• 595
    iş için yanımda 3 tane japon ile beraber - isimlerini de vereyim hatta hotta, nakamura ve yoneyama - eskişehir'de bulunuyordum. işin kötü yanı, çalıştığımız yer askeri tesis ve telefonlara bile sınırlı erişimimiz vardı. internet mi o ne ola ki? akşamları otele döndüğümde dünya ile bağlantı sağlayabiliyordum. bir önceki akşam maç iptal olunca, içimden çok dua ettim "allahım, maç akşama ertelensin" diye ama ne yazık ki öğle saatleri olunca içimi kocaman bir hüzün bulutu kapladı.

    ertesi gün yine nizamiyede tüm elektronikleri bırakıp içeri girdik. nöbetçi astsubayla konuşsam diye düşünüyorum bir tv'den izleyebilir miyiz veya askerlerin gazinosu falan yok mu diye kafamda deli sorular. zaten askerlik yapmamışım, nedir nasıl konuşulur hiç bilmem. neyse maç saati yaklaştıkça kıvranmaya başladım. arada japonlar geliyor militank-san, are you ok? falan diye soruyorlar ama benim kafa maçta tabi. en sonunda dayanamadım, gittim başçavuş mu astsubay mı neyse artık komutanım buralarda tv yok mu bi maç izlesek dedim? adam bir baktı bana, ya militank bey söylesenize biz de hasta olduğunuzu düşündük. komutanların bir toplantı odası var orayı hazırlattık buyrun siz de dedi ama o an adama sarılıp, öpeceğim öyle mutlu oldum.

    neyse maç başladı. herkesin malumu zemin kötü, hava yağışlı. ben hop oturup hop kalkıyorum en ufak atağa bile. sonra tabi
    didier drogba indirdi wesley sneijder'nin golü geldi. ben sonrasını inanın çok hatırlamıyorum. ne ercan taner'in o unutulmayacak sözlerini duydum ne başka bir şey, koca koca her birinin omzunda galaksi olan komutanlar ve ben bizim futbolcuların saha kenarında üst üste atlayıp gol sevinmesinin aynısını o an tv karşısında yaptık. sonrasında herkes kendine geldi tabi ama eminim herkes için unutulmaz bir maç olmuştu.