• 1153
    yıkılacağını öğrendiğim zaman gözlerimi dolduran, 12 yaşındayken yurtdışına gitmek * zorunda olduğumdan ve öncesinde de izmir'de yaşadığımdan gidip galatasaray'ımı izleyemediğim eski çınar'ımız, mabed'imiz, kıymetli'miz. babama 2 senedir tek öfke duyduğum hareketi beni 1 kez bile olsun ali sami yen stadyumu'na götürmemesidir. küçükten aile ile istanbul'a gittiğimizde yanından arabayla geçerken suratımı cama dayayıp hüzünlü gözlerle baktığımı hatırlarım. *
  • 1155
    bir mahallede doğmuşsunuzdur, apartman dairesindesinizdir. herkesin evi sizinkine benzer, normal evdir işte. herhangi bir lüksü yoktur. herkesin annesi güzel şeyler pişirir, mutlaka herkesin evinde birçok kez bulunmuşsunuzdur. komşu çocuklarıyla oynamışsınızdır mütemadiyen sokağın ortasında. yoldan geçen bir araba bölmüş maçı, ya da işinden gelen bir amca karışmıştır maçınıza.. arabanın altında kalan topa uzanmak için asfalta yatmışsınızdır.. arkadaşlarınızla bir olup, diğer mahallenin çocuklarıyla kavga etmişsinizdir. eviniz bir evdir işte herkese, sizin ise yaş aldığınız, adam olmaya başladığınız bir mekandır. anne sevgisi gibidir aslında, herkes kendi annesini çok sever. daha iyisi yok diye mi? hayır. sever işte..

    işte orasıdır ali sami yen.. bataklıktır, tuvaleti kötüdür. ama sevmişsinizdir bir kere, orada adam olmuşsunuz, en güzel kavgaları orada etmişsinizdir..

    sonra an gelir, siz o mahalleden lüks bir siteye taşınırsınız. artık başka mahalle yoktur, sadece steril dünyadan arkadaşlarınız vardır.. orada anneler kolay kolay yemek pişirmez, dışarıdan söylersiniz. başka mahallenin çocukları yoktur. artık mahallenin bakkalı yoktur veresiye kola alacağınız, süpermarket vardır kasiyerlerin sizi tanımadığı.. bu site daha güzeldir, daha sıcaktır, daha büyüktür. ama siz orada büyümemişsinizdir bir kere..

    işte orası arenadır.

    adı başka, rengi başka, yolu başka..

    zamanı gelmişti gitmenin eyvallah da, kimse o zamanın kolay olacağını söylememişti zaten..
  • 1158
    ne zaman adını duysam aklıma şu olay gelir.

    sevgili eduardo,
    geçen gün carrefour’daydım. biliyorsun, orası san lorenzo kulübü’nün eski stadının bulunduğu yere inşa edilmişti. oraya, san lorenzo’da dört yıl arka arkaya gol kralı olan, çocukluk dönemimin kahramanı sanfilippo ile birlikte gittik. tencereler, tavalar, peynirler, asılı duran sucuklar arasında dolaşıyorduk. kasaya yaklaşmıştık ki, sanfilippo birden kollarını açarak bana şöyle dedi:
    “düşün ki, boca ile oynadığımız maçta roma’ya golü tam bu noktada atmıştım.”
    el arabasına tepeleme doldurduğu konserveleri, etleri, sebzeleri güçlükle taşıyan şişman bir kadının önüne geçerek konuşmaya devam etti:
    “futbol tarihine geçen en hızlı goldü o.”
    kornerden gelecek topu bekler gibiydi ve heyecanla o ânı anlatıyordu:
    “takımın gençlerinden 5 numaraya şöyle dedim: ‘düdük çalınır çalınmaz topu bana havadan gönder. hiç heyecanlanma, seni mahcup etmeyeceğim.’ ben yaşça ondan büyüktüm, çocuğun adı capdevilla’ydı. heyecanlanmıştı, beceremeyeceğinden korkuyordu.”
    sanfilippo mayonez şişelerinin olduğu yeri işaret ederek anlatmayı sürdürdü:
    “topu tam oraya yerleştirdi.”
    etraftaki müşteriler nefeslerini tutmuş, bizi izliyordu.
    “top defansın ortasında oynayan adamların arkasına düştü. hemen fırladım fakat biraz uzağa gitmişti. şu pirinç torbalarının durduğu yere, görüyor musun?”
    alt sıradaki rafı gösteriyordu. sonra yepyeni lacivert takım elbisesine, gıcır gıcır cilalı ayakkabılarına aldırış etmeden bir tavşan gibi fırladı. “…güm diye bir çaktım topa!”
    sol ayağıyla vurmuştu. otuz yıl önce kalenin bulunduğu, şimdi kasanın durduğu yöne doğru çevirdik bakışlarımızı… hepimiz topun kaleye girişini görür gibiydik. tam pillerin ve tıraş bıçaklarının dizili olduğu yerden girmişti.
    sanfilippo sevinçle kollarını havaya kaldırdı. müşteriler ve kasiyer kızlar coşkuyla alkışlıyordu. neredeyse hüngür hüngür ağlayacaktım. o zamanlar nene takma adıyla bilinen sanfilippo, 1962’deki golü yeniden atmıştı, sırf ben göreyim diye… osvaldo soriano
  • 1159
    bu klibi izlerken gözüm direk arka tarafa gitti. samiyeni gördüm. sanki 2 saniyeligine hiç yıkılmamıs gibiydi. birden umutlandım. yıkılmamıs lan iste ! dedim. nasil sevindim anlatamam. sadece 2 saniye ... hersey güzeldi be ..sonra anladım tabi.. tüm klip boyunca izledim samiyeni. özledik be.

    http://www.youtube.com/watch?v=7CzxoXlDBbY

    (bkz: seni yıkan dozerin a...)
  • 1161
    --- alıntı ---

    aslında öteki ali sami yen’in öyküsü olabilecek en kötü bir doğumla başlamıştı 20 aralık 1964’te. o gün orada türkiye’yle bulgaristan arasındaki ulusal maçı izlemeye gelen 30 binden fazla insanın bir bölümü çıkan izdiham nedeniyle yaralandı. hatta içlerinden birisi de öldü.

    hani vardır ya askerlikte bir yemek kazanı düşer de yere, o kazanı düşürenler değil de kazan ceza alır bilmem kaç küsür sene; hizmetten men cezası. öteki ali sami yen’in de başına aynısı geldi. hükümsüz bir ceza verildi ona. kapılarını insanlara, sahasını üzerinde yıllar yıllar sonra nice devi diz çöktürtecek futbolculara açmama cezası.

    cezanın nedeni, çıkan izdiham nedeniyle tribünün bir kısmının çökmesi, mühendislik olarak güvenli bulunmamasıydı. stadı hizmete sokma çabasındaki istanbul yöneticileriyle yapının “çürük” olduğu yolunda rapor vermek için çırpınan mühendisler arasında bir o yana savruldu ali sami yen. aylarca, hatta yıllarca.

    öksüz bir yapı olarak aylarca horlandı ali sami yen. hâkir görüldü. o günlerden kalma bir karikatür hatırlardadır hâlâ. göklerden ali sami yen bey, adını taşıyan öteki ali sami yen’e bakarak, “adımı çekiyorum bu stattan” der o karikatürde. işte o ıssız geçen ayları boyunca öksüzlüğünü sadece çiminde antrenman yapan galatasaraylı futbolcularla paylaşır ali sami yen.

    belki de istanbul’un tüm maç yükünü çeken mithatpaşa’nın o çamur deryasından korkan isviçre’nin fc sion yöneticileri “oynarlarsa futbolcularımız tetanoz olur” diye başka stad arayışını başlatmasa, neredeyse hiç doğmadan ölmüş olacaktı asy. 29 eylül 1965’teki galatasaray’la fc sion arasındaki o avrupa maçından (ilk gol, ilk avrupa zaferi) aylar sonra yine ıssızlığa terkedildi. sonra da sadece birkaç lig maçı için tribünlerdeki seyirci sayısının 20 bini geçmemesi şartıyla futbola açıldı ali sami yen.

    yani sözün kısası, ali sami yen’le galatasaray arasında neredeyse 1968-1969 sezonuna kadar fazladan duygusal bir bağ kurulmadı bu öksüz doğum nedeniyle. galatasaraylılar için mithatpaşa ne anlam ifade ediyorsa ali sami yen de bundan çok da öte bir anlam etmemiş oldu o dönemde. brian birch’le gelen üç yıl peşpeşe şampiyonluğun ilk ikisinde devredeydi ali sami yen. ama önce tadilat ardından da başka sorunlar yüzünden kapanması nedeniyle üçüncü yılında mithatpaşa’da taç giydi galatasaray.

    sonrası zaten bir öksüzün hikâyesi. stadsız ve şampiyonluksuz geçen bir dolu sene. 1980’in sonundaki altay maçıyla yeniden kapıları açıldığında da galatasaray’ın o sezonlarda ligdeki tatsız durumu nedeniyle bir yuvaya kavuşma etkisi yaratamamıştı ali sami yen. tâ ki 1982’ye kadar. o yıldan sonra her geçen sene futbolcuyla, teknik heyetle, yönetimle, taraftar ve stad arasındaki bağ daha da büyüdü. işte o yıllar gerçek ali sami yen efsanesinin doğmaya başladığı zamandır.

    ondan sonrası hikâyenin en bilinen bölümüdür. aradaki birkaç kırık sezon hariç neredeyse 1987’den 2002’ye kadar altın yıllarını yaşadı ali sami yen. ardından her yaşayan şeyin çembersel kaderi nedeniyle (bakınız yağmurdan önce’nin o müthiş cümlesine; “hayat bir çemberdir ama çember yuvarlak değildir”) sönmeye yüz tuttu o efsane. ve doğum sonrası yılların ıssızlığına gömüldü her geçen sezon. bu sezon da yaşamsal döngüsü tamamladı ali sami yen.

    --- alıntı ---

    (bkz: melih sabanoglu)
  • 1163
    birazdan şantiyesine gideceğim efsane.

    müdürüm ''git bak bakalım şantiyesine bize bir iş çıkabilir'' dedi. '' girişi arka taraftan galiba '' diye ekledi.

    içimden ''arka taraf ne amk eski açık lan orası'' dedim. cevap olarak ise ''tabi müdürüm bir bakayım iş var mı yok mu'' dedim.

    duygusallık had safhada. 1 saate sami yendeyim. var mı lan böyle bir şey. oralarda biraz takılayım da öğle vaktine orjin'de bir köfte yiyeyim.
  • 1174
    galatasaraylı bir çocuk olmanın en güzel yanlarından biri de, evi stada çok yakın olan bir galatasaraylı çocuk olmaktı. daha önce ayağımdaki problemden ve bunun bazı şeyleri kısıtlandırdığını ve bu kısıtlanan şeylerin en önemlisi futbol oynamamak olduğunu söylemiştim. bu acımı bir nebze olsun dindirmemi sağlayan yerdir ali sami yen. evim çok yakın olduğu için her maç günü ayrı bir heyecan sarardı beni, stattan sesler oldukça net gelirdi. ama o gelen basit bir sesten öte bir şeydi. umuttu, bir çocuğun ve onunla beraber binlercesinin, on binlercesinin, yüz binlercesinin umuduydu. sevinçti, hüzündü, savaşmaktı, bağırış, kızgınlık, öfke, çok sesliliğin içinde tek seslilik, çok sesliliğin içinde sessizlik ve bir sürü şey demekti o gelen sesti. ali samiyen demek her şey demek olmasa da çoğu şeydi. ama tabikide bunlar hepimizin az çok dile getirebildiği şeyler.

    o stadın sabahları halk için yürüyüş yeri olmasını sağlayan kişinin küçük bir çocuğa mutluluktan öte bir şey verdiğinden haberi yoktur ve büyük ihtimal olmayacaktır ama o her kimse ondan binlerce kez allah razı olsun. saat sabahın beş buçuğu gibi açılırdı stad (saat konusunda yanlışım varsa affola) . annem beni her sabah 5 gibi kaldırırdı. - bu bahsettiğim kalkma olayı o kadar uzun süre sürmüştü ki ben halen çoğu sabah erken kalkarım- benim çoğu zaman evde yalnız başıma oynadığım futbol topumu da alır apartmandaki hanım teyze grubuyla stada giderdik. o yaşta herhangi bir çocuk için o saatte kalkmak işkence olabilirdi ama benim için en büyük eğlenceydi. stada giderken içimden tek düşündüğüm şey bugün hangi oyuncunun kimliğine bürüneceğimdi. bazen hakan şükür, bazen jardel, bazen hasan şaş, bazen ümit karan ve bir sürü futbolcumuzun kimliğine bürünürdüm ama en çok hagi olurdum ben. zaten en çok da hagi'yi severdim. en büyük hayallerimden biriydi o statta fenerbahçe'ye karşı gol atmak ama o statta fenerbahçe formasıyla gol attığım tek kişi kaleye geçip hafif vurduğum topu bile bile yiyen hanım teyzelerden biri olmuştu. aslında o zamanlar bu bile büyük bir mutluluktu ama ne bileyim şimdi düşününce insanın içi burkulmuyor değil. işin en güzel yanı ise tabikide ali sami yen'in çimlerine uzanıp hayal kurmaktı, bazen gol atarken, bazen fatih terim teknik direktörlüğü bıraktan sonra gelen yeni teknik direktör olduğumu (2002- 2003 sezonuna tekabül ediyor bu hayal) , hatta bazen başkan olduğumu hayal ederdim. bunun için de çok çalışıp galatasaray lisesi'ni kazanmam gerektiğini düşünürdüm. düşünün o zaman nasıl gündemi takip ediyorsam bu liseli, liseli olmayan mevzusu bilinç altıma yerleşmiş. lise'yi kazanamadık gerçi başkan olacak kadar çok paramızda yoktu o zaman da bu zaman da ama o küçük halim kapitalist dünyadan uzak, hayal kurmak bedava o zamanlar. halen bedavada hayal kuramayacak kadar sorumluluk var haliyle.

    ben ilk küfürüde orada duymuştum. hagi'nin atıldığı olaylı gençlerbirliği maçıydı ilk gittiğim maç. taraftar bağırıyor, hakem bilmemney, hakem senin anneni falan. babam küfürleri duymayayım diye kulağımı kaparken aynı zamanda küfür etmesine o zaman anlam verememiştim ama şimdi aklıma gelince çok gülüyorum, her sene 5 maç sözü verirdi babam, avrupadaki durumumuza göre fazladan 1 maç hakkım olabilirdi ama bu güzel hakkıma inat avrupa maçlarında o dönemler pek başarılı olamamıştık, genelde büyük maçlara giderdim. skor ya da popülarite taraftarı olduğumdan değil sadece kombinesini bana veren babamın beni emanet edebileceği arkadaşları olduğu için. maça gidemesem bile takımı karşılamaya giderdim, cefakar taraftar sayılamazdım belki çünkü ne kadar yağmur yağsa, çamura batsam da evim yakındı ve o cefayı 5 dakika sonra üstümden atacaktım ama iyi bir ali sami yen taraftarıydım. 23 nisan gösterilerine izlemeye gittiğimizde stada zarar vermek için anlamsızca bir yerlere vuran fenerlilere kavga edip bayramda anlamsızca dayak yemişliğim bile vardır. hatta o kavgayı nonda'nın attığı 1-0 kazandığımız fenerbahçe maçı öncesi 23 nisan'da etmiştim. ve itiraf etmem gerekirse o törenin hemen bitmesini istemiştim çünkü bir kaç gün sonra maç vardı ve biz veletler galatasaray'ın o sezonki en önemli maçı öncesi zemini mahvediyorduk. o gün vicdanımın ve temiz dayak yememden dolayı (o çocukların çocuk bayramında ne işi vardı halen çözemedim, çocuk değil bildiğin 17- 18 yaşındaki gençlerdi resmen) suratımın sızlamasından dolayı tam olarak uyayamıştım.. çok hikaye var aslında böyle anlatılacak ali sami yen ile ilgili ama bunlar sadece bir kaçı anıların.

    babamın elinden tutup, maç günleri mcdonalds'a gitmeyi özlüyorum, çocuk menüsünden aldığım oyuncağı gişedeki güvenliğe vermemek için dil döken, güvenliğe bir oyuncağı vermemek için direten babamın o hallerini özlüyorum. karnımın tok olmasına rağmen köfte ekmekçilerinin oradan geçmeyi, karnımın tok olmasına rağmen babama köfte ekmek için ajitasyon yaptığım günleri özlüyorum, babamın arkadaşlarıyla maç hakkında konuşmayı, futbol bilgimin yüksek olduğunu bildikleri için bana soru sormalarını özlüyorum. sezgin abi'nin stadı turlamasını özlüyorum, stada girmeden önce kuponun o maçtan yatacağını bile bile kuponunun son maçını bana doldurtan kuzenimin kuponlarını özlüyorum, takımı karşılamayı, maça gidemesem de golleri evin bahçesinde oturup duymayı özlüyorum, kazanılan maçlardan sonra mecidiyeköy meydan'da takıma tezahürat etmeyi özlüyorum. otobüs stadın oradaki durakta dururken "ali sami yen" denildiğinde içimde hafif bir burukluk oluyor, moloz yığınlarını gördüğümde de olmuştu. seni çok özlüyorum be ali sami yen, çocukluğumun her güzelliğinin artık sadece anılarda kalmasından ve gelecekti çocuklarıma asla gösteremeyeceğimden dolayı belki de bu kadar özlüyorum seni ali sami yen.

    ha bu arada fifa 2003'te galatasaray maçlarında ali sami yen'i görünce evini arayan çocuk vardı ya, o bendim işte !
  • 1175
    http://www.torunlargyo.com.tr/ali-sami-yen.html

    yerine yapılan inşaat'ın fotoğrafları burada ama benim söylemek istediğim başka. babam inşaat mühendisi bana zamanında anlatmıştı. devlet arena'nın yapımı karşılığında burayı almıştı ki bu nereden bakarsanız bakın çok büyük kazık. yani bu kadar güzel arsa 1 milyar dolar civarı değer bulabilecekken biz neredeyse 50-60 milyon dolarlık bir inşaat'a karşılık vermiştik. daha sonra ise devlet'in torunlardan arsa karşılığında aldığı meblağ daha da komik. yaklaşık 150 milyon dolar ki size şöyle söyleyeyim orada yapılacak 20 daire bile karşılar bu parayı. yani burada tek mağdur olan galatasaray'dır ama gel gör ki halen stadımızı devletin yaptığı vurgulanıyor. gel gör ki bizim aslında karşılığını fersah fersah ödediğimiz stadımız halen devlet vurgusunu yiyor. ulan devlet bizi kazıklamış, halen çatı kullanımını vermiyor bize siz daha neyden bahsediyorsunuz, elinizi vicdanınıza koyun öyle düşünün biraz.

    not meblağlar konusunda hafif yanlışlıklar olabilir kusura bakmayın.

    ha bu arada ben spora siyaset mi karıştırmış oldum şimdi ?
App Store'dan indirin Google Play'den alın