• maç sonrası açıklanan resmi seyirci sayısında galatasaray, fenerbahçe'ye 500 (1000'e yakın da olabilir) artı fark atmıştı. özhan canaydın da bu durumdan ötürü galatasaray taraftarına teşekkür etmişti. muhtemelen kapalı'yı o final maçında fenerbahçe'ye kaptırdı diye kulakları çınlatıldığından böyle bir manevraya girişmişti ya neyse...

    ayrıca aziz yıldırım'ın "galatasaray'ın uefa kupası'nı kazanması tesadüftür" sözüne "sana göre tesadüftür bize göre göre söke söke"li olan cevap kısmını yönetim vermiş ve mevcut tezahuratın bulunduğu bir albümü satışa çıkarmıştı. hatta o albümde "4 sene üst üste şampiyon olduk" tezahuratı, dönemin popüler şarkısı "california dream in" ile mix edilmişti.

    aziz yıldırım'ın "tesadüf" iddiasına galatasaray taraftarı ise o song'un muazzam zamanlama hatası yaptığı ve nobre'nin kafa golünün olduğu derbi için kadıköy'e vapurla geçerken "tesadüf dediler 5 tane yediler ... fenerbahçeliler" diyerek cevap vermişti.

    biraz da 5-1'lik maçtan bahsedersek... necati'yi günahım kadar sevmem ama ilk golde ribery'ye verdiği ara pasını akıl edecek bir forveti henüz ben galatasaray'da görmedim. ayrıca sağ ayak içi ile uzak köşeye plasesi de muazzamdı necati'nin... dediğim gibi sevmezdim kendisini ama inanılmaz potansiyelli bir futbolcuydu. kısacası kendini harcadı.

    bu arada kimse yazmamış, şaşırdım. hagi, 3-1 iken necati ve ribery'yi oyundan almıştı. hagi'nin futbolcuğuna her galatasaraylı gibi taparım da, ben nedense antrenörlüğünü de beğenirdim. bana göre 2007 yazında kalli'nin yaptığı temizliği saymazsak, 2002 - yani lucescu sonrası galatasaray'da elindeki mevcut şartlarla en başarılı olmuş teknik direktördü. velhasıl kelam bu maçtaki necati ve ribery hamlesini aklım almamıştı.

    ilk yarıda 3-0 öne geçsek de, fenerbahçe'nin sağ kanadında oynayan serhat akın, sol bekte onu karşılayan orhan ak'ı sürekli geçmişti. orhan ak da doğal olarak ikinci yarıyı görememişti.

    deniz barış'ın kendi kalesine attığı gol öncesinde, ayhan akman fenerbahçe yarı sahasında aurelio'dan inanılmaz güzel bir top kapmıştı. herkes ayhan'a son iki senedeki futbolundan dolayı saygı duyuyor, eyvallah da, bu ayhan hagi zamanı özellikle 2004-05 sezonunun ikinci yarısı 4-4-2'nin sol kanadında harikalar yaratmıştı, es geçmek istemedim.

    ayrıca kral hakan şükür'e 4 ve 5. gollerde asistleri cihan haspolatlı ve ergün penbe yapmıştı.

    maç sonu arkadaşlarla soluğu florya'da almıştım. ki hayatımda bir galibiyet yüzünden florya'ya sadece o gün gitmiştim. inanılmaz kalabalıktı. biber gazı yemiştik. sonra da merter mc'e gidip arkadaşlarla yemek yemiştik. bir arkadaşım gaza gelip alex'i bire-bir'de tutacağını iddia etmişti. diğer arkadaşım ise o zamanki mevcut yönetimde bulunan turgay kıran mc donalds'a gelse, salata menü yer diyerek onun gıcıklığına dem vurmak istemişti.

    ben de ertesi gün avcılar'daki üniversiteme gitmeden sami yen'e uğramış ve "9-h.şükür" formamı alarak görevimi yerine getirmiştim. bir de ribery'nin golünde bağırmamış, anırmıştım "anelka'nın bonusu" hatrına...
  • bir takım aşk acılarının pardon gözüme toz kaçtı ile geçiştirilemeyecek hale geldiği bir dönemde oynandığı için pek de bir bok anlamadığım efsane maç. gerçekten iyi bir fenerbahçe'ye karşı 5 tane yuvarlamak gibi pek de alışkın olmadığımız bir hadiseye imza atmıştık.

    ilk defa bir kıza "açıldığım" haftanın sonunda meşale savaşlı derbide beşiktaş'la yenişememiştik. aradan 15 sene geçti ve hala farklı kişiler sağolsun reddedilmenin her türlüsünü yaşattılar, yaşatmaya devam ediyorlar ve muhtemelen de edecekler.... gerçekten hayatın herhangi bir alanında yakalansa üstad seviyesine çıkartacak bir istikrar...

    bu hayatta yüzümüzü güldüren ilk göz ağrımız galatasaray'ımız da aynı istikrarla derbilerde bizi kahretmeye devam ediyor. tıpkı ender gelişen ossasuna atakları gibi arada sırada bu konularda umutlanmam gibi galatasay'ımız da 3-4 yılda bir aldığı derbi galibiyetleri ile yüzümüzü güldürmeye, maç kazanamasa da kadıköy'de kupa kaldırıp gelerek mutluluktan uçurabiliyor falan...

    yıllar yılı her derbi öncesi ayrı bir bunalım yaşardım. zaten normalde de bunalımla kucak kucağa yaşayan biri olduğum için ekstra çabaya gerek kalmazdı. ama nispeten normal olduğum derbi önlerinde de bu maç öncesi içinde bulunan ruh halini düşünüp yine darlanırdım ister istemez...

    bugün yine bir derbi günü. bu aralar ayrı bir bahar havalarındayım. yine ender gelişen ossasuna atakları misali bir dönemden geçiyor olduğunu bilse de adını umut koyup oynamaya devam ediyor gönül. "öğrenilmiş çaresizlik" bütün gün omuz temasında dolanmanın aslında yeni bir reddedilmenin de bir omuz kadar yakın olduğu anlamına geldiğini fısıldasa da sineye çekip bişeylerin peşinde dolanmaya devam ediyor...

    aslında kederli cümlelerde soluklanılsa da aslında gayet neşeli günler gösterimde şu an. ve dediğim gibi çok istisna bir durum benim için...

    2 kasım 2018 galatasaray fenerbahçe maçında da istisnanın kralını yapıp içinden geçicez fenerbahçe'nin...

    *
  • bu derbi alışıldık galatasaray - fenerbahçe derbilerinin tam zıttı olarak gerçekleşmiştir. galatasaray tıpkı kadıköy'de derbi oynayan fener gibi az gelmiş ama öz gelmiş, her atakta bi tane sallayıp dönmüş; fenerbahçemisss ise tabiri caizse hayvan gibi yüklenmiş, sağlı solu gelmiş ama topu topu 1 golle yetinebilmiştir. yani kadıköy'de yaşanan senaryo ve skorların tam tersi o gün galatasaray lehine atatürk olimpiyat stadında gerçekleşmiştir. neticesinde galatasaray'ımız fınıbaççiye 5'i 1 yerdeyi takmış, bize de ergen lise 1 öğrencileri olarak ertesi sabah okulda 6-0 ile 5-1'in sidiğini yarıştırmak düşmüştür.

    ayrıca bu maçın oynandığı tarih annem ve babamın 20. evlilik yıldönümleri olması nedeniyle de benim için ayrıca önemlidir. ben 7 aylıkken vefat eden, dolayısıyla hiç tanıma fırsatı bulamadığım babama allah'tan rahmet, anneme ise uzun ömürler dilerim.

    güzel maçtır.
  • okkalı bir fenerbahçe galibiyeti hariç görebileceği her boku hatta daha fazlasını görmüş yaşamış bizim neslin görüp görebildiği tek adam akıllı fenerbahçe galibiyeti. hagi ve teknik direktörlük konulu her tartışmada dönüp dolaşır konu bu maça gelir. hagi'nin ribery ve necati'yi kenara alması tartışılır. skorun da etkisiyle olsa gerek kimse fenerbahçe'nin 2-0 ile 3-1 arasındaki periyotta dalga dalga geldiği yaklaşık 25 dakikayı hatırlamaz ya da hatırlamazdan gelir. mondragon'un en az 2-3 "çıkmaz" topu çıkardığı o performansın sonunda aynı şekilde devam etmek ciddi bir kumar olurdu. skoru belli olup üzerinden 10 sene geçince herkesin "tarihi farkı kaçırdık" diye ukalalık yapmasına rağmen o dizilimle devam etseydik ikinci bir 4-3 faciası yaşamamız bile ihtimal dahilinde olabilirdi.

    fenerbahçe'yle 100 seneye yakın rekabette "3 atak 3 gol" şansını yakaladığımız başka maç yok, tahminen önümüzdeki 100 sene de olmayacak. son iki gol de işte maçın kopup fenerbahçe'nin tamamen orta çizginin ötesinde kaldığı dakikalarda gelen goller. ribery ve necati oyunda kalsaydı gollerin devam etme olasılığı defansımızın yenik düşüp fenerbahçe'nin goller bulması ihtimaliyle neredeyse kafa kafayaydı bence.

    hepsi bir kenara da o yıllarda fenerbahçe'ye 5 atacaksınız ama hiç sevinemeyeceksin deselerdi dalga mı geçiyorsun falan derdim. neredeyse umrumda bile olmadı o günlerde... ikiniz de mutlu olamadınız o günden sonra, 3 ay sonra ayrıldınız. yaşlar geldi 30'a dayandı hala sap sap geziyorsunuz. o kadar üzecek ne vardı?

    sizi de andım bu sabahın kör vaktinde, kulaklarınız patlar umarım :)
  • bakmayın maçın 5 -1 bittiğine. maçın ilk devresi 3-0 bitecek iken son dakikada atıp 3-1 yaptılar ve maçta da bize nazaran daha etkiliydiler. bize verilen tribün (olimpico yu bilenler için anlatıyorum) numaralı ile hemen sağ tarafındaki kale arkası, rakip ise karşı kapalı tribün ile kendilerine göre sağdaki kale arkasında toplanmıştı. bilet fiyatları değil 2005 senesi, şuan için bile yutkunduracak cinstendi 100 ve 150 tl olarak.

    neyse efendim ne diyorduk devreye tam 3-0 ın rahatlığı ile girecek iken gelen gol ile fb takımı umutlanmıştı. bizim tribün koridorunda ise herkeste bir gerginlik kendini belli ediyor ve fb ye karşı 1989 ve 1990 da yıllarında 3-0 ve 2-0 dan verdiğimiz maçlar akıllara geliyordu. birbirimize bakıp "ulan kesin koyacaklar ilk 10 dk içinde bir tane, sonra zaten gerisi gelir" temalı korku senaryoları yazmaya başlamıştık bile. 2.yarının başlaması ile khalkedonlular hücuma başladılar ve maç resmen mondi ile onların arasında bir düelloya dönmüştü. ha yedik ya yiyeceğiz derken, mondi yine imkansız bir top çıkardı. o top çıktıktan sonra 2 fbli topçu yerdeki mondi yi tebrik ettikleri an dedim ki içimden" tamam lecce aldık oğlum kupayı, bunlar pes ettiler bu pozisyondan sonra" geçirdim. çok geçmeden zaten 4. gol ve sonrasında da 5.gol geldi.

    kupa töreninin bizim tribünün önünde olması, maç sonu eğlencesi çıkışında yolda denk gelinen rakip tribün fertleri ile karşılıklı hücumlar ve en sonunda güzel semtimiz bostancı da fbli olduğu bilinen dürümcüde tüm tayfamızın şampiyonluk yemeği eşliğinde mini kutlamamız ile kapanışı yapmamız. güzel ve tekrar yaşanılması gönülden dilenen bir gündü.
  • efsane ötesi bir maçtı. daha önce de denildiği gibi 5 kere gidip 5 gol atmıştık desek abartı olmaz herhalde. hatta birini hakan önce kaleciye sonra deniz barış'a çarptırıp atmıştı bilardo misali. en güzeli ise ribery'nin galatasaray formasıyla attığı tek gol o maçta gelmişti. ferrari gibi adamdı.

    eğer o fener balı dediğimiz hadise devreye girse ya da mondi standart bir oyun oynasa bu maçın 5-5 falan bitmesi lazımdı. üstüste korner vuruşlarında mondragon'u bir türlü geçemeyen luciano'nun en son "ben bükemediğim bileği öperim" dercesine gidip mondi'yi tebrik etmesi ayrı kalmış hafızamda. büyüksün mondi!

    üst komşumuzun küçük çocuğu maçtan önce kapıya gelip "conte abi 5 tane kızkaçıran aldım size attığımız her golden sonra bir tane patlatacam" demişti. skor 3-1 olunca da sözünü tuttu hergele ama 4 tanesini ertesi gün mahallede patlatmak zorunda kalmıştı garibim. çocuk işte.
  • frank riberynin türkiye satandartlarının çok çok üzerinde bir futbolcu olduğunu anladığım maçlardan biri olmuştur. sadece ofansif özellikleriyle değil defansa yaptığı destek ve kontra ataklardaki çabukluğuylada oldukça üstün olduğunu kanıtlamıştır. adeta rakip takımı hallaç pamuğu gibi atmıştır. sol kanatta arda turan sağ kanatta ise ribery'i aynı anda şu takımda izleyememek çok koyuyor... sağlık olsun!
  • bu maçla ilgili hatırladığım en güzel şey ilker yasin gibi, zaman zaman hakan şükür'le oldukça ters düşen bir adamın 5. golden sonra kral'ın kameraya el sallaması sonrası ersun yanal'a: "hocam bir mesaj mı veriyor acaba?" diyerek kendisini fena halde göt edişiydi.

    ersun yanal'ın "ee taraftarla sevincini paylaşıyor" şeklinde debelenmesi de "orgazmdan zevkli futbol anları" kategorisine adını altın harflerle yazdırmıştır kendini...