• 1
    türkiye dışından olan her şeye olan hayranlıkla eş değerdedir. tehlikelidir, zararlıdır.
    ölçme kriteri bir futbolcunun iyi ve kaliteli olması veya olmamasıdır. tek başına yeterli değildir, bir oyuncunun yerli ya da yabancı olması kalitesini belirlemek için. aynı kalitedeki bir futbolcu brezilyadan gelip 1 milyon dolara, türkiyeden 500bin dolara oynuyorsa hala yabancı diye tutturmanın mantığı yoktur.
    yabancı hayranlığı olunca, algı buna göre şekilleniyor. sonra da, "gio orada pası atmadı ama daha ilk maçıydı" derken, arda ofsayttaki gio'ya pas atmayınca "vay efendim arda yabancılara pas atmıyor" dersin.
    "elano'ya arda pas atmıyor" derken, hiç bakmazsın elano o pozisyonda ne yapıyor, kendini göstermek için hareket ediyor mu, yoksa sabit mi kalıyor dikkat etmezsin, ya da anlamazsın, o kadar görebiliyorsundur. ama kendi futbolcuna sallamak daha kolay gelir. aslanlar gibi kendi evladını bozuk para gibi harcamaya kalkar, sonra da altyapıdan futbolcu çıkmıyor, yeteri kadar şans bulmuyor derken, sabri de kötü, uğur da, balta sigara içiyor, servet kazma dediğini unutursun.

    çifte standart oluşmuştur artık sende. sonra da sinemaya giden, sinema kapatan kaptanına demediğini bırakmazsın. halbuki bu ülke, orta malı olmuş dansöz sevgilisi için pavyon kapatan futbolcular gördü, bilmezsin. tugay'ın neden uefa şampiyonu olan takım fotoğrafında olmadığını sözlükten de okuyup öğrenmezsin.
  • 2
    bunun tam zıddı yabancı düşmanlığıdır. taraftarın duygu ve düşünceleri bu iki uç arasında gidip gelir, asla orta bir noktada durmaz. eskiden daha çok yabancı hayranlığı vardı, lincoln'ün ilk sezonunda sahada yerli oyuncular canla başla mücadele ederken lincoln tezahüratı yapılıyordu ve ben de buna deli oluyordum. ama ne zaman lincoln'den canı yandı insanların, bu sefer de yeni gelen futbolculara şüpheyle bakılmaya başlandı. elano'ya lincoln'ün vatandaşı olduğu için şüpheyle bakıldı, hatta sözlükte saçlarının benzerliği hakkında bir başlık bile var.*
  • 6
    türk futbolcularının çok büyük kısmı profesyonellikten nasibini almamış oyuncular olduğu için ortaya çıkması çok anormal olmayan kavramdır. türk futbolcusu karmaşık antrenmanlara gelemez, taktik antrenmanlardan sıkılır, sahada kendini zidane zanneder, verilen görevi yapamaz, verilmeyen görevi becermek için şekilden şekile girer, iyi oyuncu olduğunu düşünür, bu yüzden "insanın bildiğini sandığı şeyi öğrenmesi imkansızdır" sözüyle paralel olarak kendini geliştiremez, geliştirmez, büyük takımlarda oynamayı değil, büyük takımlara kapak atmayı ister. yaratıcı değildir, oyunu zihniyle yönlendirmeyi bilmez, sahada boşlukları görmez, boşluklara kaçmaz. savunma oyuncusuysa "gelen topa allah ne verdiyse vurmak" dışında savunmayı sanat haline getirebilecek bir şey bilmez, orta saha oyuncusuysa ya bir çakma zidane'dır, ya da kazmadır, hücum oyuncusuysa kesinlikle çakma messi'dir, paslaşmayı sevmez, pas almayı çok sever, kaleciyse zamanında kendi isteğiyle olmamıştır, kendisinden önceki kaleci neslinin lanetini sırtlamak zorundadır. ara top atmaz, bir şekilde bir boşluğa kaçtıysa ve pas alamazsa isyan eder. hakeme isyan eder, takımına isyan eder, takım arkadaşlarına isyan eder, hayatına isyan eder. belli bir sisteme ve oyun yapısına göre yetişmediği için bütün sistemlere ve taktiklere uyar, ancak hepsinde verimsiz kalır. kafası hep başka yerlerdedir, kendini geliştirmeyi değil, hata yapmamayı düşünür. sorumluluk almaktan kaçar, en çok sorumluluğu aldığını zanneder, sahada deli ibrahim gibi koşmayı takım için savaşmak zanneder. türk futbolcusu bazı istisnalar dışında budur, bir adım ileri iki adım geridir. bu yüzdendir ki türkiye'ye gelen her yabancı oyuncu yıldız, her yabancı oyuncu takımın dengesini bozacak olandır. dışarıda kalırlar, takımdaki türk grubunun içine alınmazlar, bir yabancı oyuncunun alınması için ya zenci, ya da olağanüstü sıcakkanlı olması gerekir. yabancı oyuncu yıldızlaşırsa takımda bazıları huzursuz olur, "biz de çalışıyoruz yıldız o oluyor" derler, "biz de savaşıyoruz o daha çok para alıyor" derler, "biz köpek gibi koşuyoruz, adam pasları iyi diye, iyi şut atıyor diye bizden iyi zannediliyor" derler. son olarak, türk futbolcusu olmak futbolu bilmemektir, hayatı bilmektir, ama futbol hayat değildir.
  • 8
    sadece türkiye'de değil avrupa'da, uzakdoğu'da ve amerika liglerinde de almış başını giden hayranlıktır. aslında bu hayranlık biçimi, ülkelerin futbolcularına duyduğu güvensizliğin getirdiği baskıdan başka bir şey değildir. yıllar geçtikçe de bir gereksinim haline gelmiştir. ingiltere örneğinden yola çıkarsak, 1994'te kurulan premier lig'de içlerinde eric cantona'nın da bulunduğu sadece 6,7 yabancı futbolcu vardı. bu ingiltere'nin çok milliyetçi bir ülke olmasından kaynaklanmıyor, futbolcularına olan güvenden kaynaklanıyordu. fransa'da ise daha farklı bir uygulama yapılarak devşirme futbolcu yöntemi başlatılıp, geliştirilmiştir nitekim.

    türkiye'nin yabancı futbolcu hayranlığı ise herkesin bildiği gibi parası uygun yugoslav oyuncularla başlamıştı. anadolu klüplerinin gücü bile buna zar zor yetiyordu zaten. jupp derwall'in türkiye'ye gelişi ve 80'li yıllarda dört büyüklerin avrupalı veteran yıldız transferlerinin baş göstermesi(jean marrie pfaff tony schumacher didier six) türk futbolunda ve taraftarında büyük beklentilerin yaşanmasına neden oldu. avrupa kupalarında başarılı ve adaletli bir şekilde mücadele edebilir, türk futbolunun prestijini yükseltebilirdik.

    90'lı yılların başı türk futbolu ve futbolcusu açısından gerçek bir milat olmuş, birbirinden yetenekli oyuncuların ortaya çıkışı ile yabancı futbolculara duyulan gereksinim biraz daha azalmış, 1992 yılında ümit milli takımımızın avrupa şampiyonasında ikinci oluşu ile kendi futbolcumuza duyulan güven kat kat artacak ve avrupa için başarılara zemin hazırlanacaktı. türk futbolu gelişmeye devam ederken 8 sene sonra galatasaray'ın uefa şampiyonluğu ile türk futbolu ve klüpleri daha büyük planlar içine girecek, üç büyükler arasındaki transfer çekişmeleri hat safhaya ulaşacaktı. bir sene sonra italya'ya giden hakan şükür'ün yerine mario jardel alınacak, o sezon galatasaray süper kupa'yı aldıktan sonra şu an alışık olduğumuz medyamızdaki abartılı eleştiri kültürünün temelleri atılacak, gol makinesi jardel için 'gol atmaktan başka hiç bir işe yaramıyor' gibi saçma sapan köşe yazıları bile ortaya çıkacaktı. ama futbol sevdalıları olarak hala yabancı yıldız oyuncuların ülkemize gelmesi için spor gazetelerine boğuluyor ve o gazetelerin tirajını artırıyorduk.

    daha sonraları transfer edilen yıldız futbolcuların hepsi en ufak bir başarısızlıkta yerin dibine batırılıyor. futbolculuğu hakkında yorumlar yapılıyor, lakaplar takılıyordu. aynı dos santos örneğindeki gibi. şimdilerde ise türk medyası ve futbolu aynen şu durumdadır: biz yabancı futbolcuyu hem severiz, hemde döveriz.
  • 11
    futbolun temel prensiplerini çocukken öğrendikleri için, futbolun önce beyinle oynandığını idrak ettikleri için hayran olunuyor. kara kaşlarına, sarı saçlarına değil.

    juan emmanuel culio'ya bakalım vasat bir arjantinli, dandik romanya liginde oynamış ama türkiye ligine geldiğinde sivriliyor. hangi özelliği ile sivriliyor? futbolu bilmesiyle, takım oyuncusu olma özelliğiyle, mücadele ile tekniğini birleştirmesiyle.

    birde bizim vasat yerli oyuncularımıza bakalım. hangi özellikleriyle ön plana çıkıyorlar? mücadele gücüyle.

    işte fark burada. şahsen ben bu fark için yabancı hayranıyım. yoksa cool görüntülerine, güzel saçlarına değil.

    uluslararası maçlarda ne kadar çok mücadele gücün olursa olsun futbolu bilmiyorsan başarılı olamıyorsun. bursaspor, sivasspor gibi.
  • 12
    sebebi, "futbolcu" olmaları olabilir mi? zira bu meslek için "kafa" lazım! o kafanın da "düşünüyor" olması lazım. gerçek anlamda "futbolcu" olabilmeyi başarmış insanlara hayran olmak için illaki nüfus cüzdanındaki uyruk kısmına bakmanıza gerek yoktur. bu iş bu kadar yüzeysel değil... ama bu işi bu kadar yüzeysel değerlendirmemek için de "kafa" lazım, "düşünebilme yeteneği" lazım... donanımın olduğu ölçüde değerlendirme yaparsın ancak.

    "yabancı futbolcu hayranlığı" lafı, çok itici bir yargı cümlesi. hayatımızın her alanında olduğu gibi futbolda da, üşengeç insan tipinin kestirme bir genellemesinden başak bir şey değil. sonucu olan her şeyin bir de nedeni vardır. esas bunu düşünmek lazım.

    galatasaray üzerinden gidecek olursak, hayranı olacağım yabancılar; harry kewell, lucas neill, milan baros gibi isimlerse, evet ben yabancı futbolcu hayranıyım! hayranı olmam beklenen yerli futbolcular servet çetin, ayhan akman, barış özbek gibi isimlerse, kimse kusura bakmasın ama yerli futbolcu antipatizanıyım! sebeplerini karşılaştırmalı olarak yapmama gerek yok heralde; o kadar vahim olmamalı analiz yeteneğimiz! hatta, hayranı olmayı geçtim, taptığımız "yerli" oyuncuları hatırlatmama da gerek olmamalı! bu futbolcuların ise hep eski futbolcularımız oluşu da bizim suçumuz olmasa gerek. zamanında tapabilmişsek bazı "yerli"lere, bunu şimdi de yapabiliriz, yeter ki tapacak birileri olsun! yoksa var da biz mi göremiyoruz?

    bu tip genellemeleri yapanlar, zaten şu an benim de veriyor olduğum tepkileri almak için yapıyorlardır. yoksa, aklı başında olan bir insan, "efsane" olmuş futbolcularımızın efsaneliğinin yerli-yabancı ayırımından çok başka şeylerle alakalı olduğunu idrak edebilir.
  • 13
    vay lan, 10 sene olmuş. yıllar ne çabuk geçiyor kardeşim. yok yahu, 17 mayıs zaferinden bahsediyor değilim. 10 senedir dikkatle gözlemliyorum, bu yabancı hayranlığı saptamacıları yıllardır 1 adım sapma göstermedi. adamlar ne uzadı ne kısaldı. 10 yılda olan galatasaray'a oldu. gerçi galatasaray'a bakma, "valla üzerimde çay parası yok" diyen adamlar gibi. sallasan üstünden bir ev parası çıkar.

    10 yıldır hagi gibi, mondragon gibi * yabancılar dışında herhangi bir yabancıya ufacık bir sempati besleyen adama "ehehe lan siz de olmasanız kime forma satacak bu takım?" demeden geçmezler. gerçi böyle ufak tefek takılmalarla da kalmadı artık, iyice palazlandılar. mesela ki baros'u sevdiğinizi ucundan kıyısından söylemeyegörün, hemen atlıyorlar "hay al o kingini götüne sok" gibisinden. kimsenin ağzını açtırmayacaklar. ne bileyim lan, karman çorman işler. zapata'yı sevmesen bu sefer "hagi getirdi diye böyle yapıyonuz rijkaard'ın laleleri" derler, hagi'nin teknik direktörlüğünü savunsan yabancı hayranı olursun; ileride fatih terim'i savunanlara da allah bilir fatih terim'in italya kariyerinden ötürü bir kulp takarlar. kafaları karışık yani. be kardeşim, bir görüş bu kadar mı stabil kalır? yıllar geçtikçe neler değişti türkiye'de; akp izmir'de hatırı sayılır oy almaya başladı, chp konya'da miting yapmaya başladı, mhp diyarbakır'dan oy isteyecek kıvama ha geldi ha geliyor... belli bır kesim yıllardır her sezon başı kurulan kadromuzu ikiye bölüyor, "e bizim yerliler bu yabancıların yaptığı işin daha iyisini yapar" diyerek kendince bir yerli futbolcu fetişizmine kapılıyor. yıllar oldu diyorum size, adamlar bir türlü bu zihniyetin sakat olduğunu görmek istemiyor.

    neyse, iki çift laf edelim dedik. fazla başka yerlere dalmayalım. son zamanlarda spor programı olan hangi kanalı açsam, şayet bahsedilen konu galatasaray ise getirilen yorum şu:
    - efendim malum ünal aysal başkan olduktan sonra takımın 1/3'i takımdan ayrılacakmış. bu da 7-8 oyuncuya tekabül ediyor. aslında galatasaray'ın yerli kadrosu o kadar da fena değil. 1-2 takviye ve yabancı operasyonuyla takım kendisini toplar.

    "galatasaray'ın yerli kadrosu o kadar da fena değil." spor sayfasını kafadan yapılabilecek istatistiklerle dolduran türkiye gazetesi gibi gazetelerin spor sayfalarında (dedemgilde olunca çok okurdum zamanında) ben çocukken şöyle haberler çıkardı: fenerbahçe futbolcu değirmenine döndü. haberde fenerbahçe'nin yabancı futbolcularını gönderip durduğundan bahsedilirdi. sonra ben ergenliğe girdikten sonra (laf sokmaya meraklı kardeşlerim, hala ergen değilim merak etmeyin) bu haber galatasaray futbolcu değirmenine döndü halini aldı. gerçekten de; bilgi dağarcığımız için yararı kuşku götürmez olan şu sözlükte bir araştırma yapsak, 90'larda fenerbahçe'deki yabancı oyuncu trafiğinin "akıcı" olduğunu, 2000'lerden itibaren bu durumun bizim aleyhimize geliştiğini görebiliriz.

    şampiyon olduğumuz sezonlardan bu sezonki gibi fevkalade kötü gittiğimiz sezonlara bakınız; hep bir yabancı futbolcu gönderme kolaycılığı. 2006'dan sonrası mesela; inamotolar, lincolnler, nondalar, baroslar, keitalar, giolar... gelmiş gitmiş. yerini sağlama alan yerli futbolcular hangi performansı gösterirse göstersin yerleri sabit kalmış. nerede yabancı futbolcu hayranlığı, nerede yerli futbolcu fetişizminin ve salgınının getirdiği sapkınlık. yerli futbolcunun bahanesi çok
    - e milli takımda oynuyor, daha ne olsun?
    hay o milli takımı allah bildiği gibi yapsın. türkiye'de milli futbolcudan başka ne var? altan aksoy bile bize milli futbolcu olarak geldi. mesut özil real'e gidince bizim milli takımda oynamamasını sebep gösterirsin, hamit gidince alman altyapısı almasına bağlarsın, gökhan gönül milli takıma gitmeyince "amaaan zaten milli takım boka sardıydı" dersin, bizden yerli oyuncu gidecek oluncu "durun lan bunlar milli takımda oynuyor" dersin.

    bahane çok yani. kimi der "bu adamlar türk, takımın yapısını iyi bilirler. kalsınlar" kimi der "şimdi bu adamın kalitesinde bir yabancı alacak olsan dünya para. dilimizi bilmez yolumuzu bilmez. ülkeye alışana kadar zaten sezonun yarısı gelir. ilişme bizim adamlar kalsın takımda" e ama fenerbahçe'ye bakıyorsun, son 10 senede "kalk appi allah'ın dediği olur" , "bu arada bursa'dan gol haberi mi var?" gibi komedileri yaşatmışlar ama 10 senedir de istisnalar hariç sürekli şampiyonluk yarışının içine girmişler. pazar günü de muhtemelen şampiyon olacaklar. ama mehmet topuz ankaragücü maçında alex'e "küstüm işte:((" yapınca hiçbiri demiyor ki "e topuz da takımın en çok yorulan oyuncusu. o da hak ediyor gol atmayı" demiyor. bizde olsa 5 gol atmış filan dinlemezler, aklını alırlar adamın.

    yalan mı kardeşim? takımdan hakan şükür gibi bir santrafor gitmiş, herkes kara kara düşünüyor ne yapacağımızı. jardel diye bir adam çıkıyor, henüz ligdeki 2. maçında erzurumspor'a takıyor 5 golü. bizim millet hakan şükür'den sonra böyle golcü bulduğuna sevineceğine medyanın gazına gelip "ee beleşçi bu pezevenk, hiç koşmuyor" demeye başladı.

    lan şimdi bana da fenerbahçe hayranı demeyin de, adamlara bakıyorum; zamanın 21 yaş altı milli takımında oynayan bir dünya adamı aldılar. hiç sevmediğim selçuk şahin'ler, volkan demirel'ler, tuncay'lar, serkan balcı'lar... belli bir kaliteyi tutturmak için sürekli bir dönüşüm içinde tuttular yerlileri. a milli takımda oynayan serkan balcı'ya mesela; hiç bizim gibi muamele çekmediler. "deniz barış yaşlı ama iş yapar lan:)))" demediler, gönderdiler. yerli futbolcularının kalitesini en yükseğe çekmek için ellerinden geleni yaptılar. bugün emre belözoğlu gibi, gökhan gönül gibi, volkan gibi üst düzey yerli oyuncu kadrosuna kavuştular. daha somuk örnek trabzonspor. adamların bu sene kaç yabancı futbolcusunu konuşuyoruz? hep selçuk inan, onur kıvrak, burak yılmaz... 2000 galatasaray kadrosuna bakın, 2000 senesine gelene kadar geleni gideni eksik olmamış. 1999-00 sezonundaysa öyle bir kadro vardı ki, yedek kalan oyuncu as oyuncu sakatlandığında yerine giriyordu da kimse aradaki farkı çözemiyordu.

    bugünkü galatasaray'a bakıyorum da; 4-5 senedir bazı adamlar formalarına nasıl yapıştılarsa hep yerleri sabit kalmış. feldkamp gelmiş gitmiş, skibbe gelmiş, rijkaard gelmiş, onların yeri hep sabit. bu sene takım tarihinin en boktan sezonlarından birini yaşamış, "kümede kal cincon ehehe" tipi piçler peyda olmuş, ilk gönderileceği konuşulan isimler harry kewell, milan baros, lucas neill.

    yabancı hayranlığı bizim olsun, yerli sapkınlığı sizin :(
  • 14
    yoktur böyle bir şey ile söze başlamamız lazım. ben taraftarın yabancı hayranı olduğuna inanmıyorum. yabancı hayranı demek her yabancıyı her türkten üstün tutmak demektir. dikkat çekmek için ya da kazma futbolculuk dönemi geçirip o dönemleri unutmak isteyen veyahut faşist görüşe sahip, ego tatmini yapmak isteyen bazı *genler ve ya şeytanlar bu meseleyi ateşler, pohpohlar. taraftarların bir yabancı hayranlığı var diye dövünüp dururlar. nedir bu yabancı hastalığı peki? tıp dilinde yabancısus alexdeğilus diyede bilinen bu hastalık onların dünyasında şöyle işler;
    mesela galatasaraylılar meira'yı bülent korkmaz'dan çok sever. çünkü yabancı hastalığımız var. fenerbahçeliler guiza'yı semihten çok sever. çünkü yabancı hastasıdırlar. beşiktaşlılar tabata'yı tayfur'dan çok sever. çünkü yabancı hayranı.

    evet saçma değil mi? yabancı hayranı demek bu demektir. en kötü yabancı en iyi türk'ten daha iyidir. heil hitler'in görüşü gibi yani.
    taraftara yabancı hastası diyenler neden oturup da 'bu adamlar hakan şükür'ü, arda turan'ı çok seviyor. ama bu adamlar zapata'yı sevmiyor. yabancı hayranları neden böyle bir yanlışın içinde?' diye düşünmez? onlar genellikle şöyle düşünür. bak bak lincoln'ü ne kadar seviyorlar. kesin yabancı hastası bunlar. aynı bölgede barış ve mustafa da oynuyor. ama onu sevmiyorlar. türk düşmanı bunlar. asalım keselim ceddin deden... diye saldırıya geçer bu organizmalar.

    gerçek dünya'ya geçiş yapmak istersek taraftar görevini en iyi şekilde yerine getireni, farkını ortaya koyanı, takımını seveni sever. yerli yabancı fark etmez. misal galatasaray'da yerli futbolcuların büyük kısmını ne sahaya farkını koyar ne takımını sever. işte bu yüzden o adamlardan nefret ediyoruz.

    bu hayranlık lafının dillendirilmesinin ikinci bir sebebi ise bu yerli hayranı yorumcuların yabancı futbolcu transferi dört gözle bekleniyor ve kutlamalar yapılıyor yorumlarıdır. ama bu cahiller bilmez ki yabancı yıldızlar yerli yıldızlardan daha fazladır ve daha kolay takıma kazandırılabilir.
    misal; ülkemizde her takımda bir türk yıldız futbolcu var desek toplamda 18 tane türk yıldızımız var. oysaki dünya üzerinde real madrid'den başlarsak ayak üstü 500 yıldız futbolcu sayabilirim. hadi biz her takımda iki ya da zorlarsak üç* yıldız türk vardır diyelim.
    misal fenerde gökhan, galatasaray'da arda, beşiktaş'ta ersan. bu oyuncuları sittin sene transfer edemezsin. ama liverpool'daki*, real madrid'deki* yıldızları daha kolay kadrona katabilirsin. bu yüzden yıldız türk oyuncu transferi 3-5 senede bir olur.*

    ama bizim mustafa sarp'a iyi oyuncu diyen yorumcular bank asya'dan bin tane messi buldukları için onların transfer edilmesini isterler. bu yüzden keita gibi adamları değil de serdar özkan gibi adamları sevin diye işaret ederler.

    kıssadan hisse taraftara yabancı hayranı demek ayıptır. herkes takımına yakışan oyuncuyu ister ve sever. yerli yabancı ayırt etmez. sahi rıdvan hoca sen de alex hayranısın. o zaman niye galatasaraylılar yabancı hayranı diye ötüp duruyorsun? bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?
  • 18
    içimizden sadece metin oktay çıktı diye tanımlanarak, haklı çıkartılan hayranlık. zaten yabancıların hepsinden tam verim aldık elhamdülillah. hele lincoln gibi her dalda nice kupalar kaldırtıp, takımın efsanesine fuck diyen bir yiğidimiz vardı. önünde secde edilecekti neredeyse, büyük adamdı o vesselam. yetenekliydi abi yea. deplasman seçiyordu ama o kadar da olur yani.

    doğru ya bir tek metin oktay çıktı. zaten; aslan nihat, sarı naci, gündüz kılıç, reha eken, turgay şeren, tugay kerimoğlu, bülent korkmaz, hakan şükür falan bunlar adam akıllı hizmet etmedilerdi.
  • 20
    türkiye'de çoğu taraftarların nirvana düzeyinde sahip olduğu hayranlık. özellikle son zamanlarda galatasaray taraftarı'nda da sıkça gördüğümüz bir durum.

    en küçük olumlu bir durumda yabancı futbolculara methiyeler düzülürken, her organına ayrı ayrı sevgi dolu sözler söylenirken, istisnalar hariç! yerli futbolculara aynı sevgi gösterilmez! ama eleştirmeye geldi mi, yerin dibine sokulurcasına söylemler gırla gider!

    özetle; yerli veya yabancı oyuncudan ziyade, iyi ve kötü oyuncu vardır! karakterli ve karaktersiz oyuncu vardır!
  • 24
    (bkz: #1520531) bkz. verdiğim entryde emre çolak özelinde uzun uzun irdelemeye çalıştığım konu. bizimki yabancı oyuncu hayranlığı değil, işini hakkıyla yapan insanın hakkını vermek. simdi muslera'ya, melo'ya, sneijder'e hayran olmayalım da ne yapalım adamlar böyle profesyonelce çalışıp mücadele ederken? neticede bize geldiği ilk sezon selçuk hakkında da, hatta önceki sezon profesyonelligi ve disiplini için gökhan zan hakkında da sayfalarca methiyeler yazılmadı mı burda? ya da zamanında lincoln, jo hatta bu sezon drogba bile eleştirilmedi mi disiplinsizlikleri, maç seçmeleri yüzünden? yabancı hayranı olsak drogba'yı eleştirmemiz mümkün mü? ne yapalim yabancıların çoğu yerlilerin çoğundan daha profesyonelse? hep taraftar suçlu, hep yönetimler suçlu, hep yabancı oyuncular suçlu... e adama sorarlar arkadaş herkes suçlu da bu yerli oyuncuların acaba hiç mi suçu yok diye? yabancı sınırı kalksa şu an kazandığı paranın yarısını bile kazanamayacak adamlar, çok para alıyor diye yabancıları eleştiriyorlar, grupçuluk yapıyor; bu çarpıklığı biz eleştirmeye kalkınca da yabancı hayranı oluyoruz, yerli oyunculara sahip çıkmıyor oluyoruz. ne güzel memleket vallahi!