• 274
    takıma her yeni katılan oyuncuda gözlemlediğim şeyi gözlemledim: oynama isteği.

    ilk aklıma gelenler olduğu için söylüyorum bruma, linnes, carole, eren, tolga ciğerci, de jong... ilk maçlarında çoğu enerji doluydu, top ne zaman ayaklarına gelse olumlu şeyler denediler,
    topsuz alanda koştular, pas almak için direttiler. sonra ne mi oldu?

    baktılar ki semih yürüyor, hakan balta topu dürterek sürüyor, 30 m koşup geldikleri ceza alanına top beklerken sabri topu stat dışındaki köftecilere yolluyor, selçuk ileriye değil muslera'ya yolluyor topu. işte o anlarda bu adamlardan hep bir şeyler koptu. kopuyor da. düzen bu diyorlar.

    futbol takımını bırakalım, az çok futbol oynayan herkes bilir. halı sahada bile bir takımda herkes elinden geleni yapmıyorsa ben neden kendimi harcayayıım ki, kendime oynarım dersiniz. bu futbolda, ya da her takım sporunda az çok böyledir.

    demem o ki, ilk maçında her yeni transfer gibi bildiği doğruları yapmaya çalıştı ama maalesef ki şu an takımda doygun, yerim garanti diyen futbolcuların sayısı oldukça fazla. yanlış anlaşılmasın bunu zaman zaman sneijder, podolski de yapıyor. dedim ya bizim takımda düzen bu, oyuncuya dayalı sistem. umarım bu arzusunu kaybetmez diyeceğim de korkuyorum sözlük. garry'nin potansiyeli belli, üzerine çok daha fazla da koyaabilir ancak iki maç sonra muhtemelen diyecek ki neden uğraşayım? bu oyuncuya dayalı düzen beni korkutuyor. her geleni kendimize benzetiyoruz çünkü.