• 16304
    soccerbible.com adlı ingiliz web sitesinde röportajı yayınlanmış imparatorumuz.

    https://www.soccerbible.com/...p-about-galatasaray/

    bir gece önce galatasaray için oyuncu ve antrenör olarak 800. maçını izledikten sonra biraz gergin olarak "imparator" dedikleri adamın ofisinde oturduk. fatih terim bir yıldan uzun süredir hiç bir türk basın kuruluşuna bir röportaj vermemişti, biz de onu beklerken halkla ilişkiler departmanından gelen kişilere onu üzmek için burada olmadığımız konusunda son dakika güvenceleri veriyorduk.

    üzmeyecektik. cesaret edemezdik. ne de olsa, burada negatif anlamda bir şey yoktu. terim süper lig başarısını sağlamıştı - biz görüşeceğimiz sırada sadece bir maç vardı ve bir puan yeterliydi, söylemeye gerek yok ki iş bitmişti. o dünyanın en saygı duyulan antrenörlerinden, ve bu odaya girip ellerimizi şampiyonluğu kazanmasındaki ihtimalinin gücünce sıktı. bu adam, özür dilerim, imparator, güçlü bir kişilikti.

    terim bu güzel kulüpteki gücünün büyüsünü yansıtan bir ruh halinde sandalyesine oturdu ve bize "hadi başlayalım" dedi...

    - sayın terim, galatasaray'ı dördüncü kez çalıştırıyorsunuz. her seferinde sizi buraya getiren şey neydi?

    gerçek şu ki, ben galatasaray'ı 1974'te gelip kontrat imzalayıp profesyonel olarak hizmet ettiğim bir yer olarak görmüyorum. bu kulüp kendimi adadığım ve ait olduğum, yaşadıklarımı ve olduğum kişiyi tanımlayan bir yer. hepsinin üzerinde, unutulmaz başarıların yeri. ben bu şekilde görüyorum. herkes "ilk gittiği zaman" "ikinci kez dönüşü" "üçüncü kez geri döndü" vs. gibi şeyler söylüyor, ama ben bunu asla gitmek ve geri dönmek olarak görmedim. ben burayı tek yönlü bir varış noktası olarak görüyorum. doğrudur, fiziksel olarak gittiğim olmuştur, ama kulüp her zaman içimde kalmıştır.

    - hiç "bu son kez" diye hissettiğiniz oldu mu külüpten fiziksel olarak ayrıldığınızda?

    hayır, hiç böyle düşünmedim çünkü ben galatasaray'a hizmet etmek ya da katkıda bulunmak için asla pozisyona ya da ünvana takılmadım. ben sadece buradaki başarılarda imzası olan birisi değilim, ben aynı zamanda bir galatasaray sevdalısı ve taraftarıyım. sevdiğiniz birisi için asla "bu son kez" diye düşünmemelisiniz.

    - peki, her döndüğünüzde farklı hissettiniz mi?

    evet, kesinlikle. hayat sizi başka bakış açılarına getirdiğinde hisleriniz ve beklentileriniz değişir. her seferinde farklı anlamlar bulabilirsiniz. bu yeni beklentiler olduğu için ve yeni beklentiler ve hedeflerle geldiğiniz içindir. bunlara olgunlaşmayı ve kazandığınız tecrübeleri de eklediğinizde, yeniden her döndüğünüzde bir şeyleri farklı gördüğünüz anlamına gelir.

    - eminiz ki başka kulüplerden de teklifler almış olmalısınız. neden her zaman hiç düşünmeden galatasaray'a gelmeyi tercih ettiniz?

    dönmek mi? ben hiç gitmedim ki. söylediğim gibi, fiziksel olarak gitmişimdir ama gerçekte hiç bırakmamışımdır. aslında, kaldığım yerden devam etmişimdir. tabii ki başka teklifler oldu, daha önemlisi, çoğu tarafından hayal edilen ve istenilen teklifler de oldu, ama bunları kabul etmek sadece bir şeyleri mantıklı değerlendirirsem doğru olurdu. ben hayatı sadece mantık olarak görmem, ben kalbimi ve duygularımı da katarım. bunu yaptığım zaman, kalbim ve ruhum da karar sürecimde etkili olur, bu nedenle burayı bırakmam.

    - dünyanın her yerinde maç oynadınız ve yönettiniz. galatasaray'ın atmosferi diğer yerlerle karşılaştırdığınızda nasıl?

    şöyle, endüstriyel futbolla işini profesyonel ve iyi yapan kişilerin sayısı arttı. çok fazla yeni taktik, yeni teknik, yeni uygulamalar ve en önemlisi yeni teknolojiler yakın zamanda tanıtıldı. futbol bunlara geçişme ve ilerleme borçlu. ama bir şey her zaman mutlaka hatırlanmalı: insan faktörü.

    futbolun gelişimi ve ilerlemesi söyleminde insan faktörü kritik bir faktördür, ne değişirse değişsin, ne yenilenirse yenilensin, ne kadar yeni ve dışarıdan katkı olursa olsun. konu insanlara geldiğinde, sadece gerçekleri ve teorileri konuşmak doğru değildir. bu nedenle, bu değişim sağlanırken oyuncuların ve kulübün kimliği ve ruhu da aklımın bir köşesinde olmalı.

    atmosferi yaratan kulüplerin bu ruhları ve kimlikleridir, sadece para ya da bahsettiğimiz gelişimler değil. bizim kulübümüz galatasaray'ın bir ruhu var, bir kimliği var. bir çok yerde maçlar oynadım ve yönettim. söylediğim gibi en önemli şeyin bu ruh bu kimlik olduğuna tanık oldum. kültürüne, tarihine, geçmişine ve ruhuna teşekkür ederim ki galatasaray böylesi eşsiz bir atmosferi hak eden ve bunu mümkün olan en iyi şekilde gösteren bir kulüp.

    - bahsettiğiniz gibi, galatasaray taraftarları dünyadaki en tutkulu taraftar gruplarından birisi. onların sizin üzerinizdeki etkisini kişisel olarak nasıl anlatırsınız?

    görünen o ki oyuncularda, teknik ekipte, yönetimde ne kadar geriye giderseniz gidin, en önemli faktör taraftar. örneğin bu yıl, eğer galatasaray taraftarı olmasaydı sonuç çok daha başka olabilirdi. bence onlara çok şey borçluyuz. bir diğer şey de, bir ülkenin kültürü, futbol algısı ve takımlara verilen değer tutkunun ortaya çıkmasındaki ana etmenlerden birisi. müteşekkiriz ki fark yaratan, rekorlar kıran, kendilerine dünya çapında isim yapan ve kazandığımız başarılara imzasını atan taraftarlarımız var. iç saha maçlarımızda 11 değil 12 kişi seçerim. listenin ilk sırası taraftara ayrılmıştır.

    - o zaman galatasaray taraftarlarıyla yakın bir ilişkiniz var?

    bence birbirimizi çok iyi anlıyor ve tamamlıyoruz. her ilişkideki en önemli aşama güvendir. bence taraftarla aramdaki güven çok değerli.

    - size yıllardır "imparator" diyorlar, ki bu size duydukları saygının en belirgin göstergesi. lakabınız hakkında ne düşünüyorsunuz?

    tarihte okuduğumuz imparatorlar tarihe sadece savaşlar kazanarak girmemişlerdir. her biri yeni bir çağ başlatmış ve ülkesinin kaderini değiştirmişlerdir. bu nedenle, böyle bir lakaba sahip olmak ve taraftarlar tarafından bu şekilde hitap edilmek büyük bir onur.

    - taraftarla aranızdaki ilişkiler zamanla gelişti mi?

    kesinlikle. daha önce de dediğim gibi, bir bir güven kurduk. sonrasında, bu kısmı vurgulamak istiyorum, onların çok önemli gördükleri takımlarının başında güvendikleri birisini görmeleri onları rahatlattığı kadar sizin omuzlarınızdaki yükü de ağırlaştırıyor. onlar rahatladıkça sizin daha fazla sorumluluğunuz oluyor. taraftarımızın benim sadece oyunu teknik ve taktik anlamda yöneten birisi olmadığımı görmeleri önemli. tabii ki bazı zamanlardan geçiyoruz ki her iki tarafın da kontrol etmediği yabancılaştırmalar oluyor, ama bu sadece ilişkimizi olgunlaştırıyor. iki taraf da bunun başka bir hisse dönüşmesine izin vermiyor.

    - şehirdeki taraftarlarınızla gün içerisinde temasınız oluyor mu?

    tabii ki oluyor. gittiğim her yerde. onlar olmadan bir şey mümkün mü? nerede birbirimizi görsek tüm taraftarlarımızla saygı çerçevesinde konuşuyorum ve hiç birini görmezden gelmiyorum. asla. onların istediklerini yapmak için elimden geleni yapıyorum. onları mümkün olduğunca dinliyorum, iletişime geçiyorum, teşekkür ediyorum ve her zaman saygı duyuyorum. taraftarlar tarafından yapılan videoları izliyorum, onların yazdıkları yazıları okuyorum, yaptıkları yorumları okuyorum. en önemlisi, onların ne hissettiğini biliyorum ve hislerini paylaşıyorum. galatasaray'ın onların hayatındaki anlamı benim hayatımdakinden farklı değil. bu nedenle, hiç problemimiz yok.

    -

    terim tartışmasız galatasaray'ın lideri. ofisindeki duvarında galatasaray'ın türk telekom stadyumundaki bir meşale duvarının önündeki resmi duruyor. maç günü mü? pek değil. o hafta galatasaray'ın fenerbahçe ile deplasmandaki büyük derbisinin olduğu haftaydı - terim sadece sınırlı sayıda taraftar için bilet olduğunu bildiğinden stadda bir açık antreman düzenlemişti. kulübün güçleriyle nasıl oynayacağını biliyor. kulübün tamamının nasıl aynı yöne doğru gitmesini sağlamasını biliyor. oyuncular taraftara ilham veriyor. terim sadece bir takım seçmiyor, o kocaman bir kulübün ruh halini seçiyor. o bir dahi.

    bu andan itibaren imparator tam olarak akışa geçiyor. takım konuşmalarının ne kadar gergin ve ilham verici olduğunu hayal etmeye başlayabiliyoruz. terim konuşurken, siz dinlersiniz. ve saha görevlisinin hortumu koridordan altımızdaki antreman sahasına doğru götürülürken ses çıkartmaya başlayıp odayı hikaye zamanından çıkartmaya başlıyor. ihtiyaçları olduğundan değil ama, terim camdan çıkıyor, ıslık çalıyor, işaret ediyor. ses kesiliyor. sorulara yeniden dönüyoruz.

    -

    - sayın terim, oyuncularınızdan her seferinde galatasaray forması giydiklerinde ne beklersiniz?

    ben sadece kazanmayı önemsemem. futbol aynı zamanda izleyip keyif aldığınız bir oyundur. insanlar futbolu izlediklerinde sahada oynanan oyundan keyif almalıdırlar. ben bunu ilk günden beridir önemsedim. iç saha maçlarımızda, deplasman maçlarımızda, avrupa kupası maçlarımızda. söylemeye çalıştığım, benim oyuncularımın performansından keyif almalılar. tamam, kazanmak önemlidir, ama onlar kaybettiğinde bile gurur duyabilecekleri bir grup oyuncu görmeliler.

    başka bir şekilde ifade edersek, takımlarının savaşma gücünden gurur duymalılar. bu külübün futbolcuları yüz yıldan uzun süredir var olan bu kulübün formasını taşırken kulübün geçmişine, tecrübesine ve değerlerine saygı duyarak taşımalılar. benim için futbolcularımın sadece sahada kendi yeteneklerini göstermeleri yeterli değildir. ben her fırsatta onlara temsil ettikleri markanın değerini göstermelerini söylerim. bu benim için önemli olduğu kadar galatasaray taraftarları için de önemlidir.

    -istanbul dünya futbolundaki en önemli derbilerin de ev sahibi. futbol galatasaray taraftarları ve istanbullular için ne ifade ediyor? sadece bir oyun değil gibi görünüyor. katılıyor musunuz?

    evet, bu doğru. bizim kültürümüz diğerlerinin aksine futbola çok geniş bir bakış açısı belirliyor. burada kendisini futbolla tanımlayan, kendisini tuttuğu takım ile tanımlayan, günlük hayatlarını takımlarını da işin içine katarak ayarlayan insanlar var. ilk önce, takımın kesinlikle iyi oynaması ve kazanması beklenir. taraftarın bakış açısına göre, bu normal. taraftar teknik adamlarının ve oyuncularının kendileri gibi sadık ve adanmış olmasını bekliyor. koşulsuz. her türlü eleştiri bekleyebilirsiniz onlardan, eğer bu karakterleri takımlarında görmezlerse. kısacası, duygular önce gelir. bizim için de önemli olan budur. galatasaray taraftarı için gelecek de şu an kadar önemlidir. hatta, sizi sürekli gelecek başarının beklentisi için cesaretlendirirler.

    - galatasaray ile her şampiyonluğunuz bir öncekinden daha mı özel sizin için?

    kesinlikle. her birinin farklı bir anlamı ve farklı bir hikayesi vardır. ama bu yıl eğer şampiyonluğu kazanırsak benim kariyerim için çok daha anlamlı, önemli ve özel olacak. nedenini size söyleyemem.

    - bu şehirde en çok sevdiğiniz şey nedir?

    öncelikle, ailem ve hatıralar tabii ki. bir şehirle bağ kurmak, bir şehire bağ kurmak, sevdiğiniz şey olarak adlandırmak en önemlisi ailenizle ve onlarla geçirdiğiniz deneyimlerle ancak mümkündür.

    -sizin zamanınızdaki ve bugünkü oyuncuları nasıl karşılaştırırsınız? ne gibi farklar var? sosyal farklılıklar, yaşam tarzındaki farklılıklar vs?

    hayattaki her alanda olduğu gibi burada da çok fazla farklılıklar var. futbol bile ciddi bir dönüşümden geçiyor. ben futbolcuyken, bugünkü seviyedeki gelişimler mevcut değildir. bir önceki nesile göre ciddi anlamda farklılıklarımız varken bile. ligler profesyoneldi, ama oyuncuların ruhu amatördü. her şey farklıydı, organizasyonlar, stadlar, uzmanlık alanları, taraftarlar hatta kurallar bile. eskiden, oyuncular kendilerine yatırım yapmak için kendilerini geliştirmeli, yeteneklerini geliştirmeli, vücutlarına ve zihinlerine dikkat etmeli, düzgün bir aile yaşantısı ve örnek bir vatandaş olmalıydı.

    bugün, oyuncuların hayatlarını daha kolaylaştırmaya yönelik uzmanlık alanları var, onların fiziksel ve zihinsel gelişimine yardımcı oluyorlar, markalarını ve iletişimlerini düzgün yönetiyorlar, pozisyonlarına göre özel antreman programları var ve daha bir sürü detay. bunlar en belirgin farklar. takımımdan örnek verebileceğim sayısız örnek var. nagatomo mesela, evde yemek yiyor. onun için yemek yapan birisi var. başka bir oyuncunun kişisel antrenörü var, başka bir oyuncunun özel açma germe antremanları var, vesaire. dünyanın her yerinde aynı. bu en önemli ve en belirgin fark.

    - eğer yine futbol oynama şansınız olsa, sizin döneminizde mi bugünkü dönemde mi oynamak isterdiniz?

    zor soru. gerçekte, her dönemin kendine has karakteristik özellikleri vardır. hiç bir şeyden pişman olmayan birisi olarak, futbolu bıraktığım andan itibaren hiç "keşke şöyle olsaydım..." dediğim bir saniye bile olmadı. ve ben bugünkü oyunculara göre çok genç yaşta bıraktım. 31 yaşındaydım.

    - bugün bu genç olarak gösterilirdi. bu kararın arkasında bir neden var mı?

    var. 16 yaşımda profesyonel futbol liginde oynadım. güneyde oynarken, 17 yaşımda gol kralı oldum. sonra, adana demirspor'un kaptanı oldum. 20 yaşımda galatasaray'a katıldım. milli takımın ve galatasaray'ın 23 yaşımda kaptanı oldum. erken başlayıp domine ettiğinizde şu soruyu duyarsınız, "hala mı oynuyor?" 30 yaşında bir adam için "hala" sorusunu sorar mısınız? açık mı? o zaman bakış açısı buydu. bu bakış açısı da değişti. şimdi, bir oyuncu 30 yaşına geldiğinde daha yıllarca oynamaya devam edebiliyor.

    "halen iyiyken bırakmalı" diye aptalca bir şey söylerler. hadi ama, neden bıraksın ki halen iyiyken?! "zirvede bırak"!! neden birisi zirvede bıraksın? aptalca bir beklentiydi.

    - bu antreman tesisi sizin eviniz gibi, hayatınızın büyük bir bölümünü burada harcadınız. oyuncuyken buraya dair hatıralarınız neler?

    ben oyuncuyken. tam burada. 1996 yılında buraya döndüm, bu yer genişlemişti. her yere yakın olmak istemiştim ve burası benim odam olduğu için nostaljik bir anlamı vardı benim için. bu yüzden burasını ofisim olarak seçtim.

    - yani, şu anda oturduğumuz ofis. burası sizin yatak odanız mıydı?

    evet, bu oda. bu bina bizim kamp binamızdı. burada tek bir apartman bloğu yoktu [oyuncuların odasının şimdiki yerinde]. bu yeri teknik bina olarak açıkladım. kamp binasını o bölüme taşıdık. antrenörler diğer blokta kaldı, analistler burada, diğer bölüm asistanlar, sekreterler vs. için ayrılmıştı. bu nedenle, bu mekan benim için çok şey ifade ediyor. burası benim ofisimdi. burada her şeyim vardı, yatağım, duşum, soyunma odam vs. kendime ait bir yer.

    -
    ve bununla birlikte, fotoğraflar için as takım antreman sahasına gittik. terim bizi uzun yoldan götürüp gururla evim dediği bu yerde bize bir tur rehberliği de yaptı. yolda karşılaştığımız kulüp çalışanları ona itaat ediyordu. bu onun mirasıydı, sonuçta eski yatağından taktiksel kararları verebilmek için bütün kompleksi yeniden düzenlemişti. el sıkışıp zaman ayırdığı için teşekkür ederken sahanın kenarındaki bitkileri gösterdi, onları da o seçmişti. tabii ki o seçmişti.

    yazarın notu: çok büyük karaktersin hocam. şu yazıyı çevirmek yormadı, aksine her kelimesinde yüzümde bir tebessüme neden oldu. sanki ben yaptığım bir röportajı yazıya döküyor gibiydim. röportajı yapan soccerbible.com sitesindeki arkadaşlar da bizim basın gibi üzerine gitmeden rahat rahat konuşabileceği çok şey sormuşlar, güzel röportaj olmuş. :)