• artık yavaş yavaş moduna girmemiz gereken hayati maç. şampiyonlar liginde yolumuza devam edebilmemiz için oynayacağımız 4 kritik maçtan ilki. öncelikle ilk 2 maçta gündemdeki konuların bize verdiği zararlar bu maçları kaybetmemizde büyük etken olmuştu diye düşünüyorum. 19 eylül 2012 manchester united galatasaray maçı öncesi yapılan " burak adam mı?", "selçuk nasıl oynamaz", "amrabat o kadar para eder mi?", fenerbahçe'ye neler oluyor?" gibi tartışmalar bizi takımımızdan çok uzaklaştırdı. bir de geçen seneden beri kazandığımızdan öyle bir rehavete kapılmışız ki, old trafford'da manu'ya karşı yapılan bir maçın bile ciddiyetine varamadık. bu maçtan sonra iyi oynamış olsak da sonuçta mağlup olmamızla içimizde beliren korku, orduspor'dan da yediğimiz darbeyle birleşince, üstüne alex fenerbahçe'den ayrılınca, 2 ekim 2012 galatasaray sporting braga maçı'nın havasına hiçbirimiz giremedik. teknik heyetimiz ve futbolcularımız da sonuçta aynı ülkede yaşıyorlar ve eminim hepimizin hissettiklerini onlar da hissettiler. aslında sahada yine o her zamanki fit, topa hakim, maçı isteyen, coşkulu ve agresif galatasaray vardı, ama 2011-2012 sezonu galatasaray'ıyla orduspor ve braga maçlarında oynayan galatasaray arasında ufak bir fark vardı. o da girilen pozisyonları değerlendirememek. belki galatasaray bu maçlarda geçen sene bu dönemlerde oynadığı maçlarda girdiğinden ortalama 5 kat daha fazla pozisyona giriyordu, ancak bir türlü bunları değerlendiremedi.

    7 aralık 2011 galatasaray fenerbahçe maçı'nı hatırlayın. o maç sezonun başından beri hiç görmediğimiz bir galatasaray karşımızdaydı. dakika başı gol pozisyonu buluyorduk ve bunları değerlendiremiyorduk. yalnız o gün arada şöyle bir fark vardı, stadyumdaki taraftar da, sahadaki futbolcu da, kenardaki teknik heyet de, kulübedeki yedek de, tv başındaki galatasaraylı da bu ezici oyundan keyif alıyor, o an golün gelmemesini kimse umursamıyordu. yıllarca o takıma ezilmiş galatasaray, standartlarının üstünde bir futbolla ezeli rakibini eziyordu. neyse sonra zaten goller güzel oyunun meyvesi olarak geldi ve kazandık. bu maç bize şunu gösterdi. bu bir tesadüf değil, başlangıçtı.

    yani demek istediğim şu. belki elmander'in sakatlıktan sonra toparlayamamış, felipe melo'nun formsuz, engin'in cezalı olması gibi etkenler birkaç maçı kaybetmemizi sağladı, ama şuan yaratılan ortamın sorumlusu tamamen bizleriz. 2010-2011 sezonu görmüş bir galatasaray'lıya braga ve manchester united maçlarının özetlerini gösterseniz skora rağmen mest olur, hatta yine o sezon takımının kendi sahasında manisaspor'a 2-0 yenildiğini gören bu galatasaraylı arkadaşa orduspor maçının özetini gösterseniz, elimizden geleni yapmışız, ama çok şanssızmışız der, yine oyundan memnuniyet duyardı. nereden geldiğimizi bilmemiz gerekir arkadaşlar. hepimiz takımımıza kırgınız ama lütfen bu takıma küsmeyelim, sırtımızı çevirmeyelim.

    maça az kaldı, sinerji çok önemlidir. isterse 22 ekim günü fenerbahçe alex'in oğlunu transfer etsin, 23 ekim sabahı abdullah avcı'nın teknik direktör belgesinin sahte olduğu ortaya çıksın, yine de bizim gündemimiz bu maç olmalı. oyunumuz güzel, pozisyon buluyoruz, ama gol kaçırıyoruz, geçen sene kaçırmıyorduk, bu sene kaçırıyoruz. bu kadar basit beyler, geriye kalan problemler aşılabilir. takımımız geçen seneki gibi skordan çok oyunu düşünürse, bunu yürekten başarırsa, biz taraftarlar da o havaya gireriz.

    gruplar belli olduğunda en çekindiğim ilk maç kendi sahamızdaki braga maçı, 2. maç deplasmandaki manchester united maçı'ydı. bunlar üstüste geldi ve kaybettik. o kadar şanslıyız ki, cluj braga'yı deplasmanda yendi ve şuan 2'sinin de 3'er puanı var. her zaman söylüyorum, biz cluj'u içeride dışarıda yeneriz. kimse medyanın gazına gelmesin. vaslui fenere yaslui diye dalga geçtiğimiz vaslui "fenerbahçe" gibi bir takım için ne kadar güçlüyse, cluj da "galatasaray" için o kadar güçlüdür. takıma küsen arkadaşlarım; takımınız önündeki 2 maçı kazanırsa, emin olun grup 2.'liğine yükselecek. daha sonra 2 tane alternatif geçecek eline. ya manchester united'ı arena'da yenip bu işi bitirecek, kazanmak için sistemini bozan braga'yı deplasmanda dağıtacak, ya da manchester united'a puan kaptırsa da portekizde braga'ya karşı aslanlar gibi oynarsa kazanacağını bilecek.

    son 1 aydır kötü bir dönem geçirdik, ancak asla hedeflerimizden uzaklaşmadık . sadece işler belki zorlaştı. yalnız şunu hatırlamalıyız; biz güvendiğimiz, inandığımız ve kenetlendiğimiz zaman, zoru çok severiz.
  • 35 yaşındayım; çoluğumu çocuğumu izmir'de bırakıp, maç sonrası sabaha karşı 05.00 te 11 saat aktarmalı otobüs yolculuğunu da göze alarak bu maça geliyorum. kutu kutu kullandığım antibiyotikler yüzünden neredeyse sesim çıkmıyor ama ben kalan son sesimi de armaya feda etmeye hazırım. o yüzden herkes lütfen şu takıma destek olsun. unutmayın bu takım bize hayal bile edemeyeceğimiz başarıları yaşattı. büyük galatasaray taraftarı; şimdi silkelenme zamanı...
  • bu akşam maça gidecek arkadaşlardan bir tek ricam var. maça gitmeden 3-2 milan ve 3-2 real madrid maçlarını izleyin, tribünlere kulak verin. real madrid maçının devre arasına takım 2-0 mağlup girerken "bizler inandık, siz de inanın." diye ali sami yen'in inletildiği unutulmasın!

    3-0 geriye düşsek de susmayalım. biz ne maçları çevirdik! ali sami yen'e kimleri gömdük? cluj kim?!
  • ankara'da, ordu'da, içerideki braga maçında da zemin mi kötüydü şeklinde baktığım maç. zemin bu kadar kötüyken yarım yamalak top sürmekten başka pek bi şey yapmayan emre çolak'ı sokuyorsun. penaltıyı melo'ya kullandırıyorsun, kornerlerin çoğunu paslaşarak kullanıp orta bile yapamadan bitiriyorsun, rakibin dan dun vururken bütün duran toplar sendeyken 1 saat 10 kişi oynuyorken sadece 1 tane gol atabiliyorsun. sadece şanssızlık mı? hiç sanmıyorum.
  • oynatılmasına bir türlü anlam veremediğim maç. maça 5 dakika kala yetişebildim stada. arkadaşım top sekmiyor olm dedi. pek bir şey anlamadım. sonra çözüldü olay. önce fena değildi de yağmur yağdıkça top sekmemeye başladı gibi bir durum söz konusun değil. futbolcular su balesi yaptılar. bu sahada futbol oynanmasına izin verilmesinin tek nedeni "reklam geliri." sekteye uğratılmak istenmiyor futbol endüstrisinden para kazanan babaların keyfileri. ve küçük insanlar, yani biz futbol seyircileri, birbirimizi yiyeduralım. o gün oraya yine yeniden binbir zorlukla giden taraftarın çektikleri yanlarına kalsın.

    drenaj problemiyle ilgili değer verdiğim tek açıklama stadın zemin işlerini yapan support in sports firmasının yönetim kurulu üyesi ilyas koval'a ait:

    "dün metrekareye 6 saat boyunca 250 mm/h yağış düştü. türk telekom arena'nın drenaj kapasitesi ise 150 mm/h. diğer yandan uefa standartlarına baktığımız zaman istenilen rakamın 100 mm/h olduğunu görebilirsiniz. dolayısıyla biz dün yaşanan olayı bir doğal afet olarak görüyoruz. eğer yağmur 15 dakika ara verseydi saha normale dönecekti ama aralıksız yağdı. yağmur maçtan sonra durdu ve saha düzeldi. bu yaşananlarda firmamızın ve galatasaray kulübünün hatası yok. çünkü dünyanın en büyük su tutma profillerinden biri de bu statta. drenaj sisteminin derinliği 65 cm; normalde ise rakam 40-45 cmlerde kalır."

    yani her şey kitabına uygun hatta daha tedbirlisi. hakikaten maçta da gördük ki yağış hiç kesilmeden yağdı. ben bunun üzerine çıkıp kulübümden kimseye laf etmem. tabii ki bu olayın da önüne geçilebilecek sistemler vardır. ama niye kurulmadı diye sağa sola saldırmak saçmalık. en basitinden kendi evinize bakın, prizlerin üzerinde çocuk koruması var mı? sizin olmasa bile gelen misafirin çocuğu olabilir. elini sokar da başına bir iş gelirse? ya da yangın tüpü var mı evinizde? ne olacak ufak bir yangın büyümeden kontrol edilemediği için itfaiye mi aranacak? ya hırsız alarmı? su basmasına karşı sensörler? doğalgaz bacasına ani tıkanma sonucu alternatif olacak bir hava akımı borusu? binanızın tepesinde paratoner?

    yazarlar hala taktik teknik hesapları peşinde. geçiniz bunları. kendilerine tarihten bir yaprak açalım: kupa galipleri kupası çeyrek final rövanş maçı (bkz: 18 mart 1992 galatasaray werder bremen maçı) rotariu'nun vurduğu topun karla kaplı zeminde kalenin önünde takılması ve elenmemiz. ardından werder bremen'in kupayı kazanması.
    maçın hikayesinin de bulunduğu video: http://alkislarlayasiyorum.com/...remen-eslesmesi-1992

    oldu bu. ve 2 gün önceki maçtan çok daha büyük, tarihimizin seyrini değiştirecek bir sonucu oldu.

    özet olarak vasat bir havada, vasat bir takıma karşı, vasat hakemlerle, vasat bir mentaliteyle, vasat taraftarlarla vasat bir maç oynandı. geride bıraktığımız 100'lerce maça birini daha etkiledik. tecrübemize bir puan daha kattık.

    sıkmayın canınızı. beklentilerinizi bu kadar yüksek tutmayın. ne kadar yüksekten düşerseniz canınız o kadar çok yanar. takımımızın daha çok ekmek yemesi lazım. bunu aklınızın bir kenarında tuttuğunuz sürece ilerisi için daha temiz bir görüşe sahip olabilirsiniz.
  • galatasaray – cluj : 1-1 oynandı bitti, saygısızca

    hani ortaçağ kaleleri vardır ya, etrafı sularla çevrili, sadece indirilen bir kapıyla içine girilebilen, suların içinde timsahlar yüzer falan. galatasaray dün bu kalelerden birini almaya çalıştı, olmadı. çok şükür ki, timsahlara yem olmadık.

    teknik, taktik falan filan gibi hiçbir şeyin geçerliliğini yitirdiği bir maç oynadı bitti, saygısızca. futbolculara, tribündekilere ve televizyon başında maçı izleyenlere saygısızca.

    yağmur, rüzgar, galibiyet alma gerekliliği bir takım üzerinde baskı oluşturamazsa başka bir baskı olamaz. dikkat ettinizse rakipten bahsetmedim. galatasaray son oynadığı gençlerbirliği maçı dışında rakibin baskısını görmedi pek. genellikle baskı yapıp rakibi kırmaya çalışan takımdı dün de, önceki maçlarda da. cevizleri de kıramadı bir türlü.

    galatasaray pas yaparak oynayan, rakibi ceza sahasına iten, hapseden bir takım. dün yine rakibi itti, hapsetti. gelgelelim pas yapamadı. nasıl yapsın ki, saha su içindeydi. aslında stada girerken anlamalıydık, bileklere kadar su içinden kapılara ulaştık. saha zemini de aynıydı. şimdi sorumlular, ihmali bulunanlar ortaya çıkarılacak. kimi çimler diyor, kimi drenaj onarılmadı diyor. bence gider tıkalıydı, lavabo aç kullanılsa iş çözülürdü. ben evde banyonun giderini böyle açıyorum, valla.
    yazın o sahada madonna konseri, akp kongresi, türkçe olimpiyatları yapıldı. zemine etkisi büyük elbette ama şampiyonluk kutlamaları sırasında sahaya dalaıp foto üstüne foto çektiren facebook taraftarı dallamalrın hiç suçu yok mu? beni en çok bunlar ilgilendiriyor. zemine zarar veren diğerleri galatasaraylı değil ki, bunlara sorarsan galatasaraylı. o gün galatasaray sözlük tayfasının bu dallamalara tepkisini görmüştüm, şimdi bu tepkiyi çok daha iyi anlıyorum.

    galatasaray bazı anlar dışında bu sahada nasıl oynanması gerekiyorsa öyle oynadı. topu santraforlarına doğru şişirdi, kenarlardan ortalar yaptı. çok önemli bir eksiklik dışında: kaleye olması gerektiğinden az şut attı. fatih hoca önemli bir hata yaptı daha ilk yarıda. şut atacak ve çıkana kadar en şut atan adamı hamit altıntop’u oyundan aldı. önemli bir hataydı bu. sanki hoca da ne yaptığını fark etmiş gibi ikinci yarı sabri’yi oyuna aldı. sabri kuvveti ve kaleye şut atma özelliği ile en akıllı oynayan adamlardan biri oldu. normalde sabri’nin şut atmasını istemeyiz ama dün tam yeri, tam zamanıydı.

    fatih hocanın hamit’i çıkarmasındaki hata yapmasını biraz daha açayım. hoca maçtan sonra taktik gereği burak’ı oyuna almak için hamit’i çıkardığını söylemiş. aslında topu ileri şişirmek zorunlu olduğunda bunu santraforlar gol atsın diye yapmazsınız. santraforlardan ya da rakipten dönen toplara sahip olup, kaleye vurmak için yaparsınız. bir nevi 45-50 metreden ver-kaç yaratmak için. oysa dün toplar zaman kaybetmeden ileri santraforlara kaldırıldı ve o toplar genelde 18 yayı üzerine düştü. ve fakat o toplara vuracak adamlar çok gerideydi. bir ara melo tamamen forvet gibi oynamaya başladı. ama işte forveti, ne forveti bildiğin santraforu üçlemek yerine 2 santraforun hemen arkasında bekleyip dönen topları beklemesi gerekirdi. selçuk zaten topu forvetlere ulaştırmak için daha geride kalmıştı. işte burada hocanın hamit’i çıkarmak yerine onu santraforların arkasına göndermesi gerekirdi.
    üçgen şeklinde bir forvet hattı bize çok daha fazla frikik kazandırırdı. eh, böyle bir sahada kazanılan frikikleri uzaklardan bile kaleye vuracak tek adam da hamit.

    dün akşam oynanan maçlarda ilginç sonuçlar alındı. manu 2-0 geriye düştüğü maçı 3-2 kazandı, barcelona 1-0 geriye düştüğü maçı 90+4’te 2-1 kazandı. büyük takım işte budur.

    büyük takım olmak istiyorsan, stoperin 90+’da 45 metreden kaleye şut atmayacak. büyük takım olmak istiyorsan, rakip kaleye yüklendiğinde santraforların sık sık rakip stoperlere faul yapmayacak. büyük takım olmak istiyorsan, ceza sahası köşesinden röveşataya kalkmayacaksın.

    ------pollyanna taraftar modu--------
    yine de galatasaray kalan 3 maçı da kazanıp gruptan çıkabilir. buna da dünyada kimse şaşırmaz.
    ------pollyanna taraftar modu--------

    gerçi benim yazılarım genelde zaten pollyanna mod oluyor. ama maçın bitiş düdüğünde, etrafımızda takımı alkışlayan sadece 5 kişi olmamız da çok tuhaftı yahu.
    *
  • 1-1 devam eden macin 88. dakikasinda, ilk yarida penalti kacirmis bir oyuncunun, ceza sahasinin caprazindan rovesatayla gol atmaya calistigi; kendi kalesine gol atmis futbolcunun da 90. dakikada 40 metreden sut cekmek suretiyle gol atmayi denedigi bir mac. hangi takim oldugu onemli degil. 1-1 devam eden kritik bir macta, bu bahsettigim iki oyuncu ayni takimdaysa, ortada bir ciddiyetsizlik var demektir.
  • futbol maci degil iq testi gibi bir seydi.

    test sonucu ortalama ustu iq'ya sahip oldugu anlasilanlar:
    - topun dibine girmeyi ilk kez akil edip hamit'e guzel bir sut pasi veren melo
    - topu tek vurusla kaleye göndermeye calisan forvetler
    - ikinci yari sol acikta zeminin guzel oldugunu fark edip en azindan orada bir seyler yapmaya calisan ve bir de asist yapan amrabat

    iq seviyesi ciddi suphe uyandiranlar:
    - balcigin icinde israrla topu ittire ittire surmeye calisan ve bunu birkac kez yapan emre colak
    - emre colak
    - muslera'ya akil dolu bir geri pas verip imkansiz golu cluj'a attirmaya calisan dany
    - emre colak
    - ikinci yari uzun toplar yerinde olsa da sol aciktaki firsati yeteri kadar degerlendirmeyen aceleci defans hatti
    - dany
    - kendi takiminin durumundan, sampiyonlar ligi deneyimimizden bihaber cluj icin iki macta da sikeriz sokariz diyen futbol heveskarlari (bkz: cfr cluj/#1074627)
    - dunyanin dört bir yaninda stadin ustu acik-kapali olsun, yagmur-kar demeden cillop gibi zeminlerde futbol oynanirken tek yagmurda cöken zemin ve drenaj sistemini yaratip bir de "ustu kapatilmaliydi :(" ya da "dogal afet oldu :(" diye aglayan g-e-r-i-z-e-k-a-l-i-l-a-r.

    nitekim, sinifta kaldigimiz bir test oldu.
  • mübarek ramazan ayinin vermi$ oldugu hu$u ile sol frame de gördügümde birden heyecan yaptigim müsabakadir.

    üzerinden 4 yil geçmi$ nerede ise ama dün gibi hatirlarim.

    güzel $ehir mekke'de izlemi$tik, tostçu mustafa abi'nin mekaninda. di$arda su içtigim için motoru bozmu$, tost'tan ba$ka bir $ey yiyemiyordum.

    ulen ne güzel günlerdi be. kabe'desin, yaninda sevdigin dostlarin, bir yandan sucuklu tost kiviriyosun ve cimbom u izliyosun. paha biçilmez bir ani olarak kalacak bende..
  • olay yeri mekke. sultans of europe garda$imla hacc ibadetimizi gerçekle$tirmek üzere kabedeyiz. henüz arafata çikmamiz, haci olmami$iz. sanirim kabe'den gelmi$tik, birden solugu tostçu mustafa abinin mekaninda aldik, zira maç izlenebilen 1-2 yerden bir tanesiydi. gol gelmiyor, gelmedikçe de bizde heyecan artiyordu.

    sonra burak çikti sahneye ve beraberlik golü geldi. beraberlik golü ile gayri ihtiyari sanirim bulundugumuz mekan ve haleti ruhiyye'nin hasebi ile birden "tekbiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiir" diye bagirdim.

    hadi ben sçtim, niye siviyonuz arkada$. ortamdan bulunan 50 ki$inin yarisi (belki daha fazladir) allah'u ekber diye bagirmasin mi? sonra tabi sarilmacalar, çak, çaklar falan, arada kaynadi gitti.

    i$te böyle yillar geçse bile kolay kolay unutulmayacak bir ani olarak kalacak bende.
  • taraftar sayısı hiç önemli değil, yeter ki adam gibi destek verilsin şu takıma 90 dakika... atarız, yeriz, ama netice ne olursa olsun, taraftar elinden geleni yapmış olmalı bana göre.

    maçtan etkilenip 52.000 kişinin melül melül sahaya bakması çok kötü bir şey, sonuçta takım kazansın diye tezahürat yapılmaz ki, tezahürat yapmış, 90 dakika boyunca takımı desteklemiş olmak için tezahürat yapılır bence...

    duygusal bir milletiz, bugün "aşkım" dediğine yarın "orospu" diyenler var, haliyle bunun türevi bir mentalite toplumun hemen hemen tümüne sıçramış, kazanıyorsan canım bir tanem, yeniliyorsan o suçlu, bu gitsin vs.

    yani diyeceğim o ki seyirci sayısından bağımsız olarak artık bu maçta da 10 dakika ortalık bayram yerine çevrilip 80 dakika susulacak, sadece arada sırada reislerin talimatı ile başlatılacak cılız bir "oley, oley, haydi haydi gol, bastır cimbom bastır cimbom kuluja da koy" falan denecek ise sorumlularını norveçli canilere havale ederim.
  • sergen yalçın attıkça atıyordu. sanki kalede aykut erçetin vardı. cluj köy takımıymış öğrendiğimize göre. rumen futbolunu kötüledikçe kötüledi. aradaki farkı banka cüzdanlarıyla ölçüyordu. ona bakarsan bir katar takımı her sene dünya şampiyonu olmalıydı. tanımasam bilmesem, beni de kandıracaktı. sergen'i çok severim, futboluna ve futbol bilgisine büyük saygım var. ne var ki seyredenleri yanlış yönlendirdi. ben biraz rotayı düzeltmeye çalışayım dedim.

    cluj, romanya'nın transilvanya bölgesinin ortaçağ izlerini hala taşıyan, budapeşte'ye yakın şirin bir işçi şehridir. demir yolları takımıdır. adana, ankara, haydarpaşa demirspor... gibi. transilvanya, belki bilmeyen çıkar, drakula'nın, namı diğer kazıklı vayvoda'nın takımıdır. yani yanlışlıkla bu gece kareografi diye osmanlı padişahını ata bindirip, tuna boylarına sürerlerse bizim kafatasçı, kımızcı tribün liderleri, haftaya kendimizi kazıkta görsek kimse kızmasın.

    aşağıladıkları romanya liginde son 10 senede 10 ayrı takım şampiyon olmuştur. sergen yalçın, imtihana çekiyor yanındakileri, romanya'dan takım say diyor. sen git o soruyu dereköy'ü geçer geçmez sor bakalım türkiye'den kaç takım tanıyorlar. şebeke, leşi paylaşmamak için ortak sayısını 2 ye indirdi türkiye'de. 5 sene sonra beşiktaş, trabzon gibi takımlar hiç kimsenin kuşkusu olmasın cluj kadar bile tanınmayacaklar.

    tesadüfen yakalandığım televizyonda konuşan sergen yalçın olmasa, inanın aklımdan bile geçmiyordu bir şeyler söylemek. koskoca sergen, cluj'dan hiç bir futbolcuyu tanımıyormuş. kendi söyledi zaten, fakiri kim tanır. çelsı'nın, mençıstır'ın barka'nın cepleri para dolu futbolcularının ayakkabı numaralarını bilen sergen cluj'dan kimseyi bilmiyormuş, bu yüzden galatasaray taraftarına anlatacağı fazla bir şeyi yok. ona göre galatasaray daha zengin olduğundan, fakiri yenmesi lazım.

    cluj demirspor'un takım savunmasında cadu adında bir portekizli var. yani sergen yalçın bey, senin sandığın gibi oynayanların hepsi rumen değil. çok teknik, topu oyuna sokan, dikine paslar atan, her serbest vuruşta gol koklayan, atan biri. bu gece gol atarsa sergen yalçın kızmasın. asimo'nun en dikkat edeceği adam bana göre. çok tehlikeli ve inanılmaz hızlı iki futbolcuları var. sugu ve bastos, milli maçta başımıza gelenleri bize bu gece tekrar yaşatabilir. cümbür cemaat saldırıya geçerken bu iki adam bizi yakabilir. son 1 aydır oynadığımız oyuna bakarsak, hoca oynattığı oyundan memnun. be demektir aynı oyunu sanki maçlar hiç birmemiş gibi oynayacağız. bu durumda ilk golü bizim yememiz, atma ihtimalimizden daha fazla. gol yersek kimse cluj'un yatacağını falan düşünmesin, en başta sergen usta. gelişigüzel programlanmış galatasaray'lı robotlar kaş yapayım derken göz çıkarabilir. bu iki adamın nefes sesini en çok duyan muslera olabilir. hiç beklemediğimiz bir tabelayla rezil kepaze olabiliriz, açıkçası ben korkuyorum. benim korkum cluj bizi yener korkusu değil, benim korkum son yılların en kötü futbolunu oynayan takımın oyunundan hoca'nın memnun olması ve oyundan taviz vermek istememesi.

    orta sahalarında kapetanos var. geçen yılın selçuk inan'ı. muhteşem bir orta saha performansı göstermiş, steau'dan transfer olmuştur. serbest vuruşlardan çok gol atar. sergen yalçın'ın böyle bir futbolcudan haberi olduğunu sanmıyorum. bizim robot kullanıcılarının da elbette. maçı seyredecek olanlar bu adamı dikkatle izlesinler. yaşı fazla olmasa, ben galatasaray'dan 5 futbolcu üstüne eşşek yükü para vererek takımda görmek isterdim.

    karamsar bir tablo çizdim gibi, farkındayım çocuklar. kendi oyuncu gurubumuza baktığımda, böyle bir takım 10-12 sene önce ali sami yen'e düşse, hezimetine iddiaya girerdim. birazdan arena'yı son durak yapmak üzere yollara çıkıyorum. tekrar ediyorum, hoca ters kolpa yapmıyorsa ki- yapar- aynı oyun kurgusuyla oynarsa duman ve rezil oluruz. yani top bizde kalsın, topla en çok dani ve asimo oynasın. yana, geriye risksiz paslarla kalede gol pozisyonu görmeyelim. golü futbol tanrısına bırakalım. adam eksiltemeyen, kendi kendine çalım atıp hatta adam fazlalaştıran amrabat'la, emre çolak'la oynayalım. muslera kendisine gelen her topu 7 dönüm tarlada, dağlara taşlara şişirsin. rakip hata yapsın, biz hata yapmayalım.(hocanın maç öncesi beyanı). yenilirsek kader maçı değil, futbol bu 3 ihtimalli, yenersek sus işareti. yenilirsek suçlu benim, nasıl olsa kimse bana laf bile söyleyemez, yenersek o zaman leş benim, ben yaptım.

    engin baytar ilk 11 oynayıp geberene kadar sahada kalırsa. eboue ve hamit dönüşümlü ileri çıkıp bir birlerini yedekleyebilirse. hakan balta gerekirse hiç ileri çıkmadan hem kendi bölgesinin emniyetini sağlayıp, hem ters kademeden savunma deliklerin kapatırsa. yan top, geriye top atmak yasaklanırsa, emre çolak denen adam oynamazsa bu maçı en az 3-0 kazanırız. bu yazdığım taktik, benim gibi futboldan bir şey anlamayan ortalama bir galatasaray taraftarı taktiğidir. grande en iyisini bilir. berabere kalırsak ben şaşırmam, yenersek de yarım balık golle yeneriz. gazamız mübarek olsun.
  • uefa kupasını kazandığımız sene kombineyle her maça gittim.

    benim tanrım hagi oldu, ali sami yen'de büyüdüm.

    5 senedir çeşitli sebeplerden (mazeret olamaz eyvallah) maça gitmedim.

    şampiyonlar ligi diyince kiminin aklına büyük takımlar gelir, benim aklıma çocukluğum geliyor.

    bugün elmander yükselip kafayı vurduğunda, melo korner direğinin önünde dansa başladığında orada olmalıyım dedim akşam seneler sonra maça gidiyorum!

    mümkünse yağmur yağsın, cluj'u gömelim istiyorum! artık bu psikolojik eşiği delip geçelim!
  • allah'tan puan kaybettik ya bu maçta da, tahmin ettiğim üzere sözlük kaynamış, sanırım bir tek malzemeciler laf yemedi şu ana kadar... böyle zamanlarda hiçbir şey okuyasım gelmiyor yemin ederim, herkes bir eli maşalı, bir hıncal uluç, bir futbol duayeni vs. bazen kabak tadı veriyor.

    yazıklar olsun.

    bir aydır galip gelemiyoruz, doğrudur. bu süre içerisinde takım çok iyi bir performans ortaya koyamadı, ala. fatih terim'in kafası biraz karışık, hiç sözüm yok. lakin şu anasını sattığımın maçında 1 aydan beri ilk defa tek kale oynadık, rakibin kaleye şutu yok, resmen ablukaya aldık, dahası, 1 aydır hiç böyle arzulu, istekli, canla başla oynamamıştık ama puan kaybettik ya yine, yine beraberlik ya, ah ulan skor taraftarı, ah sen var ya sen...

    zemin yahu zemin! bu kadar mı zor bunu idrak etmesi? lanet olası bir maçtı işte zemin yüzünden, %100 sorumlusu bu maçtaki puan kaybının, yoksa cidden 5 atardık bence. o ruhu, o isteği ben gördüm bu maçta ve kendi adıma ikna oldum. gören, duyan da bir puanı zor kurtardık zanneder. bu kadar teknik oyuncuyu toplamışsın, o leş gibi zeminden yine iyi üretkendiler, bank asya takımı mıyız ki adamlar bana mısın demesin? imkansız... tromsö örneği var yakından biliyoruz, daha ne maçlar var hava şartları yüzünden sekteye uğramış, sonucu değil oyunun kendisini etkilemiş.

    yağmurda ayakkabıma azıcık su kaçınca huzursuz olurum, yürüyüşüm değişir, biraz ıslanınca da ciddi bir rahatsızlık duyarım. açıkçası senede birkaç milyon euro verseniz de bu hislerim değişmez, performansım etkilenir. yani buna rağmen oyuncularımız bence çok güzel oynadılar, tüm aksiliklere rağmen hepsi galatasaray oyuncusu gibi oynadı belki de 1 aydan sonra, istisna yok, parantez yok, hepsini elbette fatih terim ile birlikte yürekten kutluyorum. penaltıyı keşke selçuk inan atsaydı ama olsun, şans bu... bazen olmuyor, şanssızlıklar üst üste geliyor, sen düzelsen bu sefer hava bozuyor. bir de semih kaya'nın olağanüstü performansı sevindirici.

    ben bu takımı seviyorum arkadaş, böylesine şanssız durumların doğrudan etkilediği maçlar yüzünden de kimsenin günahını alamam, biraz objektif olmak lazım. şu an bu maça dair bana göre eleştirilecek ciddi bir durum yok. dany öyleydi de, sabri neden girdi de, burak bencil de benim görüşüme göre bırakalım, yağmur daha az yağmış olsaydı şu an hala galibiyet sarhoşu idik belki de...

    2011 iğrenç bir yıldı, 2012'de devler ligindeyiz, yavaş yavaş da aşama kaydediyoruz bu ortada, bence harika bir şey. daha hızlı olamazdı.

    özetle; 2012-2013 sezonunda şampiyonlar liginde gruplardaki ilk puanımızı aldık, hayırlı uğurlu olsun, inşallah devamı da gelir...