader ortağım diye gülümsedin. bir kör bıçak içimizi deldi geçti görmedin...

    aylar günler geçti. kader ortağın sana yapacağını yaptı, yine ortada kaldın. bizim inatçı hırvat medyayla ters düşünce kuyusu kazılmaya başlanmıştı. bir gece çıktın nerede kalmıştık dedin, ortalık bayram yerine döndü. kimimiz herşeyi o an unuttu, kimimiz biraz mesafeli durdu, bazımız belki bir tık daha fazla... "kader ortağına" laf sokayım diye sizin hiç ihanete uğradığınızı hissettiğiniz oldu mu diye sordun, kabuk bağlamış yaralarımızı yine kanattın. ama sineye çektik.

    bu seferki çok farklı olacak dedin, ligden düşmüş takıma kaybedilen deplasman dönüşü taraftar meşalelerle karşıladı havaalanında. bir izmir akşamında alayını arkadan bıraktın yine. kimileri için zaten sen nerede kalmıştık dediğinde bitmişti aslında herşey. ertesi sezon dört bir taraftan saldırdılar, osuruktan cezalar, karalama kampanyaları, rakibin rakiplerinin attığı iptal edilen goller, aleyhimize uydurma penaltılar, çıkıp birilerini şampiyon ilan eden cumhurbaşkanı... eksi bilmemkaç derecede oynatılan bir deplasmandan sonra onlar ellerini avuştururken çıktın 8 de kapanır 18 de dedin. en çok inananlar bile son hafta sivas deplasmanında biten senaryolar yaparken sivas deplasmanı formalite maçına dönmüştü bile...

    bu sezona başladık, yarısına geldik. top oynadık mı, oynamadık. avrupa'da rezil olduk mu, olduk. sezon için umut var mı, o da yok...

    senin canın sağolsun...

    baba parasından başka başarısı olmayan şımarık bir zengin aile çocuğu, kulübünü temsilen federasyon başkanlığı yapan bir zat, emrindeki hakemler, kurullar. iflas etmiş, bitmiş de okeye dönen, her fırsatta alakalı alakasız ağlayan bir rakip ve satın alınmış medyası. yaralı bir hayvan gibi saldırırken seninle birlikte savaştık hepsine karşı. savaşmaya devam ediyoruz. savaşmaya devam da ederiz.

    sen şimdi kalktın ciğeri beş para etmez bir serseri uğruna cephe değiştirmeye çalışıyorsun. 30 milyonluk koca bir orduyu yine yüzüstü bırakmaya yelteniyorsun. sen geldiğinden beri kaçacak diye tempo tutan, içinden de bildiği tüm duaları eden itin köpeğin duasını gerçekleştirmeye çalışıyorsun. o günden beri kaçabilecek kim varsa kaçtı, yerine gelenlerin de alayını kaçırtırız sen olduktan sonra...

    top, tank, tüfek, tweet ne varsa serbest dedin. bu lafın muhataplarından birini koynumuza sokmak için mi tüm bu çaba? 6 ay önce çaldırdığın yaz dostum'u ne çabuk unuttun? yalandan bir el öpmeye tav olacak kadar mı ufak senin imparatorluğun?

    bizimki de can. sevdadandır dedik sineye çektik ama yeter.

    bizimki de can...

    yeter...
  • sayın terim,

    22 ekim 2019 galatasaray real madrid maçı sonrası açıklamaların tam bir fiyasko, bilesin.

    "geçiş oyunları ile gol bulacağını söylediğimiz madrid'e, 2. bölgede top kaybetmememiz gerekiyordu" diyorsun. maşallah tam top kaybetmeyecek adamları ilk 11 çıkarmışsın. uzun süre de tahammül ettin. bak bakalım maçı kaç top kaybıyla tamamladık?

    kim formdaysa onun oynatıldığını söylüyorsun. demek ki ömer ve şener, belhanda ve mariano'dan daha formsuz sana göre. tribündeki linnes'ten hiç bahsetmeyim de ayıp olmasın şimdi.

    belhanda'yı ıslıklayanların taraftar değil, seyirci olduğunu söylüyorsun. böyle seyircilere ihtiyacım yok diyorsun. eyvallah fatih hoca, eyvallah. gelmemesini de biliriz. yazdığım 5000'e yakın entry burada. beni tanıyanlar nasıl taraftar olduğumu iyi bilir. 3 saatlik uykuyla işe geldim, gözlerim yanıyor, sesim kısık. ben bu hayatta bir tek son döneminde sneijder'e pas atmayıp, bir de artistlik yapan burak yılmaz'ı ıslıkladım. bir de dün akşam belhanda'yı. kurduğun cümle ayıptır. biz bu adama aylardır tahammül göstermişiz. böyle sabır kimde var? taraftar sayesinde içeride aldığın maçlara ihanettir bize seyirci demen. madem bize ihtiyacın yok, kombinemizi iptal edelim. sağlığımızdan, ailemizden, zamanımızdan, gençliğimizden aldığımızı bu rezalet futbola harcamanın zaten anlamı yok. biz taraftar olduğumuz için bunlara katlanıyoruz. çoğu maçta oynanan iğrenç, vasat futbolu başka takım olsa asla izlemeyecekken taraftar olduğum için, sırf galatasaray'a aşık olduğum için izliyorum.

    zorunlu transferlerle kurulan kadro diyorsun. e şimdi sen de ağır laf ettin elindeki oyunculara, sen de mi seyircisin?

    zorunlu transferlerimiz var ve rakip 1 milyar euro öyle mi? peki lucescu'yu hatırla. fleurquin, sergen, perez, bülent akın ile oynamıyor muydu? linnes'ten bahsetmeyim de ayıp olmasın şimdi! teknik direktörlük elindeki malzeme ile lezzetli yemek yapmak değil mi? biz de sana teknik direktör değilsin yazmak terbiyesizliğinde mi bulunalım madem sen bize taraftar değilsiniz diyorsun?

    tutturmuşsun sosyal medyada birilerinin gazına geliyoruz diye. biz kimin ne olduğunu senin kadar biliyoruz, tek akıllı sen değilsin, merak etme. biz birilerinin gazına gelip oyuncu ıslıklamıyoruz. gördüğümüz kafi. demek ki aynı oyunu izlemiyoruz. en tehlikeli durum, böyle dışarıdaki trolleri bahane edip onlardan bahsetmen. biz onları iyi tanıyoruz, sen işine bak hoca. biz ne seni, ne galatasaray'ın başka bir unsurunu onlara yedirmeyiz. sen önce tepki görünce taraftara abuk subuk hareket yapan topçuna efendi olması gerektiğini anlat. üzerindeki formayı ondan evvel giyen metin'i öğret. taraftara da ayar vermeye kalkma.

    sorgulamayan, her şeye rağmen biat eden taraftar olsaydık sarının yanına başka renk koyardık! bizi sakın başkalarıyla karıştırma.
  • sayın hocam,

    6 ekim 2019 çaykur rizespor trabzonspor maçını izledin mi?

    sen kopenhag'da kupa kaldırırken seni imrenerek izleyen adamlar şimdilerde neler yapıyor, sen neler yapıyorsun, farkı gördün mü? ben bu tip bir karşılaştırma yaparken bile üzülüyorum ama gerçekleri yazmak zorundayız ki ilerleyelim hocam. gol lazımken korkunç ağır bir zeminde stoper çıkarıp forvet sokan ünal karaman'ı gördün mü?

    bir önceki gün gol lazımken ve emre mor'u oyuna sokarken andone'yi çıkaran gerçekten sen miydin hocam?

    emre'yi oyuna sokmak için o kadar bekleyen, o kadar adam alınmışken selçuk'u ilk 11 başlatan, belhanda'ya hala katlanan gerçekten sen misin hocam?

    doktorla iletişim problemi sebebiyle soso'yu oyundan sen almış olamazsın hocam. senin bulunduğun yerde iletişim problemi olduğuna beni inandıramazsın.

    çift forvet ve hücum presin öncüsü sensin. kendini lütfen hatırlar mısın hocam? hafta içi psg'ye çok doğru bir organizasyon ile çıktıktan hemen sonra gençlerbirliği gibi hücum etmeye hali olmayan takıma karşı bu kadar pasif bir kurgu ile nasıl başlarsın hocam?

    oyuncuların şampiyonlar ligi ile lig arasındaki motivasyon dalgalanmasından bahsettin. o zaman çalışma kültürü bize yakışan oyuncular ile oynayalım lütfen hocam. bazı oyunculara çok güvendim, burada kendime de eksi yazıyorum dedin ama ben daha ilk 11'i görünce eşime maç gitti dedim. hatta film mi izlesek boşuna akşamımızı mahvetmeyelim diyecektim ama galatasaray bizim ciğerimiz hocam, izlemeden edemedim. o berbat futbolu, galatasaray olmasa 20. dakikadan itibaren de izlemezdim. ben daha 11'i görünce bu cahil halimle olacakları görüyorsam, sen nasıl bu adamlara katlanıyorsun hocam? top kontrol edemeyen adamlarla, eli belinde dolaşan adamlarla top mu oynanır? ben sahada olsam en azından isyan eder, kendimi parçalardım.

    tüm bunların telafisi var biliyorum ama hem 1:1 biten malatya deplasmanı, hem de 0:0 biten gb deplasmanı fuzuli kayıplar hocam. neden 4 puan fazlamız olmasın? neden bir kere de ligi domine edip çatır çatır gitmeyelim? ille yumurta kapıya mı dayanmalı? neden bu kadar son ana bırakıyoruz? neden problemlere davetiye çıkarıyoruz?

    çift forvet ile hücum pres görmek ve arma için dikine oynayacak, tekmeye kafa sokacak adamlar izlemek istiyoruz hocam. pas oyununu gerçekten oynayabileceksek oynayalım da, %70 topa sahip olup hedefi bulan 1 cılız şutla maçı bitirip maçı kazanamamak bize ne kazandırıyor? doğru düzgün orta kesen adam bile yok. %35-40 topla oynayıp dünya devlerini ali sami yen'in çimlerine gömmedik mi? gb maçına çıkardığın 11'de şener, adem, taylan olsa daha mı kötü olurduk acaba? bizim altyapımızda hiç mi güvenebileceğimiz stoperimiz yok mesela?

    hocam lütfen kendini hatırla. bizi de gerçekten seviyorsan yönetime laf sokma, hakemler ve federasyon hakkında da tek kelime lütfen etme. ben iş yerinde, trafikte çok kızıyor ama sevdiklerim için sinirimi yutuyorum. sen de sevdiklerin için bunu yapamaz mısın? yaparsın, çünkü sen imparatorsun!
  • bu aralar çok mektuplaşıyoruz hocam belli ki işler iyi değil. ki işler iyi de olmayabilir, bazen şer bütün hayırlar için sebeptir, fakat galatasaray arması zavallı olamaz. hocam, kabul edelim, dün kötü değildik, işler kötü gitmiyor da değildi, yenilmedik, hatta bu hezimet de değildi, bu zavallılıktı hocam. çünkü kötünün bir yerinde iyi olma durumu, işlerin kötü gitmediği durumların muhakkak iyiye evrileceği, yenilgilerin galibiyetlere çok şey öğrettiği, bir hezimetin bile zaferler için yol açtığı vardır, ama bir zavallı durumun hiçbir şeyi yoktur. yalnızca zavallıdır, katlanır, isyan etmez, boyunduruğuna aşıktır, tepki vermez, eziktir, kabullenir ve genel olarak bir kez bile başını yukarıya kaldırmaz. galatasaray arması dün gece sahada doksan dakika boyunca bir kere bile başını kaldırmamıştır ve bu yüzden zavallıydı hocam.

    beni üzen kaç adet gol yediğimiz değil, goller atılmak kadar olduğu gibi yenilmek içindir ve ben futbolda da hayatta da atmaktan ziyade yemenin insan ömrü için (hatta bir gelişme büyüme olgunlaşma ve anlama için) daha faydalı olduğu kanısındayım. atmak sana bir şey öğretmez ama yediğin gollerdir seni insan eden, büyüten. dün altı gol yedik hocam, çok zavallı duruyorduk ve eğer bu taraftarın bir resmi olsun istersen dün geceye ait muslera’nın altıncı golden sonra dizlerinin üstüne çöküp elleriyle gözlerini kapattığı o andır. hocam, mutsuzluğun resmini yapabilir misin demişti ya büyük şair, dün milyonlarca galatasaraylı o resmi gördü işte. oysa biliyorsun, çok mektuplaştık seninle, bizim resimlerimizde hep direnen, isyan eden, yenilse bile dizlerinin üstüne çökmeyen bir arma vardı. dün gece bizi, mağlubiyetten çok -inan bana- o resim üzdü.

    hocam,
    bazen ne dediğini, nereye ne mesaj verdiğini anlamıyorum. beşiktaş maçından sonra bu armayı hak etmeyenler var minvalinde bir konuşma yaptın ve fakat aynı hak etmeyenleri yine dün gece arma ile buluşturdun. içeriye dışarıya söylediklerimiz var ama bir de söyleyemediklerimiz var dedin, hocam kiminle konuşuyorsun, tam karşında biz varız, iyi günde kötü günde, içerisi kim dışarıdan birileri mi var, kim onlar, hocam, en doğrusunu dosdoğru bu taraftara neden anlatmıyorsun? daha evvel de mayıstan sonra anlatacağız, konuşacaklarım var dedin ama hep hasır altı yaptın, her şampiyonluk bu sözleri unutturdu ama artık belki de dosdoğru anlatmak lazım hocam, ne dersin? bir de durmadan ocak ayını beklesinler cümlen kafa karıştırıyor hocam, bu takım yaz döneminde başka bir ekiple mi kuruldu, senden bağımsız çalışan bir teknik ekip mi var, niye ocağı bekliyoruz madem ocağı bekleyeceğiz haziran temmuz ve ağustos ve eylül ayında ne yapıyoruz? biz oyuncunun geçmişine yatırım yapıyoruz halbuki geleceğine yatırım yapmalıyız diyorsun, ki altına imzamı atarım, zaman zaman bizim de bu çukura düştüğümüz oldu, ama madem geçmişe değil de geleceğe inanıyorsun o zaman yap hocam. evet yap! bunu sadece bizim takımda değil, bu ülkede yapacak tek antrenör sensin, bu taraftar sana inanır, güvenir, sen kendin diyorsun hocam, o zaman niye inandığın şeyi yapmıyorsun, o içindeki dış-kişiler kim hocam, ben bu oyuna bu oyuncuya inanıyorum desen bu taraftar arkandan gelir, yanında durur, içerde dışarıda nerede olursa olsun seni yalnız bırakmaz, o zaman hocam soruyorum, fatih terim’in bile içinde dışında köşesinde bir yerinde fatih terim’i halt eden, ikna eden, ve hatta elini kolunu bağlayıp durmadan ocağı bekleyin dedirten kim, kov onları hocam!

    hocam haddim değil, affına sığınarak diyorum, çoğu zaman insanın en büyük düşmanı bizatihi kendisidir, o içeride dışarıda anlatamadığın, sana ket vuran, engel koyan, hatta bazı oyuncular konusunda yanıltan belki de sensin hocam. sağlam bir özeleştiri ile kendinle oturup sıkı bir konuşma yapmanın zamanı geldi belki de, bu seni küçük yapmaz, sen daima büyük bir tarihin unutulmaz yazıcısısın, insana her daim reset lazım hocam, sen yapmazsan kimse yapamaz hocam.

    ayrıca isminin önündeki sıfat -şu imparator lafı hocam, imparatorları imparator yapan, ya da boşver be hocam bak biz bizeyiz açık konuşalım, bazen insanı kendiyle kavga ettiren, kendiyle didiştiren şey ünvanlardır, sıfatlardır, bak ne diyeceğim hocam, şu imparator mevzu sana doğru düzgün düşünmene ket vuran olabilir, imparatorda şaşa var çünkü, kabarma var, kibir var, büyüklük var, ben hata yapmam var, o en iyisini ben bilirim var. şöyle yapalım hocam, sen galatasaraylı fatih’sin, bu sıfat, bu dünyada sana verilmiş en güzel ünvandır, çünkü evet hocam dün geceki zavallı oyunumuzu ve sondaki muslera’nın resmini imparator terim anlamaz, ocağı bekleyin der, içeride dışarıda bir şeyler oluyor der, bir ben var bende benim içimde bir de sen varsın dışımda bilmem ikisi de şimdi nerede der, mülakat verir imparator terim, formanın hakkını verenler oynayacak der sonra formayı hak etmeyenlere verir imparator terim, ne yapalım der imparator terim ocağa kadar bu oyuncu grubu ile devam edeceğiz, zavallı bir futbola gözyaşları içinde bakmayı, sabaha kadar uyuyamamayı, bazı futbolcuları hiç anlamamayı, bazı futbolcuların aidiyet duygusunun bittiğini galatasaraylı fatih anlar. cümleyi de şöyle bitirir galatasaraylı fatih, umutsuz muyuz hayır, çünkü umut galatasaraydır, fatih yanına galatasaraylı ünvanı geldiği için büyük ve anlamlıdır, çünkü galatasaray neyin önüne gelirse onu büyük yapar, efsane yapar, ben bir fatih galatasaray’ın önüne arkasına içine dışına neresine gelirsem geleyim galatasaraylı fatih’im, beni fatih yapan galatasaray’dır, zira tek büyük galatasaray’dır, ve işte tam da buradan ayağa kalkıp yumruğunu kaldırmayı bilir galatasaraylı fatih.

    hocam,
    bu mektubu imparator terim’e göndermedim. rica ederim ona okutmayın. bu mektubu galatasaraylı fatih’e yazdım, o okusun, beni ancak o anlar.
  • aslan hocam,
    bu duruma beraber geldik, aslında biraz da getirildik.
    bu zor durumdan da beraber çıkacağız.
    takımımızın saha içindeki durumunun farkında olduğunu ve bu yaşadığımız sorunları çözmek için elinden geleni yapacağını biliyorum. içinde fırtınalar koptuğunu da biliyorum.
    bana, çevremdeki bazı kişiler sürekli, "terimci", "terimist", "terimsporlu", gibi sıfatları layık görüyor.
    benim, dogmatik bir şekilde seni savunduğumu iddia ediyorlar.
    ben de onlara şunu söylüyorum:
    (bkz: geçmişi olmayanın geleceği olmaz)
    geçmişi unutanlar, geleceğe yürüyemezler.
    elbette geçmişe takılıp kalınmamalıdır, ama bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.
    kaldı ki sen bize öyle başarılar yaşattın ki, senin biz de ne kadar hatırın olduğunu kelimelerle ifade edemem.
    kalplerimiz bir, hislerimiz bir, düşüncelerimiz bir. bu girdaptan birlikte çıkacağız.
    senle hiç bir araya gelemedim, aynı ortamda bulunamadım hocam; ama seni aile büyüğüm gibi görüyorum ben.
    senin bizde yerin hep ayrı olacak.
    biz galatasaraylılar, seni çok seviyoruz.
    bu sefer ayrılmayacağız. bizi ayıramayacaklar.
    üç beş tane olumsuz sonuç aldık diye seni tartışmaya açmayız.
    açan açsın, o beni hiç ilgilendirmez.
    evet, fatih terim'i sevmek, onu bir aile büyüğü gibi görmek ve ona değer vermek bir suçsa, ben suçluyum.
    ben bu suçu işlemeye nefesim yettiğince devam edeceğim.
    hatta bu da yetmediyse söylüyorum:
    ben terimciyim, ben terimistim!
    hepsinden öte, hocamın da olduğu gibi galatasaraylıyım.
    sen, ben, biz, hepimiz galatasaray'ın askeriyiz hocam.
    senle beraber kaldıracağımız daha çoook kupa var.
    geldiği gibi geçecek bu günler.
  • bir galatasaray'lı olarak bütün hepimizin hayatı senin başarılarını izleyerek geçti, bizim için gururdur bu, şimdi bunun tam tersini fenerbahçeli ve beşiktaşlılar için düşünün, çünkü onların hayatı da bu şekilde geçti, nefretlerinin sebebi tamamen bu * , hani maçta 2-0 mağlupken kamera sana döner ve sen görünürsün ya kenarda hocam, o an bütün korkularım, maçı kaybediyoruz duygusu üzerimden hep gider, çünkü kenarda sen varsın, umut hep var, herşey olabilir. sen bizim sadece hocamız değil güven kaynağımız, mutluluk sebebimizsin. allah gecinden versin ama bir gün sen aramızdan ayrılırsan günlerce ağlarım, ailemden birini kaybetmiş gibi olurum buna adım kadar eminim, allah seni başımızdan eksik etmesin. çok seviyoruz seni çok!
  • sayın hocam,

    madem mevcut yabancılardan birini keseceğiz, ver elini gel mariano'yu kenara alalım. portekiz'de arjantin'de transfer sezonu daha 20 gün devam ediyor. o yolunu bulur. martin'imize linnes'imize kıyma.

    diğer yandan mariano da selçuk gibi artık cumhurbaşkanından gelecek eyt haberlerini takip etmeye başladı. eski halinin yerinde yeller esiyor. onun atacağı pası, kuracağı oyunu inan linnes de kurar, şener de kurar. konyaspor maçında skubic bile mariano yanında javier zanetti gibi geldi.

    mariano ve nagatomo'nun ayrıca sözleşmelerinin de son yılı. 6 ay sonra biri japonya diğeri brezilya'daki baba ocaklarına dönmenin hesabına başlarlar. en az 3 sene daha bizimle olacak linnes'i futbola küstürmeyelim.
  • hocam,

    kuşağımın başlığa toplandığını görüp geldim. öyle şeyler yaşattın ki bizlere, uğrunda ölmeye değer. şahsi görüşüm 2019-20 sezonumuzu s...p atmak istiyorsan buna sonuna kadar katlanmaya razıyım; sosyal medyada orada burada yazarım ama içimde kredin vardır.

    şampiyonluk gibi bir beklentim yok, istifa gibi bir beklentim yok. senden beklentim, 4 aralık 2019 itibariyle, devlet memuru zihniyetine sahip hırs yoksunu 30+ adamları salıp, genç ve dinamik oyunculara forma şansı verip fabrika ayarlarına dönmen, atanamamış keltoş guardiola tipi “sabırlı” futbolu bırakmandır. saldırıp saldırıp yenilelim, yan pas yapıp yenilmekten iyidir.

    ellerinden öperim.
  • sevgili hocam,

    yakışmadı.

    taktiğinde falan değilim işin. sana taktik anlatacak kadar futbol bilgim de yok farkındayım.

    ama sen dün, fatih terim dendiğinde benim içimi en çok rahatlatan şeye leke sürdün.

    hep kendi kendime “o kulübede, takımı en az bizim kadar düşünen biri oturuyor. kulübede bizden biri var.” derdim konu sen olunca.

    sevgili hocam, dün saat 5’te işten çıktım. ayağı kırık bir arkadaşımla beraber maça geldim, 90 dakika gırtlak patlattım. belhanda’yı ıslıklamak gibi bi niyetim hiç yoktu. ama o terbiyesiz taraftara el kol yapınca kendimi tutamayıp bastım küfrü.

    stadın en köşesindeydim, belhanda küfrü mü duymuş mudur? sanmıyorum. siz duymuş musunuzdur? sanmıyorum.

    sevgili hocam, ben maltepedeki evime dün gece saat 2’de vardım maçtan çıkıp. 5:30’a alarm kurdum yolda. kalktım 3 saatlik uykuyla işe geldim.

    tek bir sebebi vardı, bu takıma destek vermek. kalbimin 50 bin kardeşimle çarptığını hissedip sahada 11 tane aslan gibi futbolcuyla bütünleşmek.

    sen “futbolcuları ıslıklayan taraftar değil, seyircidir.” dedin ya. maçta hiç üzülmediğim kadar üzüldüm o açıklamaları okuyunca. içimde bi yere oturdu o lafın. en son babamdan duyduğum bir lafta bu kadar üzülmüştüm.

    sevgili hocam, sana çok kırgın, çok kızgın ve çok üzgünüm.

    herkesten beklerdim, ama senden asla.

    selametle.
  • xavi hernandez ve andres iniesta ile birlikte oynadığı maçlar hakkında "orta sahada topların yüzde 90'ına sahip oluyorduk. kaybettiğimiz topları 5 saniyede geri alıyorduk. sahada ne olacağını biliyorduk. mükemmel orta saha oyuncularına sahibiz ama iniesta ve xavi tekti. bu yüzden takımın felsefesi değişti çünkü her pozisyon onlardan geçiyordu." lionel messi

    hocam, bu messi'nin sana mektubu. sana:

    "elinde xavi ve iniesta yoksa pas futbolu oynama biz bile mükemmel orta sahalara rağmen oynamıyoruz" diyor.

    "beklerine hiç girmiyorum bile" diyor.

    "sen sacchi'nin ekolünü türkiye'de uygulatarak, rekorlar kırmış, herkesin imkansız dediğini başarmışsın*. oynattığın futbolu italya'ya da taşımış, hayranlık uyandırmışsın. efsane ac milan kadrosunun temelini atmışsın. milli takım ile uluslararası alanda başarılı olmuşsun, hem de hala geçerliliği olan modern bir futbol oynatarak." diyor.

    "klopp'a bile gegenpressing konusunda ilham olmuşsun, ne buluyorsun bizim kelde*" diyor.

    "2011-2012 sezonunda kendi ekolünle eze eze iki kere şampiyon olmuşsun, 3-0'ın rövanşında ezeli rakibimiz real madrid'i* oynattığın futbol ile korkudan titretmişsin ama olmayacak arayışlardasın" diyor.

    "umarım, en yakın zamanda takımı eski zamanlarına taşırsın da tekrardan karşılaşmayı asla istemeyeceğimiz bir hüviyete sokarsın" diyor.

    "galatasaray'ın genlerinde hücum futbolu, pres, coşku, tempo var; slow motion pas futbolu yok!" diyor.

    kısacası, "başkası olma kendin ol, böyle çok daha güzelsin" diyor.

    ben demiyorum messi diyor.*
  • sevgili hocam;

    2018 dünya kupasında 32 takım, 32 teknik direktör ve dünyanın en iyi futbolcularını izledik.

    40 maç oynandı, 169 gol atıldı ama beni heyecanlandıran, işte maç, işte takım, dedirtecek tek maç izleyemedim. 169 maçta üç-beş golün dışında harika diyebileceğim gol bile yoktu. saçma sapan taktikler, saçma sapan savunmalar ve de sadece sonuç almaya yönelik heyecansız maçlar.

    32 teknik direktörden hiçbiri senin tırnağın bile olamaz. oynattıkları futbolu reddediyorum. alsınlar başlarına çalsınlar. ne heyecan verdiler ne de haz. ben futbolu heyecan duymak için, haz almak için izliyorum. yoksa beni ne ilgilendirir kimin şampiyon olduğu, kimin tur atladığı.

    fransa şampiyon oldu. takımda dünya çapında en az oniki futbolcusu var. fakat oynadıkları futbola bak. geri çekil, top kap, kontraatak yap mbappe ile gol bul maç kazan. terbiyem müsait olsa hass.... gidin diyeceğim de müsait değil. onun için "hadi ordan be" diyorum kendilerine.

    ronaldo, messi, mbappe, griezmann, modric ve daha niceleri senin elinde olsa kimbilir neler yapardın.

    2008 avrupa şampiyonasında oynadığımız maçlar hala hafızamda. son dakikaya kadar heyecandan yerimizde duramadık. insanlar tuvalete gidemedi. maç nasıl oynanırmış, heyecan nasıl yaratılırmış tüm dünyaya gösterdin. ama dünya hala seni anlamadı/anlayamadı. saçma sapan futbol oynamaya devam ediyorlar.

    1996'da başlayıp 2000'de zirve yaptırdığın galatasaray ile oynadığın maçları önrüm boyunca unutmayacağım. 2017/2018 sezonunun ikinci yarısında, bazı istisnalar hariç oynattığın futbolu ve maçları asla unutmayacağım.

    şu anda elindeki kadro ile harikalar yaratacağına da inanıyor ve bunun işaretlerini görüyorum. asla pes etme. türkiye'de doğmuş olman, en asgari imkanlarla devlere karşı çıkmak zorunda olman, bir taraftan talihsizlik ama hepsini dize getirmen de büyük bir başarı hikayesi. onun için ömrünün sonuna kadar bu hikayeyi hatta başarı romanını yazmaya devam etmeni diliyorum.

    kim ne derse desin sen yaşayan en büyük futbol efsanesisin. kendi kıymetini bil. sana saldıranları asla muhatap alma. seni değersizleştirmek isteyen zavallılara sadece acı.

    biliyorum ki bütün bu meziyetlerine rağmen hayatın boyunca şeytanlarla boğuşmak zorunda kaldın. bazen hata da yaptın ama hepsinden ders alıp daha da büyümesini bildin. tüm başarılara ve zaferlere rağmen mütevazi kalmayı başardın. harika bir baba, mükemnel bir aile reisi oldun.

    kısacası hocam sen bize ve türk futboluna allah'ın bir lütfu oldun. yolun açık, allah yardımcın olsun.
  • sayın terim,

    28 aralık 2019 galatasaray antalyaspor maçı sonrası mutlu bir şekilde evimize dönerken basın toplantınla yine sarsıldık.

    insani olarak arda turan - fatih terim ilişkisi farklı, futbolcu olarak farklı dedin. çok da güzel söyledin. sonra futbolu galatasaray’da bırakmayı hak ediyor diyerek bizi üzdün. o kadar proje planın içinde bu adamın yeri neresi? bakın yaptıkları ile falan yargılamıyorum sadece teknik yazıyorum. oynatmayacağın bir adamı neden alasın hocam? gözünü seveyim böyle adamlara inanma. daha yapacakları var gibi düşünme. önce başakşehir’de forma şansı bulsun. her maç orta sahaya selçuk girer mi korkusuyla tribünde titrerken bi de bunu musallat etme başımıza hocam. hızlı kanatlar, hedef santrfor, akan bir takım ile işimize bakalım. kim jübilesini nerede yapacaksa yapsın, bize ne?

    lütfen bizi sevenleri üzme baba. taraftar sezonun zorlu ikinci yarısı için kenetlenip yeniden şampiyonluğa inanmışken, rakiplerin eli ayağına dolaşacakken, arda meselesi yüzünden dağılıp demoralize olmayalım, sinerjimizi kaybetmeyelim be baba.
  • hocam sıfırdan kadro kuralım dedin kurduk. topçuların kralını getirdik. sezona başladık, futbol namına bir şey yok. liderden 10 puan fark yedik. ocak dedin. “ocağı bekleyin” dedin. “bekleriz ki biz zaten bayılırız beklemeye” dedik. yönetim sana 3 tane daha topçu getirdi. yine futbolda aman aman bi değişme yok. ee?

    hocam zannediyorum bu sezon mental olarak şampiyonluktan çok uzaktasın ve nasıl daha iyi oynarız diye düşünmeyi bırakıp bir arda’dır tutturdun gittin. ben şahsen arda’yı ilk sırf senle problem yaşadı diye karşıma aldım sevgili hocam. sırf senin gibi bir efsaneyi nasıl üzer diye nefret ettim. benim gibi milyonlarca taraftar var. yıllar geçtikçe artan bi kin besledik bu adama galatasaray taraftarı olarak. şimdi gelmişsin hiçbir şey olmamış gibi bağrına basıyorsun bu adamı ve böyle bi adam için geriyorsun bizi.
    başarısız olunca yönetime sarmayı ne zaman bırakacaksın?
    yönetim reddetmiş (ki bence haklılar) sonra geçip kameralar karşısında kaos oluşturacak açıklamalar yapıyorsun. amacın nedir hocam? zaten milletin derdi olmuşuz bir de sen ellerine koz veriyorsun. galatasaray’a zarar veriyorsun hocam. unutmamalısın ki seni sen yapan şey bu takım. yani galatasaray’ı sen galatasaray yapmadın. galatasaray seni fatih terim yaptı.

    kesinlikle yanlış şeylere odak olmuş durumdasın. şunu da belirtmek isterim ki bu sefer taraftar senin yanında değil. bizim tek isteğimiz bi teknik direktör olarak takıma taş gibi futbol oynatman ama maalesef sayenizde avrupa’da averaj takımı olduk ve 2,5 yıldır gözlerimiz kanıyor takımı izlerken.

    bizim derdimiz futbol olmuş senin ki arda. biz diyoruz sivas'tan 10 puan fark yemişiz ne ardası sen diyorsun yönetim haber sızdırmış.
  • hoca,

    daha bunlar iyi günlerin. dua et 1 yıldır maç yoktu da senin ve tayfanın rezilliği ortada değildi. ama yok daha dur. daha beter olacaksın. taptığın, uşağı olduğun güç ile birlikte yerin dibine gireceksin, başını bile kaldıramayacaksın. ortada kalıp çalıştıracak takım bulamayınca aslolan galatasaray diyip geri dönmeye kalktığın anda florya'dan içeriye bekçi olarak bile giremeyeceğini anlayınca adına açılmış stada sahip takımlara hocalık yapmaya uğraşacaksın ama 60 yaşından sonra bir efsane nasıl rezil olurun filmini bize izletmekten başka hiçbir işe yaramayacaksın.

    senden nefret ediyorum hoca. 14 yıl önce babamdan sonra sen vardın, artık sadece bir hocasın.

    zerre umrumdaysan ve başarısızlıklarına zerre üzülüyorsam namerdim.

    selamlar
  • 1 kasım 2019 galatasaray çaykur rizespor maçı maç sonu yaptığın taylan antalyalı açıklamalariyla özür dilerim ama beni cok üzdün hocam.

    dedin ki;
    -taylan antalyalı nin bu kadar çok konuşulmasını yadırgadım.
    -izlemişler mi ki formda olduğunu düşünüyorlar
    - o genç çocuğu bu rizikonun içine atar miyim
    - bir yanlışında üzülerek yoluna devam edemez.

    hocam, ki gözümün çiçeği, imparatorum, galatasaray efsanem ;
    taylani tabi ki konuşacağız, selcugun ilk 11de forma giydiği ligde bu adam daha taraftar ile buluşamadı, hiç mi sorgulamayalım.

    o genç çocuk 25 yaşında hocam, yani ozan kabakin forma giydiği yaştan 6 7 yaş daha olgun, içerde oynanan rize maçında nasıl bir rizikodan bahsediyoruz ki bu adam ilk 18de bile yok, yani belhandayi kadroya alıp bu genç çocuğu almayacak rizikoyu kusura bakma ben göremiyorum hocam...

    bir yanlışında onu hayattan soğutacak olan kim hocam.
    eğer taraftara söylüyorsan ozan kabak' a nasıl hiç bir yanlışında tepki göstermedi isek bu genç turke de göstermeyiz, hem biz senin 50bin cephanen değil miyiz?

    ha eğer sözün düşman ve yanlı yorumculara ise, ne zamandan beri üç beş bosbogazin söylediklerini kaale alır oldun, sen değil misin onlara futbolu, başarıyı ve galatasaray büyüklüğünü öğreten.

    bu yazdiklarım bu sene benim sana sitememdir hocam...
    insan en çok sevdiğine kırılır, sen de beni birkaç haftadır çok kırıyorsun hocam

    saygılar
    senin galatasaray efsanesi olduğunu düşünen bir evladın...
  • hocam bizi önceden dışarıdan karıştırırlardı. şimdi farklı şeyler oluyor. her istediğini yapan, transferin alasını yapan, ne yaparsan seni kimsenin önüne atmayan hep destekleyen yöneticilerimizi niye durup dururken itin köpeğin önüne atıyorsun. onlar sana diyorlar mı niye oyuncu değişikliğini gol yiyene kadar bekletiyorsun, bu takım niye bu kadar puan cetvelinde kötü durumda, niye şampiyonlar liginde 2 senedir rezil rüsva oluyoruz, niye doğru dürüst genç oyunculara şans vermiyorsun, niye bu takım ilk devre şut bile çekmekten, pozisyona girmekten bile aciz bila, bila, bila. hocam hani zengin çocukları vardır ya her istediği oldukça daha da şımarırlar aynı ona benzedi bu senin arda sevdan. bu sefer de istediğin oyuncak alınmasın ne olur ki elinde çok daha iyileri var. hocam her maç sahaya yeterli müdaheleyi yapamadığından biz diken üstünde maç izliyoruz. sen hala her maç sonrası yönetimle arda restleşmesi yaşıyorsun. valla çok büyük ayıp etmiş yönetim, bence artık saha içine de karışmalılar ve niye bu kadar sahaya konsantre olamıyorsun bir hesap sormalılar. hocam seni severiz ederiz ama şunu unutma ki bizim galatasaray sevdamız, arda sevdasından daha büyük. artık sende lütfen şu lafının gereğini yerine getir “asıl olan galatasaray,dır”. arda’nın yaptığı saygısızlıktır, gerçek bir galatasaraylıdır bunlara girmiyorum bile ne zamandır futbol oynamayan yaşını da almış bir oyuncudan bahsediyoruz. hocam daha önce de yazdım bırak arda’yı atalay’a bak, bırak arda’yı mustafa kapı’ya, süleyman luş’a bak. ben alt yapıda olsam valla üzülürüm bizi görmeyip top oynamayan arda’dan medet ummandan. hocam üzme bizi bütünlüğümüze zarar verecek lafları herkesin içinde, yönetimimizi de hedef alarak söyleme. bizim bizden başka dostumuz yok.