• 1
    bu sınıfa girenlere seyirci demek daha doğru olabilir gerçi. bu tür insanlar tuttukları takımdan daima kayıtsız şartsız başarı beklerler. başarının gelmediği dönemlerde ise maçlara gitmeyi bırakırlar, "hangi takımı tutuyorsun?" diye soru sorulduğunda tuttukları takımı söylemeye utanırlar, hatta takım değiştirenler olur.*taraftarlık kavramını özümseyememiş insanlardır bunlar. taraftar olmak, klişe tabirle iyi gününde kötü gününde takımın yanında olabilmektir, tutulan takım tarihinin en başarısız dönemlerinden birini yaşıyor olsa bile sokaklarda gururla o renkleri taşıyan atkıyı boyna takıp gezebilmektir... galatasaray'ın 14 sene şampiyonluk göremediği bir dönemde galatasaraylı olmuş bir taraftarın 2000 yılındaki uefa kupası zaferinde* hissettiği yoğun duyguları asla hissedemeyecek olan, o duyguları asla anlayamayacak olan kişilerdir başarıya endeksli taraftar profiline dahil olan kişiler...
  • 4
    yönetimin bir numaralı etken olduğu profildir. sezon başında verilen iddaalı demeçler ve belirlenen hedeflerin tutmaması halinde başarıya endekslenmiş taraftarı kızdırır.tabi bu iddaalı demeçler bazen takımı motive edip taraftarla bütünleşmeye de sebep olduğunu gördük. mesela adnan polat'ın 20 45 demeci kozların bizim elimizde olmadığı dönemde verilmesi ve başarıya ulaşması.

    edit : imla
  • 5
    bu tip taraftarın galibiyetle sonuçlanan benfica maçından haberdar olup maçtan sonra kasım kasım kasıldıkları ; berabere biten ankaraspor türkiye kupası maçından ise haberdar olmadıkları ortaya çıkmıştır. tez boyunları vurula tipte taraftarlardır. taraftar mı! ne dedim ben ya! iyi gün dostundan taraftar olmaz. müşteri olur.
  • 7
    ya bunlar taraftar değilki, bunlar nba'deki zurna amerikalı seyirciler. bu tiplerin tutması gereken tek takım harlem! neden diyeceksin şimdi sözlükçüğüm, çünkü harlem hiç yenilmez ve dolayısıyla hiç başarısız olmaz. bunlar maçlarada gelmezler sözlük. gelmedikleri gibi televizyondan da izlemezler. izleseler bile sadece golleri izlerler. can sıkıcıdırlar, şiddete baş vurulasıdırlar. hayatlarında deplasman görmemişlerdir. taraftar olarak yapmadıkları seylerin listesi uzar gider. bunlar sonuç olarak taraftar değillerdir. hıncal uluç'un ve aziz yıldırım'ın istediği taraftar tipleridir. (yaklaşık olarak.) yani oturan, yiyen içen ve alışveriş yapan müşteriler. asla tezahürat olmasındır. bunlara halk arasında lavuk denir.
  • 15
    skora göre davranan anormal, menfaatçi taraftar modelidir.
    maça gitmez, gitmediği halde suçluluk duymaz, maça giderse 15. dakikadan sonra yapılamayan orta, hatalı pas ile oyuncusu yemeye başlar.
    görevin maça gitmek, yapılan orta, atılan şutu, yapılan hatayı alkışlamak.
    destek vermek senin görevin.
    15. dakika da ah, vah ooo sesleri çıkan her maçtan korkarım.
    bilirim ki o ses, eğlence sektorünün adamlarını bok eder, sorumluluk aldırmaz, aceleci davrandırır.
    oooo sesi rakibi kışkırtır, hakemi şahlandırır.
    gördün mü bak 90+ 5 te hakem ne yaptı?*
    yapar tabi sen sahip çıkmazsan her şeyi yapar.
    sen cebindeki paraya sahip çıkamayan, soyulan adam, şikeciler halen ligdeyse sebebi sensin kardeşim.
    ondan sonra 15. dakika da oooo sesi.
    suçlu sensin ama asıl suçlu sana eğitim, bilgi, görgü vermeyen yönetim burada da moderasyon.
    bu moderasyon aşkı bilemeyenlere aşkı öğretmek zorunda.
    sorunun sebeplerini aramak, arattırmak aşkı için proje üretmek gibi bir derdi olmayan bu moderasyon sessiz sakin modu ile takıma zarar veren bu yapıyı yıkmak ve devrim yapmak zorunda. galatasaray'ın kılı dahi kimsenin soytarılık yapacağı bir alan olmamalı.
    ben aşkı için çabalayan 100 taraftarı, aşkına bok atan başarıya endeksli taraftar yığını milyonlara tercih ederim.

    (bkz: şahlanmayan taraftar siktirsin gitsin )
  • 18
    bu taraftar profili bir sezon once butun kupalar alinmis olsa bile bir sonraki sezon bir kac mac kotu gidince onune gelenin istifasini ister. sonra istifa eden ya da kovulan kisilerin yerine gelenlerin de istifasini ister. sonra yine ister ve yine ister. bir kac yildiz isme toz kondurmaz ama geri kalan futbolcu, teknik direktor, yonetici farketmez canini okur! basari gelince bunu da kendinden falan bilir hatta. biraz da kotu gun taraftari ol desen futbolcularin aldigi paralardan falan dem vurur. ben takimin gelecegini kurtariyorum der! ne laf anlatilir ne sakinlestirilebilir.
  • 19
    endeks, endeksli kelimesi biraz sıkıntılı bir kelime.
    başlığı gördükten sonra biraz araştırdım ama maalesef doyurucu bir bilgiye ulaşamadım. ekonomik temelli bir kelime olduğu hakkında bilgi vardı ki, bunu zaten biliyordum. gördüğüm kadarıyla endeksli kelimesi "ayarlı, bağlı" anlamına geliyor.

    ancak ayarlı ve bağlı da bambaşka kelimeler. başarıya ayarlıysan, başarı için çalışırsın. başarıya bağlıysan, başarı yoksa bağın kopar ve gidersin. bambaşka anlamlar.
    kastedilen başarı varsa olan, başarı yoksa kaybolan taraftarsa, ben açıkçası etrafımda ve sözlükte bunları pek göremiyorum. çünkü başarısızlık durumunda sözlükte de, çevremde de yüzlerce fikir, yüzlerce tartışma görüyorum. ve bunlar çok önemli benim için. fikir beyan ediyor işte adam, sezon başı formasını falan da almış. bu adam bileklik almıyor diye "başarıya endeksli taraftar" ise, ne diyeyim ben size ?

    kötü gün taraftarlığı demek hamit altıntop 3 milyon euro'dan fazla para alırken, selçuk inan 3 milyon euro'dan fazla para alırken, sabri sarıoğlu önemli bir maç sonrası saçma sapan konuşmalar yapıp hala acayip paralar alırken bileklik almak ise, ben kötü gün taraftarı olamam. kusura bakmayın.

    ama takım kötüyken niye kötü olduğunu kendimce açıklamaya çalışıyorsam, takımın düzelteceğine inandığım fikirler üretmeye çabalıyorsam, işini iyi yapan sinan gibi, koray gibi, sneijder gibi, muslera gibi, carole gibi, podolski gibi adamları alkışlıyorsam ve destekliyorsam, olcan'ın bazen yeterli, bazen çok iyi, bazen yetersiz performansını gösterdiği mücadeleden dolayı alkışlıyorsam, bence ben kötü gün taraftarıyım.

    ya bu da sıkıntılı. kafamızda iyi kavramı var, kötü kavramı var, kötü gün taraftarı kavramı var, iyi gün taraftarı kavramı var, binlerce kavram var. ama bunlar soyut şeyler işte. somut değil. bana göre de ben kötü gün taraftarıyım, burada eleştirinin kralını yapıp koray'ı, sinan'ı, sneijder'i, muslera'yı alkışlayanlar kötü gün taraftarı.
  • 20
    başarılı ve büyük bir takimsan iki maçta astana'yi yenemiyorsan, mersin gibi daha lig başlamadan küme düşen takimi içerde yenemiyorsan, osmanlı gibi bir takıma içeride dışarıda mağlup oluyorsan ben sonuna kadar elestiririm. bursa ya da trabzon hatta beşiktaş taraftarı değilim ben tabi ki başarıya endeksli olacağım her sene. büyük takım olduğunu iddia et, her sene şampiyonluk hedefiyle lige başla sonra art arsa gelen mağlubiyetlerden sonra başarıya endeksli taraftar suçlu olsun.
    (bkz: 2015-2016 sezonu)

    benim için başarılar gelip geçmez asaletin bana yetmez. asalet başarı ile paraleldir bence.
    ama siz dk 80 de bu şekilde bağırmaya devam edin takım yenilirken.
  • 21
    yahu neden bunu hep tersinden düşünüyoruz.

    hamza'yla 3 kupa alındığında da bu takım yetersizdi, kötü oynuyordu, kalecisi sezonun en iyi oyuncusu falan seçilmişti. ama taraftarın çoğu bir şeyler yapılmazsa gelecek sezon bu takımın batacağını öngörüyordu. şimdi bu mu başarıya endeksli taraftar modeli, yoksa sırf kupalar geldi diye kafasını kuma gömen mi?
  • 25
    sıcakta, soğukta, karda, kışta, iyi günde, kötü günde, hasta hasta, işini erteleyerek, yarini ihmal ederek, sabah işe uykusuz giderek o stada her maç gelen...

    kombine, forma, "bileklik" alan... alışveriş deyince aklına ilk gsstore gelen...

    iyi günde sevinen, zor günde çok üzülen ama daha da seven...

    en kötü anında sarıyla kırmızıyı yanyana görünce herşeyi unutan...

    taraftar...

    başarıya değil, olsa olsa adamlığa, haysiyete, şerefe, onurlu mücadeleye endekslidir...

    yoksa, başarılar gelir geçer aslan...