• 26
    ilgili denizlispor-fenerbahçe maçının bitiş düdüğünden sonra yaklaşık 1 kilometre boyunca manyak gibi koşmama sahne olmuş gündür. o performansımı herhangi bir atletizm antrenörü görse şu anda olimpiyatlara hazırlanıyordum. 100 metre, 100 metre engelli, üç adım atlama, sırıkla atlama, kulplu beygir, seksek, saklambaç, her dalda altın madalyam vardı. yazık sana türk atletizm federasyonu, yazık. başka da bir şey demiyorum.
  • 28
    bütün entryleri baştan sona okuduğum ve gözlerimin yaşlanmasına sebep olan gündür. ben mi naptım bugün de? geçmek bilmeyen, asır gibi gelen o 16 dakika sonunda öyle bir çığlık attım ki evin içinde, misafirlerin gözlerinde korku içinde baktıklarını hatırlıyorum sadece. deli gibi evin içinde ordan oraya koşturuyordum. balkona çıkıp bağırdım. ağladım.çok büyük bir mutluluktu. anlatılamaz böyle bir heyecan, coşku. son anda alınan bir şampiyonluktan bahsediyoruz ya. kimsenin umudunun olmadığı, aklımıza düşse bile yok canım artık daha neler! bu da olmaz dedirten olayı yaşadık. her iki takımın taraftarı da ağlıyordu. bizim sebebimiz her zaman ki gibi mutluluktandı. ne denir ki? biz buyuz biz böyleyiz. mutluluk sarhoşu yapan bir takımın taraftarlarıyız biz. bize herşey hak size* herşey müstehak...
  • 29
    allah biliyor ya hiç umudum yoktu o sabah uyandığımda. hatta uyanmak istememiştim. akşam olacaktı ve fenerbahçe denizli'den istediği sonuçla ayrılıp şampiyon olacaktı. ben de bütün gece boyunca son ses müzik açıp sokakta eğlenen fenerbahçelilerin seslerinden, arabalarının o sevimsiz korna sesinden yalıtmaya çalışacaktım kendimi. televizyon açmam da söz konusu değildi çünkü bütün kanallar sarı-lacivert olacaktı. işte bu psikolojiyle uyandım o sabah. annem yüzümün neden asık olduğunu sordu. ben de bir ay sonra 2. kez gireceğim ve son şansım olarak gördüğüm öss'nin yarattığı stresi bahane ederek yalan söyledim. ancak bütün bu psikolojinin içinde aklımda bir soru işareti vardı. neden? diyordum. hasan kabze o golü attıysa nedensellik ilkesine göre bir sebebi olmalıydı. içimi rahatlatan tek düşünce de buydu o sabah. neyse kahvaltı falan yaptık ailecek. annem akşama anneannemlere gideceklerini, teyzemlerin falan bütün aile orada olunacağını söyledi ve akşama dışarı çıkıp çıkmayacağımı sordu. hemen gelirim sizinle diye yanıt verdim. çünkü o gün zaten dışarı çıkasım yoktu. çoğu arkadaşım* da zaten akşamki maçları izlemeye gidecekti. o psikolojiyi evde tek başıma yaşamak istemiyordum ve annemin yaptığı teklif benim için bir velinimetti. orada hiç değilse muhabbetle falan vakit geçerdi. neyse akşam oldu gittik anneannemlere. yemek falan yedik bu arada maçlar da başlamıştı. yemekten sonra oturma odasına gittim ben. hiç istemesem de maçlarla ilgilenmeden duramıyordum. babam mutfakta radyodan takip ediyordu maçı. aile üyelerinin geri kalanı salonda muhabbet ediyorlardı. daha sonra koridorda babamın ayak seslerini işittim. benim oturduğum odaya doğru geliyordu. maçları takip ettiğini bildiğimden maçlarla ilgili bir haber vereceğini tahmin etmiştim. acaba iyi haber mi verecekti kötü haber mi? o kısacık koridoru babam yaklaşık o ayak seslerini duyduğumdan 2 saniye sonra geçip odaya ulaştı. o 2 saniye 2 yıldı benim için ama gecenin ilerleyen saatlerinde olacak olanlarla kıyaslayınca bu zaman geçmemesi durumu daha başlangıç sayılırdı. babam benden daha hasta galatasaraylıdır. odaya geldiğinde hemen yüzüne baktım bir duygu alabilmek için. ifadesizdi. zaten onun da hiç umudu yoktu ve sabahtan beri belki de hayal kırıklığına uğramamak ve olası kötü sonuca kendimizi hazırlamak için içimizde umut beslememiştik. hemen "attı mı fener?" diye sordum. "yok biz attık" dedi. "iliç mi?" dedim. güldü "nereden bildin" dedi. "sami yen'de o atıyor genelde diye karşılık verdim.** ardından "fener maçı nasıl gidiyor" diye sordum. "valla çok yavan bir maç, pozisyon falan pek yok ama fener sıkıştırır herhalde bir tane" diye cevap verdi. babam radyodan bile maçın gidişatını anlayacak kadar bilir futbolu. umutlu konuşmamıştı ama ben o cümlelerden alacağımı almıştım. yavan bir maç demişti babam sonra da yine kendini umutlandırmamak için fener sıkıştırır bir tane demişti. o kendini umutlandırmak istememişti ama benim içime o dakikada umut girmişti. daha sonra odada televizyon izlemeye devam ettim ve ilk yarılar sona erdi. 45 dakika öncesinde karalar bağlıyordum ama işte tam o anda içimde umut parıltıları hissediyordum. devre arası dahil 60 dakika kalmıştı. ne olacaktı acaba 60 dakika sonra. devre arası bitti ikinci yarı başladı. ben ise artık iyice heyecanlamaya başlamıştım ve kendimi kontrol edemiyordum. bu heyecanla tek başıma başa çıkamayacağımı anlayıp salondaki muhabbete katılmaya karar verdim. koridorda salona doğru yürüyordum. bir kaç adım sonra sağ tarafıma, mutfağın açık kapısından içeri baktım. babam radyodan maçları takip ederken sigara üstüne sigara içmiş ve mutfağı bir sis perdesi bürümüştü. bu ortamda annem de çay demlemeye çalışıyordu. bir an babamla göz göze geldik. "nasıl gidiyor?" diye sordum. "aynı" diyerek cevap verdi. bunun iyi bir haber olduğunu varsaydım ve koridorda salona doğru yürümeye devam ettim. salonda anneannem, teyzem, fenerbahçeli ablam, onun o gün 2 yaşında olan oğlu* ve beşiktaşlı eniştem* oturmaktaydı. hepsi koltuğa oturmuştu ama enişten rakısı ve peynirini almış masada oturmuştu. ben de onun yanına masaya oturdum. muhabbet etmeye başlladık. enişten spor, sanat, siyaset ve benzeri birçok konuda muhabbet edilebilecek bir insandır. anlatıyordu bana bir şeyler ama ben duymuyordum. çünkü aklım hep maçtaydı. maçlarda dakikalar 60 olmuştu. alakasız bir muhabbettin içinde "yaa atacaklarsa şimdi atsınlar sonra maçın sonuna denk getirip de yıkmasınlar beni" dedim. güldü eniştem "korkma bir şey olmaz" dedi. dakikalar ilerledi artık kendimi kontrol edemez bir hale gelmiştim. salondaki herkes dehşetle bakıyordu bana. benimse hiçbirsey umurumda değildi. babam da dayanamamış radyoyu kapatmış ve oturma odasında trt 1'deki stadyum programını izlemeye başlamıştı. dakikalar 88 olmuştu. bütün sokağı inletecek bir gooooool sesi yankılandı mahallede. o an işte ömrümden ömür gitti benim. bu kadar yüksek ses çıktığına göre kesin fenerbahçe atmıştı golü. çünkü galatasaraylılar kendi maçlarını izliyorlardı, öbür maçtan haberleri olamazdı ve eğer biz atsak bu kadar ses çıkmazdı çünkü şampiyonluk bizim elimizde değildi. fenerbahçeli ablam benim o halimi görüp "ayy inşallah denizli atmıştır da üzülmez kardeşim" deyip odadan hızla çıkarak oturma odasına doğru koşmaya başladı. oturma odasından da babam bağırıyordu " denizli attı denizli attı". ablam koridorun yarısından geri döndü ve o da "denizli atmış" diye bağırdı. o an... bilmiyorum inanılmaz bir duyguydu. oturduğum yerden ok gibi fırladım koridorda "şaaaaampiyon" diye bağırmaya başladım. oturma odasına koştum. babamın yanına oturdum ve stadyum'u izlemeye başladım. dakika 88'di. evet şampiyonduk. fener 3 dakika hadi uzatmasıyla 5 dakikada atsa atsa 1 gol atabilirdi ve bize beraberlik de yetiyordu. ömer üründül maçın 7 dakika falan uzayacağını ama şu saatten sonra artık çok da bir şeyin değişmeyeceğine inandığını söyledi. bu da iyiydi 7 dakika da 2 gol çıkarmak için az bir süreydi. bu duygularla ekran başında maçların bitmesini beklerken erdoğan arıkan kalbime bir bıçak sapladı. "ve denizli'de maç 16 dakika uzuyor"... işte bu sözler kalbime ok gibi saplandı. 16 dakika 2 gol atılabilecek bir süreydi. kalktım ve moralim bozuk bir şekilde salona döndüm tekrar. salondakilere durumu anlattım 16 dakika daha bekleyeceğiz dedim. bu arada evde de bir kaos olmuştu o dakikalarda. başımı öne eğerek ve tırnaklarımı yiyerek salonu turlamaya başladım. bir yandan da içimden saniyeleri sayıyordum. 1,2,3,4,...,62,63,64,...,105,106,107,.... neden sonra enişten beni yanına çağırdı. maçın bitimine 10 dakika vardı. eniştem aynı zamanda adanalıydı. bir sezon önce malatyaspor'un adanaspor'un düşmesinden illegal bir biçimde rol aldığını düşündüğünden malatyaspor'un düşmesini, dolayısıyla denizlispor'un galibiyetini istiyordu o da. ayrıca içten içe de bir beşiktaşlı olarak galatasaray'ın şampiyonluğunu fenerbahçe'nin şampiyonluğuna tercih ediyordu o sezon çünkü fenerbahçe o sezon çok çirkinleşmişti. "oğlum bak maçın bitimine neredeyse 10 dakika var. fenerbahçe 10 dakikada 2 gol atamaz. sakin ol biraz." dedi bana. gerçekten de düşününce normal bir maçta 80. dakikaya 1-0 yenik giren takımın maçı 2-1'e çevirmesi çok zordu. tam bu esnada büyük bir bağırış geldi. hemen içeri otuma odasına koştım. babam, yüzü kıpkırmızı bir şekilde attı fener dedi. o an kan beynime sıçramıştı. daha 10 dakika vardı ve bir gol daha atabilirlerdi. hemen salona geri döndüm. bu sefer yüzümde çok büyük bir mutsuzluk, hareketlerimde de panik vardı. salonda oturan aile fertleri ciddi bir şekilde endişeleniyorlardı durumuma. annem "çay koyayım mı sana?" dedi. sonra! diye diye karşılık verdim. bu sefer enişten çağırdı yanına. rakısını uzatarak "al iç şundan biraz rahatlarsın" dedi. bir iki yudum aldım. hiç bir şey hissetmiyordum. halbuki eniştem rakıyı seke yakın sertlikte içerdi ve ben de alkola toleranslı biri değildim ama o an o rakıyı hissetmiyordum işte. dakikalar geçmiyordu bir türlü bense yine başım öne eğik bir şekilde tırnaklarımı yemeye ve salonun ortasında volta atıp durmaya devam ediyordum. salondaki kaos ortamı devam ediyor ve kimse muhabbet edemiyordu. bir kısmı çaylarını içmeye çalışırken 75 yaşındaki anneannemle 2 yaşındaki yeğenim olanları anlamaya çalışıyordu. maçın sonlarına yaklaşmıştık artık. eniştem hala boşuna panik yaptığımı ve fenerbahçe'nin gol atamayacağını iddia ediyordu. ayrıca malatyaspor'un düşeceği kesinleşmiş ve onun keyfi biraz yerine gelmişti. eniştem bu sözü söylediği sırada sokaktan yine bir gürültü koptu. çok korkmuştum hatta kan yine beynime sıçramıştı ama bu ses sanki gol sesi değil gibiydi ya da ben kendimi kandırmaya çalışıyordum. bunun öğrenmenin tek bir yolu vardı. hemen oturma odasına babamın yanına koştum. babam iyice çökmüştü o dakikalarda. "korkma appiah kaçırdı ama bastırıyor fenerbahçe." dedi. gerçi babamın bastırıyor fenerbahçe lafı biraz rahatsız etmişti ama sonra bunun doğal bir şey olduğunu ve fenerbahçe'nin tabi ki de bastıracağını fark etmiştim. o esnada televizyona baktım. appiah'ın kafa vuruşunun direkten döndüğünü anlatıyordu erdoğan arıkan. sonra da salona gitmedim artık zaten 3-4 dakika kalmıştı ne olursa olacaktı artık. ben de babamla stadyumu izlemeye başladım. son dakikalara doğru erdoğan arıkan "appiah, gol pozisyonu..." cümlesini kurdu ve o dakikada yine kalbime doğru ilginç bir akıntı hissettim. babam da yumruklarını sıkmıştı o an. neyse ki erdoğan arıkan çok fazla bekletmedi ve "ve top yandan dışarı çıkıyooor." dedi. yine rahatlamıştık. diken üstünde birkaç dakika daha geçirdik ve sonunda bütün gün beklediğimiz haber yine erdoğan arıkan'dan gelmişti " ve selçuk dereli son düdüğü çalıyor... şampiyon galatasaray". o an mahalleden büyük gürültü koptu. balkona çıktım. mahellenin galatasaraylı gençleri caddeyi kapatmış bayraklarla formalarla şampiyonluk kutluyordu. o an idrak ettim durumu. şampiyon galatasaray'dı. bütün sezon boyunca çekilen sıkıntılar, geciken maaşlar, idmanlarda yapılan boykotlar, sürekli fenerbahçe lehine bizim alehimize yapılan hakem hataları, kısıtlı kadroyla fenerbahçe'nin tarihinin en kuvvetli kadrosuna karşı yapılan onur mücadelesi... hepsi ama hepsi son bulmuştu. galatasaray tarihinin en temiz, en beyaz ve en onurlu şampiyonluğunu kazanmıştı. çok istiyordum bu seneyi. hatta bu sene şampiyon olalım gerekirse 3 sene olmayalım diye dua ediyordum allah'a. sonunda olmuştu. sonu da bu önemli bütün sezon gibi efsane olmuştu bu senenin.

    işte doğadaki her türlü duyguyu tattığım 14 mayıs 2006 günü böyle geçmişti benim için. bu kadar zor bir gündü ama şimdi sorsalar o günü bir daha yaşamak ister misin diye. hiç düşünmeden evet yanıtını veririm.
  • 31
    mac sabahi * babam söylemisti "fener berabere kalir, bizde yener sampiyon oluruz" diye. bana imkansiz geliyordu acikcasi. fenerbahce böyle bir sansi yakalamis, birakirmi? diye düsünüyordum. nihayet aksam oldu ve ben evin icinde ablamla bir o tarafa bir bu tarafa derken dönüp duruyorduk. macin o meshur son 16 dakikasinda kalbimin hic öyle carptigini hissetmemistim simdiye kadar. öyle ki, o 16 dakika bana 16 asirmis gibi geldi.ve son düdük caldiginda ise ben yerlerdeydim. ve gerisini gercekten hatirlamiyorum..simdi düsündümde tekrar, iyi ki varsin be galatasaray'im!hayat sensin.
  • 33
    geçirdiğim en güzel yazlardan birine vesile olmuş tarihtir. herkesin bi hikayesi var bugünle ilgili,benim de 14 mayıs 2006 dendiğinde aklıma belli başlı şeyler geliyor. önce vestel in fenere uygladığı 5-3lük kampanya*her ne kadar tamam şampiyonuz diyemesek de son ana kadar umudumuzu korumamaza sebep olmuştu.ayrıca manisa stadından duyduğumuz laylay fenerbahçe olamazsın şampiyonnağmeleri de duygularımıza tercüman olmuştu. *bir hafta boyunca okuldaki galatasarayla yatıp galatasarayla kalkan arkadaşımla ağzımızdan düşürmemiştik bu sloganı. ardından inönü de kabze'nin mucizesi geldi. ama hala bizim elimizde değildi şampiyonluk, futbolcuların yorumları da hep bu yöndeydi zaten."biz maçlarımızı kazanacağız,rakibimizin puan kaybını bekleyeceğiz." çok samimi bir arkadaşım vardı liseden,çok koyu fenerbahçeli. onunla muhabbet ederdik,tüm fenerliler gibi emindi şampiyonluktan,benim de söyleyecek pek birşeyim yoktu işin kötüsü herşey onların elindeydi.işte bu arkadaşım takımına aşırı güvenle şampiyonluk kutlamalarına 1 hafta öncesinden başlamıştı, ayakkabısından şapkasına kadar herşeyi hazırdı şampiyon olduklarında caddeye kutlamaya gitmek için(!) fenerlilerin 14 mayıs 2006 günü yaşadıkları buhranları,psikolojik durumları işte bu arkadaşım üzerinde çok iyi gözlemledim* her ne kadar kendisini çok sevsem de galatasaray'ımın onu ve onları böyle ters köşeye yatırışı çok büyük keyifti benim için.o bir asra bedel 16 dakika ve gece boyu izlenen spor pogramları, sabrinin hindi baba hindi si,hakan sukurün ağlaması.. hepsi bu günün zihnimde yer eden unutulmazlarından.maçın ertesi günü okula gittiğimde heryan sarı kırmızıydı, bütün okul adeta çıldırmıştı! koyu cimbomlu okul müdürünün istiklal marşı öncesi şampiyonluğumuzu kutlaması ve "fenerlilerin çok üstüne gitmeyeceğim,sadece geçmiş olsun diyorum"şeklinde konuşması da ayrıca mutlu etti bizleri. ardından sınıflara girişimizi ve çektiğimiz üçlüyü, kudurmuş gibi ordan oraya zıpladığımızı hatırlıyorum. zaten sınıfın çoğu galatasaraylıydı.aklıma geldikçe hala o nasıl bir kendini kaybetmişliktir derim, sırıtırım o halimizi düşündükçe.

    o fanatik fenerli arkadaşına ne oldu derseniz 1hafta okula gelemedi*geldikten sonra ise okul kapanana kadar 20 45 esprilerine maruz kaldı*
    işte bu gündür bana galatasaray dan umut kesilmeyeceğini hatırlatan ve işte bugündür kasımlar sizin olsun, mayıslar bizimdir dedirten!
  • 40
    14 mayıs 2006..

    bir ömre bedeldir o gün ve o 16 dakika, kimsenin beklemediği ama bizlerin sonuna kadar olan inancı öyle tamdı ki gelecek şampiyonluğu önceden sezmiştik. tribünde değilde ekran karşısında olan bizler ise biraz hüzün birazda sevinç vardı içimizde, burukluk vardı o gün mabedimizde değildik, sevinç vardı içimizde şampiyonluk geliyordu.

    galatasaray tarihinde önemli bir yer edinmiştir bu tarih, öyle ki artık galatasaray her şekilde şampiyon olabiliyordu.. nitekim bizlere göre 16 yıl diğerlerine göre 16 dakika süren uzatmadan sonra tarihimizin en anlamlı gecelerinden biri olmuştur 14 mayıs 2006..

    p.s: yamulmuyorsam o gün anneler günüydü, birde öyle bir özelliği vardı.. *

    p.s 2: yukarıdaki yazım tanım değilse buyrun kısa bir tanım. tarihimizin en anlamı günlerinden birisidir, bir ömre bedeldir.
  • 44
    bazı şeyleri anlatmak için kelimeler kifayetsiz kalır. bugünün en önemli özelliği kelimelere dökülememesidir işte. konuşmak yerine tribünde birbirimizi yumrukladık. konuşmak yerine birbirimizin gözlerine baktık. konuşmak yerine ağladık. konuşmak yerine sustuk o gece, 16 dakika boyunca. ta ki anons gelene kadar. mabed'ten çıkınca da doğru dürüst iki kelam edemedik gerçi. çünkü kimsede boğaz kalmadı.

    ertesi sabah ankara'ya indiğimizde aramızda en yüksek sesle konuşan kişi fısıldayarak konuşuyordu.

    ayrıca mayıs ayının ikinci pazarına denk gelen bu gün, anneler günüydü.
  • 46
    içim de bir his vardı anlayamadığım , bir his vardı aklıma meydan okuyan , bir his vardı şampiyonluğu kaybedeceğimizi düşündüğüm gün yüzümü güldüren , bir his vardı ama umut değildi , içimde bir his vardı ...
    sabah sıradan bi gün gibi uyandım ama bilincim açıldığı anda '' allahım ne olur ... '' dedim ne olur şu gün mutlu bitsin. akşama kadar türlü düşüncelerle felaket senaryolarıyla meşgul olan beynime rağmen bi de rahatlık vardı... ta ki maç saatleri gelinceye kadar . denizli taraftarlarının yaptıklarıı görünce dedim ki malatya maçından haber bekleyecekler ona göre bu maçı verecekler. eve gittim tekrar çünkü kalbim o maçları kaldırmayacaktı . evde televizyondan takip edecektim bizimkiler rahattı ama fener yenerse o yıl aslanlar gibi mücadele eden cimbomum şampiyonluğu kaybedecekti. maç sırasında bi ara o kadar heyecanlandım ki televizyonun yanından uzaklaşıp başka bir odaya geçtim karanlıkta oturup ferdi baba dinleyip platonik aşkımı , sevdiğimi düşünüp kafa mı dağıtacatım . o güne kadar sevdiğimin önüne başka bir aşkın geçtiği olmamıştı çünkü . ferdi babayı açtım ve ilk defa empatiyi kuramadım, meraklandım radyoyu açtım '' belki denizli bastırıyordur onu duyar rahatlarım diye düşünerek tuşa bastım ilk olarak spikerin o işkence gibi ses tonuyla appiah diye bağırdığını duydum ve anında tekrar kapattım . ferdi baba hala söylüyordu şarkısını ama belki ilk defa dinleyeni yoktu o söylerken .uzandım öylece koltuğa. kalbim durma aşamasına geldi ki kardeşimin '' abiii galatasaray şampiyon '' diye bağırdığını duydum koştum televizyonun başına ve hiç olmadığım kadar mutlu olmuştum bir anda . teşekkür ediyordum denizli'ye teşekkür ediyordum allah'a ... içimde ki ses '' ben demiştim '' diyor , kardeşim '' cimbom şampiyon '' diyor , adnan başkan '' saat kaç diyor '' , göşyaşlarım ilk defa mutluluktan akıyordu.

    ve ben o gün öğrendim ki cimbom aşkı depreşince söndürürmüş tüm aşkları , o gün öğrendim ki aşk büyük olunca kalp konuşurmuş bazen ...
  • 47
    okul olarak kapadokya gezisindeyiz o hafta sonu. otelde falan kalıyoruz kralız yani, tam döneceğimiz gün oynanacak maçlarda. gezerken geçtiğimiz köylerin birinde tüm okul tarihi bir şeyler bakınırken biz 5-6 galatasaraylı erkek fotomaç gazetesi edinip başlıyoruz tartışmaya ama ne tartışma şöyle böyle falan diye. hani derler ya "abi içim serindi biliyodum şampiyon olacağımızı" diye; hakikaten gün boyu son derece mutlu şekilde dolaştım her yeri. elimde de o gazete hala var tabi. neyse maçların başlamasına yakın güç bela açtırıyoruz otobüste maçı,ancak bulduğumuz radyo fenerbahçe maçını veriyor malum onlar şampiyon ilan edildi ya(!).

    maçı bulduğumuz radyo yalnız süleymanou ya hamidu,anelka ya da bilal diyor sürekli. nedenini de devre arası yaptığı yayından anlıyoruz tabi. neyse galatasaray ilk 30 dk bulduğu gollerle zaten işini bitiriyor kendi üstüne düşen. biz başlıyoruz fener maçını takip etmeye elimde sabahki gazete hala var uğur olarak tutuyorum o esnada sabahtan beri bırakmamışım. o vuruyor bu vuruyor derken süleymanou kurtardıkça kurtarıyor. dakika 60 civarıyken bizim otobüste bir kızın sara krizi tutuyor-maçtan değil tabi hastalıktan- neyse kızı yatırıyorlar falan tabi radyo sesi kısılıyor. herkes kızın başında erkekler hariç tabi. dakikalar 90 ı gösterirken mustafa keçeli'nin golünün gelmesiyle herkes tabi çılgına dönüyor ortalık yangın yeri otobüste,ben elimdeki gazete ile oraya buraya vuruyorum herkes atlıyor zıplıyor derken o esnada kız 2. ve daha şiddetli bir kriz geçiriyor. hemen benzinliğe çekiliyor otobüs ve kız dışarı çıkartılıp benzinliğin restorantında yatırılıyor. tabi kimin umrunda kız falan biraz utanarak anlatsam da hocaların bağrış çığrışları bi kulaktan girip diğerinden çıkıyor,kulaklar 16 dakika uzatmada. appiah'ın kaçırdığı golde yürekler ağza geliyor ama olmuyor ve şampiyon oluyoruz. asıl aksiyon burada başlıyor. derhal benzinliğin marketine gidiyoruz ama o da ne kapalı,tekmeleye tekmeleye açtırıyoruz görevlilere, ve içerden fenerbahçe yastığı alıyoruz bi tane parasına bakmaksızın. zaten 10 küsür tane azgınız paraya mı bakıcaz bi de.

    alıyoruz yastığı başlıyoruz üstünde tepinmeye,ama yeter mi yetmez!! işte rezillik burada başlıyor. benzinliğin ortasında deodarant tan püskürtme yardımı alarak çakmakla düzenek kurup yakıyoruz yastığı. yol işlek koskoca kayseri-ankara yolu. arabalar korna çalıp uyarmaya çalışsalar da nafile o an ki sarhoşlukla ne yaptığımızı bilmiyoruz. yastığı bir güzel yakıp hocaları da aramıza alıp başlıyoruz zıplamaya. hocalar da kızın durumu düzelince bırakmışlar orda gelip bizle çember oluşturup zıplıyorlar. 3 gün önce kravatı düzgün tak diye bağıran adam gitmiş yerine "cimbom galatasaray galatasaray şampiyon" diye bağıran adam gelmiş. sözün özü güzel gündür 14 mayıs,tüyler diken olur düşününce.
  • 48
    ustunden yillar geçse de o gece hakkinda ne zaman bir video izlesek, bir ani okusak, gozlerimiz dolar. tekrar yasariz her saniyeyi ilk defaymiscasina.

    ----spoiler----

    video= galatasaray 16. şampiyonluk - 2. bölüm (14.05.2006) (part-2), video'nun sonu

    msn'de harrykewell19* ile aramizda geçen konusmalar:

    [01:59:07] . r . dit:
    aha geliyo
    [01:59:10] ' ~g dit:
    evet
    [01:59:11] . r . dit:
    sampiyonluk geliyo
    [01:59:12] ' ~g dit:
    evetttt
    [01:59:14] ' ~g dit:
    eveeeeeett
    [01:59:25] ' ~g dit:
    aha geliyooeear
    [01:59:32] . r . dit:
    aha
    [01:59:44] ' ~ dit:
    ahh
    [01:59:47] . r . dit:
    sampiyonuuuuzzzzzzzzzzzz
    [01:59:55] ' ~g dit:
    oley beeeee
    [01:59:56] . r . dit:
    sampiyonuz ullaaaaaannnqhdfjqhdfhdiqhfuihfuusdf
    [02:00:06] ' ~g dit:
    şampiyonuuuuuz oluuummmmm

    ----spoiler----