• 15767
    13 ağustos 2016 beşiktaş galatasaray maçı: sezonu açtığımız, ilk resmi maçımız. maçta hücumda çok etkili olamadık ancak savunmada da kötü görüntü çizmedik. maçın geneline bakınca beşiktaş bizden biraz daha iyi oynadı ancak uzatmalardan penaltılara giden maçı kalecimiz ve oyuncularımızın penaltı performanslarıyla aldık. kupa umut verdi bizlere. ancak oyun umut verici değildi. bunun yanında ümitsizliğe düşecek gibi de değildi.

    22 ağustos 2016 galatasaray karabükspor maçı: son dakikada eren derdiyokgolüyle kazandık, mutlu olduk ancak ders almadık, bu maçtaki rezil oyunun bahanesi olarak maçın seyircisiz oynanması olarak gösterdik. maçta gol dışında şimdi düşününce aklıma gelen bir pozisyon bile yok, maçın özetini açıp baksam göreceğim de herhalde en fazla bir iki duran top tehlikemiz vardır veya birkaç kere pozisyon bile diyeceğimiz girişimimiz. hücum durumumuz böyle iken rezalet bir savunma, karabük'ün kaçırdığı pozisyonlar, muslera performansı, şansımız vs. kısacası beraberliği bile hak etmediğimiz bir maçtı.

    27 ağustos 2016 akhisar belediye galatasaray maçı: maçın başında, kullanılan köşe vuruşunda selçuk inan'ın üzerinden çıkıp kafayı vuran ricardo vaz te golüyle geri düştük. yavaş yavaş geldik rakip kaleye ve ilk yarı bitmeden eren ile beraberliği yakaladık. ikinci yarıya da iyi başlayıp, üstünlük golünü attıktan sonra oyunu tuttuk pek pozisyon vermeden, kontradan da takımımızın etkili olabileceğini göstererek, uzatmalarda da attığımız golle maçı 1-3 aldık. ikinci yarıdaki oyunumuz bizi umutlandırdı. açıkçası bu maçın belli bölümlerinde gösterdiğimiz performanslar bizleri bu sezon (gerçekçi olarak) ilk kez umutlandıran anlardı.

    10 eylül 2016 kayserispor galatasaray maçı: galatasaray taraftarına sorsalar ligin en kolay deplasmanı hangisi diye büyük bir çoğunluğu herhalde kayseri deplasmanı der. bu maç öncesi çoğumuzun bir endişesi de yoktu. maça da güzel başladık, güzel bir dakikada da öne geçtik. ikinci golü bulamadık ve ilk yarı bitmeden gene bir duran top golüyle golü yedik. ikinci yarıya riekerinkoyuncu değişiklikleriyle başladı. topu ayağımıza aldık, orta sahanın oralarda al gülüm ver gülüm oynayarak yeterince üretemeyerek maçı beraberlikle tamamladık. tatmin edici bir oyunumuz yoktu ama rakiplerin de kazandıkları maçlara bakınca kazanabileceğimiz bir maçtı diyorum şimdi, beceremedik. ciddi bir kayıp oldu.

    17 eylül 2016 galatasaray rizespor maçı: galatasaray futbol takımı'nın evinde seyircisiyle buluştuğu ilk maçtı. muhteşem bir eren derdiyok golüyle maçın başında öne geçtik. kalemizde çok tehlike görmesek de bizi rahatlatacak golü atacağımız pozisyonları üretemedik belki de üretmek istemedik, uyutmak istedik. maçın sonuna doğru yine aynı isimle golü atıp maçı aldık. rölantide, uyutmaya yönelik bir maç oynadık. istediğimizi almıştık.

    24 eylül 2016 beşiktaş galatasaray maçı: duran top organizasyonuyla gene maçın başında öne geçtik, bir 10 dk filan topu beşiktaş'a verdik ama pozisyon üretmelerine izin vermedik. sonra topu alıp ilk yarı bitene kadar bu sezonun belkide en iyi topunu oynadık. farkı iki yapmıştık. bunun dışında da önemli fırsatlardan yararlanamadık iki üç tane daha. ikinci yarıda ise 65'e kadar dengeli oyun, pozisyon vermeden ilerlememiz ancak ufaktan da takımımızın sinyal vermesine kulübenin tepkiyi vermemesi sonrasında 10-15 dakikalık beşiktaş baskısında bireysel hataları da içeren duran top veya devamı golleriyle maç 2-2'ye geldi. devamında toparladık galibiyet golünü de bulabilirdik josueile de olmadı,quaresma golüyle de geri düşebilirdik neyse ki o da olmadı ve maç 2-2 bitti. bu maçta belli bölümler dışında gayet iyi, olması gerektiği gibi oynadık. kazanamamıştık ama bizleri umutlandırıcı bir maç olmuştu.

    2 ekim 2016 galatasaray antalyaspor maçı: antalyaspor maç öncesi ligin dibindeydi ancak hem bize ters bir takım olmaları hem de rıza çalımbay'ı (bu lig için iyi bir hocadır) getirmesi sonrası bana göre zor bir maç olacaktı. ayrıca en önemli oyuncuları samuel eto'o'yu da bu maç öncesi affetmişlerdi. 17. dakikada deniz kadahgolüyle geriye düştük. bu sezon ilk defa duran top dışında gol yiyorduk. antalya devamında farkı ikiye çıkarıp işimizi zorlaştıracak pozisyonlar buldu ancak değerlendiremedi. bir pozisyonda değerlendirdiler ancak hakem bence yanlış bir faul kararıyla golü iptal etti. ikinci yarıda oyuncu değişiklikleriyle başladık. selçuk'un gelen golüne kadar yani dakika 67'ye kadar yine pozisyon üretemedik. ancak işte gelen gol sonrası seyirci baskısıyla coşkuyla sazı elimize aldık ve podolski golleriyle maçı 3-1 aldık. 67'ye kadar mağlubiyeti hak ettiğimiz maçı şansımızla, coşkumuzla almış olduk. beraberlik öncesiyle sonrası akla kara gibiydi neredeyse. öncesi ümitsizlik veriyorken sonrası umut verdi bizlere. açıkçası ümitsizlik veren bölümü göz ardı ettik biz.

    15 ekim 2016 gençlerbirliği galatasaray maçı: kayseri deplasmanlarını ne kadar kolay görüyorsak gençlerbirliği deplasmanlarını da o kadar zor görüyorduk. açıkçası çoğumuzun bu maçtan beklentisi berabere biteceğiydi. maça iyi başladık, güzel pozisyonlar bulduk ve 13. dakika gibi güzel bir dakikada öne geçtik. devamında 30'a kadar iyi kontra fırsatları yakaladık ancak farkı ikiye çıkaramadık. ancak otuzlu dakikalar sonrasında maç bambaşka bir hal aldı ve rakip kaleye gitmeyi unuttuk, belki bu uyutarak maçı bitirme stratejisiydi ancak şahsen bir futbolsever olarak nefret ettiğim bir anlayıştır. ikinci yarıda gençlerbirliği önemli birkaç fırsattan yararlanamadı, muslera kurtardı veya şanslıydık gene. rakip kaleye gitmeyi 85 sonrası hatırladık ve bir iki girişimimiz oldu farkı ikiye çıkaramadık, kalemizi biraz da korumayı bildik ve maçı 1-0 tamamladık. bana kalırsa maçın hakkı beraberlikti, şanslıydık kazandık.

    22 ekim 2016 galatasaray trabzonspor maçı: trabzonspor bu maça kadar pozitif anlamda bir şey ortaya koyamamıştı, arenada yapacakları tek şey savunmak olacaktı, işte arada fırsat bulurlarsa da bir tane atmaya çalışacaklardı. bu maçta ne yapıp edip erkenden öne geçecektik ve maç için tamamen farklı bir senaryo oluşacaktı. geçemedik ve trabzon geçti, trabzon'un istediği senaryo oynanmaya başladı. ilk yarı bitene kadar bir kaç kez geldik ancak yeterli değildi. ikinci yarı da topu tamamen aldık ama yine yeterince üretemedik, yavaş oyunumuzla al ver ile maçı tamamladık. olmadı. yeterince üretemedik. biraz şanssızlık da vardı bence. trabzon öne geçtikten sonra bizim savunmayı neredeyse hiç zorlayamadı. atıp yattılar. maçı kazanmayı hak etmediler. ne kadar tatmin edici oyun oynamasak da maçın galibi olması gereken taraf biz olmalıydık.

    29 ekim 2016 adanaspor galatasaray maçı : ligin en zayıf takımına karşı maç boyunca yavaş, galatasaray'a yakışmayan beni deli eden bir oyun oynadık. bruma'nın ekstra golüyle öne geçip maçı aldık. bir kaç tane bizim bir kaç tane de adana'nın atağı vardı maçta ama genel olarak tatsız, tuzsuz, zevksiz bir maçtı. bu maçla gelecek haftalardan umudumuzu azaltmayı hızlandırdık.

    4 kasım 2016 galatasaray medipol başakşehir maçı: ligin liderine karşı oynadık. geriye düşersek maçı çeviremeyeceğimizi herkes biliyordu. duran toptan gelen golle öne geçtik. üstünlüğümüz çok sürmedi ve beraberliği yakaladı başakşehir. ikinci yarıda da geriye düşünce beklenen sonuç geldi ve maçı kaybettik. neredeyse hiçbir oyuncumuz skora isyan etmedi. bu maçta gösterilen performansla birlikte bu sezondan umudumuz tükenme aşamasına geldi. şahsen benim tükendi.

    şimdiye kadar oynadığımız maçlar bunlardı. eze eze aldığımız hiç bir maç yok. zaten hemen bunu da beklemiyorduk ancak her hafta birşeyler katarak ilerlediğimiz yok asıl mevzu bu. takımda hiç bir gelişim yok, buna dair bizi ciddi anlamda umutlandıracak -umutlarımızı taze tutacak süreklilikte- gelişen bir takım oyunu yok ortada.

    bireysel performanslar takımı ayakta tutuyor. muslera, tolga, bruma öne çıkan takımı taşıyan isimler. carolekendisine ne düşüyorsa yapıyor. eren de kendisine bir şeyler hazırlanabiliyorsa işini yapıyor. gerisi ise ya tek maçlık performanslarıyla bu isimlere yardımcı oluyorlar ya da -ki genellikle- bu adamlara ayak uyduramayıp onlara yük oluyorlar. brumaspor gibi devam etmemeliyiz, tolgabir sebeple olmayınca orta saha çökmemeli, muslerabir çok maçta maçın adamı olmamalı. artık bu oyuncu topluluğu takım olmalı, sadece birkaç oyuncuya bağlı maç planı olmamalı. teknik ekip sneijder, podolskigibi oyuncuların kendilerini bulmalarını zorlamalı. kadromuz için ligin en iyi kadrosu diyemem ancak şampiyon olmakta da sıkıntı çekmeyecek bir kadro olduğu da aşikar. her türlü bölgesel eksikliklere rağmen söylüyorum bunu. riekerink'ten beklentim kendisine destek çıkmamızı sağlayan adaleti sağlamasını sürdürmesi ve takımın kanserlerini kesmesi. kimi oyuncunun kredisi bir maç iken bir diğerininki beş maç olmamalı. gerisi sonra şampiyonlukla sonuçlanmasa dahi bir şekilde gelir.

    ekleme: antalya maçında portekizli morais varmış, uyarı için ballack13 'e teşekkürler.