• 2
    yabancı oyuncu sayısı, yıllar boyunca sınırlanarak başta galatasaray olmak üzere tüm türk takımlarının, avrupa ile baş etmesinin önüne geçmiş, yabancı sınırı nedeniyle kulüpler, hiçbir hal ve şartta o parayı hak etmeyecek adamlara milyonlarca euro ve uzun soluklu sözleşmeler vermek zorunda kalmıştır. bu uzun ve pahalı sözleşmelere imza atan oyuncuların ortak özelliği "diğer türklerden" nispeten daha iyi olmak olduğundan ve bu avrupa'da başarı getiren bir kriter olmadığından da kulüpler, ulusal başarılar dışında herhangi bir başarı yakalayamamış, doğru düzgün bir ekonomik planlama yapamamış, günün sonunda da büyük zararlar etmişlerdir.

    örnekleyelim;

    tarık çamdal. gerek bonservis, gerek ise maaş konusunda linnes'ten daha pahalı bir oyuncudur. kendisinin takımımıza gelmesini sağlayan yegane unsur, yabancı sınırı nedeniyle "sadece önemli bölgelerde" yabancı oynatan takımımızın, idareten türk adam almak zorunluluğudur. aynı sebeple salih dursun ve veysel sarı gibi topçuların da yolu galatasaray'dan geçmiştir. 2013-14 sezonu itibariyle gelen sağ beklerden basit bir breakdown yapalım, tarık çamdal bonservis + maaş 5 senelik maliyeti yaklaşık 13 m euro, veysel 400.000 euro bonservis ve yaklaşık 1.5 m euro maaş ile toplamda 2 m euro, salih dursun 2.750.000 euro ve yaklaşık (dönemin parası ile) 1 m euro maaş ile toplamda 3.75 m euro maliyet getirmişlerdir. bu kapsamda bu üçlünün toplam maliyetleri, 18.75 m euro, süre aldıkları zaman zarfında etkileri ise linnes/5 olarak nitelendirilebilir. aynı şekilde, 2013-14 - 2017-18 sezonu arasında 4 sene boyunca sabri sarıoğlu da türk olması nedeniyle galatasaray forması giymiştir ve yaklaşık maliyeti 8 m dolar, 6-7 m eurodur. özetle 4 adet türk bekimize toplamda 25 m euro harcarken, toplam etkileri, 2.5 m euro (bonuslar dahil) maaş ve 4 senelik sözleşmesindeki toplamda 4 m euroyu bile (3.3. m euro https://www.galatasaray.org/...galatasarayda/31594) bulmayan linnes, maliyeti ile bu adamların toplamı kadar faydalı olmuştur. haydi sabri'yi çıkartalım, galatasaray, sadece ligdeki rakipleri ile mücadele edebilmek adına, avrupa'da vasat bile sayılmayacak bir sağ bek rotasyonuna sahip olabilmek için 6.5 m euro yerine 18.75 m euro harcamak zorunda bırakılmıştır.

    başka bir örnekleme yapalım; endoğan adili. adında ğ olan adamı türk olarak oynatamamış olmamız bir yana dursun, adı frederik brunson olsa idi kapımızdan dahi geçemeyecek bir adamı, sırf türk olarak oynayabilir diye kadromuza kattık. 4 milyon lira çöpe gitti; oyuncu 1 dakika bile forma giymedi. fakir sevindirsek duaları ile her sene 3-6 puan fazla alırdık.

    zibilyon tane örnek çıkar. hepsinde kahrolur sigara yakarız.

    gelelim günümüz yabancı oyuncu sayısına. eğer anadolu'nun bağrında koşturan topçulara 3-5 m euro bonservis, 2-3 m euro maaş verilecekse azalmasın; hatta artsın artabiliyorsa. mevcut dolar ve euro kurları üzerinden akıllı bir hamle yapıp altyapı oyuncularını kazanacak, gelecek sene sağ kanada yunus, merkeze celil gibi adamları yazarak bir kadro mühendisliği yapacaksak varsın bu sene yanıversin.
  • 3
    --- alıntı ---

    cumhurbaşkanı erdoğan'ın "yabancı sınırını değiştirelim." açıklamasının ardından 2019-2020 sezonu itibarıyla yabancı futbolcu sınırı kademeli olarak azaltılacak, sonunda 5'e düşecek.

    - 2019/20 - 8 yabancı
    - 2020/21 - 7 yabancı
    - 2021/22 - 6 yabancı
    - 2022/24 - 5 yabancı

    https://twitter.com/.../1037307169316720640

    --- alıntı ---
  • 5
    daha önce sübjektif sebepler ile getirildiğini söylemiş olmakla birlikte, her mecrada derin analizini ve değerlendirmesini yaparak dile getirdiğim bu konu hakkında buraya da düşüncelerimi, elimden geldiğince doğru ayırmaya çalıştığım farklı açılardan bakarak bırakmak istiyorum. anasının gözü gibi uzun olacak sanırım sonra sövmeyin ortasında.

    1) `türkiye süper liginin çekişmesi ve marka değeri açısından yabancı sınırının önemi`:

    öncelikle taraftar açısından olaya bakmak lazım. futbolun, yabancı sınırının genişletilmesi ile geldiği durum ortada. üç büyükler olarak nitelendirilen ama aslında galatasaray ve aliekspres çakmaları fenerbahçe ile beşiktaş'tan oluşan güruh, artık çıktıkları her maça "kolay 3 puan" diye bakamıyor. bu, lig sonu şampiyonluk puanlarının aşağı çekilmesi, şampiyonluk puanlarının aşağı çekilmesi ise otomatik olarak puan farkının az olması sonucunu doğuruyor ve lig daha heyecanlı oluyor.

    bununla birlikte, yabancı sınırı fazla, kulüp borçları bundan daha fazla olunca kulüplerimiz, son 2-3 yılda, kendi takımlarında forma bulamayan oyunculara yöneldi. bu kapsamda, hemen her takımda, avrupa kulüplerinden kiralık gelen oyuncular var. bu takımların oyuncuları takip eden fanatik taraftarları, oynanan maçtan ziyade oyuncusunun gelişimini ve daha düşük seviyede neler yapabileceğini görmek için açıp maçlarımızı seyredebilir. la liga ve premier lig (premier lig daha evvelden yaptığı için la liga genelde atılım yapıyor) yönetimleri, gece gündüz "nasıl daha fazla izleniriz?" diye düşünüyor. çok sayıda kiralık oyuncu ile ligimizin 6. büyük lig olmasına rağmen "ilk 4'ün geliştirme ligi" sıfatını kazanması, hem gelişim takip eden izleyenleri televizyon başına çekerek ligin popülerliğini marka değerini arttırıken, hem de sürekli izleme olanağı tanıdığından daha kaliteli oyuncuların kiralanma olanağını ve dolayısıyla lig kalitesini arttıracaktır.

    örnek vermek gerekirse, ben everton taraftarı olsam ve kendi malım olduğunu bildiğim onyekuru ligde 5-7 gol atsa ilk devre, ikinci devre en azından 2-3 maçını izlemeye çalışırım; sonuçta dünyanın her yerindeki taraftarlar kadro planlaması yapar ve bu adamı gelecek sene everton kadrosuna yazıp yazmama konusunda elinde net bir done olmuş olur. aynı şeyi, atletico'nun kayseri'ye kiraladığı ancak adını şu an hatırlamadığım ön libero için de söyleyebiliriz.

    2) takım ekonomileri açısından yabancı sayısının fazla olmasının önemi

    burada süper teknik konuşup tam kırılım yapmayacak olmakla birlikte, bir takımın esasen 4 ana gelir kalemi vardır.

    (1) tv yayın gelirleri
    (2) maç hasılatı gelirleri
    (3) ürün satış gelirleri
    (4) bazı liglerde yer alan başarı primi gelirleri.

    mesela ingiltere premier lig'de (1) muazzam bir seviyededir. o kadar ki, küme düşmeyen en zayıf takım (küme düşen parachute payment aldığından daha fazla para girecektir kasasına) neredeyse bizim şampiyon takımımız kadar bir yayın geliri almaktadır. almanya bundesliga incelendiğinde (2) numaralı gelirin (1)'in üstüne çıktığı görülecektir. bu almanlar için bir sıkıntı, yukarıda ligi nasıl daha iyi geliştiririz diyen ülkelerden biri onlar. bizzat futbolcular bile "en iyi oyuncular (bakın almanlar demiyorum oyuncular diyorum) buraya gelmiyor" diye demeç vermekteler.

    bizim ülkemizde ise birinci sıradaki gelir yayın geliri ve hemen her giderin euro üzerinden yapıldığı ve hasılatın tl ile elde edildiği düşünüldüğünde hasılat gelirimizin parite nedeniyle durumu içler acısı. 40 bin kişiye oynayan galatasaray ortalama 70 lira desek 2.7 milyon tl kazanırken maç başı, parite hesabı ile 337.500 pound'a tekabül eden bu rakamı çıkarması için, west ham united gibi çok da büyük başarıları olmayan bir takımın ihtiyaç duyduğu kişi sayısı 30 poundluk biletlerden 11.250. ha west ham united'ın https://www.whufc.com/...ormation/plan-prices adresinden görülebileceği üzere ortalama bir west ham bileti 45 pound (non member). özetle, west ham, 45 poundluk bileti ile, 57.000 kişilik, yani neredeyse bizimkine denk stadının %25'ini doldurduğunda, (57.000/4 = 14.250, 14.250 x 45 = 641.250, 641.250 x 8 = 5.13 m tl) gibi bir gelir elde ediyor. bu gelir azlığımızı belirttiğimiz nokta. peki bu noktadan neden bahsettik?

    yukarıda da yer verdiğim gibi gelirler bu kadar düşük iken, kendinizi sınırlı bir alışveriş imkanı ile kısıtlarsanız, ne para kazanabilir, ne zarar makasınızı azaltabilir, ne de kara geçebilirsiniz. bugün eskişehirspor gibi iyi kötü taraftarı olan, yıllarca bu ligde mücadele eden bir takım lisanslama yapamıyor; ilhan cavcav'ın gençlerbirliği bile borca girdi, karabük'ün durumu ortada. meşhur "too big to fail" kuralı olmasa, galatasaray ve hesabı ayrı tutulacak yancılarının durumu da iç açıcı değil.

    bu durumda sizin, yani türk kulüplerinin minimum para ile maksimum fayda sağlaması, buna göre oyuncu alması ve satması lazım; hepsinden önemlisi israftan kaçınması lazım. peki bu nasıl olacak? galatasaray üzerinden anlatacağım, diğer kulüplerde de benzer işler olduğunu hepimiz biliyoruz.

    2013-14. sağ bekimiz sabri sarıoğlu. bu süreçte kendisinden doğal olarak memnun olmadığımızdan kendisini yedeklemek üzere aldığımız adamlar veysel sarı, salih uçan ve tarık çamdal. hemen bir hesaba girelim:

    veysel sarı için 2.92 kurdan, 400 bin euro bonservis, oyuncuya da yıllık da 900 bin euro civarı para ödemeyi, taahhüt ettik. 2 sene oynadı, 2.2 m euro zarar yazarken, kendisinden gelen 400 bin euro bonservis (transfermarkt verisi) ile 1.8 m euro toplam maliyet. zarar 1.8 m euro

    salih dursun 2.75 m euro bonservis (euro üstünden) 1.2 m euro gibi dönem kuruyla bir ücret ödemesi mevcut. yarar 0, zarar 3.95 m euro.

    tarık çamdal 4.75 m euro gibi bir bonservis ile takmımıza dahil olan bu arkadaş, yatarak geçirdiği 5 senede toplam net 6.955,000,00 euro, 5 maç oynadığı için de 50 dersek toplamda 7 m euro kazandı. toplam maliyeti kemiksiz 11.75 m euro, 12 de denebilir.

    elbette bu arkadaşlar sabri'yi kesemeyecek kadar kötülerdi ve bu yüzden sabri de takımda kaldı. 2013-14, 14-15, 15-16 ve 16-17 sezonlarında takımımzda kalan sabriye senelik ortalama (net hesap yapmıyorum arkadaşlar) 1.25 m dolar ücret ödendi. son dolar kuru itibariyle (2017 mayıs) (parite 1.1 gibi) hadi 1 ben de biraz düşeyim 1 m euro sabit ücret ödendi. 4 m euro sabit maaş.

    toplayalım; 1.8 veysel + 3.95 salih dursun + 4 sabri, 11.75 tarık çamdal = 21.5 m euro gibi bir para çıktı cebimizden. evet euro şu anda fazla, ancak bu arkadaşlar geldiğinde de 1 euro 3 lira bandındaydı ve maç biletleri formalar da buna göre ucuzdu.

    gelelim bu hesabın sonucuna. şimdi, ilgili yabancı sınırı olmasa ve biz martin linnes denen genç çocuğu kadromuza katmış olsak, bu arkadaşların kümülatif faydasından fazla fayda sağlayacağını söylersek yalan söylemiş olmayız diye düşünüyorum. bakalım; linnes kardeşimizin maliyeti, 2.5 m euro bonuslar dahil bonservis, 950.000 x 3 + 475,000, hadi ona da tam sene diyelim, 950.000 x 4 = 3.8 m euro. toplam maliyet, 4 sezonda 6.3 m euro.

    aradaki fark 15.2 m euro. israf edilen, sokağa atılan, başarısız olacağı belli yatırımlara harcanmak zorunda bırakıldığımız para. sağ bek buldun yüklen amk diyenler için burada bulduğumuz sonucu aklımızda tutalım.

    koray günter kardeşimiz türk olması hasebiyle aldığımız, şahsen benim beklenti içinde olduğum (çünkü her türkten verim beklemeye mahkumduk) bir kardeşmizdi. toplam maliyeti 2.5 bonservis, maç başları hariç 3.7 m euro.

    adında ğ olması hasebiyle "lan buna lisans alabiliriz" diye aldığımız patates kardeşimiz endoğan adili'nin maliyeti 500 bin euro bonservis ve güncel kurdan 200 bin euro maaş ile 1.1 m euro.

    bitti mi? bitmedi. barış özbek - serkan çalık ikilisine bakalım. barış özbek 500 bin euro transfer bedeli ve yıllık 200 bin euro maaşı ile 1.1, serkan çalık kardeşimiz ise, yine 350 bin euroya gelip, yaklaşık 700 bin euroya mal olan bir arkadaşımız. ikisine biraz maç başı ile 1.9 m euro yazalım tam tutsun.

    devam mı gençler? devam. formasını çıkartan bir 8 numara vardı. futbolcu kıtlığı nedeniyle kendisine 5 senede 10 milyon euro ödemeyi taahhüt ettiğimiz, 2016 yılında aramızdan ayrılmış olması gereken selçuk, yabancı sınırı nedeniyle, formasını çıkartıp galatasaray taraftarını karşısına aldığı (ve aslında bittiği) andan sonra yokluktan sözleşme imzalamak zorunda kaldığımız bir başka isim. kendisinin, 2016 yerine 2019'a kadar kalmasının maliyeti ise, normal süresinde (2016'ya kadar) 1.55 m euro, uzatılan kısımda aldığı total para 10.25 m euro. sanırım yabancı sınırı olmasa, aklı başında kimse kendisinin sözleşmesini uzatmazdı; böylece, forma anı itibariyle hiçbir verim alamadığımız selçuk üzerinden maç başları hariç 11.8 m euro zarar yazmamış olurduk.

    az kalsın unutuyordum ki aklıma geldi; olcan adın. burak ve selçuk kardeşlerimizin panpası, adam kontenjanına atatürkçü olduğu için giremeyen bir arkadaş. erken gönderilmesine rağmen kalan alacağını (sözleşme sonuna kadar) talep eden olcan'a 4 m euro bonservis, 7 m euro maaş ödemeyi kabul ettik. hadi 1 m ben kırptım 10 kaldı.

    kambur reis sercan yıldırım'ı unutmadım elbet, 3 m euro bonservisi ve 700 bin yıllık maaşı ile helalinden bir 4.5 m yazalım mı? yazalım.

    daha fazla zamanınızı almak ve bir sonraki konuya geçmek adına burada kesiyorum; verim alamadığımız, yerlerine yabancı alsak sportif olarak daha başarılı olabileceğimiz yılları heba ettiğimiz ve sadece yukarıda adını saydığım adamlar için kulübümüzün geri dönüşü olmamak üzere cebinden çıkan para 54.5 m euro. hadi bunun bir kısmı yabancıya gidecekti ama sağ bekinde mariano oynayan takımla sabrinin oynadığı takım şüphesiz aynı puanı almayacaktı. aynı şey diğerleri için de geçerli olduğundan, verim endeksi ile 14.5 m euroluk kısmını (gelirimiz artacaktı) düşüyorum. 40 m euro, bugünün parası ile 300 milyon lira. 0, yazı ile sıfır verim aldığımız dönemde, "türktür inşallah tutar" diye sokağa attığımız para 40 m euro. süper iyi niyetli yaklaşıp euroyu ortalama 3.5 üzerinden alıyorum bu dayılara ödenen paralar ile ilgili olarak, 140 milyon tl. kulübün borç - alacak farkı ne? 1.1 milyar tl (2018 mayıs ayı divan kurulu verileri); kulübün total borcunun %12.7'si.

    soruyorum şimdi, yabancı sınırı olsa yine bu adamlara bu paralar verilir miydi? selçuk'a zam yapılır mıydı? yapılmazdı. sen piyasayı daraltırsan, sen tek özelliği vasat oğlu vasat türk topçusundan iyi olmak olan vasat topçular lehine haksız rekabet uygularsan, bir başka ifade ile sen koyun alımına izin vermezsen, herkes, zaten kendini abdurrahman çelebi olarak tanıtan "huqqa kardeşim" türk futbolcusuna yokluktan abdurrahman abi der, ona göre değer verir.

    sonra "yık ifindim kıliplirimizin bırçlırı, yık ifindim mıli yapıları". e dayı; bağnaz, kayırıcı, çomar koruyucu kurallar koyan senin hatan bunlar; al beşiktaş, fener, bu sene biz üç büyük kulüp belki de tarihinde ilk defa transferi artıda kapadılar.

    3) türk futbolcusunun gelişimi açısından yabancı sayısının önemi

    "türk futbolcular daha çok oynarsa gelişirler, milli takım daha iyi olur" gibi saçma bir sözün rasyonel açıklamasını biri bana yapsın, kafamı taşa vura vura kırmazsam adam değilim.

    bak şimdi kardeşim, ben eskiden top oynamış adamım. en yakın arkadaşlarım ise topu iyi bilmiyor. sence ben bunlarla yaptığım maçta kendimi nasıl geliştirebilirim? nereye koşacağını bilmeyen adama pas atarak vizyon, nasıl topa gireceğini bilmeyen adama çalım atınca dripling yeteneği mi gelişir?

    soruyorum size, sene boyu pique - umtiti, godin - gimenez, varane - ramos karşısında oynayarak gol atabilen bir forvet mi istersiniz takımınıza (milli takım), yoksa sene boyu ahmet çalık - numan, yok efendim yalçın - ökkeş ikililerine karşı mı? ya iyi adamlar olmalı ki türk topçusu (a) gerçekten futbol oynamak ve bu işi profesyonel yapmak istiyorsa daha çok çalışmalı (b) yurt dışına giderek kendini geliştirebileceği uygun bir lig bulmalı. bu devinime ayak uyduramayan varsa da siktir olup gitmeli, futbolu bırakmalı affedersiniz.

    bakmayın siz türk topçulara, al serdar gürler "yabancı sınırı olmasa serdar 1'e değil 7'ye giderdi" demiş. 500'e değil de 2.5'a oynardı serdar ama hakiki 2.5'luk karşısında da önümüzdeki maçlara bakmaktan fazlasını yapamazdı. işte tam bu yüzden yabancı sınırı olmalı. ingiltere liginde 40 yaşına kadar oynayan adamlar var, bizim 20'liği koysak yerine ciğeri düşer ağzından, yere düşer donu falan gözükür. bu seviyelere çıkmak için, 15 kendine bakacan amk çok mu lan 15 sene? altında araban, evin, tatil yapacak paran ve 1.5 ayın var. 10.5 ay çalış bir zahmet.

    sen işine geldiğinde 80 milyon diyen, ancak orta sahasına 20 senedir 1 tane 3/4 çubuklu tosun kalitesinde adam yetiştirememiş bir ülkesin. bunun son 3 senesinde yabancı sınırı var. gören de sınır varken bam güm dünya kupası finali kovalıyorduk da sınır geldikten sonra olmadı. lan 100 senede 3-5 defa turnuvaya katılmışın, 100 senedir sınır var. bırak bir de olmadan deneyelim.

    şu an ligde 150 türk topçu varsa, bunların %90'ı 3/10. diğer türlü 30 türk topçu olur belki ama en düşüğü, 6-7/10 yabancılardan forma alan türkler olur. toplamda 25 tane 7/10 türk topçun, 15 de ithal ettiğin topçun, 40 kişilik bam bam bam bir milli takım havuzun olur. belki daha dar olur ama şüphesiz daha kaliteli olur. bunu açıklayarak anlatmam gerektiği için gerçekten insanlardan tiksindim.

    4) `yabancı sınırlamasının emeklilik ikramiyesi kovayalayan, yan gelip yattığı yerden para kazanmak isteyen türk topçular ile vasat türk topçuları üç büyüklere kitleyip yolunu bulmak isteyen anadolu kulüpleri dışında kimseye hayrının dokunmayacak olması`

    burak yılmaz başta olmak üzere yapılan açıklamalardan net bir şekilde anlıyoruz ki türk topçusu forma için takım arkadaşıyla rekabete girmekten aciz. lan daha 11'i zorlayamayan adam dünya kupasını nasıl zorlasın? tek talebi," kayrılayım, korunup kollanayım, aleyhime konuşulmasın çünkü sınır nedeniyle bana muhtaç olsunlar" mantığındaki bir adamdan hangi kulüp, hangi milli takım, hangi ülke fayda sağlayabilir biri çıksın söylesin rica ediyorum. neden taraftar bu adamlardan oluşan, top oynamak yerine yeri geldiğinde rakibe, yeri geldiğinde taraftara ağzının payını veren adamları izlemek ve bunun için para ödetilmek zorunda bırakılsın?

    yabancı sınırı gelsin diye ağlayan, vasat topçular dışında kalan diğer tayfa ise anadolu kulübü başkanları. sınır olsa deniz türüç 20, emre 40 m euro edecek; yollarını bulacaklar. şimdi büyükler "satmıyor musun hacı? tamam yabancı alırım" diyince, "tamam abi 20 dedim ama 3 olsun, siftah yapalım" diyen çiçek satıcısı gibi satmak zorunda kalıyorlar. yabancı sınırı olsa emre 10, ömer bayram 3 m eurodan aşağıya gelmezdi. işlerine gelmiyor çünkü tribünde adamları yok, başarı yakalayacak çapları yok. heriflerin kendilerine "lan ben napıyorum burada ne işim var?" gibi varoluşsal sorular sormasının önündeki tek kriter büyük takımlara adam satıp köşeyi dönmekti. ekmek kapıları kapandı, avantaları bitti hacı abilerin.

    5) `yabancı futbolcu sayısının artması ile taraftarın mental ve fiziksel sağlığının korunacak olması`

    yıllarca tribünde maç izledim, kar, kış, deplasman demeden gezdim. unutamadığım 3 sahne var, birincisi 15 yaşında kopenhag'da yaşanan meydan muharebesi sırasında üzerime gelen 4 ingilizi paramparça eden almancı dayı, biri paris deplasmanında yediğimiz dayak ve diğeri ayhan akman'ın sahada topu ve oynanan futbolu bırakıp rakip adamı kovalaması.

    eğlence kısmını bir kenara bırakıp konuya dönersek, sahada futbol izlemek istiyor, "adamlık" değil, futbol oyununu görmek istiyoruz. taraftar olarak en doğru talep, aşından biriktirdiğin para ile aldığın maç bileti ile gittiğin maçta güzel bir futbol izlemek, 90 dakika boyunca keyif almak.

    senelerce yabancı sınırı nedeniyle vasat bir arabaya biniyordu taraftar. yabancı sınırı nispeten kalktı, bir mercedes sahibi oldu. artık götü, şeklini alan deri koltuğa, kendisi viraja girerken yatan lastiklere, comand sistemine alıştı. gündelik hayata dönelim

    şimdi siz paşa paşa yolda giderken bir dayı gelip size,"yok sana mercedes falan yallah doğan görünümlü şahin'e; çünkü ben doğan görünmlü şahini hakettiğini düşünüyorum.". e dayı neden? neden durumum iyi iken vasata razı olayım ki? "yok" diyor dayı, "hem şahin'e binecen, hem de mercedes parası verecen yeeenim". ne dersiniz? s...r dersiniz değil mi? dayı bir s...r git dersiniz, dayı anneannenin kulaklarını s..eyim" dersiniz.

    taraftar bu saatten sonra vasat futbolu kaldırmaz. tuttu dediğiniz passolig'in aslında tutmadığını, oynanan oyunun güzelliği nedeniyle biraz seyirci sayılarının arttığını, al gülüm ver gülüm, "emre abi neden tekmeliyosun canım abim adam abim" diyaloglarının yaşandığı bir ülkede futbol biter. türk futbolunu el birliği ile bitirirsiniz.

    futbolun dünyada sahibi taraftardır. izlenmese, sevilmese türk topçular şu an futbolu bıraktıktan sonra elimiz iş tutsun da geçinelim diye düşünüyorlardı. taraftar izliyor ki bir değeri var. o çok sevdiğiniz yerli topçuların 100 bin euro maaş ile kulüp kulüp gezip beni alın diye ağlaması, sınır sonrası taraftarların 1 deklerasyonu ve ortak boykot eylemine (digiturk alma, maça gitme, spor gazetesi alma, ürün alma) bakar. apar topar kaldırırsınız o sınırları.

    özet geçmek gerekirse, ne kadar fazla, o kadar iyi olan sayıdır. hem kulüp, hem futbol, hem ülke futbolu, hem milli takım, hem bizim ruh sağlığımız için olabildiğince fazla olsun.

    edit: bir yerde tlyi euro yazmışım; düzeltildi.
  • 6
    bayern 13-18 yaş grubu için harika bir kampüs inşa etmiş.

    https://www.youtube.com/watch?v=yNuwExbCywc

    videoda röportajı yapan chris richards'ın mutluluğu ve isteği yüzünden okunuyor. o yaştaki her çocuğun hayallerini süsleyecek bir tesis olmuş. biz hala yabancı sınırını tartışıp duruyoruz. şimdi sormak isterim tarık çamdala sözleşmesi boyunca ödenen para ile böyle bir tesisin maaliyeti karşılanamaz mıydı?

    yabancı sınırı yerli oyuncunun kalitesini iyileştirmez kontratını iyileştirir.

    yerlilerin kontratını iyleştireceğimize tesislerimizi nasıl iyileştiririz buna odaklanmalıyız. biz de alt yaş gruplarının girebilmek için can atacağı, ailelerinin çocuklarını gözü kapalı gönderebileceği kampüsler kurmalıyız. böylece hem uzun vadede yerli kalitesi artırılmış olur hemde siyasilerin günaşırı uyuşturucuyla torbacılarla ilgili yaptıkları açıklamalara bir parça merhem olunur.
  • 8
    cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan’ın, “milli takıma hazır olabilmek için bir defa oyuncunun oyun saatinin, oyun dakikasının miktarının fazla olması lazım. birçok yabancı futbolcuyla diyelim ki 2019’a kadar anlaşmalar yapılmış. o tarihe kadar anlaşmalar yapıldığına göre bunun üzerine herhangi bir spekülasyon yapmaya gerek yok. 2019’dan sonrasına yönelik türkiye futbol federasyonu (tff) tüm kulüplerle oturup masaya yatırmalı.“ sözleriyle 2019 sonrası daraltılacağı bir nevi kesinleşen yabancı oyuncu sayısı önümüzdeki günlerde daha çok konuşulacağa benziyor. peki, yabancı oyuncu sınırlamasının ülkemizde geçmişten gelen uygulamaları nedir, ligimizdeki yabancı oyuncuların oyuna katkıları nasıl, sınırlama kulüpleri ekonomik olarak nasıl etkiliyor ve milli takımımızın ve avrupa’nın en formda 10 milli takımının, sınırlamalardan nasıl etkilendiğini gelin bir de beraber inceleyelim.

    bildiğiniz üzere ülkemiz yabancı futbolcular için adeta bir cennet… kulüpler tarafından ödenen yüksek maaşlara ek olarak ücretsiz tahsis edilen lüks villa ve arabalar, kazandıkları ücretten alınan verginin diğer avrupa ligleri’ne kıyasla yarı yarıya bile olmaması, bir sonraki durak olan arabistan ve çin ligleri’ne göre özellikle istanbul’da avrupa standartlarında ve yaşanabilir iklimde bir hayat, avrupa, asya ve afrika kıtasına sadece iki ila dört saatlik uçak yolcuklarıyla gidebilecek olmaları, avrupa’nın rekabetçi liglerine göre daha düşük idman temposu ve bunlara rağmen uefa veya şampiyonlar ligi’nde boy gösterme fırsatı ülkemizi bir cazibe merkezi haline getiriyor.

    peki, ülkemiz sunduğu bunca olanaklara rağmen yabancı oyuncularından verim alabiliyor mu? bence asıl sormamız gerek soru bu! nicelik olarak 14 kişilik kontenjanla neredeyse serbest bırakılan yabancı oyuncu sınırlaması ülkemize ne gibi katkılar sağlamış önce onu bir gözden geçirelim. 18 takımlı ligimizde bir sezonda 306 maç oynanırken geçtiğimiz sezonda ligde tam 906 gol atılarak 2003-2004 sezonunun 908 gollük rekoruna yaklaşılsa da, 1987-1988 sezonunda atılan 1032 gollük rekora yaklaşılması mümkün gözükmüyor. şunu da hatırlatmakta fayda var 1987-1988 sezonu türk futbolunun hala emekleme dönemlerinden biri olduğu için değerlendirme kıstasına alınmaması daha sağlıklı olacaktır. bu küçük hatırlatmayı yaptıktan sonra; ligimizde maç başı gol ortalamasının 2.93 ile avrupa’nın beş büyük ligindeki rakiplerimizin hepsini geride bıraktığımızı söyleyerek devam edelim. aşağıda yayın geliri olarak bizden daha ileride olan beş ligin gol ortalamalarını görebilirsiniz.

    ingiltere premier lig: 2.69

    ispanya la liga: 2.69

    italya serie a: 2.71

    fransa ligue 1: 2.63

    almanya bundesliga: 2.68

    işte bu aşamada görüyoruz ki, bir ligin seyir zevkini yükselten en önemli etken olan gol sayımız yabancı sınırının kaldırılmasından sonra önemli ölçüde artmış. ligimizde maç başı atılan yaklaşık 3 gol seyirciyi de tekrar statlara çekmeyi başarmış gözüküyor. yabancı sınırının 6+2 olarak uygulandığı son sezon2014-2015 sezonunda 6.225 ortalama seyircisiyle oynanansüper ligmaçları 2017-2018 sezonunda 12.821 kişiye yükseldi. yaklaşık %100’den fazla artan seyirci ortalaması kulüplere maddi olarak da önemli bir gelir kaynağı olarak geri döndü. `katlanan bilet ve loca gelirleri 2014-2015 sezonunda süper lig ve 1. lig’in toplamında 100 milyon tl’nin altında kalırken, süper lig ekipleri 2016-2017 sezonunda 156 milyon tl, 2017-2018 sezonunda ise 278 milyon tl gelir sağladı.taraftarların büyük kısmının tepki gösterdiğipassolig` uygulamasına rağmen gelirlerin bu denli büyük ölçüde yükselmesi birçok kulübün kasasını rahatlattı.

    ayrıca kısaca değinilmesi gereken bir başka konu ise, yabancı oyuncu sınırlamasının kulüplerimize avrupa arenasındaki etkisi… ffp kurallarının anti robin hood olduğu, arap ve rus sermayeleriyle dev kulüplerin milyonlarca euro’luk transferleri kolayca yapmasına ses çıkarmayan uefa’nın, türk kulüpleri üzerinde demokles’in kılıcını sallaması, avrupa’daki rekabet ortamına ayak uydurmamız konusunda büyük bir engel teşkil ediyor. bir de bunun üzerine kendi federasyonları tarafından yabancı oyuncu sayısı ile kısıtlanan kulüplerimiz, wesley sneijder transferine harcayacağı 7.5 milyon euro’nun üzerine 1.5 milyon euro daha harcayarak tam 9 milyon euro transfer bedeliyle mehmet topuz’u kadrolarına katmak için kanlı bıçaklı oluyor.

    mehmet topuz’a harcayacağı bonservis bedeliyle, ryan babel’i bonservisi ile anderson talisca ve vincent aboubakar’ı da kiralık olarak kadrosuna katan beşiktaş, şampiyonlar ligi’nde ilk sezonunda üçüncü olup uefa’da yarı finalin kapısından dönerken, bir sene sonrasında türkiye rekorunu kırıp 14 puan ile bir üst tura lider olarak çıktı. başarılı geçen iki avrupa sezonundan yaklaşık olarak 82 milyon euro gelir elde eden beşiktaş, cenk tosun’u da bir başka türkiye rekoru olan 22 milyon euro’ya eklenecek olan bonuslarla beraber everton’a satmayı başardı.

    peki, cenk tosun’un transferi bir istisna mıydı? yoksa kulüplerimizin transfer gelirleri giderleriyle kıyaslanınca artı verirken kaliteli bir takım kurabilir mi? yabancı sınırının 14 oyuncuya genişletilmesi kulüplerimizin transfer politikalarını nasıl etkiledi? bu sorunun cevabını da tamamen istatistiksel olarak görüp nesnel bir şekilde yorumlayabiliriz.

    yabancı sınırının genişletilmesiyle beraber kulüplerimiz;

    2015/2016 sezonunda kulüplerimiz toplamda 434 oyuncu transferi gerçekleşip 107 milyon euro ödeyerek transfer giderlerini yaklaşık 22 milyon euro arttırmış gözükse de sattıkları oyunculardan toplam 127 milyon euro gelir elde ederek transfer sezonunu 20 milyon euro kar ile kapatmışlar.
    2016/2017 sezonunda 79 milyon euro harcadıkları bonservis karşılığında sattıkları oyunculardan 46 milyon euro gelir etse de, sırasıyla 2017/2018 sezonunda 128 milyon euro elde edilen bonservis bedellerinden 126 milyon euro’luk kısmını yeni transferler için kullanarak dönemi 2 milyon euro artıda tamamlamışlar.
    2018/2019 sezonunda ise artan kura bir önlem olarak kulüplerimiz kemerlerini iyice sıkarak 79.5 milyon euro elde ettikleri bonservis gelirlerinin sadece 47 milyon euro’luk kısımlarını transfer bütçelerine ayırmışlar. yabancı sınırının 14 olarak uygulanmaya başlanmasıyla `kulüplerimiz transfer gelirlerini, giderlerinin 21.5 milyon euro üstünde tutmayı başarmışlar.`
    peki, yabancı sınırının 6 ve 5 olarak uygulandığı son 4 sezondaki transfer gelir giderlerimiz nasıl gerçekleşmiş? dilerseniz ona da bir göz gezdirelim.

    2014/2015 transfer sezonunda transfer edilen yerli ve yabancı toplam 387 oyuncuya 85.5 milyon euro transfer bedeli ödenirken kulüpler 411 oyuncularını göndererek 47.2 milyon euro gelir elde ederek kulüplerimizin kasasından 38.255 milyon euro fazla bonservis ücreti çıkmış.
    2013-2014 sezonunda ise durum oldukça vahim. yaklaşık 40 milyon euro elden edilen bonservis gelirlerimizim tam 3 katı kadar bedeli yani 120 milyon euro’luk tutarı kasamızdan çıkarmışız.
    2012/2013 sezonunda yaklaşık 50 milyon euro’luk gelirlerimiz karşılığında yeni transferlerimizin kulüplerine 120 milyon euro ödeyerek 70 milyon euro ekside kapatmışız.
    2011-2012 sezonunda da benzer bir senaryo gerçekleşerek 95 milyon euro’luk gelire karşılık 129 milyon euro yeni transferler için harcanarak transfer dönemini 34 milyon euro ekside kapatmışız.
    kısaca özetlemek gerekirse yabancı sınırının sıkı olduğu 2011-2014 yılı arası transfer dönemlerine kulüplerimiz transfer gelirlerinden 222 milyon euro’luk fazla kısmı transfer bedeli olarak harcamışlar.

    mali tabloyu incelediğimizde kulüplerin maç günü gelirleri, kombine ve bilet gelirleri ile seyirci sayıları yabancı sınırının hafifletildiği 4 sezonda hızla artarken kulüpler aldıkları ve sattıkları oyuncular için harcadıkları bonservis bedellerinde artıda kalmayı başarmış.` yabancı sınırının sıkı olduğu son 4 sezonda ise kulüplerin seyirci ortalamaları en iyi yılda 6.200 bandında seyretmiş ve kulüplerin transfer gelir giderleri arasında 222 milyon euro’luk bir eksi oluşmuş.` mali tabloyu incelediğimizde kulüplerin yabancı sınırından zarar gördükleri anlaşılıyor! peki, türk futbolumuz ve futbolcularımız bu durumdan nasıl etkilenmiş? dilerseniz buna da kısa bir göz atalım.

    galatasaray’ın uefa kupası’nı alması ve 2002 dünya kupası’nda üçüncü olmamızla başlayan futbolcu ihracatımız bir süre bizleri memnun etse de 2010’lu yıllara geldiğimizde türkiye avrupa’daki en az futbolcu ihraç eden ülkeler arasında yer alıyordu. sürekli olarak şikayet ettiğimiz altyapımız ve doğru eğitim alamadığından yakındığımız genç futbolcularımızın durumunu yabancı sınırı öncesi ve sonrası ile karşılaştıralım.

    euro 2008’de elde edilen başarı ile istikametini avrupa olarak belirleyen 4 futbolcumuza 2009 yılında 4 futbolcumuz daha katılırken 2 yılda 8 futbolcu ihraç eden türk futboluna avrupa takımları 2010 yılından itibaren kapılarını kapatıyordu. 2010-2014 yılları arasında ceyhun eriş,mehmet topal, arda turan ve umut bulut ile deldiğimiz avrupa transfer ambargosu, 2015 sezonunda tabiri caizse schengen vizesiyle tamamen kalkıyor. türk futbolcularının makûs talihi ise yabancı sınırının hafifletildiği 2015-2016 sezonunda tekrar değişiyor. `rekabetin arttığı ligimizde mücadelesini, tekniğini ve fiziğini geliştiren tam 10 oyuncumuz 2015/2016 sezonunda avrupa’ya transfer olup ülke ihracat rekorunu kırarken sonraki yıllarda da sırasıyla 7 ve 8 oyuncumuz başarılı performanslarıyla avrupa’da çalışma vizesini almayı başarıyor. `2018-2019 sezonuna başlarken kısıtlanacağı belirtilen yabancı oyuncu sınırı dedikoduları futbolcu ihracatımızı düşürüp serdar gürler ve mehmet zeki çelik ile yetinmemize neden oldu.

    gördüğümüz üzere yabancı sınırının katı şekilde kısıtlandığı yıllarda yerli futbolcularımız avrupa liglerindeki takımların dikkatini çekecek performansları göstermekten uzak kalırken yabancı sınırının hafifletildiği yıllarda rekabetçi ortam bireysel performansların yükselmesine ve üç senede tam 25 oyuncumuzun avrupa liglerine transfer olmalarını sağlamış. futbolcu nezdindeki değerlendirmeleri bir kenara bıraktığımızda; milli takımın yabancı sınırından nasıl etkilendiğini görmemiz için milli takımımızın yıllar içerisindeki fifa sıralamasına bakmamız bize cevabı kestirme şekilde verecektir. bakalım milli takımlar teknik direktörümüz mircea lucescu yabancı sınırından yakınmakta haklı mı? gelin cevabını beraber bulalım.

    milli takım performansımızın pik yaptığı 2002 dünya kupası’ndan sonra performansımız dalgalı bir şekilde seyrederken 2008 avrupa şampiyonası’nda oynadığımız yarı finalle adımızı fifa sıralamasının ilk 10 takımı arasına yazdırmayı başarmışız. son on yılı gözlememizdeki amaç bu süre zarfında yabancı sınırının tam 8 defa değişmesi ve bu süre zarfında 3 avrupa şampiyonası ve 2 dünya kupası organizasyonunun düzenlenmiş olması.

    `2007 yılına girdiğimizde takımlara 6 yabancı oynatma hakkı veren tff, bir yıl içerisinde kuralı önce6+1 sonra 6+2 ve son olarak da6+2+2 olarak revize etti.` böylece 6 yabancının sahada olduğu sistemde 2 yabancı yedek kulübesinde beklerken 2 yabancı da tribünde yer alabiliyordu. 2017 ocak ayında 27. sırada yer aldığımız sıralamada 2018 kasım ayında 10. basamağa kadar yükseliyorduk.

    `2009 yılına tff tribündeki 2 yabancı oyuncu hakkının kaldırılması ve toplamda 8 adet yabancı oyuncu sınırlaması`yla kuralı değiştirirken milli takımımız 10. olarak başladığı yılı 41.sırada tamamlayarak dramatik bir düşüş sergiliyordu.

    2010 yılında önceki 6+2+2 kuralına geri dönen federasyon nedeniyle çinli raketlerin ping-pong oyununa dönen yabancı kuralı bir kez daha etkisini milli takım üzerinde etkisini gösteriyordu. 42. sıraya kadar gerileyen milli takım yılı 31.sırada bitirerek 11 basamak yükseliyordu.

    `2011-2012 sezonunda yabancı sınırının kaldırılması fakat 6 sahada 2 yedek kulübesinde şeklinde düzenlenen kural` bu sefer işlevini yitiriyor ve milli takımın 31. sıradan 40. sıraya kadar gerilemesine şahit oluyorduk. tabi ki bu yılda yaşanan 3 temmuz şike soruşturması sonucunda avrupa’dan men alan fenerbahçe ve beşiktaş’ın da bir etkisi olduğunu hatırlamamızda fayda var. soruşturma sebebiyle diego lugano, mamadou niang, andre santos gibi birçok oyuncu ve henüz forma giymeden ayrılan şike soruşturmasının gözaltı golcüsü emmanuel emenike gibi kaliteli ayakların yurtdışına transfer olmaları ve ceza alan kulüpteki oyuncuların avrupa’da boy gösterme motivasyonlarının kaybolmasının da etkisi olduğunu unutmayalım.

    `galatasaray’ın şampiyonlar ligi’ne geri döndüğü 2012-2013 sezonunda ise yabancı sınırı bir kez daha değişiyor` ve kulüplere sahada 6 oyuncu hakkı verilirken 4 yabancının da tribünlerde atkı show yapmaları isteniyordu. 2013 yılı biterken milli takım 3 basamak daha kaybederek son on yılın en kötü performansını sergiliyordu.

    2014 yılında 5+0+3 olarak açıklanan kararı federasyon bir rekor kırarak daha sezon başlamadan önce düzenliyor ve tribünde çekirdek yeme görevindeki üçlüye yedek kulübesinin kapıları açılıyordu. sahadaki bir yabancı hakkından olan türk kulüpleri avrupa’dan başarısız sonuçlarla yurda dönerken milli takım 49.sırada kendine yer buluyordu.

    `2015 yılında fatih terim’in apar topar milli takım direktörü unvanıyla göreve getirilmesi` ay yıldızlılarda tekrardan yaşanacak canlanmanın bir habercisi gibiydi. terim’in göreve gelişi ise sadece milli takımda değil kulüpler bazında da radikal bir kararın alınmasını sağlıyordu. `türk futbol tarihinin en geniş yabancı oyuncu oynatma izniyle, kulüpler tam 14 yabancı oyuncuyu kadrolarında bulundurmalarını sağlarken` 11 yabancı oyuncudan kurulu 11’ler yavaş yavaş arenalarda, parklarda ve mabetlerde sahaya çıkmaya başlıyordu. `4 yıllık yabancı oyuncu planıyla ligdeki rekabet seviyesi, maç başına atılan gol sayısı, çekilen şut sayısı ve asist sayısı gibi kıymetli parametreler birbiri ardına yükselirken milli takımımız da sıralamada tam 29 sıra yükselerek euro 2016 finallerine katılmaya hak kazanıyordu`. uzun bir aradan sonra ilk 20 arasına giren milli takımımızda birçok potansiyelli genç gurbetçimiz kadroda tecrübeli milliyle kaynaşmayı bekliyordu.

    işte tam beklenen milli takım ruhu döndü derken euro 2016 finallerinin ilk maçından önce düzenlenen basın toplantısında fatih terim `“takımda birtakım sıkıntılar var”diyerek fitili ateşliyor ve sızdırılan bilgilerde“primcilik”tartışması bir çığ gibi büyüyordu. iddialara göreeuro 2016` katılım ikramiyesi olarak kazanılan primler futbolcuların hesabına yatırılmamıştı ve bazı futbolcular banka hesaplarına alti haneli euro bakiyeleri yatana kadar euro 2016 turnuvasını isteksiz ve formsuz halleriyle sabote edebilirlerdi. işte bu ahval ve şerait altında çıkılan ilk iki maçta milli takım hırvatistan ve ispanya karşısında kelime-i tabirle dökülüyor ve türk seyirciler ayağına her top geldiğinde prim grubunun başı olduğu iddia edilen arda turan’ı ıslıklıyordu. son maça iddiasız ve bol rotasyonla çıkan milli takım eskilerin çekoslovakya’sı, sonranın çek cumhuriyeti şimdinin ise çekya’sını 2-0 mağlup ederek turnuvaya veda ediyordu. turnuvada bizim adımıza akılda kalan; rezalet ötesi bir futbol, prim peşindeki futbolcular ve sürekli adını değiştiren avrupa’nın kadim halkı çek’ler olmuştu.

    erken elenilen avrupa futbol şampiyonası yerini başarısız bir dünya kupası elemeleri grup maçlarına bırakırken arda turan milli takım uçağında bir gazeteciyi prim iddialarını yazdığı gerekçesiyle tartaklıyor, milli takımda futbolcular arası kamplaşmalar önüne geçilemez hale geliyor ve ardından fatih terim koltuğunu mircea lucescu’ya devrediyordu. yaşanılan skandallar milli takım ruhunun kaybolmasına ve milli maçların reyting ölçümlerinde survivor, yetenek sizsiniz gibi bilumum reality show programının gerisinde kalmasına sebep oluyordu. tüm bu yaşananlardan sonra milli takım kapılarını burak yılmaz, arda turan, caner erkin ve gökhan gönül gibi veteranlara kapatan lucescu, tercihini genç ve istekli oyunculardan yana kullanıp yepyeni bir kadro kuruyordu. bu yeni jenerasyon özellikle oynanılan uluslar ligi’nde tekrar bir milli ateşi gönüllerde yaksa da takım skandalların bedelini sıralamada 33. sıraya gerileyerek ödüyordu.

    son 10 yılda sıralamalarda dalgalı bir performans çizen milli takımımızın form durumunda değişen teknik direktörler ve sistemler de muhakkak önemli ölçüde etki etti. ancak yabancı sınırının her genişlemesinin ardından elde edilen iyi sıralama sonuçlarının ve sıkılaşan yabancı sınırı sonrası gelen kötü performansların da tesadüf eseri oluştuğuna inanmak son derece zor.

    son bir soru ise avrupa’daki yabancı sınırı uygulaması nasıl yapılıyor ve ülkemizdeki sınırlamanın tarihçesiyle karşılaştırılmasında nelere dikkat etmeliyiz. burada da gözlem noktamızı fifa uluslar sıralaması’nın en başarılı 10 avrupa takımı olarak belirlememiz bize yabancı sınırının milli takımlar üzerindeki etkisi hakkında önemli bir fikir verecektir.

    belçika

    1 numaralı sırada son yıllarda katıldıkları her turnuvanın gizli favorisi olarak gösterilen fakat tecrübesizliklerinin kurbanı olmaktan kaçamayan belçika var. 700 milyon euro’yu aşan kadro değeri ile 2018 dünya kupası’nı üçüncü olarak tamamlayan kırmızı şeytanların ulusal jupiler ligi’nde herhangi bir yabancı sınırı bulunmuyor. fakat takımlar kadrolarında 6 altyapı oyuncusu bulundurmak zorunda.

    fransa

    son dünya şampiyonu fransızlar ise milliyetçilik akımını bastille kalesinin alınmasının ardından napolyon savaşları ile bırakmış gözüküyor. ikinci sıradaki fransızların psg tarafından domine edilen ligue 1 organizasyonunda` ab pasaportu olan tüm oyuncuların (türkiye ve rusya dahil) yanı sıra 4 yabancıyı da ilk 11’de başlatma hakları var.` sömürgecilik anlayışlarını futbola da taşıyan fransızlarda, sömürge ülkelerindeki oyuncular fransız pasaportuyla liglerinde forma giyerken bir engel ile karşılaşmıyor. mısır ve libya dışındaki tüm ülkelerin oyuncularının yanı sıra yeni zelanda dışındaki okyanusya ülkelerinin vatandaşları fransız şarapları, peynirleri ve futbol takımlarını bir yerli oyuncu statüsünde kullanabiliyor.

    hirvatistan

    finale çıkarak tüm futbol otoritelerini şaşırtan avrupa’nın küçük ve şirin ülkesi hırvatistan ise ulusal liginde tüm ab pasaportu taşıyan futbolcuları yerli statüsünde kabul ederken4 yabancı futbolcuyu da ilk 11’de hoş görmeyi biliyor. ilk 11’de oynatamasanız da kadronuzda dilediğiniz kadar yabancı oyuncuyu bulundurabiliyorsunuz. sadece 4 yabancının oynayabildiği hırvat ligi temsilcilerinin avrupa’da kulüp bazında başarıdan son derece uzak kalmaları pek tesadüf değil gibi.

    ingiltere

    büyük umutlarla gidilen dünya kupası yolculuğunu yıllar sonra gelen yarı final başarısıyla taçlandıran ingilizler, dünyanın bir numaralı ligini sınırsız yabancı oyuncu ve bira eşliğinde izleyebiliyorlar.` premier lig’de herhangi bir yabancı sınırlaması bulundurmayan kraliçe’nin dikkat ettiği nokta ise oynayan yabancının kalitesi`. son iki yılda milli takımında belli bir maç sayısı oynama şartını yerine getiren her dünya vatandaşı premier lig’de gönlünce top peşinde koşabiliyor.

    portekiz

    futbol dünyasına christiano ronaldo gibi son yılların en önemli oyuncularından birini hediye eden portekiz de ise mevlana celaleddin rumi’nin “ne olursan ol yine gel” anlayışı hâkim. dünya menajer borsasının nabzını tutanportekizliler kapılarını sınırsız bir şekilde herkese açmış durumda.

    isviçre

    isviçre ise ürettikleri birbirinden güzel saatler ve çikolatalardan kazandığı ihracat gelirlerini yabancı futbolculara akıtmakta cimrilik yapıyor. avrupa’nın en az takip edilen liglerinden biri olan isviçre süper ligi’nde` avrupa birliği haricinde 5 adet yabancı futbolcu kadroda ve ilk 11’de bulunma hakkına sahip.` hemen hemen her turnuvaya katılan fakat genelde ilk turun ötesini göremeyen, avrupa’nın en zayıf liglerinden biri olan isviçre bu konuda takip edilmeli mi sorusu ise yanıtlanmak için sizleri bekliyor.

    ispanya

    son yıllara tiki taka taktiği ile damga vurarak müzesine bir dünya kupası ve bir avrupa kupası götüren ispanya ise özellikle 2008-2014 yılları arasında barcelona’nın muhteşem la masia’sının kaymağını yiyor. `ab pasaportlu tüm oyuncuları kral’ın sadık bir hizmetkârı olarak gören la liga yetkilileri 3 yabancı futbolcuyu da lejyoner kontenjanından` kral’ın ordusuna asker olarak kaydedebiliyor. peki, son üç turnuvadaki başarısızlık da az sayıdaki yabancı oyuncunun getirdiği rekabetsizlik ve barcelona iskeletinin yaşlanması etkili olabilir mi?

    danimarka

    listeye 9. sıradan giren vikingler’in ulusal ligini takip edenler için bir uyku meditasyonu görevini hakkıyla yerine getiriyor. `tüm avrupa kıtası oyuncularını kucaklayan danimarka ligi kıta dışı sınırlamayı 3 olarak belirlemiş durumda.` listedeki yüksek sıralamalarına rağmen son 20 yılda çeyrek final beklentilerinden bile son derece uzak kalmış.

    almanya

    fifa sıralamasında avrupa ulusları arasında kendini 10. sırada bulan almanya’da ırkçılık söylemleri gündemden düşmese de türk ve diğer göçmen oyunculardan vazgeçmiş değiller. başarılı toplum oryantasyonlarıyla her daim övünen güzel arabaların memleketi en az 12 alman oyuncunun kadroda bulunması konusunda taviz vermiyor. altyapıya da önem veren avrupa’nın ekonomik dinamosu 8 alt yapı oyuncusunu da milliyet gözetmeksizin kadroda görmek istiyor.

    `açıkçası avrupa ligleri’nin yabancı oyuncu sınırı kurallarını görünce taraflı tarafsız herkes aşağıdaki sonuçlara ulaşabilir;`

    milli takımları son 20 yıldaki turnuvalarda çeyrek final ve yarı finalleri alışkanlık haline getiren belçika, fransa, ingiltere, almanya ve portekiz gibi ekol ülkeler son derece esnek yabancı sınırlamasına sahipken ispanya ve barcelona altyapısından çıkan pique, puyol, iniesta, busquets, xavi, fabregas iskeletini real madrid’in casillas, sergio ramos ve xabi alonso üçlemesiyle harmanlayan ispanya yaklaşık olarak 8 yıl dünya futboluna hükmetti.
    her ne kadar son dünya kupasında final oynayarak büyük sükse yapan hırvatistan’ın başarısı yadsınamaz olsa da milli takım kadrosundan sadece 3 futbolcunun hırvat ulusal ligi’nde top koşturması bize yabancı sınırı konusunda bir fikir veriyor. katıldıkları turnuvalarda grup takımı olarak görevlerini yerine getirip çeyrek finaller öncesi dönüş biletlerini alan isviçre ve danimarka’yı ise istikrarlı performanslarından dolayı tebrik etmek gerekse de hem milli takım hem de ligleri seyredilebilir olmaktan gerçekten uzak.
    bu yazıyla beraber yabancı oyuncu sınırlamalarının liglerdeki farklı uygulamalarını, uygulamaların kulüplere getirdiği mali sorumlulukları, ligimizin yabancı oyuncu sınırlaması karşısında gösterdiği istatiksel tepkileri ve milli takımların başarıları üzerindeki etkileri elimden geldiği kadar sizlere anlatmaya, anlattıklarımı da nesnel veriler üzerinden ispatlamaya çalıştım.

    böyle uzun bir yazının sonuna kadar sabırla gelen okuyucularımızı tebrik ettikten sonra sonuca gelelim. yabancı sınırı ligimizde nasıl uygulanmalı ve nasıl kriterlere sahip olmalı? dünya futboluna hükmeden avrupa liglerinin uyguladığı taktiği kendimize nasıl uyarlarız?

    cevabı merak edenler için adresimiz : http://plasedergi.com/...i-siniri-uygulamasi/
  • 9
    ara ara aklıma düşüp, beni endişelendiren sayı.

    sonra diyorum ki, "şu an dünyanın birçok ülkesinde, hiçbir taraftarın yaşamadığı konforu yaşıyorsun, sakin ol". ve aklıma şu görseli yeniden sabitliyorum;

    https://pbs.twimg.com/media/DvsbD99WwAE3H-l.jpg

    bizim kaygımızı, o da taşıyordur. bununla ilgili bilgisi, öngörüsü vardır. hamle yapması gerekse yapardı. birden duruluyorum. böyle bir sınırlama hemen gelmeyecek bence. gelirse de gereğini yapar hoca. hepsini geçtim, gençleri görüyoruz. fatih terim'in seçip getirdiği adamlar nefis paralara transfer teklifleri alıyor. kim bilir şimdi kimleri ayıklayıp altyapıya getiriyor hoca diyorum. daha da keyifleniyorum. saçma sapan keyifleniyorum anlıyor musunuz? baya baya mutlu oluyorum. çok şanslıyız, kim ne derse desin arkadaşlar.
  • 12
    https://twitter.com/.../1090919051201839104

    bu fikir ile etrafından dolaşılamayacak kuraldır. zira türk vatandaşı olmak ile türk oyuncu statüsünde oynayabilmek farklı şeyler. bir oyuncunun yerli statüsünde oynayabilmesi için 5 yıl boyunca türkiye'de çalışması ve türk pasaportunu aldıktan sonra da 5 yıl türkiye'de çalışmaya devam etmesi gerekmektedir. ilgili yönetmeliği arıyorum ama çok zamanım yok. bu yüzden bulduğumda ekleyeceğim. hatam varsa da düzeltirim.

    ancak ne şekilde olursa olsun ilgili tweet'te bahsedilen durum mümkün değildir.
  • 14
    oy verirken hatırlarsınız umarım bunları;

    https://twitter.com/...099170436513794?s=19

    ülkede her şey ithal, ekmek dağıtır gibi vatandaşlık dağıtılıyor, okullarda andımız kaldırılıyor ama maçtan önce istiklal marşı'nın oyuncularca söylenmemesi dert olmuş adama. hayır dünyada zaten hiçbir ülkede maçtan önce istiklal marşı gibi bir uygulama ben görmedim, bizde neden var onu da bilmiyorum. ayrıca diğer tüm branşlarda devşirme sporcularla madalya alırken sorun yok da bu mu dert oldu?

    ama bir ekşisözlük yazarının dediği gibi siz türklerin başına gelmiş en büyük 2. talihsizliksiniz. birincisi ise sizin gelmenize neden olan şey. artık o nedenin ne olduğu herkesin kendi fikrine kalmış.
  • 15
    sporseverlerin serbest olmasını istediği sayıdır. spor abi bu, hobimiz bizim. izlerken eğleniyorsak, sahadaki oyuncu hangi milliyetten hiç umrumuzda değil. savaş sahnesi değil burası. oyun oynuyor insanlar.

    ülkenin milyonlarca derdi varken, tek sorunumuz spormuş gibi yorum yapan siyasiler görüyoruz bir de. ülkeye 3 milyon suriyeli alan adamlar sahadaki 11 yabancıdan rahatsız oluyormuş. size de verilecek laflar var ama silivri soğuktur şimdi.

    https://twitter.com/...099170436513794?s=19
  • 17
    özellikle seçim öncesi çok yanlış yere oynuyorlar. forvetsizlikten ölmüş bir takımın taraftarı, ara dönemde böylesine güzel takviyeler yapıp hazır mutlu olmuşken ki cidden şu an taraftarca büyük bir çoğunluk olarak umutlu ve mutlu olduğumuz ortada, bu konuları kaşırlarsa en azılı hükümet destekçisi bile desteğini çekebilir. durum ortada. bakalım alabilecekler mi galatasaray taraftarını karşılarına..

    https://twitter.com/...099170436513794?s=19
  • 18
    https://twitter.com/...099170436513794?s=19

    yine milliyetçilik sularında boy vermeye kalkan siyaset mensuplarının spora el attığı son sürüm tartışma konusu. bu konunun istiklal marşı seviyelerinde yüzmesi de ne kadar yüzme bilmeyen insan varsa okyanusa açılma hevesinden öte geliyor. madem seviye buralarda. suriye politikaları ve suriye'de denize açılma konulu bir giriş yapılabilir. vatandaş yapılan suriyelilerin ne kadar istiklal marşı bildiği masaya yatırılabilir...

    hani hepimiz kardeştik?
    yeryüzünden ırka yönelik ayrım kalkalı epey oluyor. ırklar birbirlerine karışmakta ve türler değişmekte. hala milliyet hala istiklal marşı okuma kaprisleri nereye kadar sürdürülebilir bir politika olacak?

    konu milli takımsa avrupa'ya açılan pırıl pırıl gençlerimizden yarışmacı bir milli takım oluşturulabilir. "türk" gençlerini profesyonel spora yönlendirecek çalışmalar sayesinde dünya ile yarışır bir hale getirebilirsiniz. yan yana dizilmiş 22 adamdan çok istiklal marşı okuyacak bir grup değil; ahlaklı, etik, çevik sporcu topluluğu üretmek daha mühimdir.
  • 21
    https://twitter.com/...785842580996097?s=19

    mevzu üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek olduğu zaman en alakasız ve faydasız tiplerin bile karışabildiği binbir tane mevzudan yalnızca birisi.

    utanmadan altyapı falan filan zırlamış. olmayan aklı sıra laf çaktığı takım, 10 gün önce altyapısından çıkardığı oyuncusunu 11 milyon euro'ya, hani sürekli bizi kıskanan almanya'ya sattı. transferin son günü yine altyapıdan çıkardığı bir başka oyuncusunu da satmak üzereydi.

    ülkede kaliteli yabancılar yurt dışına çıkıyor, o yüzden takımlarda çok fazla türk yok. bilim ve eğitim dünyasında beyin göçü dediğimiz kavramın bir benzer versiyonu da futbolda buna tekabül ediyor işte.
App Store'dan indirin Google Play'den alın