• bu başlığı hortlatmak istemem ama gözüme takıldı şu foto ve bence taraftarlık, bağlılık hakkında derin anlamlar barındırıyor.

    http://i.hizliresim.com/xJ7z3Y.png

    siyahla işaretlediğim beyler,ronaldo'nun golünden sonra imrenircesine bakmayı geçmiş,neredeyse gole sevinecek durumdalar. soldaki zaten sırıtmayı aşmış,üstteki walter white kılıklı adam adeta gururla bakmış,sağdaki turunculu da "vay be ne koydu. "edasında.muhtemelen maçtan sonra da arkadaşlarına "yenildik ama olsun ooolooom ronaldo'yu gördük.real madrid'i izledik."diye övünmüşlerdir.

    kırmızıyla işaretlediğim yaşları benden muhtemelen baya baya küçük kardeşlerim .ya onlara ne demeli ? üzüntüden çökmüşler hem fiziken hem de zihnen. taraftar olmak ve aşık olmak,bağlanmak arasında gerçekten büyük farklar var.
  • galatasaray, her zaman büyük maçların takımı olmuştur. ve ne zaman başı sıkışsa kendisine gereken sonucu nerde olursa olsun alır. maçın ne kadar büyük olduğu önemli değildir, çünkü galatasaray daha da büyüktür.
    avrupa kupası maçları öncesinde çok buhranlı zamanlarımız oldu. en basitinden geçen seneye dönüp bakalım;

    evimizde manu'yu yendiğimiz maç* öncesi evimizde karabükspor'a 1-3 yenilmişiz. o maçtan sonra iyi yaygara kopmuştu mesela.
    karabükspor? manchester united?

    deplasmanda braga'yı yendiğimiz maçın* öncesinde evimizde gaziantepspor ile 1-1 berabere kalmışız. geçen sezon düşme adaylarından biri antep'ti. biz bu maçta berabere kalıp sonra gidip braga'yı deplasmanda yenip 2. tura yükseldik cl'de.

    deplasmanda schalke'yi destansı bir galibiyetle* yenmeden önceki maçımızda evimizde gençlerbirliği'ne 0-1 yenilmiştik. o maçta çok fazla pozisyon kaçırdık belki ama sonuçta 1-0 evimizde orta sıradaki bir takıma yenilmiştik ve şampiyonluk yarışını zora sokmuştuk o dönemler için. ama gel gör ki sonra çıkıp aslanlar gibi schalke'yi gelsenkirchen'e gömdük. bu da bizim özelliğimiz işte.

    daha eskilere gidelim; 26 şubat 2009 galatasaray bordeaux maçı'na mesela... zor maç öncesi evimizde kocaelispor'dan 5 yemiştik. skibbe gönderilmişti, kaptan gelmişti teknik direktörlüğe. maçı da kazanmamız gerek tur atlamamız için. ilk saniyelerde gol yememize rağmen son saniyelerde noktayı koyuyoruz maça, bir üst tura çıkıyoruz...

    daha da eskilere gidelim; mesela 2006-2007 sezonuna. 16 haftada 27 puan toplamışız ve 16. haftada da fenerbahçe'ye yenilmişiz. sonrasında liverpool maçı var, o sezon cl'de final oynayan takımlardan biriyle. 3-2 kazanmıştık ali sami yen'de.

    çok daha eskilere gidelim; ya da gerek yok...

    tam tarif edemeyeceğimiz bir çok zor zaman gördük. çok zorlu maça çıktık, çok zorlu gruptan çıktık. çok maç kazanmamız gerekti, çok kupa kazanmamız gerekti. hepsini kazandık...

    bu sefer de rakiplerimiz çok güçlü. "dünya'nın en iyi 10 takımı" sıralamasına girebilecek 2 ekip var grubumuzda. biz de oynadığımızda dünya'nın en iyi 10 takımından biri olabiliyoruz. maalesef bu 3 takımdan biri dışarıda kalacak. ölüm grubu'nun özelliği bu.
    biz de yine zorlu maçlarımız öncesi pek güzel sinyaller vermedik ama ben bugün* real madrid'i sahaya gömeceğimizi düşünüyorum. skor da 3-2...
    işimiz zor ama biz de galatasarayız!...

    taktik-teknik kısma gelirsek;
    tek forvet ve güçlü kanatlarla çıkmamız çok önemli. hem real'in kanatlarını daha az işler hale getirmek hem de kendi oyunumuzu oynayabilmemiz adına bu elzem.
    http://this11.com/boards/abFvMjZapo.jpg
    bu şekilde çıkmamız gerek. selçuk ve sneijder bazen oyun içinde çok fazla çakışıyorlar mevki olarak. o yüzden selçuk sağa yakın oynayacak, orda daha verimli. böylece hamit ve eboue ile daha rahat pas yapabilecek.
    melo da sola yakın oynayacak, sol beke yardım edebilecek.
    sneijder de sola yakın oynayacak, zira yeri orası zaten.
    bruma'nın oyuna katkısı amrabat'tan çok daha fazla, bence direkt 11 başlamalı. hatta real'in mevcut bek sorunundan faydalanabiliriz. ilk 15-20 dakikada bruma hızını ve yeteneğini kullanıp 1 gol atabilir ya da assist yapabilirse maç çok farklı bir hal alır.
    duruma göre amrabat, sabri veya burak girebilir oyuna.

    real madrid'i şu ana kadar 5 resmi karşılaşmada 3 kez yendik. ilkinin sonunda direkt süper kupa vardı zaten. çok önemliydi. ikincisi de önemliydi zira daha çeyrek final'in ilk maçıydı. ama 3. galibiyetimiz her ne kadar kan alsak da sonucu lehimize olmadığı için tam olarak anlam kazanamadı.
    yani maçlarda 3-2 öndeyiz ama sonuç olarak bakarsak real 2-1 önde. ha bizim o 1, 2 değerinde belki. zira hâlâ süper kupa'ları yok müzelerinde.
    ama artık bu sene intikam vakti. ilk maç tokatı vurursak grup çok ilginç bir hal alır. imparatorun da ancelotti ile ayrıca bir hesabı var zaten...

    "go west" açtım dinliyorum, mayıs 2000 günlerinden sıcak bir rüzgar esiyor...

    galatasaray!

    düzeltme: bir düzeltme yapma gereği duydum, real madrid 2002'de feyenoord'u 3-1 yenerek kazanmış süper kupa'yı. yanlış bilgi vermiş olmayayım.
    1-2 tane de imlâ hatası...
    düzeltme2: 26 şubat 2009.
  • ben kazanacagimizi dusunuyorum. neden? cunku galatasarayliyim amina koyim de ondan. ben hep kazanacagimizi dusunuyorum. yarin real madrid'i degil, dunya karmasini koy karsimiza kazaniriz derim ben. objektif degilim. hep bizim lehimize oynarim bahisi mesela. oyle yani. fakat objektif bakarsak galatasaray'in real madrid'den alacagi her puan grupta bir ust tur için inanilmaz onemli. burasi asikar. bu gruptaki esas mucadelenin juventus ile bizim aramizda olacagini gormek icin dahi olmaya gerek yok. bu maçta takilan bir real, 3 ve 4. haftalarda juventus'u hacamat etmek icin cikacaktir sahaya. muhakkak puan almamiz lazim. ama bence kazaniriz. niye? dedik ya; cunku ben galatasarayliyim amk!
  • üçüncü fatih terim dönemi'nin ilk iki sezonundaki o makine gibi takım olmadığımızın ayırdına biraz acı şekilde vardığımız maç. ilk yarısında fena oynamasak da altmışlı ve seksenli dakikalardaki, güç ve kalite farkının da etkisiyle yaşanan kopuşlar sonucu modern tarihimizin sami yen'deki chelsea maçı ile birlikte en farklı avrupa mağlubiyetini almıştık. "ne olduğunu anlamadan adamı beşlik yaparlar" tabiri hayat bulmuştur bu doksan dakikada.

    önceki iki sezonda gelen şampiyonluğun, hele de birkaç ay önce oynanan galatasaray are getting closer and closer maçının ardından büyük umutlarımız vardı doksan dakika öncesinde. biraz başlığın sözlükteki haliyle ilgili olacak ama schalke maçından önce başlattığımız, şimdilerde galatasaray sözlük sinerji ekibi olarak bilinen sol frame totemi olayının organize şekilde yapıldığı ilk maçtı. öyle de bir anısı vardır.

    tek krallık galatasaraylılık koreografisi vardı bir de. ali sami yen, arkasında silah kuşanmış şekilde fatih terim ve futbolcular, sağda solda aslanlar ve en önde kaçışan juventus ve real madrid formalı iki futbolcu vardı. üç boyutlu, kartonlu falan hem iddialı hem de teknik olarak gayet de üst düzey bir koreografiydi. skorun etkisiyle pek yüzüne bakılmadı hatta taşşak geçildi yer yer...

    o koreografi herşeye rağmen birkaç ay sonra karlı bir istanbul öğleden sonrasında gerçeğe dönüşecekti...

    (bkz: hadi güle güle juventus arrivederci)

    (bkz: tarihte bugün)
  • sanki bütün mesele sahaya çıkacak ilk on birmiş gibi çoğu kişinin kadroya odaklandığı maç. adam gibi oynadıktan, sahaya varımızı yokumuzu ortaya koyduktan sonra aslında o kadar da önemli değil bu konu ama maç mühim olunca 4-4-2 mi 4-2-3-1 mi ve çift forvet mi yoksa kanatlı tek forvet mi gibi sorular ön plana çıkıyor tabi.

    o yüzden işte bu da benim kadrom:

    ------------aykut----------

    bruma-yekta-emre-ufuk

    ------------kazım----------
    erman----------------sarp
    -------------yiğit-----------

    -----ali turan--------------
    ----------------culio--------

    not: ali turan second striker gibi.

    not 2: skor da 4-1. hatta goller burak (2), sneijder ve chedjou. onlarda da figo yazar bir tane... (bkz: at fava bekle)

    not 3: amk.
  • doğu alt tribünün pegasus tarafına yakın olan kısmından (110. blok) kombinem var. ankara'da yaşıyorum ancak iç sahadaki maçların hemen hemen hepsine gidip gelmeye çalışıyorum. kiralık kombineci veya bu maça özel bilet alıp gelmediğimi baştan söyleyeyim de arena'daki tribünün hemen hemen her halini görmüş olduğum anlaşılsın.

    sahadaki oyunla ilgili yazılacak her şey yazılmış. tekrar aynı şeyleri bahsetmek istemiyorum. kombinemin nereden olduğunu söyledim çünkü hem bütün stadın genel olarak verdiği reaksiyonlara hem de maç sırasında söylenecek besteler konusunda insiyatif alan pegasus'u takip edebiliyorum.

    koreografi çok, çok iyiydi. hazırlayan arkadaşlara hakkaten helal olsun. her ne kadar hepsi ultraslan adı altında toplansa ve bundan memnun olsa da, taraftarın genelinin hoşlanmadığı tayfa'nın aslında bu tarz çalışmalarda fazla bir görev almadığını biliyoruz. ağırlıklı olarak koreografileri üni'deki mühendislik ve mimarlık öğrencileri hazırlıyor.

    tekrar maçtaki tribün performansına dönersek... ilk 30 dakikada takımımızın oynadığı futbolun da etkisiyle tribün gayet iyi ve etkiliydi. top bizim ayağımızdayken daha önce takıma gol attırdığı görülen * besteler söylüyor, top madrid'in ayağına geçtiğinde ise inanılmaz bir ıslığa başlıyorduk. bu ıslık sırasında pegasus genel olarak beste söylemeye devam ediyor çünkü pegasus'taki tribün akışını yönlendiren insanların sette maça arkası dönük olduğu için sahada ne olup bittiğini fark edemiyorlar. yine de çoğunlukla ıslıklara katılıyorlar.

    sonra malum, ilk golü yedik. tribün performansı haliyle düştü ancak sıradan bir maçtakinden kötü değildi. ilk yarının nasıl bittiğini anlamadan ikinci yarı başladı. bizim tribünün kötü bir huyu var, stadımızdaki üst düzey fasiliteler yüzünden işte sosislisi olsun bilmem nesi olsun ki ben bu tarz şeylere uyuz olurum - uyuz oluyorsan doğu'da ne işin var lan da demeyin zira ultraslan'dan kombine almaya çalışanların halini gördük, ikinci yarının başladığını fark etmiyoruz bile. herkes oturuyor, bir hava olmuyor. özellikle geride kapattığımız ilk yarılardan sonra takımın morale ihtiyacı oluyor ama biz uyuyor oluyoruz o sırada. aynen böyle bir ikinci yarıya başladık sonra yemeye devam ettik.

    3. golden sonra yavaş yavaş tribünler boşalmaya başladı ki futbolda en nefret ettiğim şeylerden biri olabilir bu. düpedüz saygısızlıktır sahadakilere. evet son yarım saatte takım, acizliğinden yemedi o kadar golü, evet yeme sebebi olan konsantrasyon eksikliğini taraftara saygısızlık olarak da görebilirsiniz ama olmaz arkadaş, bırakıp nereye gidiyorsun lan takımı? o sırada pegasus ölüm varmış korku varmış'a döndü, diğer tribünler de sustu izledi. stadın boşaldığını görünce siktirin gidin şeklinde küfürler başladı ki ben de içimden söyledim aynı küfürleri hak veriyorum ama o küfürleri edenlerin birçoğu aslında stattan çıkanların 1-2 hafta önce protestolar yüzünden tartışma yaşadıkları insanlar olduklarını düşünüyorlar, sıkıntı o.

    artık iş iyice çığrından çıkınca pegasus sikerim maçını deyip beşiktaş'a sövmeye başladı. pegasus üst yuhaladı, orada da bir tartışma oldu. bütün stattan tepki gelince sustular zaten. öylece bitirdik.

    en ön sırada değil kombinem ama tribünün yarısı boşaldığında ben de en öne geçtim, bale'a küfrederek öç almaya çalıştım kendimce. napayım?

    not: bu arada yanımda oturan ve oyuncular ıslıklandığında falan çok kızdığını söyleyen dayı da bastı gitti 3. golden sonra. onun da aq.
  • er gazinosunda izlediğim son maçtır.
    hafta boyu maçı alacak mıyız mustafa abi diyerek peşimde dolaşan galatasaraylı asker kardeşlerim, 3-4'ten sonra takıma, fatih hocaya vs küfre vardılar. askerlik sürem boyunca hiçbirinin kalbini kırmayan ben belki duygu patlamasından, hababam sınıfının ahmeti gibi, taraftarlık dersi verip öyle aldım tezkeremi.
    (bkz: ulan gaassaray)
  • geçenlerde kuruma bir veli geldi. başkomisermiş kendisi. odadaki galatasaray flamasını görünce muhabbeti açıldı. bu maç esnasında istanbul'da çalışıyormuş ve bu maçta görevliymiş. madrid heyetine refakat etmeleri emredilmiş. madrid yöneticileri stada geldiğinde bizim yöneticiler bütün telefon ve elektronik eşyalarının alınmasını istiyor. madridlilerönce direnseler de mecbur kalıp eşyaları teslim ediyorlar. bizim veli yöneticilerin isteğiyle bütün toplanan elektronik eşyaları özel güvenliklere verip madrid kafilesiyle stada giriyor. ancak maç bittikten sonra madrid kafilesinden toplanan o elektronik aletlerin hiçbirini bulamıyorlar. veli, elektronik eşyaları güvenliklerin hiç ettiğini düşünüyor. madridliler önce olayı büyütmeye kalksa da bizim yöneticilerden birilerinin araya girip zarar tazmini teklif etmesiyle yatışıyorlar. zarar tazmini de istemeyip memnuniyetsizliklerini dile getirerek staddan ayrılıyorlar. olayı büyütmemelerinden ve kendilerine ne söylenirse yapmalarından ötürü "çok medeni adamlar" diye tabir ediyor velimiz adamları.

    olayın gerçekliği nedir bilmiyorum, durduk yere bir başkomiser yalan söyler mi onu da bilmiyorum ama bana anlatıldığı gibi buraya aktarmak istedim. bilgisi olan varsa yeşillendirsin, entryi güncelleyelim.
  • %98 ihtimalle bir kaza, bela, aksilik olmazsa gideceğim maç. bir arkadaşımın aracılığı ile 2 adet bilet edinmek üzereyim. kısmetse pegasus tribününden maçı izleyeceğim babamla birlikte.

    şu ana kadar stadta izlediğim hiçbir maçı, galatasaray kaybetmedi. ali sami yen'e ne zaman gitsem kazandık. babam ile izlediğim maçlarda ise en az 2 farklı üstün bitirdik.

    darısı real madrid'in başına.
  • heyecanı saatler geçtikçe daha şiddetli bir şekilde ve artarak hissedilen maçtır. altını çize çize yazıyorum, grupta bizde varız diyebilmek için bu maçtan puan veya puanlar çıkarıp kopenhag maçlarını sorunsuz atlatmalıyız ve en sonunda da juventus' a içerde yenilmemeliyiz. geçen sezon dakika 73' te " beş beş beş " diye bağırıyorduk, bu sene neden olmasın.

    dağ başını duman almış...
  • bu sezon hiç maç oynamamış dany ve riera yı oynatarak hocam yine kumar oynamakta. *
    burak'ı kesmeyerek beni hayal kırıklığına uğrattı. izlediğim vilarreal - madrid maçında madrid orta sahası dökülüyordu. keşke orta sahayı daha kalabalık tutsaydık. bruma girer diye düşünüyorum burak - bruma değişikliği olur gibi. gerçi şuda var kimi koycak başka hoca burak yerıne ? emre çolak'la amrabat'la mı başlasın yani oda haklı. umarım dany elimizde patlamaz.