• 77
    o gün, sabah uyandığımda içim buruktu biraz.
    galatasaray'ım büyük ihtimal ile şampiyonluğu kaptırmıştı diye düşünüyordum.
    daha ergenim tabi. hormonlar delirmiş, sağım solum belli olmuyor.

    neyse, maç saati yaklaşmaya başladığında babam maçı izlemeye gitmiş ben ise evde oturmaya karar vermiştim. o zamanlar lig tv yok evde, açtım spor sitelerinden canlı anlatımları öyle ekrana bakıyorum, oluşan pozisyonları okuyorum.

    galatasaray'ımız 3-0 öne geçmiş ama denizli maçı hala 0-0'dı.
    dakikalar geçtikce içimde bulunan umut çoğaldı ve heyecanlanmaya başlamıştım artık.
    ama aklıma durmadan fenerbahçe balı geliyordu ve korkuyordum. dualar okuya okuya artık son dakikalara girmiştik bir de ne göreyim? denizlispor: 1-0 :fenerbahçe.
    artık nasıl bir ses çıkardıysam, evde kim var kim yok doluşmuşlardı odaya. bana bir şey olduğunu sanmışlar.

    koşa koşa oturma odasına, tv'nin başına geçtim. trt1'de stadyum programı vardı. erdoğan arıkan sunuyordu o zamanlar. "ve galatasaray maçı bitiyor" dediğinde donmuştum. gözlerim ekranın sağ üst köşesinde yazan 1-0 kısmında takılı kalmıştı. "hakem denizli'de 16 dakika uzatma verdi" dediğnde ise yığılıp kalmıştım tv'nin karşısında. dakikalar geçmiyordu ve ben her saniye daha fazla titremeye başlıyordum. bembeyaz olmuştu suratım. annem su getiriyordu, ama nafile. kitlenmişti artık vücudum. tepki vermiyordu hiç bir şeye. fenerbahçe durumu 1-1'e getirmiş ve maç artık tek kale olarak oynanıyordu. "appiah ve direk" dedi erdoğan arıkan ve o an kalbimin durduğunu hissettim. evet hissettim. bildiğim tüm duaları okumuştum ve artık çaresiz bir şekilde maçın bitmesi için yalvarıyordum cenab-ı hak'a. ve o yazıyı görmüştüm sonunda, "şampiyon galatasaray" yazıyordu büyük ve sarı kırmızı şekilde. hiç utanmadan, sıkılmadan ağlamaya başlamıştım. babam geldi sonra, ona sarılıp ağladım, o ağladı ben ağladım, hakan şükür ağladı, ben ağladım. hasan şaş ağladı ben ağladım.

    kısacası hepimiz ağlamadık mı zaten o gün?
  • 78
    madem ara sıra özel günleri yazarak tüylerimizi diken diken ediyorsunuz bende yazayım.

    o sezon neredeyse bütün maçlara gitmişim. 1 hafta önceden amcam arıyor ''şampiyonluk maçına ben gideceğim. sen bilet bulmaya çalış. ücret sorun değil ben hallederim diyor.'' tabi sezon öncesi kombineyi amca almış beraber gideriz diye. ben lise öğrencisi. ulan aramasın diye dua ediyorum ama aramış işte. bilet ara tara ama bulmak zor tabi. neyse maça gitmemeyi kabullenmişim. içten içe şampiyonluğa inanıyorum ama adamlar kazanır diyorum. maç öncesi okulda son dersler muhabbet açılıyor arkadaşın biri rahat olun fener yenemez şampiyonuz diyor. o söyleyince şampiyon olmuş kadar seviniyorum içten içe aynısını düşünüyorum ama ya bi siktir lan diyorum arkadaşa. maç günü geliyor kafeye gitmişim. arkadaş markadaş kimse yok tanıdık. deplasman maçlarında aynı kafeye gittiğimden tanıdık birkaç abi var sadece. isimlerini bile bilmiyorum bazılarının. kafe ikiye ayrılmış. bir televizyon gs maçı diğer taraf fb. neyse maç öncesi klasik kafe sahibi konuşması küfürsüz kavgasız gürültüsüz olsun deniyor ve maçlar başlıyor. biz erkenden sıkıştırıyoruz ama kafalar hep arka taafa bakıyor. dakika 30 olmuş benim boyun ağrımaya başlıyor. o ara konfetiler falan biz görüyoruz tabi. ikinci yarılar aynı şekilde başlıyor ancak inanmaya başlıyoruz ulan 45 dakika topu kaleye sokamazlarsa iş bitecek falan diye. biz golleri atıyoruz sonra kafalar hep arkada dayan denizli modundayız. ulan dayanın yoksa küme düşeceksiniz falan. keçeli atıp denizli öne geçiyor biz ise kendimizden geçiyoruz. sandalyeler küfürler havada uçuşuyor. denizli atınca tanıdık abiler olay çıkar diye evlere doğru giderken ben kalmayı tercih ediyorum. fb yedikten sonra sözlü tartışmalar başlıyor o ara maç uzuyor tabi. skor 1-1 olup denizlinin kaybetse bile küme düşmeyeceğini öğrenince yıkılıyorum. appiahın pozisyonu hala gördüğümde gol olacakmış gibi kalbim çarpıyor. o pozisyondan sonra kafeden çıkıyorum. nereye gittiğimi bilmeden koş koş koş koş. sadece allah'ım sen büyüksün her şey ortada adaletini göster diye söyleniyorum kendi kendime. dakikalarca koşuyorum ve en son evin önüne gelmişim. içeri giriyorum eniştemler falan gelmiş trt1 açık. bitti mi? diyorum yok diyorlar. ama bu ne rahatlık. o an enişteme dalasım geliyor. ya atamazlar dediğinde bir rahatlık çöküyor üstüme. o ara tam hakan şükür hasan şaş derken bitti diyorlar ve şampiyon galatasaray yazısı. içimden ise sadece allah'ım sana şükürler olsun diyorum. o an herkesin adaleti şaşar allah'ın adaleti asla dedikleri sözden başka bir şey gelmiyor aklıma. ev kalabalık anne teyze tebrik ediyor ama bende sevinç yok. neden sevinemedim hala çözemiyorum ama düşündükçe aslında bekliyordum bunu diyorum. ve aynısı 12 mayıs 2012 işte play off zımbırtısı ve son maça kalan şampiyonluk. biz hak ettik ama buralara gelmemeliydi hepimiz hemfikiriz. ancak allah çektirdi çektirdi en sonunda adaletini gösterdi. o günde aynı şekilde eminim şampiyon olacağımıza ama dilde siktir lan olmaz kaybedeceğiz diyordum. biz galatasarayız galatasaraylıyız içimizde resmen yaşıyoruz inanıyoruz ama dilde söyleyemiyoruz. totem deyip geçelim işte. biz içimizde yaşamalıyız. bunu bu sezon çok çektik inönüye çıkıyoruz 3 atarız 5 atarız. karabük ile oynuyoruz havada karada geçeriz. bilmem kim deplasmanı oooo çok rahat geçeriz. şu an bile sürüyor bunlar. takım top oynamasa bile 3leriz 5leriz diyoruz ama kaybediyoruz sürekli. 14 mayıs 2006 içimizde yaşamamız gerektiğini gösterdi. dilin konuşmasın abi bırak fenerliler bik bik bik ötsün biz kendini beğenmişliği sevmeyiz. sevmemeliyiz bu tarih bunu gösterdi. bırak onlar konuşsun biz içimizde yaşayalım. zaten allah'ın adaleti o kadar büyük ki daha sonra sen içindekini dışarı çıkarıyorsun. hemde öyle bir zamanda çıkarmana izin veriyor ki daha iyi bir zamanlama olamaz.
  • 79
    kardeşlerim o günle ilgili anılarına değinmişler, müsadenizle ben de bir anımı paylaşmak istiyorum o günle alakalı.

    o zamanlar dershaneye gidiyordum malum üniversite sınavlarına hazırlık için. güneşli bir pazar günüydü. ders bitti ve dolmuşa bindim. doğduğum ve yaşadığım yerin küçük olması itibari ile * çoğu dolmuş şöförünü tanıyordum. şöförün hemen yanına oturdum ve şampiyonun kim olacağını konuşmaya başladık. bu muhabbet devam ederken akabinde yolun kenarına park edilmiş modifiye bir araç gördüm. tabir-i caizse gelin gibi süslenmişti. sarı-lacivert renklere bezemişlerdi aracı; bayraklar flamalar vs. muhabbet ettiğim şöför süslenmiş aracı gördükten sonra bana dönüp; "bu akşam şampiyon olamazlarsa o kadar emek boşa gidecek, baksana ne kadar güzel süslemiş arabayı" dedi. ben de tebessüm edip kısık bir sesle "keşke.." demekle yetindim.

    ne yalan söyleyeyim fenerbahçe'nin son maçta şampiyonluğu vereceğine inanmıyorduk, inanamıyorduk. son maç lan bu. son maçta şampiyonluk mu kaybedilir. bütün bir sezonun emeği sonuçta. kahırdan öldürür adamı. herneyse evde lig tv olmadığından dolayı maçı herhangi bir dizi açık olacak şekilde ekranın sağ üstünden takip ediyorduk babamla. galatasaray 1 derken 2, 3 olmuştu ama diğer maçtan hala ses seda yoktu. babam sürekli " yok yahu bizimkiler kazandı ama fener atar bi' tane şimdi diye söyleniyordu" kendi kendine; elleri heyecandan titriyorken. bense babam gibi düşünüyordum ve soğuk soğuk terliyordum sadece sağ üst köşeye kitlenmiş şekilde. biz bunun muhasebesini yaparken denizli'den gol haberi geldi ve baba-oğul havalara zıplamaya başladık. ta ki 16 dakika uzatma verilene kadar. babam arka balkona ben de ön balkona gidip oturdum karanlığa; dakikalar geçsin diye. ama ne hacet; saniyeler bile geçmek bilmiyor aslında.

    zaman durmuş gibiydi. koridorda gidip geliyordum için için dua ederken. babamsa avuçlarını göğe açmış dua ediyordu. televizyonun olduğu odaya girmek istemiyorduk ikimiz de.

    1-1 olduğu haberi geldi sonra oturma odasından. babam ve ben soğuk soğuk bakıyorduk birbirimize; "olmayacak bu iş, birazdan atarlar " gibisinden. konuşmadan tekrar balkonlara çekildik. dua ediyorduk sürekli. saniyeler dakikalara, dakikalar saatlere dönüşmüştü sanki. aklım, zihnim kapalı bir şekilde " aç baba artık şu spor kanallarını da ne olmuş öğrenelim " dedim sesimi yükselttiğimin farkına varmadan. babam elleri titreye titreye açtı televizyonu;

    "şampiyon galatasaray"
  • 81
    ne yıllardı be, hak adalet savaşçısı fenerbahçeli melekler belki de insanlık tarihinde çok az görülmüş bir tutum sergiliyordu, harbiden bu kadar büyük kitlelerin vicdan ve ahlak konusunda sınıfta kaldığı çok az zaman olmuştur tarihte, buda onlardan biriydi.

    ister beyinsiz desinler ister mal, ben kişisel gururu en üst seviyede biriyim aç gezerim en yakın arkadaşımdan 10 kuruş isteyemem o yıl şimdiki gibi asosyal değildik amk dershane okul şu bu derken hatırı sayılır çevre vardı bunların arasında tabiki fenerbahçeliler vardı ergen ve fenerbahçeli kafasının ürünü olan bi sürü yorum duyuyorduk tabi illa zoruna gidiyor insanın.o sezon ben inanmıyorum ki orda saidou hasan şaş oynuyordu, metin oktay sahadaydı onların ruhu ordaydı.

    o büyük gün harbiden inanmıyordum ben de adamlarda para var kadro var avantaj var var oğlu var, adana güneşliydi o gün adana ne zaman güneşli olsa güzel şeyler olurdu hoş adana hep sıcak hep güneşli ama o gün başka bi güneşliydi amk hissediyordum yani parklarda azer müslüm dinleye dinleye olmayan dertler ediniyorduk ama ilk defa kuşların cıvıltısını hissediyordum o sabah, ne ders dinleyebildik ne bişey kendimi bir an önce eve sonrada sokağa atmak istiyordum.arkadaşım vardı muro saf çocuktu ama sağlam cimbomluydu severim hala pek görüşemeyiz ama kalbimde her zaman yeri vardır.

    bazen olmadık kişilere hayranlık beslersin böyle nasıl diyeyim bir futbol maçı açarsın bi adamın tipi dikkatini çeker tüm kalbinle gol atmasını istersin bilmiyorum tanım da yapamıyorum değişik işler mesela bi kız görürsün aşık olmassın da delice bir hayranlık beslersin saygıyla karışık, muro da ümit karan hayranıydı tanırım muro çocukluğundan beri hagi jardel bi sürü yıldız geldi ama o ümit karanı değişmezdi belki ümit karan bile o halin ibilse güler geçer drogba geldi ama o hala ümit karanı seviyodur eminim yani.ümit karan ya öyle şekil bi tipi yoktu ne bileyim o kadar aşırı bi golcu de değildi ama seviyor işte ne yapalım.

    bazen seninle alakasız bir olayın hayatını değiştireceğine inanırsın, bi insan olur bi olay ama o olmayınca kendini üzersin, ben de o sabah bir adam gördüm sarı kırmızı pazar malı atkısı belki de eşi falan dikmiş o derece dandik bişey ama o adamı görünce sanki şampiyon olacağımıza inandım, değişik.arkadaşlar diyodu oğlum kötü olacak yenecekler bizi, fakirliği yaşayanlar bilir ilk başlar üzülürsün sonra gurur meselesi yaparsın sonra siklemezsin bile umrumda bile olmadı.

    bi kız vardı sarışın oda fanatik galatasaraylıydı baya zengin ailesi falan kendime dedim amk biz zaten fakiriz takımımız da fakir ama bu kız zordur kendi kendime gülümsedim maç saati yaklaştıkça akli dengeler de yavaştan gidiyordu.o sikik dershane belki hayatımı sikti, ama o kantinde yediğim poğaça bile anlamlıydı o gün ulan bir insana poğaça niye anlamlı gelir?geliyordu.hocalardada vardı bi panik ama hiç konuşmadık, sevmezlerdi zaten beni niye bilmiyorum halbuki o kadar da fena biri değildim artık eve gitme zamanı geliyordu.

    o kadar sevgiye dayalı bi ilişkimiz olmadı ama zora düşersem ilk babamın yanına giderim, iyi galatasaraylıdır cool kavramını türkiyeye getiren adam belki heyecan duymaz kolay kolay ama o gün benden beterdi, normalde küfür de ederdi ama asla evde küfür etmezdi bu akşam analarını sikecez oğlum dedi güven bana bu yaşıma geldim kolay kolay yanılmam.içimi garip bi huzur kapladı, ulan bu adamın futbolla alakası kahvehane falan amk ne kadar doğru tahmin edebilir ki?dediğim gibi mantık akıl terkedeli çok olmuştu.

    ben aşırı dua etmem, çocukca belki ama çocukken ne zaman dua etsem kabul olmazdı ben de hiç etmedim hala etmem ama o gün maça 1 saat kala deli gibi dualar ediyordum, karnıma bir ağrı girdi midem bulanıyor o heyecanın yarısını bir insan yaşatsın canımı vermessem benden ala orospu evladı yok.

    ondan sonrası mükemmel, mükemmel diye bişeyin varlığına inanmam o inansaydım o günü öyle nitelerdim.sokaklar kaynıyor adanada karnaval var ulan millet sıyırmış bağıran çağıranlar kalabalığa karıştım kendimi bir savaş kazanmış ordunun bi askeri gibi görüyordum, deli gibi bağırıyorduk

    bir baba hindi

    hey allahhhhh

    arabaya bindi

    hey allahhhhh

    fenerede bindi

    hey allahhhhhhhhh

    allah allah heyyy allahhh
  • 82
    lan gece vakti hortlattınız başlığı iyi mi. bende yazıyorum o zaman. okulunda son günleri malum mayıs. kütahya'ya az biraz güneş gelmiş havalar düzelmişti tüm gün dışarda öyle dolaştım sokaklarda pek kimse yoktu iyi hatırlıyorum akşamki fırtına öncesi sessizliğe nazire yaparcasına. akşamüstü yurda gittim arkadaşlarla kahveye gidelim mi tamam diye anlaştık. neyse girdik kahveye daha öncede hiç orda maç izlememişiz şimdi düşünüyorum ilginç. mekan iki katlı alt tarafı bize ayırmışlar üst tarafta onların ama öyle bir kalabalık var ki arkadaş zannedersin o kahve 500 kişi alıyor öyle kalabalıktı o gün. neyse biz dizildik yanyana televizyonun yanına bizim bayrağı asmışlar kocaman avrupa fatihi yazıyor üstünde ulan cimbom yap bi büyüklük diyorum içimden ama nafile son maç bu bırakmaz ibneler diyorum. zaten derbide fena tokatladılar bizi denizliye mi yenilecek diyorum. maç başlıyor 1-2-3 çok güzel gidiyoruz. her gol attığımızda tavana elimizle vurup üst kata gürültü yapıyoruz onlarda tık yok. neyse bizim maç bitti bitecek alt katta da fener maçını açıyor kahveci hayatımızın en uzun 16 dakikasını yaşıyoruz hep birlikte. çıt yok ölüm sessizliği. fener atıyor 1-1. iyice çöküyor tavan üstümüze nasıl gürültü bu sefer onlar. umudu kaybedenler çıkıyor tek tek atarlar birazdan bu iş bitti diyenler çıkıyor. hasan şaş ağlamış bişey mi koskoca adamlar dağ gibi salya sümüktüler o gece. kaç dakika oldu hatırlamıyorum yarım saat belki daha çok top sekti appiah vurdu.... aut oh derin bir nefes en derininden yeniden doğar gibi. bitti bu iş dedim. bitirdi hakem. kahveden çıkışımızla meydana koşmamız nasıldı tarif edemem hatırlamıyorum yüz kişi belki ellerinde bayraklar deli gibi bağırarak koşuyorduk sanırım. son kez söylermiş gibi en gırtlakları parçalarcasından hep beraber bağırdık. http://www.youtube.com/watch?v=qlzb_q3IEQQ
  • 85
    izmir,
    havasına, suyuna, kokusuna aşık olduğum. ama bir dönem iş değişikliği nedeniyle terketmek zorunda kaldığım güzel şehrim.
    işte 14 mayıs 2006 tam bu döneme denk gelmişti. benim için hayatımda silmek istediğim 1,5 yıllık bir dönemdir aslında. ancak 14 mayıs 2006 gibi tarihi bir olayı yaşamış olmam, bu durumu engelliyor.

    o gün uyandığımda içimde garip bir kıpırtı vardı. yer bursa! bulunduğum süre boyunca bu şehirde tek bir sağlam galatasaraylı arkadaşım olmadı. birilerini aramak ve akşam için maç programı yapmak istiyorum. ama yok!
    anasını satayım, tüm sevdiklerim, dostlarım izmir'de. uğurlu mekanlar, uğurlu arkadaşlar, totem ziyaretleri herşey izmir'de kaldı!
    kahvaltıdan sonra eşime " hadi çıkalım dolanalım biraz, sonra alışveriş yapar eve döneriz. akşam maç var" dedim.
    gözlerimin içine baktı, yanlız maç seyretmeyi sevmediğimi bildiği için, bende bu akşam seyredeyim senle maçı dedi.
    en son 6 sene önce uefa kupasını aldığımız zaman benimle maç seyretmişti. şaşırdım ama aynı zamanda çok sevindim. garip bir şekilde uğuruna inanıyordum.

    akşam eve geldik, nevaleler alınmış maç seyredilmeye başlanmıştı. biz skoru garanti altına aldığımızda artık kanal değiştirip denizli maçını seyretmeye başlamıştık.
    maç 1-0 olduğunda eşimle sımsıkı sarıldık. sakin ol bir tanem az kaldı diyordu bana.
    ama ne az kaldısı 16 dk uzamıştı maç. o dakikadan itibaren ben kendimi yerde buldum. yere oturmuş, poziyonlar oluştukça yumruklarımı yere vurmaya başlamıştım. bir süre sonra acı hissetmemeye başladım. sonradan farkettim ki durumumu gören eşim yanlarıma yastık takviyesi yapmıştı. (canım benim o durumda bile beni düşünüyor)

    maç 1-1 olduğunda kalp atışlarım hızlanmış, rengim solmuştu. eşim limonlu bir soda getirdi. (kız maç mı seyrediyor, beni mi anlamadım)
    direkten dönen top ile birlikte, "bitti bu iş, yukarıdakide bizi istiyor" diye bağırdım. gerçekten bitmişti.
    ben çılgınlar gibi bağırıyor, anlamsız hareketler yapıyordum. sonra eşime baktım. koltuğun köşesine oturmuş ağlıyordu.
    sevinçten ağladığı düşünerek yanına gittim. sarıldım, oda bana sımsıkı sarıldı. maç için yorum beklerken o vurucu cümleyi söyledi "senin için çok korktum, lütfen bana bunu yapma! bir maç için beni bu hayatta yanlız bırakma"

    yıllar geçti, belli maçlar dışında o moda girmiyorum. ama o önlemini almış durumda. maç öncesi sakinleştiriciyi çakıyor bana, leyla gibi seyrediyoruz önemli maçları!
  • 87
    87 de 14 yil sonra gelen sampiyonlugu hayal meyal hatirliyorum. sanirim galatasarayli olmamda en büyük etkenlerden bir tanesi idi.

    ama 2006 da gelen sampiyonluk bambaska idi. arkadasimin maçi telefon dan aktarmasi, maç bittiginde arabanin içinde yapayanliz olmam ve etrafimda sevincimi paylasabilecegim kimsenin olmasi ve sevinçten aglamam..

    hey gidi, ne günlerdi beya..

    ayriyeten allah kimseyi fenerli yapmasin!
  • 88
    hatırladığım şampiyonlukların açık ara en efsanesi.(evet sanırım geçen seneden daha efsaneydi) üç hafta öncesi fenerbahçe bizi 4-0 geçerken ilk 10 dk dışında maçın hiç bir anında etkili olamamış, ezeli rakibimizin oyunu domine etmesini engelleyememiştik. fenerbahçe'nin son sezonlardaki en güçlü kadrolarından biriydi, aurelio appiah ikilisi orta sahada güçlü ve uyumlu, alex tuncay anelka nobre ileri 4lüsü de çok etkiliydi. biz ise yerli oyuncularımızdan gerçek galatasaray efsaneleri olan hakan şükür ve hasan şaş'ın kulüpte yarattığı havayla mütevazi kadromuza rağmen ligi sonuna kadar getirmiş ve şampiyonluğu gerçekten çok istiyorduk.

    her neyse, bir pazar günü, aydın'da havalar baya ısınmış biz ise sanırım arkadaşlarla o haftasonu yurtta kalmıştık(fen lisesi yurdu). şampiyonluğa hiç bir inancım yoktu, hatta öyle ki fener denizli'de puan kaybetse bile bizim de kayseri'ye puan kaybedip şampiyonluğu yine de alamayacağımıza inanıyordum. arkadaşların çoğu maçı gidip bulvarda izlemeyi planlarken ben onlara katılmak istemedim, o moral bozukluğuyla dönüşün çok zor olacağını ve fenerlilerin kutlama yapmasına dayanabileceğimi düşünmüyordum. benimle beraber bir beşiktaşlı arkadaş da yurtta kalırken biz de sonradan dayanamayıp yurdun yakınındaki bir kahveye gittik.

    kahvede sadece fener maçı gösteriliyordu. biz de arkalarda bir yer bulup maçı izlemeye başladık. maç oldukça keyifsizdi, fener futbol olarak hiç bir varlık gösteremiyordu. o sırada galatasaray maçından erken gol haberi geldi. ama hala hiç umudum yoktu. fener ikinci yarı kendine gelir diyordum. ama ikinci yarıda da hiç bir şey değişmedi, denizli çok istekliydi. galatasaray maçı 2-0 a getirirken maç hala 0-0 dı. sonra mustafa keçeli'nin golü, 16 dakika uzatma ve kahvedeki tüm fenerli amcalar heyecanlı bir şekilde fenerin 2.golü atmasını beklerken ben en sonunda şampiyon olacağımız hissine ilk defa kapılmıştım. o sırada beşiktaşlı arkadaşım da bizim şampiyon olmamızı çok istiyordu hatta.

    her neyse evet bir şekilde dakikalar geçti, hakem maçı bitirdi, nasıl yaptıysam sakin bir şekilde kahveden çıktım ve ondan sonra deliler gibi koştuğumu zıpladığımı bağırdığımı hatırlıyorum. önce yurda koştuk, sonra fenerli arkadaşların odasına girdik canlarım hemen yataklarına girmiş uyuyo taklidi yapıyorlar, tabi ben durur muyum bunları kaldırıp önlerinde küçük bir şampiyonluk kutlaması yaptım. sonra lise son abilerimizin bulvarda kutlamalarda olduğunu duyunca hemen dolmuşa atlayıp bulvara geçtik. orada onları bir pikabın arkasında bulup tezahüratlarla tüm sesimizi kaybedene dek şampiyonluğu kutlamıştık.

    düşünüyorum, kesinlikle hayatımda en mutlu olduğum anlardan biriydi. ilic, necati, hasan kabze, sabri, song, tomas, mondragon ama en çok da hasan şaş ve hakan şükür, o şampiyonluğu galatasaray'a getiren inançlı, inatçı ve büyük yürekli galatasaraylı savaşçılar, hepinizden allah bin kere razı olsun.
  • 89
    bir çağrı merkezinde çalışıyorum o zaman. internet kapalı televizyon yok. sadece telefonun radyosu var. 3 kişiyiz. ikisi fenerbahçeli. bayraklarla formalarla gelmişler nöbete. benim ümidim var ama dillendiremiyorum. içten içe görürsünüz lan godikler, az daha sabır diyorum. nitekim bitmek bilmez o 16 dakikanın sonunda ofisi birbirine katan, sitleri deviren ağızlar dolusu küfürlerle titreyerek o bayraklarını onların ağzına sokan ben sabahında işsiz kalmıştım. benim için 14 mayıs hayatımın en unutulmaz orgazmını yaşadığım gündür.
  • 90
    hiç unutmayacağım birgün...

    beykozda eski kundura fabrikasında bir sinema filminin çekmi için görev yapıyordum...evden çıkarken anneme mfönün benim hala umudum var şarkısını hatırlatarak ayrıldım...
    gün geçmek bilmiyordu...o sıra bir arkadaşım şampiyon kim diye sordu kendisi kız bu arada bihaber futboldan...son maça kaldı dedim ve ekledim denizlinin berabere veya yenmesi lazım ki şampiyon olalım...
    akşam oldu çekimler bitti...servis otobüsüne bindim...radyo açık maçları dönüşümlü anlatıyorlar...galatasaray 3-0 kazandı haberiyle denizliye döndük...o sırada gelen gol haberiyle dua etmeye başladım...
    radyoyu bile duymuyordum...maçın 1-1 olduğu anda tempoyu arttırdım duaları peşpeşe okumaya başladım...maç bitti servis otobüsünden çılgınlar gibi bağırıyordum...'' şampiyon galatasaray ''

    ön taraftan hayatım boyunca unutmayacağım bir yorum geldi...''adam şampiyonluk için hatim indirdi''
  • 91
    çok galatasaray'lının hayatı boyunca unutamadığı o geceye kapalı tribünde şahit olmak benim için çok büyük şanstı.

    liseye gidiyordum o dönemler. arkadaşımın babası maça gitmeyeceği için kombinesi bana kalmıştı. o dönemlerde de en az bugünler kadar fanatik bir galatasaraylıydım. ama her nedense o gün içimde burukluk vardı, maça gidiyordum fakat yaşayacaklarımdan bihaber, içimde maalesef hiç heyecan yoktu. mecidiyeköy metrosundan herkes inleyerek 'şampiyon cimbomum' tezahüratları yapıyordu, herkes inanıyordu benim dışımda. içimde olan pesimist duygular o muhteşem gecenin öğlen saatlerini piç etmişti tam anlamıyla.

    açık söyleyeyim kayserispor ile oynadığımız maçı hatırlamıyorum bile, ilk 30 dakikası sıradan bir lig maçı gibiydi. özellikle 2. yarı başladığı zamanda kapalı tribününde arkamda oturan benden yaşca büyük bir insanın yüzündeydi gözüm. her 3 dakikada bir herkes maçı soruyordu ona. çevrede kulaklık takan tek renktaş o idi.

    zaman zaman tribünde gol sesleri geliyordu, inanın ilkinde çok pis yemiştim bu aldatıcı hareketi. kalbim ağzıma giriyordu sevincimden ama anında kursağımda bıraktılar 'gol yok beyler' diyerek. ardından bir kaç kez daha tekrarlandı bu olay.

    maçı ayakta izleyenler artık yavaş yavaş oturmaya, kulağında kulaklık olanların gözlerine bakmaya başlamıştı. maçı dinleyenlerin yüz ifadesinden resmen maçı görebiliyordum. derken o an geldi. denizlispor gerçekten golü atmıştı, o saniyeler neler yaşadığımı bir ben bilirim. o şekilde sevinci bi sabri'nin bordeaux'ya attığı golde birde arena'da 90+3'de beşiktaş'a attığımız golde yaşadım. tabi ki nonda'nın fener'e attığı golü unutmamalıyım. inanılmaz bir şeydi. kaç kişiye sarıldım hatırlamıyorum ama herkes yerlerini kaybetmişti o sırada. herkes birbirine sarılıyordu. tek bir haber ile koca bir sezonun şampiyonu olmuştuk. uzayacak dakikalardan bihaber şampiyonuz sanıyorduk. fenerbahçe kalan 2-3 dakikada 2 gol atamayacağı için biz artık şampiyonduk.

    resmen ağladım o anda sözlük. bildiğin ağladım. koltuğa oturdum hıçkıra hıçkıra ağladım o sırada. galatasaray maçının bitişini dahi göremedim.

    derken haber geldi... fenerbahçe maçında uzatmalar bir hayli fazlaydı. fenerbahçe golü bulmuştu. buz gibi sessizlik. 'allahım' diyordum 'kaldıramam; bana bunları yaşatma. gerçekten bünyem buradan şampiyonluğu kaybetmeyi kaldıramaz.' diyordum. bildiğim 2-3 tane duayı döndürüp döndürüp hızlı hızlı okuyordum.

    fenerbahçe'nin şutu direkten döndü denildiğinde umudum azalmıştı, pesimist duygular yine sarmıştı her tarafımı. 2yok,bitti, fenerbahçe atacak ikinci golü herhalde' diyordum. bu sefer hüzünden ağlayacaktım neredeyse, kalbim nasıl atıyordu bir ben bilirim.

    ve o bitiş anı... inanılmazdı. o an sebebsizce benim aylarca yolda sırıtarak yürümemi sağlamıştı. şampiyonluğu ellerinden alıyorduk. 10 derbi arka arkaya kazanmak gibi bir değerdi o an benim için.

    bize o güzel günleri yaşattığın için teşekkürler galatasaray, teşekkürler fenerbahçe, teşekkürler denizlispor.

    -kapalı saat kaç saat?
    -yirmikırkbeşşşşşş
  • 94
    askeri lisedeyiz, 3. yılımız ve 2 yıl fenerbahçe şampiyon olmuş, son şampiyonluğumuzdan da 4 yıl geçmiş. ilk yıl babalara gelmiş takım, ikinci yıl 3. olmuşuz 76 puanla.
    o yıl da belki de 20 hafta kaybetmemiş bir fenerbahçe var. alex ceza yayı çevresinde tökezlese bile faul çalınıyor, frikikler gol oluyor, elle kolla goller atılıyor.
    bizde de parasızlık almış yürümüş, futbolcular idmana çıkmadı haberleri.
    işte 30. haftaya doğru manisa deplasmanında 5 yiyor fener, o ara bir liderliği alıyoruz ama kadıköy'de ilk dakikalarda kaçırdığımız gollerin hemen ardından yediğimiz gol, 4-0'lık hezimeti getiriyor.

    nitekim son hafta, uğursuz ağzımı açıp nazar da değdirmek istemiyorum. 220 kişi dönemden belki de 180 kişi kadarı gazinoya toplanmış, fenerbahçe maçı izleniyor. ilk yarı ayıla bayıla izliyorum. bir arkadaş geliyor, o sezonun siyah formasını giymiş, "oğlum niye forma giydin lan" diyorum korkudan, "korkma şampiyonuz" diyor. benim elim ayağım buz kesmişken rahatlığına imreniyorum. ilk yarı bitiyor, ben de kendimi kısımlara atıyorum. maçla ilgili hiçbir şey düşünmeyip volta atmaya başlıyorum, zaman geçmek bilmiyor. belki de yarım saat aynı şekilde dolanıyorum ve gazinodan büyük bir gürültü geliyor, yıkılıyorum resmen. kısımda etrafa küfürler etmeye başlıyorum.

    kapıdan çıkıyorum, gazinodan koridora küfrede küfrede çıkan birini görüyorum. "hangi takımlıydı bu" diyorum, fanatik fenerli olduğu geç aklıma geliyor, aklım durmuş. normalde hangi takımlı olduğunu iyi bilirim.
    dizlerimin bağı çözülüyor, gazinoya koşuyorum. son dakikalara girilmiş, ilk gördüğüm adamı sarsıyorum yakalarından, "kaç dakika uzadı ulan" diyorum, "6-7 galiba" diyor. kimisi bitti bitecek diyor, kimisi 17 diyor, derken gol oluyor kendimi kaybetmek üzereyken dışarı atıyorum kendimi.

    çarşıdan geldiğim için resmi kıyafet var üzerimde, ceket, şapka vs. başlıyorum yine dolaşmaya, kah yere çöküyor kah duvarlara baka baka yürüyorum. dakikalar geçmek bilmiyor, hiç ses de çıkmıyor.
    ve en sonunda müthiş bir gürültü kopuyor, millet dışarı çıkmaya başlıyor. çıkıyorlar da hangi takımlılar çıkıyor? herkes tek tip devre eşofmanı giymiş. en alt katta hazırlıklar, üstünde 1'ler var, sonra bizimkiler. yani tanımadığım insanlar çıkıyor ve alt sınıflar forma vs giyemediği için kimin şampiyon olduğunu da bilmiyorum. çok korkuyorum, sevinmeye çıkan fenerlilerin arasında kalmış olabilmekten.

    bir hazırlığı tutup örselediğimi hatırlıyorum, hangi takımlısın ulan konuş diyorm ağzı diline dolanıyor. "kim şampiyon ulan söylesene" diyorum, "galatasaray ağbi" diyor.
    sonrasını zaten anlatamam, hepiniz aynı duyguları yaşadınız. ama o şampiyonluğun sevincini bir daha yaşayabileceğimi sanmıyorum. 26 yaşındayım, bir 26 yıl daha yaşasam o ana eşdeğer bir sevinç yaşayacağıma inanmam.
  • 95
    o zamanlar 16 yaşındayım ağabeyim maç için biletleri aldı gidelim sonuna kadar savaşan takıma destek verelim şampiyonluk gitse de bu futbolcular bunları hakkediyor dedi. yeni açık kapalıya yakın yerdeydik dakikalar geçtikçe heyecan arttı. yanımızda başka bir arkadaş vardı o uğurlu geliyor diye ona vermiştik kulaklıktan o dinliyordu fenerin maçını. bende bir köşeye gidip dua etmeye başladım. kabe hocası sudaysi gibi duaları okurken gözüm arkadaşın suratındaydı. yaptığı mimiklerden ne olup bittiğini anlamaya çalışıyordum. o an geldi maç bitti şampiyon olduk hemen kapalıya tırmandık inanılmaz bir şeydi. hayalimdeki üniversiteyi kazandım zaman bile o kadar sevinmemiştim yemin ederim. galatasaraylı olmak başka ya...
  • 99
    o gün edirne ilinin keşan ilçesinden 55 kişilik otobüsümüzde şehir meydanında 15 inanmış yürek ile stadın yolunu tutmayı bekliyorduk. çevremizde bulunan galatasaraylı taraftarlardan moral alkışı alıyorduk. fenerbahçe olduğunu düşündüğüm bazı insanların alaycı tavırlarla gülümsemelerini hissedebiliyordum. bazılarıysa şampiyonluk denizlide kutlanır yanlış tarafa gidiyorsunuz diye laf atıyorlardı. o maç o zamana kadar gittiğim ikinci galatasaray maçıydı.

    evet işte değerli renktaşlarım gidişimiz böyle oldu ama dönüşümüz muhteşemdi.
  • 100
    13 yaşındaydım sanırım. ailemle kalamışa kahvaltıya giderken formam üzerimdeydi. bütün gün boyunca fenerbahçelilerin garip bakışlarına maruz kalmıştım. bi hafta öncesinden başlamıştım doğal olarak puan hesaplarına. kararımı vermiştim fener yenilecek biz de yenip şampiyon olacaktık. denizli'nin zaten puana ihtiyacı vardı, her şey çok basit olacaktı. kalamış'tan dönerken stadın yanından geçiyorduk, yoğun ısrarlarımla arabayı durdurttum, annem ve kardeşim taksiye bindi eve dönmek için ben ve babam ise maça 1.30 saat kala bilet aramaya koyulduk. babam kapalının eskilerinden, annemi balayı diye galatasaray-milan maçına götürmüş, tivoli meydan muharebesinde yer almış adam. pek de zor olmadan bi şekilde kombine bulduk, kapalı alttı sanırım net hatırlamıyorum, oyuncuların tv'den denizli maçını takip ettiği tribünün yan kısmıydı. o kadar emindim ki şampiyon olacağımızdan. rahat geçen maçta gol haberini aldığımızda yaşadıklarımı tarif etmeye kelimelerim yetmez. hep diyorum galatasaray bir kültür, özellikle de benim karakterimin temel taşlarından. bana asla vazgeçmemeyi, imkansızın olmadığını, umudun ne kadar kıymetli olduğunu gösteren. iyi ki varsın galatasaray, iyi ki galatasaraylıyım.