• başlık normal olarak yıldönümünde hortlayınca direkt tümünü göster butonuna gitti elim. her entry'i okudum o güzel günlere döndüm. ve yine kendime nasıl olur da o uefa finaline bir şekilde gitmedim diye kızdım. beynime şıçayım aferdersiniz.
    13 yaşındaydım izmirde yaşıyorduk: o sezon kasım ayında bologna'yı eleyip 4.tura çıktıktan sonra zor bela annemleri ikna edip cine5 aldırmıştım. her maçı çok şükür rahat rahat izleyebildik evde ailecek, büyük heyecan ile. çoğu zaman da hınca hınç.
    o eşleşme sonrasında ise klasik bir şekilde ingilizlerin yan topların çok tehlikeli olduğu ve bizim bu konuda hastalığımız olduğu konusu medyada yazıldı çizildi.
    maç öncesi de bunu sürekli konuştuk, ve nedenini inanının hatırlamasam da biricik annem leeds her korner kazandığında tv karşısında bildiğiniz yere boylu boyunca yattı. ilk maçtaki bu totem işe yaradı. sonrasında tabii ki 20 nisanda da aynı taktiği uyguladı. bakke'nin kornerden gelen golüne engel olamasa da tur bizim oldu.
    ve rövanş sonrası finale çıktıktan sonra ilk lig maçı denizli ile içerdeydi. tam hatırlamıyorum tarihini. 2-2 beraber kalmıştık. golleri hagi ve marcio atmıştı. hagi bir penaltı kaçırmış, yusuf şimşek ise kendisini sezon sonu fenere getirecek futbolunu oynamıştı.
    bu maç sami yen'deki ilk maçımdı, hatta anne baba oğul olarak gittiğimiz tek maçtı. yeni açık alttaydık. aklımda ise şu tezahürat kaldı o günden;
    avrupada destan yazar bizim aslanlar
    rakipler duyunca adından korkar
    göklerde yıldızdır gönüllerde ay
    kupayı alacaksın galatasaray.

    ulan diken diken oldu tüyler yeminle.

    not: arsenal maçında da totem işe yaradı. iyi ki varsın annecim.
  • ilkokuldaydım. bi atkı almıştı annem, eski nostaljik atkılardan, üzerinde ali sami yen stadyumunun resmi olanlardan. okul bitmiş, akşam yemeği yenmiş, maç saatini bekliyorduk ailecek. sanki bayramdan önce bir akrabamızı bekliyoruz, sanki yılbaşı çekilişinde son rakama kaldık, son rakamda ikramiyeyi tutturcaz. ailecek hazırlanıp dışarı çıktık maçı izlemeye. nasıl stresliyiz ama. kimse konuşacak birşeyler bulamıyor. sivas'tan kuzenlerim de gelmiş, onlar tabi büyükler, takımların taktiklerini konuşuyorlar, ben sadece abi hakan şükür'e orta gelirse affetmez diyebiliyorum. hakikaten de öyle oluyor, hakan affetmiyor.

    ne günlerdi be. ailelerin en büyük heyecanıydık. komşuların birbirlerinde maçları izleyip kaynaşmalarını sağladık. belki de maç sırasında tanışıp evlenenler bile olmuştur.
  • (bkz: tarihte bugün)

    yaşım yetmediği için canlı tanıklık edemediğim maç.
    babamın metro marketten almış olduğu, 4 cd'den oluşan, unutulmaz maçlar isimli belgesel sayesinde özetini izleme fırsatı bulmuştum.

    hakan şükür'ün kafası, capone'nin arka direk golü, hep o golden önce hızlanan arka plan müziğiyle belirir zihnimde. müziksiz canlandıramıyorum.

    https://www.youtube.com/watch?v=uUZFkemCYjw
  • bu maç değil de bu maçın rövanşı çok gerilimliydi bana göre. ilk maçta alınan 2-0'lık galibiyet ve dahası 2 ingiliz vatandaşının ölmesi, rövanşta takımımıza ve teknik kadroya inanılmaz bir gerilim yaşatacaktı. özel timin yedek kulübesi çevresinde konuşlanması ve stattaki seyircinin nefret dolu bakışları ve sahaya yakınlığı vs unutulmaz.

    (bkz: 20 nisan 2000 leeds united galatasaray maçı)
  • galatasaray'ımızın kırmızı çorap-kırmızı şort-çubuklu forma, leeds united'ın ise tepeden tırnağa beyaz renk kreasyonu ile arz-ı endam ettiği mücadele. maçtan bir gece önce cimbombom'un erkekleri taksimlerde destan yazdı diye tezahüratı olan, kevin speight ve christopher loftus isimli iki ingilizin hayatını kaybedip birçok kişinin de yaralandığı malum olaylar yaşanmıştı.

    o günlerde ilkokul son sınıfa giden heyecanlı bir galatasaray taraftarı olarak heyecanla uyanmıştım maç sabahında. ancak haberlerde olayları görünce çok kafam basmasa da üzüntüyle beraber biraz hayal kırıklığı hissettiğimi hatırlıyorum. çünkü maçın oynanmaması, hatta galatasaray'ın turnuvadan ihraç edilmesi gibi über ihtimallerden bahsediyordu sabahın köründe yayınlanan sabah haberlerinde.

    o gün yoğun bir diploması trafiği yaşanmış, bir şekilde leeds united takımı da maça çıkmaya ikna olunca öğlene doğru maçın oynanması kesinleşmişti. 2 aralık 1998 galatasaray juventus maçı'ndan sonra müteveffa mabedin gördüğü en büyük güvenlik önlemleri alınmıştı. kapalının sol tarafında ise kocaman bir "no fear" pankartı vardı. şu meşhur kapalı tribün fotoğrafı da bu maçta çekilmişti.

    https://3.bp.blogspot.com/..._E/s280/GS-leeds.jpg

    saha içine gelirsek yoluna dolu dizgin devam eden bir galatasaray vardı. ligde üst üste dördüncü şampiyonluğa gidiyorduk. bir önceski sezon biraz statüye biraz da sen mames çamuruna takılmıştı. bu sezon artık avrupa kupasında şampiyonluk olmasa da dişe dokunur bir başarı beklentisi doruğa çıkmıştı. şampiyonlar ligi'nde milan-chelsea-herta berlin grubundan işler beklendiği gibi gitmese de son 2 maçta hatta son 1.5 maçtaki 7 gollük performansla uefa kupasına katılmaya hak kazanmıştık. üçüncü turda bologna, dördüncü turda borussia dortmund, çeyrek finalde de real mallorca'yı elemiştik. özellikle turnuvanın gizli favorilerinden mallorca'ya karşı deplasmanda alınan 4-1'lik galibiyet sonrası yavaş yavaş dikkatleri üzerine çekmeye başlamıştı galatasaray dış basında da...

    leeds united ise 1. turdan başlamıştı yolculuğuna. sırasıyla partizan, lokomotiv moskova, spartak moskova, roma, slavia prag'ı elemişlerdi. özellikle iç sahada dominant oyunuyla dikkat çekiyordu. 3 kere turu iç sahada aldığı galibiyetin farkıyla kazanmışlardı. bu sebepten bu maçın tur açısından önemi daha büyüktü. david o'leary yönetiminde bir arada oynadıkça büyüyen bir kadroları vardı. o sezon premier ligi 3. sırada bitirdiler. ertesi sezon şampiyonlar liginde yarı finale kadar çıkıp valencia'ya eleneceklerdi.

    maça gelince aslında iki takım da birbirini iyi çözmüştü. yine de galatasaray ilk yarıda attığı iki golle galibiyete ulaşmıştı. hakan şükür'ün attığı ilk gol borussia dortmund deplasmanında attığı golün neredeyse aynısıydı. tek farkı sol kanattan bindirme yapan arif'in ortasının bu sefer hakan'ın kafasına gelmesiydi. ikinci gol ise "arka direk" lakaplı capone'un imza gollerinden biriydi. nigel martin'in hagi'nin vurduğu ve direk dibinden çıkardığı füze, arif'in direk dibinden çıkan kafa vuruşu, ikinci yarının başlarında yanılmıyorsam kewell'ın bir an boş kalıp vurduğu ve taffarel'in kurtardığı top maçın akılda kalan diğer pozisyonlarıydı.

    maçtan sonra fatih terim "keşke o iki insan aramızda olsaydı ama biz bu maçı kaybetseydik" demişti. ingiiz kamuoyu leeds united yönetimini maça çıkmayı kabul ettikleri için biraz suçlamıştı. diğer yarı final maçında da arsenal'in avantajlı skoru almasıyla duble fırsatını kaçırdıklarından falan bahsediyorlardı. o ceddin dede nettin baba baba havası içinde fark edilmese de leeds united deplasmanına karşı çok da iyi bir skor değildi aldığımız. ancak orda almamız gerekeni bir şekilde alacaktık...

    ayrıca;
    (bkz: alman italyan ispanyol ingiliz hiç farketmez)
  • maçın tamamını nerden bulabileceğimi merak ettiğim maç. aynı zamanda finaldeki arsenal galibiyetimizden sonra uefa kupası yolundaki en önemli galibiyetimiz olarak gördüğüm maçtır.
    baştan sona tekrar izlemek isteyenler için de entry'i editleyeceğim bulabilirsem.

    edit: footballia.net sitesinde nerdeyse tüm güzel avrupa maçlarımız var bazıları yabancı spiker bazıları türkçe. yeni keşfettim. eğer daha güzel bir site varsa bildiğiniz mesaj atabilirsiniz.