• 375
    karne hediyesi olarak dikişli arması olan forma istemektir. o dönemlerde genelde yapıştırma arma olan formalar vardı. birkaç yıkamadan sonra arma yırtılırdı. dikişli arması olan forma ayrıcalıktı. show tv göğüs reklamlı, düz sarı forma.

    oyuncu kartları toplarken paketten hakan şükür ve tugay kerimoğlu çıkıp çıkmadığına bakmaktı. en değerli isimler onlardı. ayrıca o yıllarda kocaelispor da beşinci büyük gibi görüldüğünden dolayı dört büyükler dışında oyuncu kartları olan tek takımdı. bu gereksiz bilgiyi de paylaşmak istedim.

    roma galibiyetine, manchester zaferine şahit olmaktır. şampiyonlar ligi'ndeki ilk sezonda gruplarda gol atamamayı gurur meselesi yapmaktır. neyse ki son maçta cihat tek golümüzü atmıştı.

    kadıköy deplasmanında 10 kişiyle fenerbahçe'ye dört tane attığımız maça şahit olmak, kadıköy sendromu diye bir şeyden uzak olmaktır.

    şampiyonlar ligi maçı öncesi star tv'de maç kliplerini beklemektir. klipleri izleyip havaya girmektir. mustafa sandal, mahsun kırmızıgül, ufuk sarıca; ilk aklıma gelenler.

    sabahçı olunmasından dolayı çok zaman şampiyonlar ligi maçlarının önemli kısmını kaçırmaktır. ligde, anadolu deplasmanlarında kaybedilen her puana kızmaktır.

    basketbolla tanışmaktır. aydan siyavuş, levent topsakal ilk akla gelenlerdir. mavi jeans ortaköy'ü yenip kazanılan türkiye kupası ile futbol dışındaki bir branşta kupa kazanılmasına tanık olmaktır. spor kulübü olduğumuzun farkına varmaktır. kadın basketbol takımı'nın kupalara ambargo koymasının keyfini yaşamaktır.

    payidar demir'i tanımaktır. voleybol branşındaki varlığımızın farkına varmaktır. iletişim olanaklarındaki kısıtlardan dolayı su topu gibi diğer branşlardaki başarıları sadece kulaktan dolma bilgilerle öğrenmektir.

    avrupa ligi yayınlarının az olmasından dolayı vizyon yalnızca türkiye liginden ibaret olduğundan transfer sezonunda ogün, abdullah, alpay, ertuğrul, hami, celil, serkan aykut gibi isimlerle kadro güçlendirme planları yapmaktır. sparta prag'a elenilen maç sonrasında pavel nedved'i ve vratislav lokvenc'i transfer etmemiz gerektiğini mahalledeki çocuklarla tartışmaktır.

    hayrettin ile kahrolmaktır. zamanın en havalı takımlarından psg karşısında, kendisi sayesinde turun rakibe hediye edildiğini görmektir.

    şifreli yayının yaygınlaşmasıyla yavaş yavaş maçları izlemekten kopmaktır. ilk olarak maçların son 15 dakikası show tv'den yayınlanırdı, o beklenirdi. deplasman maçları şifresiz olurdu. sonrasında havuz sisteminin oturmasıyla maraton'daki geniş özeti beklemekti geriye kalan tek şey.

    fatih terim ile başlayan 90'ların ikinci yarısı ise mutlu sonlarla dolu güzel bir film şeridiydi. her şeyiyle çok keyifliydi, iyi ki yaşadık dedirtecek türden...