• 1781
    hedefi galatasaray nefretini yayma ve düşmanlığı harlamak olan oluşum. ana akim medyada ülkenin bir yarısına hitap eden kanal ve mensupları ve ülkenin diğer yarısının tercihi olan medya şirket ve bireyleri ile birlikte devletin kendi televizyon ve radyolarında sistematik olarak kullan at aparatlar desteği ile dozu iyice arttırmış ve zıvanadan çıkmıştır. son 3 senede ara ara alevlenen ama belli bir seviyesizlikte devam eden bu hareket artık konvansiyonel savaşa dönmüştür. takım, teknik kadro ve taraftarlar bir yere kadar bunu götürebilir sonrasında da çatlar ve dağılır. yönetimin artık en üst seviyeden dahil olup katılması lazım, bunun başka bir çözümü yok. hepimizin farkında olduğu üzere maalesef çok geç kaldılar. sürekli pislik atma gayretinde olan karşı gruba susarak veya efendilikle mücadele etme imkanı yoktur.
  • 1782
    galatasaray'ı karalama, fenerbahçe aklama kurumudur. rezaleti marifet gibi satmak için biçilmiş kaftandır. ekseriyeti böyle hareket eder. sabah haberi yapıp akşam yalanlar, akşam haberi yapıp sabah yalanlar. özneye göre ikircikli tavır sergiler. fenerbahçenin aleyhine, galatasarayın lehine olanı gizler. mensupları etkili pozisyonlarda galatasaray aleyhtarlığını yapmaktan çekinmezken, fenerbahçe için her skandalı meşrulaştırır, normalleştirir. yaşım 40'ı devirdi ve spor basınını yıllardır az çok takip ederim, günlerdir adı bahis skandalına karışan eski fenerbahçe kaptanı ve kadro dışı kalan iki fenerbahçeli oyuncu için eren elmalı ve metehan baltacı kadar yangın çıkarmamıştır, konuşulmamıştır. bu bilinçli bir tercihtir. galatasaray'lı futbolcular ekranlarda takımımızın ismi anılarak acımasızca eleştirilerle doğranırken hatırlanmayan yargı süreci, suçun bireyselliği ve soruşturma gizliliği, özne fenerbahçe olunca bir anda hatırlanıverir olur.

    bunun sebepleri çok uzun olacak ama, global ve yerel spor ekonomisi teoride anlatıldığı gibi özerkliğe terkedilemeyecek kadar büyük bir pasta ve çok paydaşı var. aynı renklere gönül verdiğimiz renktaşlarıma çok distopik gelebilir, uzun uzun tartışabiliriz; bu durumun doğruluğunu ispatlayan örneklerle dolu spor tarihi. ama özellikle ülkemizdeki medya ayağı daha kompleks bir konu. spor medyasının orta yaş ve üzeri kuşağı yüksek oranda fenerbahçe sempatizanıdır. bugün ekranlarda birilerinin özellikle parlatılması ve insanlara dayatılması hedefli bir organizasyon mudur bilemem. ama şundan eminim; yeşilçam’ın ve tek kanallı dönemlerin dokunulmaz futbol düzeninin istediği şekilde tek taraflı propagandaya maruz kalan kuşaklar hep fenerbahçe etrafında şekillendi. o dönemde trt ekranı ne gösterirse, kitle de onu sevdi. darbeyle gelen cumhurbaşkanı kenan evren'in fenerbahçeli olduğu bir dönemi anlatmaya lüzum yok diye düşünüyorum. yani yıllar boyunca belki bilinçli, belki bilinçsiz şekilde işlenen sosyolojik bir tercihin doğal sonucudur bu tablo. bugün aynı kuşak, spor medyasının kritik koltuklarında oturuyor ve hangi haberin yapılıp/yapılmayacağına karar veriyor. fenerbahçe zaten federasyondan hakem camiasına, geleneksel medyadan ekran yorumculuğuna kadar geniş bir insan kaynağına her zaman sahipti. altyapıda gelecek vadetmeyen sporcularını hakem kurslarına gönderen bir camiadan bahsediyoruz. kimi sessizce işini yapıyor, kimi ise eline geçen mikrofonu veya düdüğü bir çeşit mevzi görev emri gibi kullanıp tetikçiliğe soyunuyor. bu kitle gücünü şeffaflıktan değil, halen o eski ilkel düzendeki insan kaynağından alıyor.

    kameraların çoğalması, mafyatik yapıların futbolda alan kaybetmesi, sosyal medyanın geleneksel medyayı adeta silip süpürmesi, uefa ve fifa’nın baskılarının artması, var ve çizgi teknolojisi gibi yenilikler, yıllarca sırtını karanlık çağın imkanlarına dayayan yapı'yı salladığı için bir kudurma hali söz konusu. bunu engellemek için ise var gücüyle çalışan birileri var karşımızda, evet kulağa komik geliyor olabilir ama federasyonu, medyası, hakemleri, yayıncı kuruluşu el ele vermiş şekilde spor ekonomisindeki galatasaray dominasyonunu fenerbahçe enflasyonuyla dengelemeye çalışıyor. yani türk spor basını da bu denklemde kullanılan enstrümanlardan yalnızca biri. bu dönüşüm aslında kaçınılmaz bir süreçti. nesiller değiştikçe başarı da rakip için kaçıp gidiyor ve gitmeye devam edecek. birileri bu akışa engel olmaya çalışıyorsa, galatasaray camiası oyunu kuralına göre oynamalı. kültür olarak hala fazlasıyla aristokrat bir çizgide duruyor ve bu nedenle refleks vermekte zorlanıyor. bu duruş bir dönem saygınlık ve ağırlık üretmiş olabilir ancak bugünün futbol düzeni, kirlenmiş federasyon gerçeği, bu kadar manipulatif haber ve gürültünün yapıldığı medya ortamında sessizlik, bir ikrar, bir zayıflık olarak algılanıyor.

    galatasaray yönetimi acilen bu dağınıklığı bırakıp, pasifliğine son vererek somut adımlar atmak zorunda. akreditasyon kurallarını yeniden ele almalı, röportaj verilecek mecraları titizlikle seçmeli ve yayıncı kuruluş ile federasyona karşı, taraftar gücünün farkında olan net bir duruş sergilemeli. bu böyle gitmez. gitmemeli.
  • 1784
    ibretlik günlerden geçen basın.

    21 aralık 2025 galatasaray kasımpaşa maçında davinson’un elle müdahale ettiği iddia edilen pozisyona mustafa çulcu’nun “ben penaltı verirdim” dediğini yazıyorlar.

    https://halktv.com.tr/...alti-veririm-994894h

    pekiiii işin komik tarafı ne? davinson’un bahse konu pozisyonu ceza sahasının 3-5 adım dışında. yani alakası yok penaltıyla. çulcu ne demiş? sunucunun “içerde olsa penaltı mı verirdin?”sorusuna “evet” demiş, bu arkadaşlar “ben olsam penaltı çalardım” diye aktarmış. hani çulcu konu galatasaray olunca zaten pek tarafsız yorumlar yapmıyor, üstüne adamlar onu bile olduğu gibi değil sanki penaltı verilmemiş gibi aktarmış.

    aynen. biraz da böyle deneyin. saha içinde nerede olursa olsun elle dokuduysa penaltı olsun. belki böyle durdurulur galatasaray.*
  • 1785
    transfer dönemi başladığından beri kaç tane isim okuduk? hangi gazeteci görüntüsündeki yönetim savunucuları kimleri basına yazdı?
    sürekli sükseli isimler yazılıyor ki sonucunda açıklama basit olsun.
    -gassaray diarra'yı son dakikaya kadar kovaladı o olmayınca arra'yı aldı. diarra tamamdı kulübü vermedi oysa arra ile çoktan anlaşılmıştı diarra için bekletildi.
    -kekstra'dan maliyeti çok yüksek diye vazgeçildi. yoksa oyuncu tarafı gelmeye ikna olmuştu. hem de öyle bir maaş seviyesi ki burası için çok ucuz. 7 milyon + bonuslar ile kekstra gelmeyi kabul etmişti.
    -galatasay'ın bir listesi var üf, hepsi balon d'or adayı.
    -hele biri var ki aman aman şimdi isim vermeyelim.
    -eğer gelirse yer yerinden oynar.
    -ben de çok önemli bir kaynaktan duydum bunu ve sona çok yakınlar.
    -tamam o halde çok baskı var ismi açıklayalım.
    -bu arada başkan dursun özbek'in de çok istediği bir isim. o yüzden bu güne kadar bekletildi.
    -sinkafspor'un 38 yaşındaki oyuncusu tripot gelmeyi kabul etti. son pürüzler gideriliyor artık. bitti diyebiliriz son dakika bir pürüz çıkmazsa.
    bomboş habercilik, yönetici yalaması davranışlar, menajer göbeği kaşıyıcı aparatlar.
    burada bu adamlara mı kızacağız yoksa yönetime mi?
    artık yönetim kısmına yazmaktan, tekrar düşmekten gına geldi. biraz da bu başlıkta bunları eleştirelim.
  • 1787
    işim gereği evden çalışıyorum ve gün içersinde tv'de arkada bunlar dönüyor. algıda seçicilik mi bilemiyorum, yayın medya işlerinden anlayan birisi varsa daha net bilgi verebilir ancak galatasaray'ın ekran süresinde azalma olduğu kanaatindeyim. yani önceden galatasarayla ilgili haberler, yorumlar vs. gün içersinde daha fazla süre bulurken özellikle ajax maçından sonra ne zaman tv'yi açsam galatasaray hep ikinci üçüncü planda. akşama şampiyonlar ligi maçımız var ama bir kanal fenerbahçeyi konuşuyor, bir kanal rafa silva'yı konuşuyor.
  • 1789
    birçok tutarsız yorumcuyu bünyesinde barındıran medya. bunda youtube üzerinden çokça yayın yapılmasının da payı var. her gün yayın yapan yorumcu bir noktadan sonra saçmalamaya başlar, bundan kaçış yok. ama bilerek algı yapmak başka bir şey. türk takımlarının avrupa maçlarını konuşurken bizim rakiplerimizi bir küçümseme akımı başladı. mesele serie a konuşulurken x yorumcu birden juventus başta olmak üzere serie a takımlarının ne kadar kötü durumda olduğunu anlatıyor. aynı şey premier lig konuşulurken liverpool'un geçen sezonki formundan uzak olduğu konuşuluyor. ben bunun iyi niyetli olduğunu düşünmüyorum, çünkü aynı ligde oynayan nottingham fb'ye üç atınca aynı yorumcular premier lig takımlarının bizim takımlarımızdan ne kadar önde olduğundan bahsedip 'fb'nin kaybetmesi doğal yaa' yorumu yapıyorlar. liverpool kötü, ama nottingham çok güçlü. bunu normalde beğendiğim bazı yorumcuların da yaptığını gördüm ve hayal kırıklığına uğradım. bu adamların işi eleştirmek, ama liverpool ve juventus'u yenince bari bahane bulmaya çalışmayın.
  • 1790
    olumsuzluğun para ettiği ülkemde türk spor basını hakkını almaktadır. dijitalde ve televizyonda izlediğiniz tüm yorumcular sadece olumsuzluk konuşuyor. bir yandan para kazanıyorlar, bir yandan da fanatizmi körüklüyorlar. yüksek mertebe, haluk yürekli izlemiyorum. vole kanalını izlemiyorum (ılgaz abiyi ayrı tutuyorum), sd kanalını izlemiyorum, 343 kanalını izlemiyorum. bu tür kanalları ve insanları izlemediğinde biraz daha taraftar kimliğine dönüyorsun. bu tür kanal ve insanlar bizi ayrıştırıyor; üstelik herkesin izlediğini düşündüğüm sinan yılmaz, orhan uluca gibi yorumcuları izlemek daha sakin kalmanızı sağlayabilir.

    diğer tüm yorumculara ingiliz iğnesi batırabilirsiniz.
  • 1791
    bunların çoğu futboldan anlamıyor. bu bilinen bir şeydi, ama juventus eşleşmesinde daha da belli oldu. özellikle ilk maçtan sonra çoğu medya mensubu juve'nin çok kötü olduğunu, italyan futbolunun krizde olduğunu anlatıp durdu. aynı italyan futbolundan atalanta turu geçti ve juventus da geçmeye çok ama çok yaklaştı. ilk maçta bizim iyi oyunumuzdan dolayı juventus'un kötü göründüğünü göremeyenler bu işten para kazanıyor. düz mantık veya kıskançlıktan juventus'u öyle bir anlattılar ki, sanki juventus'u değil de spezia'yı yendik. premier lig şu an en iyi lig diye, orada küme düşme adayı olan nottingham'ı da inanılmaz abarttılar. tamamen düz mantıkla sanki her ingiliz takımını arsenal, liverpool seviyesinde görüyorlar. eski futbolcusu da aynı, daha önce bir kere bile sahaya çıkmamış yorumcusu da aynı.
  • 1796
    son 4 yılda fenerbahçe'ye omuz masajı yapmaktan götü başı dağıtan topluluk. fenerbahçe'nin sikindirik avrupa maçlarını zafer diye anlatan, fenerbahçe'nin sikko galibiyetlerini ''şampiyonluk alameti'' diye yorumlayan bir topluluk bu. 4 yıldır beceremediler şu takımı şampiyon yapmayı.

    uğraşın oğlum az daha uğraşın. biraz daha ıkınırsanız forest belki premier lig'de kalır. nasıl olsa sezon sonunda sike sike ''şampiyon galatasaray'' yazmayacak mı programlarınızda?
  • 1797
    her zamanki gibi iki yüzlüler. juve'ye 7 atmış ve tur atlamış takımı forestten 4 yemiş takımdan aşağı görmeye utanmıyorlar.

    ancak iğneyi de kendimize batıralım. maç sonunda okan buruk istifalar, duyulan utançlar, çöpler, onu atalım bunu satalım hemenler, vs... havada uçuşuyordu. eleştiri tamam ama bir de haksızlık denen bir şey var. bunu kendimiz yapıp basın yapınca aaaa olmaz. olmaz tabii.
  • 1800
    çoğunluğu koç ailesi tarafından fonlanan grup. kalanı da korkudan sesini çıkaramıyor.

    bakın diğer hiçbir pozisyona girmiyorum. osimhen topa dokunduktan ersin’e basıyor. herkes sarı kart diyor. bakın faul tartışması olmuyor bile. udokhai de topa vurduktan sonra barış’ın bileğine basıyor. osimhen’inkinden daha şiddetli basma. aynı basın topa dokunuyor faul yok diyor. aynı mantıkla bu da penaltı. yatacak yeriniz yok.

    (bkz: 7 mart 2026 beşiktaş galatasaray maçı)
App Store'dan indirin Google Play'den alın