• 4
    mantık çerçevesinden bakılırsa türk futbolunda medyaya ders verebilecek yüzlerce isim vardır. zira türk medyası tam anlamıyla karanlık çağı yaşamaktadır. yani bu demeç aslında son derece normaldir. yalnız şu vardır ki medya ders almayı bilmemekte, tam aksine içinde boğulduğu cahilliğini sağa sola sıçratmayı marifet sanmaktadır. bu yüzdendir ki türk futbolunu hakimiyetine almış şişirilmiş medyaya kafa tutabilen her isim kamuoyuna başarısız ve megalomanyak olarak yansıtılmaktadır. asıl üzücü olan türk futbolseverlerinin bu yansıtmaları yutmasıdır. gerçi o da normal, o medya ile futbolu öğrenmiş insanlara medyanın aslında her olayı kendi yararına çarpıttığını anlatmak çok fazla işe yaramayacaktır.
  • 12
    kendine güvenin söze dönüşmüş hali. nitekim bu sözleri söyledikten sonra elemelerin devamında milli takımı 2008 avrupa şampiyonasına götürmüştür. stoperlerin sakatlandığı ve kart cezalısı olduğu turnuvada türkiye milli takımını avrupa üçüncüsü yaparak ders vermiştir. üstüne üstlük o dönemin güçlü almanyasına yarı finalde son dk golüyle elenmiştir.

    edit: ilk entry silinmiş isabet olmuş. "kibrin ve egonun söze dönüşmüş hali" yazmıştı herifçioğlunun biri.
  • 14
    fi tarihinde soylenmis ve 2009'da basliga konu olmuş
    bi soylemi 2020 yilinda canlandirmanin hic bi alemi yok.

    sene basinda kurulan kadro uzerinden hepimiz bu sene ucariz kaçarız gibi soylemlerde bulunduk. apoletinde dunya kupasi olan nzonzi tutmadi, seri bularalari iplemedi, lemina ve yasayan en iyi forvetlerden biri olan falcao sakatlıktan yuruyemedi bile. luyindama sacma sapan bi sekilde sakatlandi, andone'nin bacagi kopmadigi kaldi. tum bunlara ragmen pandemi arasina kadar yine şampiyonduk. pandemi donusu marcao'da sakatlandi, muslera ve andone'nin ayagini kirdilar, sacma sapan hakem hatalari derken simdi bu noktadayiz.

    45 derece antalya sicaginda 95. dakikada yenilen sacmasapan bi gol yuzunden avrupa'ya gidemiyoruz. uzulmedim desem yalan olur. cunku bu sene basimiza sacma sapan o kadar olay geldi ki toplasak 4. kopru olur.

    fatih terim'i elestirelim tabi, neden bu sene 5-6 macta son dakikalarda gol yiyerek puanlar kaybettik, yani bu senenin tek elestirebilecegim noktasi bu gibi görünüyor.

    bilmemkac yilinda soylenmis bi cumle yuzunden bu adama vurmak en azindan bu sözlüğe yakismiyor.
  • 16
    bu lafı söylediğinde milli takımı götürdüğü 2008 avrupa şampiyonasında 3. yaptı. üstelik tüm dünyanın sempatisini kazanan comeback uzmanı bir takımdı. gönüllerin şampiyonuydu bir nevi. uefa'da elit teknik direktörler arasında yer alan, tek başına kazandığı başarılar tüm ülke tarihinden fazla olan bir adam tabi ki ders almaz ders verir. ya tekrara düşeceğim yine ama adamın kariyerini fm'de yapsa kendini peygamber ilan edecek adamlar gelmişler fi tarihindeki sözü üzerinden terim'e vuruyorlar. kanatlı damgası vurmak istemiyorum da saçmalığın lüzumu yok yahu.
  • 18
    kibrin ve egonun söze dönüşmüş halidir.

    terimin çok talihsiz demeçlerinden birisidir.

    anlamı "futbol dünyasında benim üzerimde isim yoktur, futbol ile ilgili de öğrenecek bir şeyim kalmadı"dır. bunun da adı özgüven filan değildir. zaten böyle olmadığı ikinci terim döneminde görülmüştür. en basitinden 1996'dan beri 1-0 öne geçtiği maçlarda takımı arkaya yaslamayıp tonlarca son dakika golünü yememeyi öğrenseydi iyi olurdu.

    onca başarısına karşın mütevaziliğini koruyan, kendini geliştirmeye her daim açık bir "imparator" daha şık olmaz mıydı galatasarayda?
  • 19
    vakti zamanında bizzat fatih terim tarafından tarihe gömülmüş söz.

    bu cümle terimin galatasaray'da ve milli takımdaki ikinci dönemlerinin başarısız olmasına yol açmıştır. aynı şekilde kendisinde uefa kupasını almasıyla başlayan güç zehirlenmesinin italya kariyeriyle doruk noktasına çıktığının dışa vurumu olarak da karşımıza çıkar.

    bu ders verip almama durumu onu 2000-2011 arasında euro 2008 gibi sürekli son dakikalarda gelen gergin ve stresli bir başarı dışında hiçbir şey elde edememesine neden olmuştur.

    bu sözün kişiliğine yansımaya başlayan etkisiyle fatih terim hem 2004'te son derece kötü geçen bir sezonda galatasarayla yollarını ayırmış, hem birinci fatih terim döneminde yaptıklarının tesadüf olduğu tartışmalarını başlatmış, hem de milli takımı 2005-2009 arasında medyayla, kamuoyuyla hiç durmadan tartışma yaşayarak son derece öfkeyle, yönettiği için durmadan antipati toplamıştır. ikinci galatasaray döneminde yaşadığı başarısızlığın üstüne 2005'teki isviçre maçı rövanşında hıncını alamayıp karıştığı olaylar da eklenince fatih terim çok farklı bir noktaya evrilmiştir toplumun gözünde.

    öyle ki herkes onu idman sahasından elinde sopayla yönetici kovalayan, futbolcularını döve döve adam etmeye çalışan, kimseyle geçinemeyen, astığı astık kestiği kestik, nobran biri olduğu algısına kapılmıştır bu yıllarda.

    nitekim terim 2010 dünya kupası elemelerinde feci şekilde başarısız olup da toplumun euro 2008 macerasının da şans ve tesadüf unsurlarıyla yakalandığı düşüncesine kapılmasına yol açınca ceketini alıp gitmeye karar verir. toplum bunu düşünüyordur çünkü, euro 2008'in hemen ardından aynı kadroyla ve aynı taktik anlayışla oynanan bu elemelerde avrupa üçüncüsü milli takım, belçika ve bosna-hersek'i geçememiştir.

    böylece 2000'den beri yolunda gitmeyen kariyerinde 9 yılı deviren terim için artık kenara çekilme ve yaşananların muhasebesini yapma vaktidir. iki yıl boyunca ortadan yok olur terim. adı sadece 2010 ekim'inde adnan polat'ın teklifini reddetmesi ve 2011 ocak'ında tt arena açılışına alınmamasıyla duyulur.

    2011'de galatasaray'da değişim başladığında galatasaray teknik direktörlüğü için fatih terim'in adı geçer. fakat camia ikiye bölünür. bir tarafta yeni başkan ünal aysal ve terim'i istemeyenler, diğer tarafta bu enkazı düzeltse düzeltse fatih terim düzeltir diyen "çare terim"ciler.

    aysal ve bir kısım galatasaray taraftarı terim'i istemiyordur. 9 yıl boyunca herkesle tartışan, sürekli en iyisini sadece ben bilirim diyen, agresif ve sahada alınan sonuçlarla yıllardır ciddi şekilde başarısız olan, medyayla durduk yerde kavga eden terim, onlara göre galatasaray'a gelmemelidir. onlara göre terim galatasaray'daki ilk döneminde farklı bir atmosferin olması nedeniyle başarılı olabilmiştir ve o atmosferin bitmesiyle kariyerinde hiçbir başarı kalmamıştır. mazallah zaten galatasaray dibe vurmuştur ve bir de terim'in agresifliği ile neden yaşayabileceği huzursuzluklarda ona kol kanat gerecek hali de yoktur. bu görüştekilere göre ne de olsa o ders almaz ders verirdi! zaten yeni başkan aysal da bu nedenle terim ile değil, danışmanı bülent tulunun da tavsiyesiyle eric gerets'le çalışmak istiyordur. kısacası bu grup kendilerine ikinci fatih terim dönemini baz almaktadır.

    diğer tarafta ise ali dürüst, abdürrahim albayrak ve terim'i isteyen taraftarlar bulunmaktadır. onlara göre galatasaray'ın başarılı olabilmesi ve yeniden ayağa kalkabilmesi için fatih terim'den başka çaresi yoktur. takımı toparlayabilecek tek kişinin dört sene üst üste şampiyon olan, uefa kupasını getiren imparator olabileceğini ve yalnızca onunla avrupa'da eski ihtişamlı günlere dönülebileceğini düşünürler. kısacası bu grup da kendilerine birinci fatih terim dönemini baz almaktadır.

    işte terim dönsün mü dönmesin mi, dönerse birinci dönemi gibi mi olur yoksa ikinci dönemi gibi mi olur tartışmaları arasında mazbatasını alan çiçeği burnundaki yeni yönetim, ilk toplantısını gerçekleştirir. toplantının ana gündem maddesi futbol takımının yeni hocasının kim olacağıdır.

    ünal aysal, özellikle bülent tulun ve abdurrahim albayrak'ın futbolla ilgilenmesini planlıyordu. bu yüzden tulun'a sportif direktörlük, albayrak'a da florya tesisleri'nde oyuncularla yakından ilgilenmesi için futbol şube sorumluluğu görevi verilecekti. fakat ali dürüst'ün yönetime ağırlığını koymasıyla aysal'ın futbolla ilgili projeleri değişti.

    dürüst, "futbolda iyi sonuçlar alamazsak sonumuz adnan polat gibi olur. takımı bu durumda sadece fatih terim toparlar." diyerek aysal'ı farklı düşünmeye yöneltti. böylece belki fatih terim florya'da yönetici görmek istemez diye asil listedeki albayrak, yedek listeye kaydırıldı. aysal, her yerde sportif direktörlük görevine getireceğini dile getirdiği tulun için de, "benim özel danışmanım olacak." diyerek futbol şubesi için terim'le görüşmeden kimseye söz vermemiş oldu.

    galatasaray'da karar verilmişti. ali dürüst, mete başol, celal gürcan ve abdürrahim albayrak'ın başını çektiği grup, bülent tulun'un grubuna karşı galip gelmiş, yeni teknik direktörün eric gerets değil, fatih terim olmasında fikir birliğine varılmıştı. aysal artık fatih terim ismine ikna olmuştu. şimdi yapılacak tek şey, aysal ve terim'i bir araya getirecek bir buluşma ayarlanmasındaydı. bu iş için devreye giren isim yine ikinci başkan ali dürüst oldu.

    dürüst, hemen orada telefonuna sarıldı ve fatih hoca'nın numarasını çevirdi. telefonu açıp alo diyen terim'e dürüst şöyle dedi: "hocam florya tesisleri'nde istediğin çalışma şartlarını hazırladık. 1996-2000 yılları arasında kazandığın başarıları bu dönemde yeniden tekrarla."

    yapılan bu telefon görüşmesinin ardından fatih terim'le daha önce iki dönem çalışan ali dürüst, seçimlerden sonra ilk randevuyu tecrübeli teknik adamdan aldı. kaderin cilvesine bakın ki, ünal aysal ve fatih terim'in görüşmesi, tüm galatasaraylılar için çok özel bir günde, uefa kupası'nın kazanıldığı gün olan 17 mayıs'ta olacaktı!

    17 mayıs 2011 günü ünal aysal, ali dürüst ve fatih terim hotel les ottomans’ta öğle yemeğinde bir araya geldi. o gün uefa kupası zaferinin on birinci yıl dönümüydü. ünal aysal söze “florya’nın sana ihtiyacı var. g.saray seni göreve çağırıyor hocam” diyerek başladı. daha sonra söze giren ali dürüst, “florya’da sorun çok. elimizdeki oyuncular kötü değil. güçlükleri göğüsleyecek bir lidere ihtiyacımız var. hep birlikte başarıya gitmeye mecburuz” diye konuştu.

    bu görüşmede ünal aysal, fatih terim'e kendisinin türk futbolunda yeni olarak nitelenebilecek bazı yaklaşımları olduğunu söyleyip bu yeni yaklaşımlar hakkında birtakım bilgilendirmeler yaparak hocanın nabzını yokladı. aysal tereddütlüydü. kendi yaklaşımları terim için alışkın olmadığı şeyler olabilirdi. ancak terim, aysal'ın özellikle kurumsallık konusundaki ısrarlarını çok büyük bir memnuniyetle karşıladığını belirtti. "benim galatasaray'a ikinci kez gelişimde kulüpteki sorunlar çoğunlukla kurumsallığın olmamasından kaynaklanıyordu. eğer ben bir ekip içerisinde çalışsaydım ve bu desteği görseydim çok daha başarılı olurdum" dedi. aysal da terim'e "size o günkü kulüp yapısını bilen biri olarak yürekten inanıyorum." karşılığını verdi. böylece ikili, galatasaray'ın sorunlarını analiz etmeye başladı.

    terim, takımla ilgili görüşleri sorulunca "sorun futbolcu sorunu değil. galatasaray ruhunu yeniden canlandırmak gerekli. kadro belirtildiği gibi kötü değil aksine iyi bir futbolcu topluluğu var. 2000’deki gibi bir takım yapacağız. başarıya güçlü bir orta sahayla gidilir. bu doğrultuda arda turan büyük silah" yanıtını verdi. galatasaray'ın bunca sorununun içinde adnan polat döneminden kalan bir arda turan'ın atletico madrid'e transfer olmak istemesi sorunu vardı. fakat bu durum şimdilik bir iki ay daha rafta bekleyecekti.

    aysal'ın çizdiği hatlara göre kurumsal yapıda bir ekip içinde çalışılacak, bir ekip halinde çalışılacak, herkes kendi pozisyonunun gereğini yapacak, karşılıklı konuşma ve fikir birliği ile en iyisini bulma hedefinde olacaklardı. fatih terim bu anlayışa da çok sıcak baktığını belirtti. aysal şaşırmıştı. karşısında bambaşka bir terim bulmuştu. çünkü aysal'ın o güne kadar terimle yüz yüze herhangi bir tanışıklığı yoktu ve kendisini sadece medyadan takip etmişti. aysal'ın kafasındaki fatih terim imajı o güne kadar "ben imparatorum, anahtarı alırım, kimseyi florya'ya sokmam, elimde bir sopayla herkesi kovalarım" şeklindeydi. oysa aysal karşısında uzlaşıcı, beraber çalışma arayışında olan, yardımlaşmayı seven bir insan görmüştü ve bu aysal için büyük sürpriz olmuştu.

    ikilinin anlaşmasına göre fatih terim'in çim sahanın içerisindeki hiçbir hareketine yönetim karışmayacaktı. ne altındaki insanlara talimat geçilecek, ne de oraya el uzatılacaktı. çim saha da, sorumluluğu da, başarısı da sadece terim'in kendisine ait olacaktı. ama çim sahaya ininceye kadar olan bütün çalışmalar ve kararlar bir ekibin işi olacaktı.

    görüşmede ünal aysal, fatih terim'e "johan elmander'in transferine nasıl bakıyorsunuz?" diye de sordu. çünkü adnan polat, isveçli golcüyle bonservissiz transfer edebilmek için görev başındayken prensipte anlaşmıştı. şimdi elmander, yeni yönetimden haber bekliyor, kendisine gelecek yanıta göre bir rota çizmek istiyordu. çok kısa sürede karar verilmesi gerekiyordu. fatih terim "bence sorun yok" cevabı vererek elmander'in gelişine yeşil ışık yakmıştı.

    neticede ünal aysal fatih terim'e üç yıllık bir sözleşme önerdi. 3.5 saatlik zirve sonrası terim iki gün süre istedi. g.saray kulübü başkanı ünal aysal da terim’e kendisinden 48 saat içinde mutlaka yanıt beklediğini, bir an önce florya’nın yeni patronunu açıklamak istediğini ifade etti. çıkışta zirve hakkında bilgi veren ali dürüst, “fatih hoca, 6 ay önce ailevi durumu nedeniyle türkiye’de çalışmayacağını açıklamıştı. ancak, bizim görüşmemiz olumlu geçti. bununla beraber henüz biten bir şey de yok. bu, üç galatasaraylı’nın galatasaray’ı konuşmasıdır. birlikte çok güzel bir galatasaray sohbeti gerçekleştirdik. fatih terim’e teklif yaptığımız doğru” dedi. dürüst temkinli konuşsa da prensipte anlaşma sağlanmıştı.

    o gün ntvspor'un uefa kupası özel yayınına telefonla bağlanan fatih terim, önemli açıklamalar yapmıştır. kendisine çok kritik bir soru yöneltilmiştir.

    soru "2004'te bir daha asla galatasaray da dahil türkiye'de takım çalıştırmayacağım demiştiniz. ama geri döneceğiniz konuşuluyor. sarı-kırmızılı kulüple anlaştınız mı?" olmuştur.

    fatih terim "imzalamadan bir şey diyemem ama konu galatasaray olunca gerisi teferruat. burası yuvamız. florya'ya galatasaray ruhunun gelmesi gerekir." yanıtını vermiştir.

    aynı akşam terim bu kez habertürk'te fatih altaylı'ya bağlanır. altaylı terim'e "ders almam ders veririm sözünüz çok tepki çekmişti. bununla ilgili ne söylersiniz?" diye sorar.

    terim bu soruya "biz de son dönem yanlışlarımızdan önemli dersler aldık, kendimizi düzelttik, alınacak dersleri aldık, inşallah onları daha güzel tarafa çevireceğiz" şeklinde cevaplamıştır.

    fakat aysal hala terim'e ikinci döneminden dolayı temkinli davranıyordu. olası bir sportif başarısızlığın önüne geçmek için son anda beklenmedik bir hamle gerçekleştirdi. o akşam, terim ve ekibinin takım planlaması ile ilgili yaptıkları toplantı, ünal aysal tarafından gönderilen bir yönetici tarafından bölündü. adı bugün bile hala bilinmeyen o yönetici fatih terim'e, aysal'ın 3 yıllık sözleşmenin işleyişinin 1+1+1 şeklinde olacağını ve tarafların her sezonun sonunda oturup durum değerlendirmesi yapacağını ve iki tarafın da bir sonraki sezona devam edip etmeme konusunda düşünmek için 15 günlük düşünme süresi hakkına sahip olacağının kendisine iletmesini istediğini anlattı.

    terim çok alınmıştı. sezon sonlarındaki kendi 15 günlük düşünme hakkını "1 saate indirin yeter" dedi. yıllar sonra aysal'ın bu şartı ile ilgili "daha birinci günden haysiyetim kırılmıştı. ama bir gün bile tek kelime söylemedim, hep sustum. çünkü galatasaray etiğine ve değerlerine olan bağlılığım susmamı gerektirirdi" diyecekti.

    19 mayıs 2011 akşamı fatih terim, aysal'ı arayarak teklifi kabul ettiğini açıkladı. böylece 7 ay önce adnan polat'ın teklifini ailevi sebepler gerekçesiyle geri çeviren terim, bu kez rekor bir oyla başkanlık koltuğuna oturan aysal'ın özel şartlar içeren teklifine 'evet' dedi.

    aynı günün akşamı, ünal aysal katıldığı yüzde yüz futbol programında "bugün 19.05 itibariyle sayın fatih terimle biz el sıkıştık. tam mutabakat sağladık. ikimiz de güçlerimizi galatasaray için birleştirme ve galatasaray'ın başarısı için elimizden gelen her şeyi yapma kararı aldık. bu yakın işbirliği yarın sabahtan itibaren başlayacak" diyerek galatasaray'da üçüncü fatih terim döneminin başladığını resmen duyurdu.

    aysal bu demecinde ayrıca "biz uzun vadeli bir iş birliğine çıkıyoruz. yani fatih terim gibi bir hoca ile kısa vadeli bir iş düşünmeniz hem ona hem de kulübe saygısızlık olur. zaten hiçbir çözümümüz kısa vadeli değil, bütün çözümlerimiz uzun vadeli ve buna en uygun profil bana terim'in profili olarak göründü. bu evvelden alınmış bir karar değil, çoktan beri düşündüğüm, tereddüt ettiğim ve yabancı hocalarla da mukayese ettiğim vakit bugün fatih terim hocanın en iyi aday olduğunu tespit ettim. kendisine iki gün önce teklifi götürdüm. konuştuk o da düşündü bende biraz düşündüm. aynı heyecanı paylaştığımızın farkına vardık. hocayla her konuda tam bir görüş birliğine vardığım için çok mutluyum bu akşam." sözlerini de kullandı.

    bu şekilde başladı üçüncü fatih terim dönemi işte. ve fatih terim boşta beklediği o iki yılda hatalarından ders aldığı için üçüncü döneminde başarılı olmuştur. fakat tabi ünal aysal'ın özellikle faruk süren'den sürekli birinci terim dönemi ile bilgi alması, transferi terim'e bırakmaması, özhan canaydın dönemindeki hatalardan özenle kaçınması nedeniyle üçüncü terim dönemi çok başarılı geçmiştir.

    hakikaten mesela hatalarından ders aldığını 12 mayıs 2012 fenerbahçe galatasaray maçından görebiliyorduk. o akşam kadıköy'e sonuç için giden, kontrollü ve sakin bir oyun oynayarak istediği 0-0'ı ve kupayı alan bir galatasaray görmüştük. ikinci terim dönemindeki terim olsa harala gürele takımı hücum ettirir, kontradan yediği ballı fener golleriyle kupayı fener'e bırakabilirdi. ama kariyerinde ilk defa beraberliği istediği bir maça çıkarak pragmatik ve doğru bir anlayışa gitti. üçüncü ve dördüncü döneminde buna benzer çok örnek vardır. bu sadece bir tanesi.

    dördüncü döneminde de iktidar eliyle bitirilmek istenen terim yuvası galatasaray'a sığındı ve birlikte ayağa kalktı hem o, hem galatasaray. fakat sanki üçüncü sezonunda 2003-04'e ışınlandı hoca ve takım. umarım tekrar hatalarından ders alır ve bizi ihya edersin sevgili fatih terim. seni çok sevdiğimizi sakın unutma.